Bölüm 3

2277 Kelimeler
Defne sinirine hakim olmak için çabalasa da başarılı olamıyordu. Her an patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Duyduklarını hazmetmesi hiç de kolay değildi. Üzüldüğü şey giden paralar değildi, paraya ömrü boyunca fazla değer vermemişti zaten. Ama dedesinin ve babasının yıllarını alan bir emek vardı sonuçta. Şimdi o kadar emeğin keyfini birkaç jigolonun sürdüğünü düşündükçe içi yanıyordu. Bu gidişatı öngörmüştü aslında ama yaşı engel oluyordu resmi olarak müdahale etmesine. Bu yüzden kaçmıştı zaten. Gerçi iflas etmelerini beklemiyordu en fazla biraz fazla zarar eder sonra toparlardılar. Hadi ama! Koskoca Hanzadeoğulları sarsılsa da yıkılmazdı. Olamazdı böyle bir şey! Ama olmuştu işte. İflas etmişti hem de. İçinden bir şeyleri kırıp parçalamak hissi geliyordu. Eline değen ne varsa rastgele duvara fırlatsa da hırsını alamıyor annesi tarafından cevabı sessiz kalmaktan öteye gitmeyen sorular soruyordu nefesi tükenircesine. " Nasıl yaparsın bunu, anlamıyorum. Kafam almıyor! Onca yılın emeği var üç beş kuruş değil ki bu bir gecede kumarda bitiresin. Koca miras!" " Bak canım. Baban zaten zararda olan bir şirket bıraktı bana. Ben de toparlayamadım yanlış yatırımlar yapıp daha fazla bocaladım. Zaten anlamıyordum bundan yararlanan insanlar da kanımı sömürdü işte." " Babamı karıştırma! Kendi hataların yüzünden babamın hatırasını kirletme!" Defne annesine nefret ve kin dolu bakışlar attı. Babasının hatıraları zihninde çok temiz olmasa da o an korumak istemişti elinde kalanları, annesine olan öfkesi yetiyordu şimdilik. Bir eliyle alnını ovaladıktan sonra saçlarına daldırıp başını geriye doğru esnetti. " Benden ne istiyorsun? Okulu bırakmamı istiyorsan o konuyu ben hallederim. Çalışır, burs bulur öderim okul paramı." Melda Hanımın yüz hatlarında, en ince çizgisine kadar hüzün ve pişmanlık vardı. Defne'nin gözlerine bakmaktan kaçınıyordu. Normal zamanda girişken, açık sözlü ve baskın bir kişiliği olan ve asla hatasını kabul etmeyen bu kadın şimdi Defne'nin karşısında köşeye sıkışmış bir yavru kedi gibi titrek ve savunmasız görünüyordu. " Hayır canım. Okul paranı bir şekilde bulacağına eminim. Benim senden isteyeceğim iyilik biraz daha fazla fedakârlık istiyor maalesef." " Allah aşkına söyle artık! Ne istiyorsun?" Defne'ye kalan mirası da annesi kontrol ediyordu. Yani o para da gitmişti büyük ihtimalle. Bu yüzden ondan para isteme ihtimali yoktu. Bu durum Defne'nin merak duygusunu artırıyordu çünkü ne isteyeceği belirsizdi. Karşısındaki kararsız ve mahcup haline bakınca Melda Hanım'ın bile zorlanacağı bir şey isteyecekti. Defne bir tahminde bulunamıyordu bu yüzden annesi suskun kaldıkça daha da öfkeleniyordu. Melda Hanım bakışlarını halıya odaklamıştı. Başını yerden kaldırıp Defne'nin yüzüne bakacak cesareti ve belki de yüzü yoktu. İlk defa böyle zor bir durumda kalmıştı hayatında. Normal zamanda hayatı umursamaz ve bildiğini okurdu bu hayatta. Ama kızının karşısında yaramazlık yapmış bir çocuk gibi durmak ve ondan yapmakta zorlanacağı ve hatta belki de kabul etmeyip deliye döneceği bir şeyi istemek zorunda kalmaktan hiç hoşnut değildi. İşte bu çok ağırına gidiyordu, hayatında ilk defa. Derin bir nefes çekip içine nefesini verir gibi aniden başladı konuşmaya. " Hayatım iki gün sonra meyve bahçeleri ve fabrikayı alması için anlaştığımız iş adamı gelecek son görüşme için. Onunla yakından ilgilenip biraz oyalamanı istiyorum." Defne duyduklarına inanamamıştı. Kaşlarını kaldırıp gözlerini irileştirdi. " Nasıl yani? Oyalamak derken?" " Biliyorsun hayatım, hasat zamanına iki ayımız kaldı. Bu zaman içinde başka bir alıcı bulamayacağımız için elimizdeki hazır alıcıyı da kaybetmeden yeni hasatı biz toplamak istiyoruz. Murat Bey'in teklifi gayet tatminkâr olduğu için evet dedik ama bu seneki hasatın parasına da çok ihtiyacımız var. Sen biraz ilgilenip aklını çelersen belki bizi geri çevirmez diyorum." " Nasıl yani? Koskoca şirketi batırdın yetmedi şimdi kıllı mıdır göbekli midir, yaşlı, şişko, kadın düşkünü ya da sapık biri midir? Nedir? Ne değildir? Ne olduğu belli olmayan bir adamın birine sırf iki kuruş hasat parasını koparacağız diye öz kızını peşkeş mi çekeceksin? Bu güne kadar ki hasatlar çok işine yaradı ya! Bu seneki hasat kurtaracak bizi değil mi?" Defne öfkeden deliye dönmüştü. Nasıl bir genişlikti annesinin ki? Midesi burkuldu, bağırsakları düğümlendi sanki. Kendisini şişko ve yaşlı bir iş adamına kur yaparken gördü ve kusacak gibi oldu. Melda Hanım gözlerini devirdi. " Ah hayatım, abartıyorsun. Git adamla evlen demiyorum sana. Sadece biraz oyalayacak kadar baştan çıkarsan yeterli. Dediklerimizi yaptıracak kadar kısa süreli bir şey bu. Benim için değil Kardeşin Barış için istiyorum bunu. İnan artık son çırpınışlarım başka bir çarem kalmadı yoksa karşına bu şekilde çıkmayı ben ister miydi hiç?" Melda Hanım büyük kozunu koymuştu masaya. Barış. Defne barış için iki böbreğini birden hem de hiç gözünü kırpmadan verebilirdi ama bu kadar iğrençleşemezdi. Bu kabul edilemez bir teklifti! " Ne demek istiyorsun? Barış'la ne alakası var bunun?" " Satışlardan sonra elimizde kalanlarla geçinebiliriz bir süre daha. Belki daha küçük bir iş kurup devam edebiliriz hatta. Ama Barış'ın tedavi masrafları oldukça yüklü bir miktar biliyorsun. Sık sık yurt dışına çıkması lazım yapılan rutin tetkikleri bile bizi aşar. Elimizde kalan para bir sene bile yetmez Barış için. Bu yılki hasatın parasını bu yüzden istiyorum işte Barış'a faydası olacağını düşündüğüm için, onun tedavi masraflarına ayırmak için." " daha ne kadar alçalabilirsin merak ediyorum. Kendini kurtarmak için oğlunu öne sürüyorsun. Kızını ateşe atıyorsun. Tebrik ederim Melda Sultan seni tebrik ederim. Midemi bulandırıyorsun." Defne, Melda Hanımın yüzüne bakarak buram buram nefret akan bakışlara eşlik eden tane tane alkışlıyordu annesini adeta tokat atar gibi vuruyordu ellerini birbirine. Melda hanımın arkasından seslenmesine aldırmadan hışımla odadan çıktı. Artık söyleyecek bir söz bulamıyordu. Odasına çıkıp gerekli eşyalarını ve arabasının anahtarını alarak evden çıktı. Bir süre nereye gideceğini bilemeden dolaştı arabayla mersin sokaklarında. Annesiyle olan konuşması aklına geldikçe direksiyona yumruklar savuruyordu. Nasıl bir anne öz kızından böyle bir şey isteyebilir? Hangi anne kızını, parasını jigololarla yemek için batırdığı şirketi kurtarmak için tanımadığı adamların önüne meze niyetine atardı? Düşündükçe midesi bulanıyor öğürmeye başlıyordu. Kendisini, başlık parası için zorla evlendirilmek istenen masum kızlar gibi hissediyordu. Bu da onun sosyetik versiyonuydu işte. Ne iğrenç bir durum! Arabayı bir kenara çekip dakikalarca direksiyonu dövdü. Elleri acımış ve kızarmıştı ama Defne hırsını alamamıştı. Telefonunu çıkarttı, bir süre ekranına baktı. Ne yapmak istediğini bile bilmiyordu o an. " Pelin. Sen ben şarap. Bizim mekan. Hemen!" Yazdı ve gönderdi. Pelin ile Defne'nin lise yıllarının başında sahilde keşfettikleri kuytu bir köşeleri vardı. Kimsenin bilmesini istemedikleri sırları ve sadece birbirlerine göstermekten çekinmedikleri yaraları orada paylaşıp kanatırlardı beraber. Pelin'in büyük aşkı Emre'den ayrılışını orada kutlamışlardı mesela. Defne'nin babasını başka bir kadınla ilk defa yakalayışını, hastalığını ve trajik ölümünü, Pelin'in annesinin kanser olduğunu öğrenmesini ve daha birçok anılarının ilk acısını burada atlatmışlardı beraberce. En son annesinin jigololarından birinin Defne'ye asıldığı zaman yani bir sene önce buradaydılar. Sonrasında Defne her şeyden kaçarcasına İstanbul'a okumaya gitmişti zaten. " Ne var kızım? Alelacele geldim vallahi!" " Kötüyüm Pelin, çok kötüyüm." " Ne oldu? Korkutma beni Defne, yüreğime indireceksin vallahi bak yığılır kalırım buraya bir de benimle uğraşırsın." Pelin çantasından çıkardığı içi kırmızı sıvı dolu yeşil renk şişeyi Defne'ye uzattı. Ardından bir şişe de kendisi için çıkardı. Endişeli gözlerle Defne'ye bakıyor ağzından bir kelime çıkması için bekliyordu. Defne acele etmeden şişeyi açıp bir yudum aldıktan sonra yüzünü buruşturdu. Ağzındaki ekşi tattan hoşlanmamıştı her zamanki gibi. " İflas etmişiz Pelin. Annem sevgililerine yem etmiş koca serveti." Defne şişeyi ağzına götürüp bir yudum daha içti. Pelin yanaklarını şişirip ağzının içine hapsettiği havayı puflayarak geri çıkardı. " Biliyorum güzelim, biliyorum." Defne şaşkınlıkla Pelin'in yüzüne bakakaldı. " Ne demek biliyorum? Bunu da en son öğrenen ben miyim yani? " Pelin gözlerini devirerek bir nefes aldı. Arkadaşına açıklama yapması gerekiyordu. " Bizim camiayı bilirsin güzelim. Daha konunun muhatabı bile duymadan yayılıyor bazı bilgiler. Annen için bir süredir şirketi kurtarmak için çabalıyor diye konuşuyorlardı." Pelin de şaşırmıştı aslında. Zor durumda olduklarını biliyordu ama iflas edecekleri ihtimali hiç aklına gelmemişti. Defne şişesinden bir yudum daha şarap içip dirseği ile ağzını sildi. Alkol yavaş yavaş kanına karışmaya başlıyordu. Normal insanlara göre daha hızlı gerçekleşiyordu Defne'de bu durum. " Kurtaramamış işte! Şimdi de şirketi sattığı adama peşkeş çekmek istiyor beni, değersiz bir eşyaymışım gibi." Pelin'in ağzı bir karış açıldı istemsiz olarak gözleri irileşti. Geldiğinden beri arkadaşını ayakta dinleyen kız, arkadaşının yanına oturup sırtını sıvazlamaya başladı. " Nasıl yani canım? Ne demek istiyorsun?" " Şirketi sattığı adama kur yapıp oyalamamı hatta belki yapabilirsem fiyatı artırmamı istiyor işte!" Defne sık sık aldığı nefeslerin arasında elindeki şişeyi hırsla kafasına dikip büyük bir yudum aldı. Bugün duyduklarını unutana kadar içmek istiyordu. Hafızası silinene kadar içmek belki.. Kalbi kaldıramayacağı büyüklükteki kayaların altında kalmışçasına sıkışıyor, annesinin teklifine "hayır!" diye haykıramadığı için içten içe kendinden nefret ediyordu. Pelin elinde tuttuğu şişeden ilk yudumunu alıp yüzünü ekşitti. " Kafamı uyuşturacağını düşünmesem şu meretten bir yudum bile içmezdim." Dedi elindeki şişeye tiksinerek bakarken. Defne bezdin bir gülücükle karşılık verdi arkadaşının sözlerine. " Bu zamanda işler böyle yürüyor güzel arkadaşım. Sen kabul etsen de etmesen de kural bu olmuş. Biraz dekolte biraz kur sonra kapılar açılıveriyor ardına kadar." " Ama ben o gurursuz kızlardan değilim ki Pelin. Barış için bile olsa yapamam bunu. Yapamam! Başka bir yolu olmalı." Defne başını eğdi, ellerini saçlarına daldırarak başka bir yol düşünmek için çabaladı. " Seni daha fazla üzmek istemem arkadaşım. Ama annen Mersin il sınırlarında borç istenebilecek bütün tanıdıklarına bir miktar takmış bile. Buna benim annem ve babam da dâhil üstelik. Ve ülke sınırlarındaki bankalardan limitinizi aşacak kadar kredi de çekmiş. Kara listedesiniz yani. Şirketi satabilmiş olması bile büyük başarı doğrusu." Defne başını sağa sola salladı. İstemsiz bir şekilde ayağa kalkıp ara sıra kumlara tekme savurarak volta atmaya başladı sahilde. Birkaç adım denize gidiyor sonra Pelin'e doğru yürüyor sanki ne yapacağını bilmiyormuş gibi davranıyordu. " Nasıl yapar bunu anlamıyorum Pelin. Nasıl bu kadar sorumsuz olabiliyor? Nasıl ?" Defne durduğu yerde kuma yığılırcasına oturdu. Göz kapaklarının içinde sıkı sıkı tuttu gözyaşları artık ellerinde isyan bayrakları ve biraz da alkolün etkisi ile yanaklarından süzülmeye başladı. " İçim yanıyor Pelin. Şimdi şu denize dalsam üşümem. Anlıyor musun? Sadece bugünden değil bağrımda tutuşan közler. Annem, babam yıllarca boğazıma kadar kor biriktirdiler içimde. Hiç kazanamadım bu hayatta hep kaybettim sanki. Şimdi de onlar yüzünden ahlakımdan, namusumdan bir parça kaybedeceğim. Ne verdiler ki bana? Niye alıyorlar elimdekileri?" Pelin bavul büyüklüğündeki gri çantasında çıkardığı mendil paketini uzattı arkadaşına. Bir yandan onu sakinleştirmeye çalışıyordu. " Şşş.. Sakin ol güzelim, yıkılma hemen böyle. Ben senin kararının arkasındayım. Ve hep yanındayım merak etme. Kimse yoksa biz varız be güzelim. Hadi şimdi her şeyi unutup sarhoş olana kadar fondip!" ....................... Flu bir görüntü alanı ve ağrıdan çatlamak üzere olan kafatası kemikleri ile sabaha açılış yapan Defne göz ucu ile etrafını inceledi. Pembe perdeler, pelüş bir halı, etrafa saçılmış parfüm şişeleri ve çantalar, sevimli biblolar ve süslü mobilyalar gözüne tanıdık geliyordu. Evet, Pelin'in odasındaydı. Kötü bir rüyadan uyanıp tanıdık bir yerde bulmuştu kendini sanki. Zihni bir önceki gün yaşananların tüya mı yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemeyecek kadar bulanıktı. İçinden 'Pelin' diye seslenmek geçse de bunu yapacak mecali yoktu. Neyse ki kısa bir süre sonra Pelin elinde bir tepsi ile içeri girdi. " Kalk bakalım pompişim. Vıcık vıcık olmuşsun şu haline bir bak." " Of bağırma Pelin başımda. Sesin beynimde yankı yapıyor zaten. Bu ne enerji böyle? Sen benim içkime ilaç mı kattın gece?" Pelin tiz ve kötücül bir kahkaha attı ve bir anda perdeleri açtı. Gün ışığına yakalanan bir vampir gibi tepki veren Defne, pembe güllü pikenin altına girip yatağa gömüldü. " Git başımdan Pelin. Çok uyuzsun!" " Güneşimden kaç Defne. Ni ha ha ha." Arkadaşına göz kulak olabilmek için gece kontrollü içen Pelin'in yaşam fonksiyonları Defne'ye göre daha verimli çalışıyordu. Defne ise bir duvara toslayıp perti çıkmış bir arabadan farksız görünüyordu. " Kalk artık koca popolu. İç şu ağrı kesiciyi. Bak sana kahve de getirdim. Hadi toparlan biraz." Defne sessizce ilacı aldı, önce ilacı ağzına koydu sonra bir bardak suyu tek yudumda içti. Kahve kupasını eline alıp yatağın içinden çıkmadan oturur pozisyona aldı vücudunu. Olanları daha net hatırlamaya başladıkça yüreği daralıyordu. " Ne yapacağım ben şimdi Pelin?" diye sordu arkadaşına samimiyet ve çaresizlik içinde. Bir yanda kendisine yakıştıramadığı iğrenç bir durum diğer yanda Barış'ın sağlığı ve geleceği vardı. Hangisi daha değerli? Hangisinden vaz geçebilirim ki? Diye fikir muhasebesi yapsa da bir cevap veremiyordu kendisine. Para için bir adama kur yapmak Defne'nin kendisine olan saygısını yitirmesine sebep olacaktı. Hem para için bile olmasa o hayatında hiçbir erkeğe kur yapmamıştı ki? Bu duruma hiç düşmemişti. Ama eğer gururuna yediremeyip yapmayı reddettiği bir şey yüzünden Barış'ın başına kötü bir şey gelecek olursa, zaten içinde asılı durup kalbine baskı yapan suçluluk duygusunun üstüne binlerce ton daha gelecek ve nefessiz kalacaktı. " Ben düşündüm canım, sen o güzel ve henüz ayılmamış olan kafanı yorma. Bu işi eğlenceli hale getireceğiz. Bir oyun gibi düşün. Eğer Barış varsa işin ucunda sen dünyayı bile yakarsın be! O zaman şansımızı deneyeceğiz, başka çare yok. Hem ne çıkar ki? Ben yanındayım zaten." " Öyle mi diyorsun yani? Adam kıllı mı göbekli mi, dıllı mı dızlak mı, yaşlı mı sapık mı? Nedir bilmiyoruz bile." Defne sessiz bir of çekip kahvesini yudumladı. Düşünmeye çalıştıkça başı daha çok ağrıyordu. " Ben biraz araştırdım. Adamımız 30lu yaşlarının ortasındaymış ama tam olarak kaç yaşında bilmiyoruz, bekar, Karadenizli ve adı da Murat. Buralarda pek tanınmadığı için ancak bu kadarını öğrenebildim. O da sizin şirketin avukatının yumurtladıkları zaten. Şimdilik bunlarla idare edeceğiz artık. Nasıl olsa yarın göreceğiz kurbanımızı." Defne bıkkın ve vazgeçmiş bir gülücük attı. Bu halde bile onu güldürebilecek tek kişi Pelin olabilirdi herhalde. " Kızım ne öyle kurbanımız falan. Seri katil gibi konuşuyorsun korkutma beni." " Şuan acayip yükseldim Defne. Çok eğleneceğiz kızım sen bana güven." Defne arkadaşını dehşetle izliyordu. Gözleri irileşmiş ve gevrek gevrek sırıtan Pelin Defne'nin üzerine atladığı gibi onu hunharca gıdıklamak suretiyle kendine getirmeyi başarmıştı. Güzel bir kahvaltının ardından planlar yapıp eğlenceli vakit geçirdiler. Daha sonra yaptıkları plana uygun olarak – Pelin'in tabiri ile- Defne'yi tımar ve insana benzetme çalışmaları kapsamında güzellik salonuna gittiler. Saç bakımı, cilt bakımı, padikür, menikür, sauna, detox ve solaryum seanslarının ardından Defne kendini bir uzaylı gibi hissetmeye başlamıştı. Bakıma giren bir araba gibi güzellik salonunda orda oraya gidiyordu. Pelin de ona eşlik ediyor ve internetten bulduğu taktikleri tartışıyorlardı. Uzun ve acılı bir günün sonunda kendilerini yatağa atar atmaz uykuya daldılar. Nasıl bir işe bulaştıklarında haberleri bile yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE