DEĞERSİZ - DENGESİZ

1127 Kelimeler
Nefes nefeseydim, ellerimi dizlerime koyarak eğildim. Okuldan çıkmasaydım, muhtemelen beni döverlerdi. En iyisi, müdürün yanına gidip her şeyi anlatmak. Zaten herkes biliyor ama kimse cesaret edemiyor. Eğer ortada bir kötülük varsa, herkes farkındadır; fakat susmayı seçerler. Derin bir nefes alıp verdim, sonra müdürün odasına doğru yürüdüm. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Ahşap pencerenin önünde eski bir saksı içinde kurumuş bir kum yığını vardı. Pencere aralıktı, hafif bir rüzgar içeri süzülüyordu. Odaya adım attığımda Acar, Emre ve Murat’ı gördüm. Sanki burası onların mekanıymış gibi rahat oturuyorlardı. Gözlerimi kaçırarak müdüre yöneldim, sonra tekrar onlara baktım. Acar, yüzünde o iğrenç sırıtışıyla bana dik dik bakıyordu. Ardından müdüre döndü. "Hocam, ben birkaç öğrenciyi şikayet etmeye geldim," dedim sesimi duyuracak kadar kararlı bir şekilde. Müdür gözlerini bana çevirdi. "Kör müsün?! İşim var!" diye aniden bağırdı. Bağırışı o kadar sertti ki irkildim, bir adım geriye çekildim. Nefes alıp verdim, kafamı yere eğdim. "Ne olmuş buna?" dedi müdür, Acar’a bakarak. Acar kayıtsızca omzunu silkti. "Soğuk bir ses tonuyla, 'Ben, Acar Sarraf, Emre Işık, Murat Kutay, Aksu Duraç ve Mina Eriş’ten şikayetçiyim...' dedim. Duraksadım, gözlerimi kaçırarak başka bir yöne baktım. "Ve... Asaf Savaş," dedim sessizce. Hepsi şok içinde bana döndü. Ardından müdüre baktılar; gözleri, adeta müdürden onay beklercesine parlıyordu. Müdür başını evraklardan kaldırdı, önce Acar, Murat ve Emre’ye, sonra da bana baktı. 'Sen kimsin?! Daha yeni geldin, hemen iftira atmaya mı başladın? Sen kimsin ha?!' diye bağırdı. Acar sırıtıp yüzüme baktı. Kaşlarıyla müdürü işaret eder gibi yaptı, gururla geriye yaslandı. Sanki bir dizi izliyormuş gibi keyifliydi. Diğerleri de ona katıldı. Kaşlarımı hızla çattım, dudaklarım titredi, gözlerim istemsizce doldu. Başka bir yana bakıp toparlanmaya çalıştım. Sonra yeniden müdüre döndüm, sesim kararlı ama öfke doluydu: Müdür bir anda ayağa kalktı, hızla bana doğru yürüdü. Elini kaldırdı ve yüzüme sert bir tokat attı. Dengesizce sendeledim ve yere düştüm tam Acar’ın ayaklarının dibine. Gözlerim yere kilitlendi. O an, içimde tarifsiz bir eziklik hissettim; kalbim sıkıştı. Yavaşça başımı kaldırdım. Acar’ın yüzüne baktım; bana sırıtarak bakıyordu. Müdür, omzumdan tutup beni sertçe kaldırdı. Sonra yakamdan yakaladı. "Bana bak... yetim köpek! Seni burada öldürürüm, tamam mı?!" Bağırıyordu; ağzından tükürükler etrafa saçılıyordu. Yüzüne donuk gözlerle baktım. Kendimi geriye doğru çektim. Zor nefes alarak, düşmemek için duvara yaslandım."Ben yetim değilim!.. Ve—" Sözüm boğazımda kaldı. Dudaklarım kurumuştu, sesim titrek ve acı doluydu. Hepsi bir anda kahkahalarla gülmeye başladı. Müdür gözünden yaş silerken, küçümseyici bir ses tonuyla,"Kim sana inanır? Devlet memuruna iftira atmaya utanmıyor musun?" dedi. Acar yüzüme baktı, ardından ayağa kalktı. Alaycı bir ses tonuyla, “Evet, hocamıza iftira atmaya utanmıyor musun?” dedi. Gözlerim dolmuştu, ama onlara baktığımda artık yaş değil, sessiz bir öfke ve yorgunluk taşıyordum bakışlarımda. Nefesim düzensizdi, göğsüm hızla inip kalkıyordu. Ellerimle gözlerimi sildim, titreyen parmaklarımla. Yine de baktım onlara. O an hiçbir şey hissetmiyordum. Ne korku vardı içimde, ne de öfke. Ağlamak bile rahatlatmıyordu artık. Bu ağlayış, elimde kalan son çareydi sadece çaresizliğin bir yansımasıydı. Sırtımı döndüm. Ağır adımlarla kapıya doğru yürümeye başladım. Gözyaşlarım artık gözlerimin altını yakacak kadar acıtıyordu. Gerçekliğin tokadı, en sert haliyle yüzüme çarpıyordu. Okul bahçesine doğru yürüdüm. Alan oldukça büyüktü, kalabalık, gürültülü… İnsan doluydu her yer. Kimsenin olmadığı arka bahçeye geçtim. Orası sessizdi. Gözlerden uzak, tenhaydı. Ahşap bir bank gördüm, yavaşça oturdum. Geriye yaslandım, bir bacağımı göğsüme çektim. Başıma buz torbasını koydum. Vücudumun her yeri ağrıyordu; darbe almaktan, itilmekten, çarpılmaktan… Birinin yanıma oturduğunu fark ettim. Başımı kaldırıp baktım. Acar’ın beni boğduğu o anı hatırlattı bana. O an korku değil, sadece hafıza geri geldi. Saçları kızıldı. Yeşil gözlerini üzerime dikmişti. Keskin yüz hatları vardı. Bir omzu açık, beyaz bol bir kazak giymişti, altında gri pileli bir etek. Mina.. "Soğuk sesle konuştum, sesim bağırmaktan kısılmıştı, boğazım yanıyordu: "İzin almayı öğretmediler mi sana?'" Kırgın bir tonda yanıtladı: 'Geçebilir miyim? Her yer dolu.' Başımı hafifçe sallayarak onayladım. Sessizce yanıma oturdu. Sahte bir gülümsemeyle yüzüme baktı, sonra telefonundan müzik açtı. Bildiğin ayrılık şarkısı. Ardından ağlamaya başladı. Yüzümü buruşturdum, rahatsızlıkla: "Git, başka yerde ağla," dedim iç çekerek, başka tarafa doğru baktım. Burnunu çekerek yüzüme baktı. Gözyaşları, rimeli yüzünden siyah siyah yanaklarına akmıştı. Sessizce çantamdan bir beyaz mendil çıkarıp ona uzattım. Teşekkür edercesine başını eğdi. O sırada yerdeki buz torbasının eridiğini fark ettim. Gözüm yeniden ona kaydı. "Rimelin akmış," dedim kısık bir sesle, mırıldanarak. Mendili yavaşça alıp göz çevresine bastırdı. "Teşekkürler," dedi aynı tonda, gözlerini kaçırarak sonra yeniden bana döndü. "Sana... bir soru sorabilir miyim?" "Dinliyorum," dedim. Sesimde ne merak vardı ne de beklenti. Bir an duraksadı, sonra usulca sordu: "Sana aşkı olmayan birini sevdin mi?" Yüzüne bir an dalgınlıkla baktım. Boğazımı temizledim, ardından bakışlarımı uzağa çevirdim. Aşk... kaderimde yeri olmayan bir saçmalık. Bunu hayat bana defalarca göstermişti. "Hayır," dedim, yine sessiz, kısık bir sesle. Omuz silkti, yüzünde alayla karışık bir rahatlık vardı. "Ama duyduğuma göre sen hiç evden çıkmazmışsın. Masanın altında yaşarmışsın... Yani, dedikodular işte," dedi. Elini umursamazca havada sallayarak, sözlerinin önemini küçümser gibi. Önce etrafa tedirgin bir şekilde baktım, sonra ona doğru yaklaşıp kısık bir sesle fısıldadım: "Okuldan kaçmam lazım. Bana yardım edebilir misin?" Yüzüme dikkatle baktı. Ardından o da etrafı kontrol etti. Hafifçe gülümsedi. "Olur," dedi kısa ve net. "Peki, nasıl olacak?" "Arka kapıdan... ama," dedi ve duraksadı. Gözleri korkuyla yüzüme çevrildi. "Ama ne?" diye sordum, sesimde bir sabırsızlık vardı. "Kilit Asaf'ta. O hayatta vermez. Kimseye verdiğini görmedim. Kendisi okul başkanı," dedi, gözlerini kaçırarak. Düşünceli bir şekilde yere baktım. "Biz de gizlice alırız," dedim kararlı bir sesle. Öğle arasındaydık. Koridor sessizdi. Sınıfa girdik. Mina kapıda nöbet tuttu, ben ise dikkatle Asaf'ın mavi-gri çantasını açtım. İçinde iki defter, ders kitapları, bir kalemlik, streçe sarılmış bir sandviç ve kare bir kutuda vişne suyu vardı. İç çektim, gözlerimi başka tarafa çevirdim. "Yok... Gerçi eğer anahtarı çantaya koymuş olsaydı, okulda kimse kalmazdı zaten," dedim yarı alaycı, yarı umutsuz bir sesle. "Eliz, merhaba!" İrkilmiştim. Gözlerim büyüyerek sesin geldiği yöne döndüm. Asaf… karşımdaydı. Elinde bir demet anahtar vardı, parmaklarının arasında metalik sesler çıkararak sallanıyorlardı. "Benim okuldan çıkmam lazım," dedim. Sesim kısıktı ama her hecesi nettİ. Ona doğru birkaç adım attım, gözlerinin içine baktım. "Asaf, ver o anahtarları." Gözlerini kaçırdı. Yutkundu. "Nasıl olacak o, Eliz?" diye mırıldandı, sesi belli belirsizdi. Kaşlarımı çatıp yaklaştım, sertçe tekrarladım. "Ver kilitleri bana." Anahtarlara uzandım. Elinden çekmeye çalıştım ama sıkıca tutuyordu. "Olmaz Eliz, saçmalıyorsun," dedi. Sesi çatallanmıştı. "Ne olur ver," dedim, bu kez sesim titredi. Çekiştiriyordum. İçimde biriken panik, öfkeye dönüşüyordu. "Lütfen ver şunu?!" Bir anlık sessizlik oldu. Sonra fısıldadı: "Birlikte çıkalım." O an durdum. Ellerimiz hâlâ anahtarlarda kenetliydi.Arka kapıya ulaştık. Hava ağırdı, bodrumun soğuk duvarları nefes almamı zorlaştırıyordu. Asaf anahtarı çevirdi, paslı kapı gıcırdayarak yavaşça aralandı. “Hızlı ol, hemen git!” diye bağırdı, sesi panik doluydu. Ne olduğunu anlayamadan dönmek üzereydim ki Birden, biri arkadan ağzıma beyaz bir bez bastırdı. Şaşkınlıkla gözlerim açıldı, ama bedenim yavaş... yavaş... ağırlaştı. Göz kapaklarım titreyerek kapanırken, görüşüm bulanıklaştı. Son gördüğüm şey, iki iri adamın Asaf’a saldırıp onu yere sermesiydi. Yumruklar, tekmeler havada uçuşuyordu. Dizlerimin bağı çözüldü, yere düştüm. Sonra her şey karardı. Sessizlik. Karanlık...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE