Üzgünüm

742 Kelimeler
"Ben de aynı soruyu sana soracaktım aslında." derken yapmak istediğim tek şey konuyu değiştirmekti. Ha, bir de kıvranmasini seyretmek. "Ben..." deyip duraksayan Sinan'ın o gece yattığı şırfıntının adını bile biliyordum, kendiminkinin aksine. "Benim nerede olduğumun bir önemi var mı?" "Sen önce beni tek başıma bırakıp, sonra hesap sorana kadar yoktu elbette. Ama şu an var." Gözlerimi ona diktim. Sadece beni suçlayarak sıyrılamazdı. Beni tek başıma bırakıp da giderken hiç mi suçu yoktu beyefendinin! Vardı işte ya. Vardı. Anlaması lazımdı. Birilerinin bir şeyler demesi lazımdı artık. Çıldıracaktım yoksa. "Ben, yani baban öyle deyince merak ettim." "Etme. Edeceksen de baştan yalnız bırakma." Son lafımı edip de kendimi banyoya atarken, sinirden başımın döndüğünü hissettim. Resmen delirtiyordu insanı. Zaten yaptığım şeyden ölesiye pişmandım, doğru düzgün yüzüne bakmıyordum insanların, bir de Sinan ekşiyordu başıma hiç derdim yokmuş gibi. Bir kaç ay sonra evlenecektik zaten. Ya mecburen anlatacaktım ya da benimle birlikte mezara girecekti bu sır. Şimdilik bilmiyordum. Bilmek, düşünmek de istemiyordum zaten. Düşündükçe daha da dibe batıyordum. Sinan beyin "Kızlık!" adı altında rezil olacağı bir durum olmadığı için rahattı elbette. Ama ben... Bu durumda çıkmaza girmiş gibiydim. Debelendikçe daha da dibe batıyordum sanki. Gerçi iyice batıp da nefessiz kalarak ölmek, istemediğim bir adamla evlenmekten çok daha iyi bir seçenekti. Üstelik ilk gecede rezil olup da babamın evine dönmek gibi bir seçenek daha vardı ki, onu düşünmek bile ölüm gibiydi resmen. Ne yapacaktım ben! Başımın iyice döndüğünü hissederken, klozetin üzerine oturup kafamı ellerimin arasına aldım. Sakin kalmam lazımdı. Derin derin nefes almam... Daha düğüne çok vardı. Belki de Sinan'a anlatıp kurtulurdum bu dertten. Yoktu işte... Çok falan yoktu. Dört ay mı kalmıştı? Üç buçuk mu? Gözlerim fal taşı gibi açılırken, ayın kaçı olduğunu hatırlamaya çalıştım. Nasıl ya? Yok... Olamazdı... Rezil olurdum! Sadece Sinan'a değil, anneme, babama. Insanların ne düşünecekleri umurumda değildi de... Onların başını öne eğemezdim. Ailesiz hiç yaşamamıştim ben. Hiç düşünmemiştim onlarsız ne yaparım diye. Ölürdüm herhalde yalnızlıktan. Başka ne yapabilirdim ki. O değil de, eğer aklımdaki şey gerçekse, asıl şimdi ne yapacaktım? Hah! Bendeki de soruydu yani. Ne yapabilirdim ki? Babamın karşısına geçip, babacım sen beni nişanladın ama ben onu zaten çok da sevmiyordum daha yakışıklısı denk gelince atlayiverdim üstüne e bir de sarhoş olmuştum birazcık sonrasında da hamile kaldım ama iyi yönünden bakarsak torunlarını çok seviyorsun ve bir tane daha olacak mı deseydim? Babam da beni hiç üşenmeden seksen sekiz parçaya ayırıp saksıların dibine gömseydi. Sabırlı adamdı o, üşenmeden, yavaş yavas her gün başka bir parçamı gömerdi. Haaah! Ne güzel. Bu gece de bana uyku yoktu. Bundan sonra da olacak gibi değildi. Ne zaman huzurla uyumuştum ki zaten en son? İlk okul mu, yoksa beş yaş falan mı? Ne vardı her şeyi bu kadar kafama takıp kendimi deli edecek? Söyle işte. Söyle kurtul, rahatlat kafanı, bırak onlar düşünsün değil mi? Ama yok, illaha kendimi delirteceğim ben. ***** Ertesi gün ilk işim eczaneye uğrayıp, işe gider gitmez tuvalete koşmak oldu. Patron ters ters bakmıştı bana. Ama umurumda değildi. O beni işten atardı, o da ben de rahat ederdik işte. Nasıl çalışıyordu bu lanet şey? Ne var? Daha önce hiç test yapmamış olmam benim suçum muydu? Prospektüsü okuyup, içindekileri aldıktan sonra titreyen ellerim sebebiyle kutuyu iki kere yere düşürmüştüm. İçinde on dakika yazıyordu ama ilk saniyeden iki çizgi birden oluşmuştu bile. Lanet! Biri bana buradaki çift çizginin parliamentdeki çift çizgi olduğunu söylesin. Ne olur ya!! Nasıl? Ne demekti bu? Ne yapacaktım ben şimdi? Hamilelik testiyle bir kaç dakika bakıştıktan sonra işi falan boş verip özel bir hastanede aldım soluğu. Devlet hastanelerinin kürtaj yapmadığını biliyordum ve çok geç olmadan o bebek oradan yok olmalıydı. Sıra bana gelince direkt içeriye dalıp konuya girdim. Doktor herhalde deli falan sanmış olacak ki bir kaç dakika baktıktan sonra ultrasona alarak hamile olduğumdan emin oldu önce. "Yalnız bu yasalarla da yasaklanmış bir şey." deyince sinirle ona baktım. "Bakın. Bu bebeğin bir babası yok ve ben evlenmek üzereyim." "Anlıyorum." diyerek bana baktıktan sonra telefon numaramı ve diğer bilgilerimi alarak "Ben gün ayarlayıp sizi arayacağım." deyince hastaneden çıkıp işe gittim tekrardan. Demek bu kadar kolaydı bir candan vazgeçmek. Vay be! Annem de böyle yapsa, vazgeçmek istese benden zamanında, demek bu kadar kolay olacaktı her şey. Hiçbir şeyden habersiz, yok olup gidecektim belki de. Düşününce, fena fikir değildi. Annem benden vazgeçse, ona kızmazdım kesinlikle. Ama o, bir bebeği daha olacağı için hep çok istediğini söylerdi beni. Tabiki de bir bebeğim olsun isterdim. Ama imkânsızdı. Babam, annem, hatta Sinan'ı bile böyle bir şekilde rezil etmek istemezdim. Elimi karnıma koyarak "Üzgünüm." dedim. "Gerçekten... Çok Üzgünüm... Ama şimdi olmaz."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE