Fırtınanın Ayak Sesleri🌪️🥊
Demir Yılmaz
Ter, kan ve rutubet... Burası benim mabedim. Trabzon’un bitmek bilmeyen o gri havasını, dışarıdaki o koca gürültüyü kapının ardında bırakabildiğim tek yer bu izbe boks salonuydu.
Zihnimdeki o kahrolası sesleri susturmanın tek bir yolu vardı benim için. Güm! Sağ kroşe. Güm! Sol direk.
Bazı adamlar yaşamak için nefes alır, ben unutmak için yumruk atıyorum. On beş yıl… Dile kolay, tam on beş koca yıl oldu ama o lanet suyun soğukluğu hâlâ kemiklerimden çıkmadı. Ne zaman gözlerimi kapatsam ciğerlerime o tuzlu Karadeniz suyu doluyor, nefesim kesiliyordu. Kurtaramamıştım.
Benim yüzümden olmuştu. Bu vicdan azabı, ringde yediğim hiçbir yumruğa benzemiyordu; adamı içten içe çürütüyordu.
Kum torbasına tüm gücümle, sanki geçmişin gırtlağına yapışmışım gibi bir kroşe daha geçirdiğimde salonun demir kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
"Oğlum, o torbanın da bir anası avradı var, yeter lan!"
Poyraz’ın o her zamanki patavatsız, gür sesi salonun yankılı duvarlarında çınladı. Kum torbasını son bir tekmeyle durdurup nefes nefese arkamı döndüm. Kapının pervazına yaslanmış, sırıtan suratıyla bana bakıyordu.
Kandemir ailesinin arıza çocuğu. Poyraz gibi esip gürleyen, benim can yoldaşım, kan kardeşim.
"Senin mesain erken bitmiş bakıyorum," dedim eldivenlerimin cırt cırtlarını dişlerimle açarken. Sesimdeki o soğuk, hissiz ton ona sökmezdi. O, buzdan duvarlarımın arkasını gören tek tük insanlardandı.
"Bitti tabii anasını satayım," dedi omuz silkerek. İçeri girip deri montunu kenardaki eski püskü bankın üzerine fırlattı. "Babam yine esti gürledi holdingde. Yok efendim o sevkiyat neden gecikmiş, yok limandaki o itler neden havlamış... Daraldum!! yemin ediyorum. Dedim, 'Polat Reis, ben gidiyorum, kestiğin ceza neyse yaz deftere'."
"Amcam haklıdır," dedim, eldivenleri köşeye fırlatıp havluyla yüzümdeki teri silerken. "Sen yine kime sardın da işleri aksattın kim bilir."
"Bana bak lan dağ ayısının eniği," diye hırladı Poyraz ama dudaklarının kenarı kıvrılmıştı. Babama çekmiş o iri cüssemle dalga geçmek sadece onun tekelindeydi. "Beni babama savundurma şimdi. Zaten sinirim tepemde, bir de sen kaşınma. Çıkart şu bandajları da gidelim, midem sırtıma yapıştı. Trabzon'un yarısını yiyebilirim şu an."
Gülümsedim. Sadece onun ve ailemin yanında yapabildiğim o nadir, yarım ağız gülümsemelerden biriydi. "Dua et bugün antrenmanım ağır geçti Poyraz, yoksa o çeneni ringde kapatmasını bilirdim."
"He koçum he," dedi alayla elini havada sallayarak. "Ağır sıklet şampiyonusun diye bizi de kum torbası belledin. Yürü, duşunu al da çıkalım. Yoksa yeminle seni burada bırakır, o çok sevdiğin köfteciye tek başıma çökerim."
Boynumdaki havluyu ona doğru fırlattım. Havada yakalayıp pis pis sırıttı. Kasvetli havam bir nebze olsun dağılmıştı. En azından bu gece eve gidene kadar, o soğuk suyun hissi benden uzak duracaktı. Ya da ben öyle sanıyordum.
Duşun altına girip o ter ve kan kokusunu üzerimden atmam, sivil hayata dönmem yirmi dakikamı buldu. Poyraz’la birlikte spor salonunun ağır demir kapısını itip sokağa çıktığımızda, Trabzon’un o meşhur, insanın genzini yakan serin ve rutubetli havası ciğerlerime doldu.
Yerler ıslaktı. Karadeniz yine yapacağını yapmış, biz içerideyken bütün öfkesini sokaklara kusmuştu. Sokak lambalarının sarı ışığı su birikintilerine vuruyor, tepemizde toplanan kapkara bulutlar "daha işim bitmedi" der gibi denizin üzerinden bize bakıyordu.
Poyraz deri montunun yakasını kaldırıp hafifçe titredi. "Hadi koçum, midem kendi kendini sindirmeye başladı. Çek arabayı da geçelim dükkana."
Tam omuz silkip arabanın kilidini açacaktım ki, cebimdeki telefon o sessiz sokağı bölen bir inatla çalmaya başladı. Ekranda Hatice Sultan yazısını görünce, istemsizce dikleştim.
Omuzlarımdaki o görünmez ağırlık bir anlığına kalktı, dudaklarımda yumuşak bir tebessüm belirdi. Yalıdan bu saatte aranıyorsam, içeride kesin fırtına kopuyordu.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm. Daha "Alo" diyemeden, hattın diğer ucundan o tanıdık, şefkatli ama bir o kadar da otoriter ses patladı.
"Ula uşağım, ha bu saatlere kadar ne edersun oralarda? Anan pencerenun önünde meraktan verem oldi! Baban olacak o dağ ayusu da salonun ortasinda volta atip durayi, başum döndi ula!"
Sokaktaki o sert, umursamaz adam gitmiş; yerine saniyeler içinde ailesine köklerinden bağlı saygılı bir evlat gelmişti. Sesimi olabildiğince yumuşattım. "Antrenman anca bitti Sultanım. Şimdi çıktık salonun önündeyiz. Poyraz'la bir köfte yiyip geçecektik."
"Ne köftesi ula!" diye çıkıştı anında. O yaşta o enerjiyi nereden buluyordu anlamıyordum. "Aç komayacağum sizi habu gece saatinde dişarilarda.
Söyle o yanindaki yaramaz uşağa, köfte möfte yok! Bütün yali sizi bekleyruk, sofra kuruldi. Hadi çabuk, soğutmayun yemekleri!"
Arka plandan annemin, Firuze’nin o zarif ama her daim kontrolü elinde tutan sesi duyuldu. "Söyle şuna anne, o saatte midelerine taş mı oturtacaklar dışarıda? Gelsinler hemen, Çınar'ı zor tutuyorum zaten!"
Poyraz durumu anlamış olacak ki, yüzündeki o sinsi sırıtışla yanıma yaklaşıp kulağını telefona dayadı ve avazı çıktığı kadar bağırdı:
"Hatice Sultan'ım! Kurban olurum senin o mısır ekmeğine! Torunun Poyraz emrindedir, uçarak geliyoruz yalıya!"
"Uyy deli uşak sağir ettun beni!" diye homurdandı Hatice Sultan ama sesindeki o kıkırdamayı gizleyemedi. "Hadi bekleyruk, dikkatli sürün o arabayi."
Telefon kapandığında o meşhur köfteci planımız Trabzon'un yağmurlu sularına karışıp gitmişti. Telefonu cebime atarken başımı iki yana sallayarak Poyraz'a döndüm. "Köfte hayal oldu kardeşim. İstikamet yalı."
"Olsun lan," dedi Poyraz arabaya doğru adımlarken. Yüzünde gram itiraz yoktu, aksine keyiflenmişti. "Yalıdaki o devasa sofra, Trabzon'daki bütün köftecilere bedel. Hem amcamın o çatık kaşlarını görmesem günüm eksik geçer."
Gülerek şoför koltuğuna geçtim. Karadeniz'in o deli dalgaları gibi birbirine çarpan ama asla birbirinden kopmayan koca bir ailenin içine, yuvaya dönüyorduk. Her şeyin yolunda olduğunu, bu geceyi de belasız atlatacağımı düşünüyordum.
Ama hayat, sen planlar yaparken sana en beklemediğin köşeden yumruk atan acımasız bir rakipti. Ve o yumruk, birazdan dar bir Trabzon sokağında, iki kehribar gözün içine baktığımda tam kalbime inecekti.
📣📣Okurcanlarım, aslında kitabımı Kurban Bayramı'ndan sonra başlatmayı ve sizlerle bayramdan sonra paylaşmayı düşünüyordum; fakat bayram müjdesi gibi olsun diyerek ilk adımı attık. Umarım bu hikayeyi de ilk seri gibi severek ve hissederek okursunuz. Yeni hikayemizi kitaplığınıza eklemeyi ve yazarınızı desteklemeyi unutmayın. Sizleri çok seviyorum!❤️❤️