2

1059 Kelimeler
"Kestik! Elinize sağlık arkadaşlar, bugünlük bu kadar!" İç çekerek üzerimdeki ceketi çıkarttım. Yaklaşık altı saattir aynı sahnenin üzerinde çaba harcıyorduk. Bunalmıştım. Yönetmenimiz, Samet abi, başındaki şapkasını çıkartıp yanıma geldi. "Çok iyiydin yine Arslan. Yorduk biraz seni ama kameramanlarda iş yok. İstediğim gibi bir şey yakalayabilmek için beş kere çekmek zorunda kalıyorum." "Olur, öyle şeyler abi. Yetişiyor işte çocuklar da." Başını salladı gülümseyerek. Kırklı yaşlarının sonunda, ülkenin önde gelen yönetmenlerinden biriydi. "Mert gelecekti. Gala ile ilgili bir organizasyon şirketi ile görüşmüş. Senin aklında bir yer var mıydı?" İç çektim. Mert, belli ki bu filmin yapımcılığını birlikte üstlendiğimizin bilincinde değildi. Bu işe girerken neyle uğraşacağımın bilincindeydim. Benim de bir ekibim vardı. Organizasyon için bir sürü araştırma yapmışlardı. Bir toplantı yapar konuşuruz diye düşünüyordum. Ama görünen o ki Mert, emrivaki seviyordu. "Aslında vardı birkaç planımız ama... Mert gelsin de bir konuşalım bakalım. Ben üstümü değişeyim o zaman abi. Aşağıda görüşürüz." "Hadi bakalım." Kostüm odasına gidip yüzümdeki makyajı temizledim önce. Yüzümüze sürdükleri pudralar hiçbirimizin hoşlandığı şeyler değildi. Ancak maalesef ki şarttı. Daha sonra üzerimi değiştirip kendi kıyafetlerimi giydim. Telefonumu ve diğer özel eşyalarımı montumun cebine alıp, çıktım. Olabildiğince, karşılaştığım herkese selam vermeye çalışıyordum. Sette aramın kötü olduğu kimse yoktu. Ama her nedense Mert ile yıldızımız bir türlü barışmamıştı. Benim senaryosunu yazdığım ve hayata geçirmeyi çok istediğim bir proje için, yapımcı desteğine ihtiyacım vardı. Elimde imkanım vardı elbet ama hayalimdeki gibi olması için yeterli sayılmazdı. Ortak tanıdığımız bir iki dostumuz sayesinde Mert'le tanışmıştık. Birazda hatırı olan insanları dikkate alıp bu işe birlikte girmeyi kabul etmiştim. Hem Mert, her ne kadar benim bayıldığım bir insan olmasa da bu işte başarılı bir yapımcıydı. İşlerin başında rahmetli abisinin olduğu yıllarda, iki sene kadar yapım şirketlerine bağlı çalışmıştım. Ajans destekleri ve mali kaygısızlıkları yadsınamazdı. Sete çok yakın bir yerde, çok beğendiğimiz bir lokanta vardı. Vaktimizin çoğunu orada geçiriyorduk. Samet abi ile Mert'in de orada olacağını bildiğimden, doğru oraya yöneldim yürüyerek. Kapıya en yakın masaya oturmuşlardı. "Selam." Mert, gülümseyerek kalktı ayağa. "Hoş geldin, Arslan. Nasılsın?" El sıkıştık. Teşekkür ederek geçiştirdim. Zira yorgundum. "Mert, aslında benim çok vaktim yok. Evde bir aile yemeğimiz var." "Ooo! Yoksa Yeşim'i ailenle mi tanıştırıyorsun?" "Yeşim?" "Yeşim Aysun işte! Şu müzisyen kız. Birkaç gün önce haberlerde gördüm. Birlikte değil misiniz?" "Ne alakası var canım? Arkadaşım benim. Yanlış anlıyorlar. Her neyse... Konuyu dağıtmayalım hiç. Organizasyon şirketi ile görüşmüşsün?" "Evet. Missa ile görüştüm." "Daha önce hiç duymamıştım isimlerini. Aslında bizim çocukların da baktığı birkaç yer..." "Arslan, biliyorum çok samimi değiliz ama bunu senden özel olarak rica edeceğim. Missa'yla daha önce defalarca kez çalıştık. Seni memnun edeceklerine, yemin edebilirim. Ayrıca... Şirketin sahibi... Mine hanım..." Boğazımı temizledim. Bu ismin bende uyandırdığı duyguları insanlara göstermenin bir alemi yoktu. "Çok... Çok hoş bir kadın... Kendisine özel bir ilgim var." "İyi de Mert, şirket, senin sevgiline ait diye işleri sorgusuzca onlara veremeyiz ki." "Yanlış anlıyorsun. Mine, benim sevgilim değil. Henüz. Hem ben sana sorgusuzca kabul et demiyorum ki. Missa, alanındaki en iyi şirket! Sen, iyice araştır, soruştur sonra karar ver. Emin ol pişman olmayacaksın. Bak, bu dosyada bize daha önce hazırlamış olduğu dört organizasyonun fotoğrafları ve dökümleri var. İstersen internet sitelerinde videoları da mevcut... Hem işin organizasyon boyutunu bu kadar kafaya takma bence. Önemli olan beyaz perde, sende biliyorsun. Heyecanlısın, anlıyorum ama teferruatlara bu kadar takılırsan daha çok işin var demektir." "Daha çok işim var zaten. Ve bu işlerimin hepsinin de her ayrıntısının mükemmel olmasını istiyorum." Derin bir nefes aldı Mert. Aslında bu konuyu ona bırakabilirdim. Ama canım istemiyordu. Öyle her isteyenin, emrivakiyle istediğini yaptıracağı bir adam olmak niyetinde değildim. "Dediğim gibi. Sen ekibinle bu konuyu bir tartış. Çevrene de sor, soruştur. Eminim ikna olacaksın. Niyetim kimseye torpil yaptırmak değil. Mine, işinde çok başarılı olmasa asla böyle bir öneriyle gelmezdim. Neyse, Samet abi. Müsaadenle ben kalkayım. Size iyi akşamlar." İkimize de uzaktan veda ederek gitti. Soğuk yaptığının farkındaydım. "Niye inadın tuttu oğlum yine?" "Emrivakilerden hoşlanmıyorum abi. Yok sayıyor resmen." "Bence sen, Mert'te bozuksun. Yani sonuçta anlaşmayı yapmış değil. Emrivakisi filan yok durumun." Tuhaf bir antipatim vardı adama. Ne yapsaydım? Omuz silktim. "Bizde bir şeyler içelim de kalkalım abi. Hem çok yorgunum, hem de bizimkilere söz verdim. Kendimi eve atmak istiyorum bir an önce." Gülerek başını salladı. Garsonu çağırıp, siparişlerimizi verdik. Siparişlerimizi beklerken, gelecek ay gerçekleşecek olan gala ile ilgili sohbete dalmıştık... Samet abi ile ayrıldığımızda önce eve geçtim. Hızlıca duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra, hep yaptığım gibi aynanın karşısına geçtim. Aynanın buharını silip kendime baktım. Tam göğsümün üzerindeki dövmeyi izledim uzun uzun. Çok özlemiştim... Havluyla saçlarımı kuruttum. Işığı yanıp sönen telefonum dikkatimi çekti. Suna aramıştı. Geri dönüş yaptım hemen. "Arslan, ne yaptın Allah aşkına sen? Yine sinir küpü olmuş bu!" Arslan sırıttı. Suna, Arslan'ın kardeşi gibiydi. Birkaç yıl önce tanışmışlardı ama kardeşten öte olmuşlardı. Zaten Mert'le ortak bir işe kalkışmasının nedeni de Suna'ydı. Suna, çok uzun zamandır Mert'in asistanıydı. "Ben bir şey yapmadım. Emrivaki yapan o." "Yani bütün işi gücü hallettiniz, tek derdiniz organizasyon şirketi mi kaldı? Bak... Missa gerçekten işinde iyidir. Çok kibar ve birlikte çalışılabilir insanlar." "Ben niye adını duymadım bunların ya?" "Ay sen düğün salonu sahibi misin acaba? Ne işin var senin organizasyon şirketleriyle ki? Sen ne zaman bir organizasyon şirketiyle çalışmaya ihtiyaç duydun ki?" Şöyle bir düşündü. Suna, haklı sayılırdı. Katıldıkları organizasyonların işlerini genelde menajeri yürütürdü zaten. Belli başlı iki üç isim haricinde bildiği organizasyon şirketi yoktu hiç. "Sen, beğeniyorsun yani bu şirketi?" "Pişman olmayacaksın." "İyi, peki. Bir yemek yer, konuşuruz." "Tamam, canım. Kendine iyi bak. Beni yormadığın için de teşekkür ederim." "Görevimiz." Kapattıktan sonra hızlı bir şekilde giyindi. Siyah bir tişört ve siyah bir kot pantolon giymişti. Bu koyu renklerin arasında sarı saçları ve masmavi gözleri parlıyordu resmen. Daha fazla oyalanmadan evden çıktı. *** "Oğlum! Hoş geldin canım benim!" "Hoş buldum, güzelim. Nasılsın?" "İyiyim iyiyim. Gel bak seni kiminle tanıştıracağım!" Gözleri endişeyle büyüdü Arslan'ın. Kesin, yine evlensin diye birilerini tanıştırmaya getirmişti. "Bak... Bu güzel kızımın adı, Peri... Cansu Hanım'ın kızı... Peri'ciğim, bu da Arslan." Beklentiyle gençlere bakıyordu. Ama her ikisi de mahcup, her ikisi de bu durumdan isteksizdi. Kızcağız, en sonunda kabalık etmemek adına elini uzattı. "Memnun oldum, Arslan bey." "Bende memnun oldum." Elif Hanım, memnuniyetle gülümsedi. Maalesef, bu seferki çabası da boşa çıkacaktı. Arslan, babası Kadir Bey'le de selamlaştıktan sonra masaya geçtiler. Yemek boyunca hiç konuşmadı. Annesinin, Arslan'ı sohbete katma çabalarını ustalıkla savuşturdu. Hayatında uzun süreli ilişki istemiyordu. Yemekten sonra da toplantısı olduğunu söyleyip kaçarcasına çıktı oradan. Belki kıza ayıp olmuştu ama çok da umursamadı. Kızda zaten çok memnun değildi durumdan. İkisi içinde böylesi hayırlı olmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE