2.BÖLÜM “YENİ İŞ GÜNÜ”

1437 Kelimeler
Bölüm 2 - YENİ GÜN Günaydın bebeğim.” Ahu, annesinin tatlı sesiyle uyandı. İlkay Hanım kapıdan içeri girmiş, kızının yanağına bir öpücük kondurmuştu. “Hadi bakalım, kahvaltı dükkânda hazır. Güzelce karnını doyur, sonra hazırlanırsın,” dedi gülümseyerek. Evlerinin altında, kendi emekleriyle işleterek büyüttükleri küçük bir kafe vardı. Mahalleli bayılırdı İlkay Hanım’ın su böreğine, Melahat Teyze’nin gözlemelerine. İnsanlar çoğu zaman karar veremezdi: Melahat’ın gözlemesi mi, yoksa İlkay’ın böreği mi? Annesinin öpücüğüyle gözlerini açan Ahu gülümsedi. “Günaydın anneciğim, geliyorum hemen,” dedi. Yatağından kalkmadan bir süre gözlerini tavana dikti. Bugün hayatının dönüm noktasıydı. Yeni hayatının ilk günü. İçinde hem kaygı hem de tarifsiz bir heyecan vardı. Ellerini dua için birleştirdi: “Allah’ım, ne olur günümü güzelleştir. Her şeyi kolaylaştır ve bu işi bana nasip et.” Sonra yatağından kalktı, elini yüzünü yıkadı, aşağı indi. Anneannesi Melahat Hanım’a yanağından bir öpücük kondurup seslendi: “Günaydın tontişim!” “Günaydın yavrucuğum. Kahvaltını güzel yap ki günün dinç geçsin,” dedi Melahat Hanım şefkatle. Kahvaltı masasına oturduklarında Melahat Hanım konuşmaya devam etti: “Bu yaşında hem okuyorsun hem çalışıyorsun. Bunların hepsini bizim için yapıyorsun kuzum. Sana güzel bir gelecek sunmamız gerekirken, sen hem bizim hayatımızı güzelleştiriyorsun hem de kendi geleceğin için uğraşıyorsun. Ne kadar teşekkür etsek azdır.” Ahu duygulandı. “Kendinize haksızlık etmeyin. Bugüne kadar o minik kafenizle bana çok güzel bir yaşantı sağladınız. Hiçbir şeyden eksik bırakmadınız beni. Asıl ben size teşekkür ederim. Sizi çok seviyorum tontişim, güzel annem.” Kahvaltıdan sonra yukarı çıkıp hazırlanmaya başladı. Tam o sırada kapı tıklandı ve açılmasıyla içeri dostu Banu girdi. “Seni yalnız bırakacağımı düşünmedin herhalde, Ahu?” dedi gülerek. Ahu’nun gözleri parladı. “Delisin kızım sen! Ama iyi ki varsın,” diyerek sıkıca sarıldı Banu’ya. Hazırlığını bitirmişti. Son rötuş olarak parfümünü sıktı. Banu onu süzerek konuştu: “Bebek gibi olmuşsun! Harika görünüyorsun canım. Emeğin olmasa bile bu güzelliğinle alırsın sen bu işi.” “Yaaa Banuuu,” dedi Ahu utangaç bir gülümsemeyle. “Teşekkür ederim iltifatların için ama artık çıkmam lazım. İlk iş günümde işe geç kalmak istemem.” Valiz gibi ağır ilk iş gününün verdiği heyecan ile o lazım olabilir şunu da alayım lazım olabilir deyip koyduğu eşyaları ile çantasıyla kapıdan çıktı. Metroya doğru yürürken içini tatlı bir telaş kapladı. Bir yandan da geçmişe dair anılar zihnine üşüştü. Metroda cam kenarına oturdu, şehrin hızlıca akıp giden manzarasına bakarken içinden geçirdi: Kalbi sıkıştı. Geçmişte yüzleştiği zorlukları düşündü; babasız büyümenin ağırlığını, annesinin ve anneannesinin çabasını, bazen gözyaşlarını saklayarak sabretmelerini… Ama şimdi içindeki ses ona fısıldıyordu: “Bugün yeni bir başlangıç. Belki de hayatının dönüm noktası. Bunu başarmak zorundasın, Ahu.” İç çekerek gözlerini kapadı. Metro istasyonunun anonsları arasında kendine mırıldandı: “Her şey daha güzel olacak. Bu defa yarım kalmayacak.” Tramvaya aktarma yaparken elleri titriyor, avuç içleri terliyordu. Kalabalığın içinde kaybolmuş gibi hissetse de kalbinin derinliklerinde bir ışık vardı. Yolu uzundu. Önce metroya bindi, ardından iki aktarma yaparak tramvaya geçti. Nihayet Elissa Holding’in dev binasının önüne geldi. Derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. “Hadi bakalım… Bismillah.” İçeri adımını attı. Gerekli evrak işlerini hallettikten sonra deneme sürecindeki ilk iş gününe başlamıştı bile. Ahu, binanın havasını içine çektiğinde bir serinlik hissetti. Bir tuhaflık vardı; kasvetli, soğuk bir hava. Çoğu çalışanın yüzünde yapay bir gülümseme… Tam o sırada yönetimden Sevgi Hanım yanına geldi. “Hoş geldin Ahu. Dış hizmetler bölümünde yerin hazır, seni götüreyim takip et beni ,” dedi. Yürürlerken Sevgi Hanım ekledi: “Bak Ahu, işinde elinden gelenin en iyisini yaparsan ve bunu Alaz Bey’e hissettirirsen,gösterirsen bu iş sende. Alaz Bey, özellikle yurt dışından gelen misafirlerine karşı hizmette kesinlikle kusur istemez. Bu sadece onun için değil, holdingin itibarı için de çok önemli. İşin zor, ama zoru başarırsan mükâfatı çok büyük olur.” Ahu, başını sallayarak yanıtladı: “Elimden gelenin fazlasını yapacağıma emin olabilirsiniz, Sevgi Hanım.” “Peki, kolay gelsin o zaman ,” dedi Sevgi Hanım ve oradan ayrıldı. Ahu masasına oturup etrafı kolaçan etti, her şeyin yerini öğrenmeye çalıştı. İçinden fısıldadı: “Alacağım bu işi. Başka çarem yok.” Bilgisayarını açtı, kurcalamaya başladı tamamen kendisini bilgisayarın içinde ki dökümanlara adamıştı . O kadar dalmıştı ki Alaz Bey’in geldiğini fark etmedi. Herkes bir anda üstünü başını düzeltiyor,bir çekin düzen veriyor daha resmi görünmeye çalışıyordu. Ahu ise hâlâ bilgisayarına gömülmüş haldeydi. Üstelik masası en ön sıradaydı; Alaz Bey’in önünden geçtiğini bile fark etmemişti. Bu rahatlık, Alaz’ın gözünden kaçmadı. Yanında kuzeni Uras vardı. “Kim bu? Yeni mi başladı, biliyor musun?” diye sordu Alaz. Uras omuz silkerek cevapladı: “Bilmiyorum kardeşim, ilk kez görüyorum ben de yeni başlamış olmalı.” Uras; Ailenin diğer güçlü figürü. Alaz’ın hem en yakın dostu hem de rakibi görünse de onlar kardeşten de öte . 
Holdingde aktif rol alıyor ve zekâsıyla öne çıkıyor.
Ama Alaz gibi sert değil, daha diplomatik daha ılıman ve anlayışılı ve en önemlisi duygusal yönü bu özelliği onu tamamlayan bir tarafı . Ahu’nun rahatlığı, sadece Alaz’ın değil, diğer iş arkadaşlarının da dikkatini çekmişti. Yan masasında oturan Bilge, gülümseyerek seslendi: “Merhaba.” “Merhaba,” diye karşılık verdi Ahu. “Yeni başladın sanırım. İlk iş gününün heyecanıyla, Alaz Bey’in ve Uras Bey’in önünden geçtiğini bile fark etmedin,” dedi Bilge, hafifçe gülerek. Ahu bir an duraksadı. “Gerçekten mi? Neyse ki işimin başındaydım, sorun yok,” dedi gülümseyerek. Bilge de aynı şekilde gülümsedi. “Yani evet, orası öyle. Ama sana tavsiyem, biraz daha dikkatli olman. Bir de bize ayak uydurmaya çalışsan iyi olur.” Ahu, sözlerin altında bir ima sezse de belli etmedi. “Evet, tabi. Teşekkür ederim Bilge,” dedi ve yeniden bilgisayarına döndü. Kısa süre içinde işine daha çok alışmış, kendini daha rahat hissetmeye başlamıştı. Ahu, ilk günün verdiği çekingenlik ve kimseyi tanımamanın yalnızlığıyla yemek tepsisini alıp en köşe masalardan birine geçti. Kalabalığa kısa bir göz gezdirdiğinde, çoğu insanın samimiyetsiz ve soğuk tavırlarını hemen fark edebiliyordu. Tam o sırada yanına bir ses yaklaştı. “Oturabilir miyim?” dedi Bilge, samimi bir tonla. Ahu gülümseyerek başını kaldırdı. “Aa, evet tabii ki oturabilirsin, Bilge.” “Yalnız kalma, ben sana eşlik ederim.” diye ekledi Bilge. İşte bu söz, yeni bir dostluğun başlangıcıydı. Yemekhanede bazı gözler Ahu’nun üzerindeydi. “Yeni başlayan kız bu işte.” diye fısıldaşmalar çoktan başlamıştı bile. Ahu birkaç mırıldanmayı duydu, fakat aldırış etmedi. Az çok anlamıştı buranın kültürünü… ama daha fazlasını öğrenmek istiyordu. Bilge ile yemek yerken samimi bir sohbet açtı; şirketteki düzeni, insan ilişkilerini anlamaya çalıştı. Konuştukça içinden bir kez daha geçirdi: “Bu iş gerçekten zor olacak…” Ama kendine sessizce söz verdi. Zorluğu, sonu ne olursa olsun pes etmeyecekti. Elinden gelenin fazlasını yapacaktı, sonuna kadar. Tam o sırada, bahçeye kahve molası için inen Alaz ve Uras yemekhanenin önünden geçiyorlardı. Normalde burada pek görünmezlerdi ama bugün yolları tesadüfen düşmüştü. Ahu yemeğini bitirmiş, tepsisini toplamaya hazırlanıyordu. Bir anda nasıl olduğunu anlamadan, elleri kaydı ve tepsi yere düştü. Metalin çıkardığı ses yemekhaneyi doldururken, bakışlar bir kez daha onun üzerinde toplandı… Kalbi hızla çarpmaya başladı, elleri titredi. Ne yapacağını bilemez bir halde eğilip toparlamaya çalışırken, bir ses tüm gürültüyü susturdu. O varken kimsenin yorum yapması beklenemezdi zaten . “Daha ilk günden dikkatini toplayamıyorsan, burada işin zor.” Ses, derin ve soğuktu. Ahu başını kaldırdığında ilk kez gördü onu… Uzun boylu, sert hatlı, keskin bakışlı bir adam karşısında duruyordu. Gözlerinde buğulu bir merak değil; buz gibi bir otorite vardı herkesin tavırlarından dolayı o ismin kim olduğunu anlaması uzunsürmedi o kişi Alaz. Onun yanındaki adam, yani Uras, belli belirsiz gülümsedi . “Biraz acemi heyecanı, olur öyle.” dedi alaycı bir sesle. Ama Ahu’nun zihninde tek yankılanan, Alaz’ın bakışlarıydı. İlk karşılaşma… ilk söz… buz gibi bir uyarı. İçten içe mahcup hissetse de, aynı anda inatçı bir ses yükseldi içinde: “Hayır… bu gözlerin önünde asla pes etmeyeceğim.” Ahu, toparladığı tepsiyi usulca masaya koydu, derin bir nefes aldı. Sonra tek kelime etmeden arkasını dönüp yürüdü. Ama attığı her adımda sırtında Alaz’ın bakışlarının ağırlığını hissetti . Koridora çıktığında derin bir nefes verdi. İçinde, utancın yanı sıra tanımlayamadığı bir his vardı. Hem öfke hem de tuhaf bir çekim… Kendi kendine fısıldadı: “ Bendeki bu şanssızlığın da bu kadarı nasıl olur ya hala inanamıyorum kendime şansıma nasıl olur yaaa . Ama ne olursa olsun… bu işimden vaz geçmeyeceğim geri adım atmayacağım”. Bilge, olup biteni baştan sona izlemişti. İçinden bir “Ah Ahu…” çekişi geçti. “Kızcağızın şanssızlığının bu kadarı da fazla artık. Normalde ayda yılda bir yemekhaneye uğrayan Alaz Bey ve Uras Bey, bugün burada, hem de kızcağız ilk kez yemeğini yemesinin ardından tepsiyi düşürmesiyle çıkageliyorlar. Başını yana salladı, dudaklarının kenarına hafif bir tebessüm yayıldı. “Şaka gibi… Yok yok, bu işin sonunu getirmesi mucize olacak gibi görünüyor. Ama yine de belli olmaz, hayat bazen insanı en zor yerde en güçlü hale getirir. Hadi hayırlısı bakalım, Ahu.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE