20

2228 Kelimeler
"İyi misin?" Kerim'in sesi duymuş ama cevap verme gereği duymamıştım. Şu an gördüklerimi ve duyduklarımı idrak etmeye çalışıyordum. Bakışlarım bilgisayarın başlarında oturan insanlarda gezinirken bu insanların bu yeraltında ne kadar büyük suçlar planlayabileceğini düşünüyordum. Kaç oda vardı sayamamıştım gezerken ama 10 larca olduğu kesindi. Üstelik henüz yarısını gezdiğimizi söylemişti beyfendi. Kirli ya da temiz hiç ayırt etmeden bir çok işle uğraştığından bahsedip durmuştu. Hangi işler olduğunu sorduğumda ise uyuşturucu ticaretinden yoksullara yardıma kadar büyük bir aralık olduğunu söylemişti. Eğer bu işin içinde onunla olmayı kabul edersem oturup hepsini detaylıca konuşabileceğimizi söylemişti. Ama ben anlam veremiyordum. Bir dizinin ya da filmin içinde gibiyim. Yer altında bir şirket kurmuşlardı resmen. Ve Kerim'in böyle şeylerle uğraşması... "Babam geliyor birazdan.." bakışlarım hızla Kerim'e kaydı. Babası mı geliyordu? Şimdi mi? "Ayaküstü mü tanışacağım onunla?"diye sordum. O sırada Kerim birden elini belime sarıp beni kendine doğru çekti. Vücudum onun vücudunu çarparken iki elimi de göğsüne doğru yerleştirerek daha fazla yakınlaşmamıza engel oldum. Ama yeterince yakındık şuan! Nefesinin yüzüme çarpması miğde bulandırıcıydı. "Toplantımız var..."diye fısıldadı suratıma doğru. "Şeninde orda olmanı istiyorum. Bunu tanışma olarak düşünme."diye ekledikten sonra burnuma bir öpücük kondurup ellerini belimden çekti. Ben hafif bir tebessümle geri çekilirken kasılan vücudumu açmaya uğraşıyordum. Adamın beni öpmesini engelleyemiyordum. Kerim koridora doğru dönerken bende elini tuttum. Birlikte ilerlemeye başladığımızda miğdem bulanmaya başladı. Ciddi anlamda korku vardı içimde. Yerin altındaydım. Bunu düşününce istemsizce nefes almam zorlanıyordu. Biraz ilerledikten sonra siyah büyük iki taraflı bir kapının önünde durduk. Kapıda iki takım elbiseli adam vardı. Güvenlik gibi dikiliyorlardı. Biz gelince Kerim’e başlarıyla selam verip kapıyı açtılar. Birlikte içeri girdiğimizde bakışlarımı uzunca bir masanın sonunda oturan adama kaydırdım. Bu ne uzun bir masa ve ne uzun bir odaydı böyle. Bir uçtan bir uca mikrofonla mı gidiyorlardı. Masanın başında oturan adamı tam göremiyordum. Ona doğru ilerlemeye başladık. Beyaz saçlı beyaz sakallı zayıf bir adam. Mavi gömlek ve siyah takım giymişti. Yanına yaklaştıkça yüzünü daha detaylı görüyordum. İlk gözüme çarpan şey suratında ki yara izi oldu. Kulağından burnuna doğru gelen bir kesik izi vardı. Kalın kaşlı ve seyrek sakallıydı ama. Adam kaşık çaylarıyla bize bakarken yanına doğru gelmiştik. Kahve rengi gözleri vardı. “Nasılsın baba?” “Taş gibiyim.”dedi adam gülerek ve bakışlarını Kerim’den çekip bana çevirdi. “Gelin kızım nasıl?”diye sorduğunda hafifçe gülümsedim. Gelin kızım mı? “İyiyim, teşekkür ederim.”dediğimde Kerim ikinci sandalyeyi çekip elini tuttuğum eliyle de oturmamı sağladı. Ardından oda babasından tarafa olan ilk koltuğa oturdu. Koltuk diyorum sandalye falan değildi çünkü bunlar. “İyi olmana sevindim. Annenle babanı tanırdım bu arada ben.”dediğinde kaşlarımı çattım. “Çok iyi insanlardı. Ama bu dünya için fazla iyi.” “Nereden tanıyorsunuz?”diye sordum. Anneme tecavüz etmişti it. “Bunlar sonra konuşulacak konular.”dedi ve telefonunu eline aldı. Ardından birini arayıp kulağına götürdü. “Herkes gelsin.”dedi ve telefonu kapattı. “Şimdi biraz iş yapalım.”dediğinde derin bir nefes alıp verdim ve bakışlarımı masaya çevirdim. Göt herif cevap verme tenezzülünde bulunmamıştı. “Umarım Kerim’in dediği gibi güçlü birisindir. Burda yaşananları sonra gidip polise falan anlatmazsın.” Bakışlarımı Kerim’in babasına çevirdim. Kerim’in babası diyorum çünkü adamın adı yoktu. Daha doğrusu kullanmıyordu. ‘Efendim’ diye hitap ediliyormuş. “Sanırım bu hayatta kaldıramayacağım hiçbir şey yok.”dedim hafifçe tebessüm ederek. Bir ayda neler öğrenmiş nelerle mücadele etmiştim. Artık ne kadar güçlü olduğumu farkındaydım. Ama güçlü olmak korkmaya engel değildi. “Ben hayatta olduğum sürece ne korkmasına…”dediğinde Kerim bakışlarım ona kaydı masamın altından elimi tutmuştu. “Ne de bir şeylere katlanmasına gerek yok.”dediğinde gülümsedim. O da gülümseyerek bana bakıyordu. “O zaman inşallah senden önce ölür.”dediğinde babası bakışlarımız ona kaydı. O sırada kapının açılmasıyla bakışlarım hızla kapıya doğru döndü. Bir grup insan içeriye girmeye başladığında bakışlarım tekrar Kerim’in babasına kaydı. Söylediği cümle öylece kalmıştı havada.. Masaya yerleşken insanlara baktım tekrar. 25 ve 50 yaş arası bir aralık gibiydi. 30 kişi vardı resmen masada. Belki daha fazla. Kadın ve erkek karışıktı. Herkes takım elbiseliydi. “En merak ettiğim konudan başlayalım…”dediğinde Kerim’in babası bakışlarımı masaya sabitledim. Başlıyorduk. “Öldürmenizi istediğim kişiler neden hala hayatta?” Sorduğu soruyla bakışlarım Kerim’in babasına kaydı. Öldürmenizi istediğim mi demişti o? “Henüz fırsat olmadı Efendim.”dediğinde bir ses bakışlarımı o tarafa çevirdim. Orta yaşlarda bir adamdı konuşan. “Bahane üretme Selim.”dedi Kerim. Selim denen adamın korktuğu suratından belliydi. “Fırsat olmadı ne demek? Yarat.” Bakışlarım tekrar masaya kaydı. Burda oturmuş insanların hayatını bitirmekle ilgili rahat rahat konuşuyorlardı. Annemlerin planını da böyle mi yaptılar acaba? “Haklısınız efendim ama tanık olmaması için uğraşıyoruz. Tek başlarına kalmadılar hiç.”diye açıklama da bulundu Selim. “Selim delirtme beni. O itleri tek başlarına öldürmek zorunda değilsin. Etrafında kim varsa onlarda ölür o zaman. 5 gün sonra ki ihalede olmayacaklar. Ayrıca suçu atacak birini bulamazmış gibi de konuşma. Sadece 4 günün var. Çık sen hemen işini halletmeye başla.” Kerim’in konuşması üzerine Selim denen adama baktım. Koltuktan kalkmıştı. Kerim gayet yüksek tonda ve sert konuşmuştu. “Peki Kerim Bey.”dedi ve odanın çıkışına ilerledi Selim denen adam. Yazık adama dicemde hepsi orospu çocuğu bunların. “Devam edelim.”dediğinde Kerim’in babası bakışlarım masadaki insanlarda gezindi. Kızıl saçlı kahküllü bir kız kıpırdandı. Sanırım konuşma sırası ondaydı. “Henüz silah satışını tamamlamadık. Alıcı yeni isteklerde bulundu. Onları temin etmeye çalışıyorum. Sanırım hafta ortasına istedikleri burda olur-“ “Dediğim zamı koy gelen silahlara. Son dakika iş kitlemek ne demek anlasınlar.”dedi Kerim araya girerek. İlginç taraf sanki Kerim şimdiden asıl patronmuş gibi davranıyordu. “Tabiki Kerim bey, önümüzdeki hafta sonu denizde gerçekleştireceğiz teslimatları.” “Cüneyt?”dediğinde Kerim bakışlarım etrafta gezindi. Cüneyt hangisiydi? “Hollanda’dan gelen mallar maalesef hala ortada yok.”dediğinde orta yaşlı sarı saçlı bir adam kaşlarım çatıldı. Uyuşturucudan mı bahsediyordu? “Nasıl ortada yok Cüneyt!”diye bağırdı Kerim birden. Gözlerim büyürken bakışlarımı Kerim’e kaydı. Çatık kaşlarla adama doğru bakıyordu. “Bu siktiğimin mallarını ellerinizle getirmediniz mi? Elinizde ki çantadan nasıl yok oluyor?!” “Bilmiyorum Kerim Bey. Çantanın içindeki şey yolda yok oldu.” Kerim’in babasının kahkaha atmasıyla bakışlarımız ona doğru kaydı. Neye gülüyordu? “Ulan Altan. Bak ben o malların bana kaybettirdiği parayı sana yedirmeyecek miyim!”dediğinde ciddi bir şekilde. Sinirden güldüğünü anladım. Altan amca mı yaptırmıştı yani? “Yani varya…” diye söylendi Kerim sinirle. Ardından derin bir nefes alıp verdi. “Senin bu düşmanlarınla uğraşmak zorunda mıyım ben?”diye sordu babasına doğru. “Uğraşmak istemiyorsan ortadan kaldır.”dediğinde babası kaşlarım çatıldı. Ortadan kaldır mı? Ne saçmalıyordu bu? Adam insanların hayatına bir saniye içinde son verdiriyordu resmen. “Bu saçmalıklara harcayacak ne param var ne de zamanım baba. Kendi düşmanınla kendin uğraş.”dediğinde bakışlarını tekrar masadaki insanlara doğru çevirdi. Afferin. “Cüneyt yeni mal temini için hazırlan git. Bu sefer bir hata olursa getirdiğiniz boş çantayı sizinle birleştiririm.”dediğinde Kerim bakışlarım Cüneyt’e kaydı. Adam hiçbir şey demeden odanın çıkışına yöneldi. “Başka?” “Kerim bey…” diye söze başladığında bir adam bakışlarımı o tarafa doğru çevirdim. O sırada kapı açıldı ve içeriye iki orta yaşlı kadın, ellerimde kahvelerle geldiler. “Banu Hanım aradı. 3 yıl önceki gibi…” gelen kadınlar sadece bana Kerim’e ve babasına kahve getirmişlerdi. “organ alım satım işine başlamak istiyormuş. Sizinle bizzat görüşme talep etti. Uygun olduğunuz bir zaman sizi Almanya da ağırlamak istiyor.” Kaşlarım her daim çatık kalıyordu resmen. Nasıl bir ortamdı bu? “Tamam bu gece için jeti hazırlayın.” Bakışlarım Kerim’e kaydı. Jet mi? Kendine özel uçağı mı vardı? “Yarına bir saat söylesin konuşalım. Şu uyuşturucunun kaybettirdiklerini bir şekilde kazanmamız lazım.” “Tamam efendim.”dedi adam ve ayağa kalkıp odanın çıkışına ilerledi. Böyle her konuşan gidecek miydi? Daha dünya kadar insan vardı burda? Ne boklar karıştırıyor olabilirlerdi daha? ****** “E üçümüz kaldık.”dediğinde Melek bakışlarımı ona doğru kaydırdım. Çok açtım. Ve yorgun. Hep beraber pazar pazar yemeğe gidelim demiştik ama Kübra mesai yapıyordu. Emre bir kızla randevudaydı. Hülya ailesiyle şehir dışındaydı. Melek Batu ve ben ise benim evimde boş boş oturuyorduk. Dün toplantı 2 buçuk saat sürmüştü. Yeni planlar yapılmış ve bir çok saçma konu daha konuşulmuştu. Bir de oranın çıkışında Kerim’le yemek yiyip konuşmuştuk biraz. Yemekten sonra beni eve bırakmış ve gitmişti bugün Almanyadaydı. Oraya gitmişken hemen dönmem demişti. Sanırım biraz işleri varmış. Ne kadar uzun gelmezse o kadar iyiydi. Kerim beni eve bıraktıktan sonra da Baran gelip beni almış ve sabah 5 e kadar onların villasında ses kaydını dinleyip konuşmuştuk. Adamı anlatmıştım ama kimse tanımamıştı. İsminin olmaması daha da saçmaydı zaten. Herneyse. 5’den sonra da eve gelip yatmıştım. Ama Baran geri dönmüştü villaya, işleri bitmemişti. Ve işin kötü yanı ben öğlen 2 ye kadar yataktaydım evet ama uyuyamamıştım. Duyduklarım öğrendiklerim ve en önemlisi tek olmaktan korkmuştum ilk defa. Kendimi çok güvensiz hissetmiştim. Baran’la ilişkimizin başından beri ilk defa uyurken ona ihtiyaç duymuştum. Yanımda biri olmalıymış gibi hissetmiştim. Ama bu kişi Baran olmalı gibiydi. Sanki o beni herşeyden korurmuş gibi… “Biz kalkıp gidelim şimdi o zaman..”dedi Batu. “Akşamı beklememize gerek yok. Saat 4 oldu zaten.” “Katılıyorum.”dediğinde Melek ayağa kalktım. Pijama vardı üzerimde. “Giyinip geliyorum.”dedim ve odama doğru ilerledim. Sevgilime haber vermeliydim. Hangisine? Ah,ah! Millet bir tane bulamaz bende iki tane var. Kerim’e kısa bir mesaj yazdım. Ardından Baran’ı aradım. “Nasılsın canım?”diye sordum telefonu açar açmaz. O sırada arkadan gelen çığlık ve ağlama sesleriyle suratımı buruşturdum. “Rüya…” “Baran ne oluyor orada?”diye sorduğumda Melek odaya girdi. “Cansu, intihar etti.” “Ne!?”dedim şaşkınlıkla. “Ne oluyor?”diye sordu odaya yeni giren Batu. “Kapatıyorum şimdi-“ “Nerdesiniz Baran? Villada mı?” “Evet.” “Tamam, tamam.” Dedim ve telefonu kapattım. Cansu.. O artık yoktu. Ama… Cansu ya! Gözlerim dolmuştu. “Rüya konuşsana.” “Cansu intihar etmiş.” “Ne!?” “Nasıl lan? Oha!” “Ben yanlarına gidiyorum.”dedim ve dolaba doğru yöneldim. “Bizde herhalde. Arabadayım ben.”dedi Batu ona doğru döndüm. “Onların verdiği arabayla Batu. Koridorda ki çekmecede anahtar.”dediğimde Batu başıyla onaylayıp odadan çıktı. Bakışlarım Melek’e kaydığında öylece dikildiğini gördüm. Şoktaydık hepimiz. Üzerime bol paça lacivert kotumu ve beyaz bluzumu giydim. Ceketimi de alıp odadan çıktım. Melek de arkamdaydı. Ayakkabılığın önünde durup saçımı at kuyruğu yaptım. Hemen ardından beyaz sporlarımı ve ceketimi giydim. Çantamı da alıp evden çıktım. Melek benden önce çıkıp asansörü çağırmıştı. Kapıyı kitleyip asansöre bindim. Dün akşam ya, daha dün akşam konuşmuştum onunla. Baranla olan ilişkim hakkında konuşmuştum. Onunla konuşmak bana çok iyi gelmişti. Asansör durduğunda otoparka girdik ve arabaya yöneldik. Melek öne otururken bende arkaya geçtim. Nasıl intihar etmişti acaba? Umarım canı acımamıştır. Ah kuzum ya. O kadar da mutlu gözüküyordu dün gece. Uykusuz olmasına rağmen beni teselli ediyordu. Kerim’den kısa sürede kurtulacağımı söylüyordu. Ve Baran’la çok mutlu olacağımı söylemişti. Baran’ın yanında cidden kimse daha önce kız görmemiş meğer. Yani çok uzun zamandır. Cansu Baran’ın ciddi şekilde bana vurulmuş olması gerektiğini söyleyip durmuştu. Hep beni mutlu edecek şeyler konuşup sonunda ise bana her şey için teşekkür etmişti… “Bizle olduğun için çok mutluyum Rüya, kendimi yanında rahat hissediyorum. Teşekkür ederim” Kaşlarım çatıldı. Bana veda mıydı o? “Teşekkür niye ediyorsun acaba? Bende sana mı etmeliyim?”diye sordum “Hayır hayır. Sadece benim için de bir çok şey yaptın bu karmaşık hayatında. Ama eminim kısa süre sonra her şey bitecek ve rahatlayacaksın. Tek sorunun Baran’ın kıskançlıkları olucak. O da zaten sonunda senin gönlünü almak zorunda kalıyor.” “Sende birini bulursun bence bu yaz…” “Hiç sanmam.” “Saçmalama çok güzelsin.” Villanın önüne geldiğimizde kapılar açıldı ve arabayla içeri girdik. Bahçede olan polis arabası ve ambulansa kaydı bakışlarım. “Of ortama bak ya!”diye söylendi Batu ve arabayı park etti. Arabadan inip etrafa bakındığımda Baran’ı ilerde polislerle konuşurken gördüm. Şu an onu rahatsız etmemeliydim bence. Evin içine doğru ilerledim. Batu ve Melek de benimle geliyordu. Evin içine girdiğimde giriş olan salon da, koltuklarda oturmuş ağlayan bir gurup insan vardı. Ayakta duran da dünya kadar insan vardı. Şimdiden cenaze evine dönmüştü ortalık. Kenarda tek başına takılan Mert’e kaydı bakışlarım, yanına doğru ilerledim. Başını kaldırıp bana baktığında kaşlarını çattı. “Geldin demek.” “Başınız sağolsun Mert. Nasıl oldu bu?” “Çatıdan attı kendini.” “Ah!”dedim suratımı buruşturarak. “Bunu neden yaptı? Biraz toparladı diye düşünüyordum tam.” Mert elindeki telefondan bir şey açtı ve bana uzattı. Bakışlarımı Mertten çekip telefonu çevirdim. Kâğıt resmi vardı. Yazı dolu kağıt. “Sen oku, ben dışarıya çıkıyorum.” Mert yanımdan geçip giderken Melek ve Batu da gelip bakışlarını ekrana kaydırdı. Özür dilerim, gerçekten özür dilerim. Yapamadım. Yaşadıklarımı geride bırakamıyorum. Arkadaş olarak gördüğüm insanların bana yaşattığı bu acıyı kaldıramıyorum. Hiçbir erkeğe yaklaşamıyorum, düşünemiyorum bile. Ben kendimi hiçbir yerde rahat ve güvende hissedemiyorum. Sürekli korkmak çok zor. Her gece aynı kabusu görmek çok zor. Ve en kötüsü ise o geceye ait karnımda bir şeyin büyümesi. Özür dilerim ama ben bu olayın arkasından gelen bir bebeğe annelik yapamam. Elimde değil bunu yapamam. Ben kendim bile yaşayamıyorum onu nasıl yaşatayım? Herkese yanımda olduğunuz için teşekkür ediyorum. Arkamdan çok üzülmeyin olur mu? Ben gittiğim yerde daha güvende ve daha mutlu olacağıma eminim. Sizde buna sevinin. Sizi seviyorum. Yalçın Baba sana sonsuz teşekkür ediyorum her şey adına umarım beni affedebilirsin… Tüylerim diken diken olmuştu. Cansu hamilemiymiş? Bu.. ah! Gözümden akan yaşa engel olamamıştım. Bir iyi insan daha aramızdan ayrılmıştı. Kötülerin ölmesi gereken bu dünyada neden iyi insanlar ölüyordu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE