13.Bölüm

1887 Kelimeler
Bazen küçük bir saatin içinde gizlenmiş olan sırlar; Yalnızca bakana değil, görene gözükürdü... Bak ama gör! Çünkü görmek kıymeti bakmakla düşürülen olaylara, asıl kıymetini vermek demektir. ------------♡------------ Sabahın sekizinde kapıya dayanan Sevda ve Aslıyla nasıl hazırlanıcağımı şaşırmış ve en sonunda serinleyen havaya güvenmeyerek feracemin üzerine gri uzun hırkamı giymiştim. Sonbahardı sonuçta..Soğuğuna güvenilmez, sıcağına hiç güvenilmez.. Dışarı çıktığımda ise site sakinlerinin şaşkın bakışlarının odak noktası olmak sabah sabah gerginlik üstüne gerginlik oluşturmuş birde Emir denen adamın apartmanın önüne bıraktığı ve artık hep etrafımda olacaklarını öğrendiğim korumalarla daha çok sinirlenmiştim. Peki şuan nerdeydim? Sinirimi eritip yerine yalancı tebessüm bıraktığım memnuniyetsiz suratımla lüks gelinlik evinde çalışanların önüme serdiği bilmem kaçıncı gelinlik modelini koltukta oturmuş boş bakışlarla seyrediyordum. "Hayır balık model istemiyorum." Bıkkın bir ifadeyle sabırlarının sonlarına gelen çalışanlara mahcup bir şekilde bakıp artık bana söylenmeyi bile bırakan Aslıya döndüm. "Daha değişik bişey istiyorum Aslı.Yani böyle ne çok abartı nede aşırı sade." Gözlerini devirip beni kale almayınca bu sefer herkesi boşverip kendi gelinliğimi aramaya karar verdim. "Sonuçta hergün evlenmiyorum ama dimi?Millet kaç gün gelinlik arıyo bana gelince don seçer gibi gelinlik seç diyorsunuz!!Hayret bişey yaa!!"   Daha dün hiç bişey umrumda değil diyordum ama birden içimden fırlayan şu kadar bilezik takmazsanız evlenmem havalarına giren çirkef geline ne ara dönüşmüştüm benim de fikrim yoktu.. Tedirgin bir şekilde birbirine bakan Sevda ve Aslıya aynı sinirle bakıp az önce gelinliği çıkardıkları yerdeki gözüme çarpan gelinlige yöneldim. Yanıma gelen çalışana gözüme kestirdiğim koyu krem rengi gelinliği  çıkarması için gösterdim. Beğeniyle gözlerim irileştiğinde hiç kimseye fikrini sormadan elime alıp kabine yöneldim. Üzerimi çıkarıp giydiğimde sırtımı kapatması için dışardaki kızdan yardım istedim. Kabindeki boydan aynada kendimi süzerken üst tarafı nakış alt tarafı düz ama hafif kabararak inen sade ama şık gelinlige hayran olmadan edemedim. Nakışların üzerine serpiştirilmiş gelinligin renginde inciler de varlığını belli belirsiz göstermiş gelinligin sade havasına müthiş uyumlu olmuştu. Evet dedi uzun zamandır köşesine çekilen iç sesim.Sende gelinliğini tasarlasan aynı böyle olsun isterdin... Çünkü bu gelinlik annemle çizdiğimiz o zaman ki hayatımın masumiyetine uygun beyaz gelinliklere tezat sanki yaşanmışlıkların rengini almıştı.... Beyazlar, solmuş sararmış ve toprağa özenmişti... Kabinden dışarı çıktığımda herkes beğeniyle ve şaşkınlıkla beni süzmüştü. "Ohaaaa Hümaa!!Harika olmuş bu!Yani gerçekten eline alıp gittiğinde sırf korkudan sesimizi çıkaramadık yoksa krem gelinlik mi olur dicektik ama bu.." Aslı sözlerini bitirmeden ayağa kalkıp etrafımda şöyle bir tur attı. "Sen enişte beyi kendine aşık etmeye niyetlendin galiba" Ya ya hiç işim gücüm yoktu da "Acaba Emir beni beğenirmi?"diye düşünecektim.. Hiç aklıma bile gelmemişti kii.. Tamam belki birazcık gelmiş olabilirdi..Azıcık.. Bende Aslı gibi"Enişte beyinde zaten Hüma gelinlik giysede ona aşık olsam diye bekliyordu!" sessizce ama stemle söylendim. Kara bakışlı korkunç adam!! Sevda ve diğer kızlarda beğeniyle övgüler yağdırınca utançla gelinliği çıkartmak için kabine gittim. Üzerimi değiştirip geldiğimde herkesin en alt katta kasanın olduğu yerde olduğunu öğrenince koşarak merdivenlerden inmeye başladım. Son merdivene gelmiştim ki birden boşluğa gelen ayağımla dengem bozuldu.Düşmek için kendimi hazırlamıştım ama son anda birisinin kolumdan tutmasıyla büyük bir rezillikten kurtuldum neyseki... Tam tutan kişiye teşekkür edecektim ki erkek olduğunu görünce başımı yere eğip kolumu kurtarmak için hamle yaptım.Ama ben daha ne olduğunu anlamadan kolum adeta diğer erkeğin elinden sökülürcesine, birisi beni karşı tarafa çekti. Karşılaştığım sadece sinirlendiginde kahverengiye çalan ela hareler anlayamadığım şekilde yine kararmıştı.Ve sadece az önce beni düşmekten kurtaran çocuğa öldürmek ister gibi bakıyordu. "Kırdırtma bana o elini!Nereye koyduğuna dikkat et!!" Tehditli bir ifadeyle tıslayıp zavallı çocuğun korkudan sararmasına sebep olunca hızla araya girdim. "Ne diye çocuğa bağırıyorsun?Onun ne suçu var sadece beni düşmekten kur-" ne olduğunu anlamadan birden kolumdan tutup vücudumu kendi vücuduna doğru çekti. "Si***rim senin gereksiz merhametini! Hangi duygunu kime karşı kullanacağını bil!" Ettiği küfürle yüzümü buruşturup hemen kendimi yasaklı kollarından kurtardım. "Küfür etme!!" Sadece bu ayrıntıya takılmam onu saniyelik bir sürede afallattı. "Ne!" Onun karşısında kekelememek için derin nefes alıp içimdeki son kalan cesaret kırıntılarına selam gönderdim. "Rahatsız oluyorum.Benim yanımda olduğun sürece küfür etme!!" Bakışları daha bir öfkeyle karardı ve çoktan çocuğu unutmuş olmalı ki tüm negatif enerjisini bana gönderdi. "Senin dediklerine ve düşündüklerine önem vereceğimi de nerden çıkarttın?" Ben tepki veremeyip gözlerimin dolmasına engel olamayınca dibime girip acımasız gelecekten bir fragman verir gibi fısıldadı.. "Unutma sen o eve yalnızca gelin olarak gireceksin.Ve hiç bir zaman-" Sesini daha da kısıp ama bağırma etkisi yapan bir tonla devam etti."Bir eş olmucaksın!!" Bir eş, bir kadın, sevilen bir kalp.. Belkide bir anne.. Hiç bir zaman olamayacaktım.. Yüzüme çarpılan gerçeklerle sanki bir el kalbimi sıkıp sıkıp tekrar geri bırakıyormuş hissine kapılınca bu adama acı çektiğimi göstermemek için içimdeki yangına inat serin bir ifadeyle gülümseyerek baktım yalancı harelerine... Hissettirdiği başka..Yaşattığı Başka ikiyüzlü elalar.. "Bir gün bu dediklerine çok pişman olacaksın.Çokta uzak değil.Gelecek günler elbet birgün gelir." Hislerim her zaman kuvvetliydi.Ve en çok ta bukez rotalarının doğru olmasını umut ediyordum. Umut beni en çok hayal kırıklığına uğratan ama hiç bir zaman katlayıp köşeye koyamadığım en vazgeçilmez duygumdu. Ama herşeye rağmen hissettiğim tek şey..Bu adam bir gün çok pişman olacaktı.. "Tamamdır biz hallettik işimizi gidelim mi artık?" Arkadan gelen Sevda'nın sesiyle bakışlarını üzerimden çekip kardeşine yöneltti. Birden sanki soğuk odadan sıcak odaya geçmiş gibi bir his yaşamıştım. Bana buzgibi olan hareler nasıl hızlı adres değiştirebiliyordu akıl alır şey değildi. Belkide ailesine karşı her ne kadar sözlerinden belli etmese de gözlerinden farkettiğim sevgi ve şefkat bana da iyi davranabilecegi konusunda yanlış bir kanıya varmama sebep olmuştu. Gözler kalbin aynası değilmiydi sonuçta? İyi olan kalp herkese iyi olur sanmıştım... "Kalan işleri bitirip eve geçelim.Herkes imam nikâhı için bizi bekliyor." Bizi...ikimizi.... Neredeyse bu adamın tavırlarından başka biriyle nikâh yapacağını düşünmeye başlıyacaktım. Hepimiz onaylayıp gelinlik evinden çıkmıştık.Bizi bir yerde bekleyeceğini söyleyip yanımızdan ayrılınca rahat bir soluk verip kalan işlerimizi yarım saatte hallettik. Tüm ısrarlarıma rağmen Sevda bana zorla birsürü kıyafet almıştı. Yorgun argın Emirin bizi beklediği yere geldiğimizde artık benim ayaklarımda derman kalmamıştı. "Siz bizi şu restorantta bekleyin Sevda.O sırada yemekleride söyleyin.Bizim ufak bir işimiz daha var!" Sevdaya söylendiğine ve işi Aslıyla yapamayacağına göre sanırım ikimizin bir işi vardı... "Aslında bende biraz yorulmuştum ama-" beni hiç takmadan hızlı adımlarla yanımızdan ayrılınca el mahkûm kızlara el sallayıp peşine takılmak zorunda kaldım. Hiç konuşmadan onun koca adımlarına yetişebilmek için koşar adımlarla yürüdüğüm bir kaç dakikanın ardından kuyumcu dükkanında durduk. Dışardan çok lüks olmayan, daha çok içeriden tarih kokuları aldığım güzel bir yere benziyordu. Kapıyı açtığında çıkan zil sesiyle tekrar kapanmadan bende hızlı bir şekilde içeri girdim. Elinde köstekli bir saati temizleyen yaşlı bir amcadan başka içeride kimse yoktu. Üzerine işlenmiş demirden cami motifi olan saat gerçekten çok güzeldi. "Ooooo Hoşgeldin oğlum.Sen buralara uğrarmıydın?" Tatlı bir stemle söylendiği ve bakışlarından gerçekten çok sevdiği belli olan adam.. Sanırım bizim bildiğimiz Emir Kaplandı.. "İşler çok yoğundu Ahmet Amca!" Gecistirir gibi elini salladiginda bu bahaneyi çok duymuşa benziyordu. Sonra gözleri şaşkınlıkla benim üzerimde duraksadığında tebessüm edip selam verdim. "Selamun Aleyküm" Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi Emire baktı. "Aleyküm Selam hanım kızım.Hoşgeldin!" Bende kendimi tanıtmaya gerek duymadan"Hoşbuldum" dedim. "Hüma benim nişanlım Ahmet Amca! Bende  hem emaneti almaya hemde seni düğüne davet etmeye geldim." Şok olmuş bir ifadeyle bakışları ikimizin arasında gezdiğinde haberleri izlemediğini anladım. Anlaşılan bu tarih kokan sıcak mekâna pek teknolojik alet girmiyordu. Ne güzel dedim içimden.Böyle kalabalık bir şehirde, böylesine tenha ve özenilesi yaşayış... "Sen ve evlenmek? Bak şimdi çok merak ettim nasıl oldu bu iş?" Ne diyecek diye merakla beklerken o sıkkın bir ifadeyle dükkânda gözlerini gezdirdi. "Oldu işte bir şekilde!Ben sana bir ara uğrarım sakin sakin konuşuruz.Şimdi işim var." Benim olmadığım sakin bir ortamda.. "Peki tamam sen öyle diyorsan.." bu konunun konuşulacağına dair bir izlenim verip yerinden kalktı. Emirin dediği her neyse onu almaya gitmişti sanırım. Göz ucuyla baktığım saati daha yakından incelemek isteyince gözden henüz kaybolmamış amcaya seslendim. "Ben bunu incelesem bir sorun olurmu?" "Hayır kızım bakabilirsin tabikide." İlgime memnun kalmış bir ses tonuyla iznimi aldığımda adımlarımı dükkana girdiğimden beri gözlerimi alamadığım köstekli saate yönelttim. Elime alıp incelemeye başladığımda gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Biliyomusun benimde bir tane köstekli saatim vardı.Yani benim dedem falan yok nasıl bizim eve girdi hiç bir fikrim yok ama-" derin bir iç çekip ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. Ben neden bu adama bunları anlatıyordum ki?? "Annem o saati çok severdi.Aynı bu amca gibi sürekli temizler onun için çok değerli olduğundan bahsederdi.Ama ben onun değer verdiği hiç bir şeye sahip çıkamadım ki!!" Gözümden bir yaş saatin üzerine düştüğünde hızla gözlerimi silip saati yerine bıraktım. "İşte zaman geçse bile, anılar hep aynı tazeliğini koruyor.Aynı mutluluğu..Aynı acıyı..Geçmişte bir şeye ne kadar mutlu olduysan,gelecekte onun yokluğu sana daha çok acı veriyor." Saate ne olduğunu sormayınca acaba beni dinlemedimi  diye baktığımda elaların ilgiyle üzerimde olduğunu görünce hızla bakışlarımı kaçırdım. Sormaması iyi gelmişti.Sadece sessizce dinlemesi de.. Belki anlayıştan sormamıştı..Belki de umursamadığından.. Her ne kadar ikinci şık daha yüksek bir ihtimal olsa da iyi gelmişti işte... "İşte burda! Ona gözüm gibi baktım evlat hiç merak etme." Bakışlarımı merakla neyden bahsettiklerini anlamak için amcanın eline indirdiğimde gördüğüm zümrüt yeşili elmas taşlı yüzük gözlerimin sonuna kadar açılmasına sebep oldu. Bu şey muhteşemdi.. Ortasında büyük yeşil elmas, ve kenarlarında sanki bir çiçeğe yaprak görevi görür gibi o taşı sarmalayan aynı renkte, ama daha minik taşlar.. Ne çok abartı nede sade.. Sadece geçmişten günümüze gelen modern ve asil bir hava.. Pahalı olduğu belli..Ama hakeden bir pahalılık.. Emir'in bu yüzükle ne işi olurdu ki? Ahmet amcanın yanına gidip ufak  bir baş selamıyla teşekkür etti. Derin bir sessizlik olduğu sürede Emir sadece eline aldığı yüzüğe bakıyordu. Onda eğreti duran ilginç bir yoğunlukla... Sonra dönüp bir anlık hissizlikten soyunmuş hareleriyle bana baktı. Orda gördüğüm acımıydı? Saniyelik sürede aklıma bin bir türlü soruların geleceği bir bakış yakalamıştım. Bu yüzükte bir şey vardı? Emir gibi bir adamın bile yüzündeki hissizlik perdesini kaldıran önemli bir detay.. Bana gözünün ucuyla bakıp dükkandan çıkınca, amcaya"Hayırlı günler!" deyip bende dışarı çıktım. Dışardaki soğuk hava insanlara kışı vaadediyordu. Çoğu insan sevmezdi sonbaharı.. Ama ben çok severdim. "Kışın fragmanı, Yazın finali Sonbahar... Hiç  bir fragman bu kadar anlamlı olmamıştı..." Her kararan gecede, her doğan sabahta, her geçen mevsimde bizim için yazılı satırlar vardı.. Okunması gereken..Anlamlandırılması gereken.. ************ Sessizliklerin yerini sabitledigi evde herkes yerini almış ve nikah için gelicek hocayı bekliyorduk. Heyecanlıydım..Gergindim... Belirsizdim ve üzgündüm... Allah katında yapılan nikahın sahtesi mi olurdu? Herkesten gizlerdin.Herkese yalan söylerdin ama yalanların anlamını yitirdiği bir olan Allah vardı. O herşeyi duyar ve bilir ve görürdü. Şimdi kendimi omzuma aldığım yüklerle, kalbimin son kalan köşesine sıkıştırdığım belirsiz bir duyguyla çok yorgun hissediyordum. Kolumdan birinin beni durtmesiyle daldigim dünyadan nihayet sıyrılıp şuan hiçbirşeyim ama belki de beş dakika sonra Allah katında kocam olucak adama döndüm. "Hoca sana soruyo!" Buz gibi sesine karıştırdığı kızgınlıkla söylendiğinde belki de bilmem kaçıncı kez aynı soruyu soran hoca acaba bir sorun mu var diye gözlerini oturduğumuz odada gezdirdi. Ela gözler beni tehditle uyardığında yüzüme emanet duran bir tebessüm yaydım. "Mehir olarak ne istersin?" Mehir mi? "Be-ben hiç bişey istemem!!" Neriman Teyze benim cevabım üzerine hararetlenip"Nasıl birşey istemiyosun?Öyle şey mi olur kızım?" diye söylendi. "Yok gerçekten istemi-"yanımdan sinirli bir homurtu geldi. "Ortaköydeki yalı" Neeee!! Yalımı? Sanki normal birşey söylemiş gibi ağzından çıkan cümleyle itirazla ayağa kalkıyordum ki yine aynı tehditli bakışlarıyla beni yerime sindirdi. "Bu işin biran önce bitmesini istiyorum.O yüzden kes sesini!" Sözleriyle içime bir sis gibi yayılan hüzüne rağmen yine de tebessüm ettim. Zaten her zaman yaptığım ve en başarılı olduğum konuydu. Hissettiğini yansıtmamak...Yansıttığını hissetmemek... Ve sonra Hoca onun soğuk ve kendinden emin, benim ise heyecanlı ve tedirgin kabul edişlerimizle bizi birbirimize ait kılarken yerdekiler ve göktekiler de bu anâ şahit tutuldu. Ve ben birine emanet edilirken hiç bu kadar kimsesiz  hissetmemiştim. Ve haram olan bir sesin, benim için helâl kılınmasına  sevineceğimi... Hiç zannıma gelmeyen şıkların gerçekleştiği ışığa gebe karanlık bir gece yaşamıştık...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE