7. BÖLÜM (Z)

1753 Kelimeler
Bu adam beni mi takip ediyor güzel giden günümü daha kötü yapabilmek için? Kiralık katil gibi peşimde. Nasıl da prezantabl şekilde hazırlanmıştım. Çay lekesinin ne işi var ceketimde? İyi ki, gömleğime çok gelmedi. Ne özür dilemeyi öğretmişler ne de suçunu kabul etmeyi. Sürekli karşıda hata var sanki. Hep karşı taraf hatalı hep karşı taraf suçlu, yanlış. İnsan mütemadiyen haklı olmaktan sıkılır bir kere. Bu ne canım böyle? Zaten senin yüzünden takside unuttuğum çantamın peşine düşeceğim daha. Bakalım birisi hacıladı mı hacılamadı mı hafta sonu düşünmeyi unuttum hastalıktan? Bir de herkesin içinde beni küçük düşürmeye kalkmadın mı, of kendi ölüm fermanını imzaladın canım arkadaşım. Toplantıya mı geç kalıyordun sen? Ben seni çay içme zahmetinden kurtarırım işte böyle. Oh! Canıma değsin. Ben poğaçamı yiyip iş yerime doğru giderken sen öyle kal bakalım ıslak Zeynep demek kadar kolay mıymış ıslak olmak? Çok değil bir dakika içinde yeni işimde harika şeyler yapmaya başlayacaktım. Poğaça iyi geldi de çay eksik kaldı maalesef mendebur herif yüzünden. Onu da artık ofisten temin ederdim. Gün boyu çok çay kahve temin ederdim zaten. Hele bir döner kapıdan gireyim... Gitmiyor kapı. Ne oldu ya? Yine o koku! Bela kokusu. Çayla karışmış bu kez. "... Düş yakamdan artık." "Çok meraklıydım zaten ben de senin yakanda olmaya. Senin yüzünden geç kaldım toplantıma. Daha gömleğimi değiştirmeliyim. Acele ederken oldu." "Son dakika tabakhane muamelesi yapmasan işlerine, az organize olsan böyle olmazdı. Kendi işini engellemen yetmiyor çevrendekilere de kelebek etkisi gibisin. Ne mecburiyetim var benim, senin saçma aceleciliğinin ceremesini çekmeye ya?" "Çekme de geç camın içinden git madem. Oldu bir kere. Müdahale ederler şimdi." "Nezaket yoksunu. Suçunu ört bas ettiğini mi sanıyorsun? Bir kere de hatanı kabul etsen ölmezsin. Ya da ölürsün belki dur. Benim yanımda ölme. Allerjik reaksiyon gösterir vücudun buna." "Nezaket hak eden kişilere gösterilir bizim orada. Sen yeterince nazik misin ki, karşındakinden bekliyorsun? Tüm çayı döktün üstüme." "Sen nerelisin bilmiyorum; ama bak orada hakkını yemeyeyim, naziktin gerçekten, yarısını benimle paylaştın. Tüm çayı kendine almadın." "Sen deli misin ya? Sana toplantım var dediğim halde boca ettin. Kasıtlı yaptın. Hiç adil değildi bu; çünkü ben sana yanlışlıkla çarptım." "Bana çarptığını kabul etmek için bir metre yarı çaplı yarım dairede mahsur kalmayı beklemeseydin çay da üstüne boca edilmezdi. Alt tarafı basitçe özür dileyecektin." "Dilerdim belki, başka bir kadın olabilseydin. Daha kibar belki, bir kadına yakışır şekilde." "Ah! Canım yazık sana, kadınına göre muamele yapmamayı öğrendiğiniz gün kadınların da size karşı daha naif olmaya başlayacakları gün olacak emin olabilirsin." "Sorun da bu ya kadın mısın sen? Kesin bilgi mi? Kanıtın var mı? Bir kadın senin kadar cazgır olamaz. En azından benim etrafımda yok senin gibisi." "Etrafında kadın var yani? Bu bile başlı başına mucizeyken sen benim kadınlığımı mı sorguluyorsun? Sen bence endemik yapıdasın. Nerelerde yetişip boy veriyorsan bir iyilik yap söyle de ayak basmayayım bir daha oraya." "Hislerimiz karşılıklı emin olabilirsin. Şuradan bir çıkayım da sen nereye ben tersi tarafa." "Buradan çıkamamamıza sebep olan insan simülasyonuyla aynı ortamda bulunmak zaten yeterince canımı sıkmıyormuş gibi, bir de çenesini çekiyorum. Bir an önce hala hevesli olduğum işimin başına geçip seni de kağıt öğütücüsünde tamamen yok olana kadar öğüttüğümü hayal ederek eğleneceğim bir müddet müsaadenle. Günün geri kalanında yani." O anda kapı nihayet hareket etmeye başlayınca ikimiz de kapının bir tarafına dokunmamak için azami özen gösteriyorduk. Ben zaten hiç dokunmamıştım ki. Şirkete sonunda girebilince asansörün önüne geldik ikimiz de. Üst tuşa bastık aynı anda. İşaret parmağıma elektrik çarptı sanki. "Benimle aynı asansöre binebileceğini umut ediyorsan hepsi boşa çıkacaklar kusura bakma. Yan tarafa geçebilirsin. Tersi tarafa gideceğini söylememiş miydin?" "Toplantıya geç kaldım ve diğer asansör daha yukarıdan daha geç inecek. Sen geçebilirsin o tarafa." "Biliyor musun, yine büyüklük bende bencillik sende kalsın. Bela paratoneri gibisin. Yan taraftaki asansörü de etkilersin sen. Kendi kendine çakıl zemine." Merdivenlere yöneldim. Dokuz kat çıkacaktım; ama o adamın yanında asansörden daha az yorulacağım kesindi. Nefesimi tüketiyordu ve yaşamak ve çalışmak için o nefese ihtiyacım vardı. İlk beş kat hızlı hızlı çıksam da sonraki dört katı dilim dışarıda, ağır hareketlerle ancak on dakikada tamamlayabildim. Pertim çıktı bacaklarım kesildi. Dokuzuncu kata giriş yaptığımda ağzım kurumuştu. Kapının yanındaki sebilden su içtim. Görüşme için iki kez geldiğimde dikkat etmiştim ne nerede diye. Tanıdık gelen bekleme alanı neşemi arttırdı. Deniz Grup. MarkaŞık bölümüne ilerledim hemen. Camlı kapıdan girerken heyecanlıydım. Görüşme bitince daha sonra nasılsa görürüm diye acelem olduğu için gezme fırsatım olmamıştı. Keşke gezseydim de o uğursuzla karşılaşmasaydım diye aklımdan geçirmeden edemedim. Orta bankoda sekretere yaklaştım. "Merhaba, ben Zeynep Yaver. Taner bey haber verdi mi bilmiyorum. Yeni analistim. Hangi odada çalışacağımı gösterirseniz çok memnun olurum Gülşah hanım." "Merhaba hoş geldiniz. Tabii hemen göstereyim. Beni takip edin. Taner bey bilgi verdi, evet. Evraklarınızı bu hafta içinde tamamlayıp insan kaynaklarına teslim edecekmişsiniz. Bugün hemen başlamak istemişsiniz, ne güzel. Yeni bir bölüm olduğu için hevesli, istekli çalışanlara ihtiyacımız var bizim de." "Benden heveslisini bulamazsınız Gülşah. Gülşah diyebilirim değil mi? Sen de bana Zeynep de. Ben sana Gülşah diyemesem de olsun, sen bana yine de Zeynep de hatta." "Diyebilirsin tabii. Çok tatlısın. Kasıntı olmaman güzel. Bu arada burası odan. Cam kenarında sağdaki senin masan." "Diğer iki masanın sahibi nerede?" "Az kalsın unutuyordum. Gel hemen seni de götüreyim. Mehmet Emin bey MarkaŞık'ın başına Melih beyi getirdi. Bugün çalışanlarla tanışma toplantısı vardı. Patronun küçük oğlu olur aynı zamanda. Eğlenceli komik biridir. Çok genç o da. Berlin'den iki hafta önce döndü masterını tamamlayıp." "Çantamı bırakıp hemen geliyorum. Ceketim lekelendi çay alırken de. Ben çıkarıp gelirim, sen tarif etsen yolu." "Aa! Geçmiş olsun. Tabii tarif ederim. Benim masamdan sağa dönünce büyük cam kapı. Gözden kaçırman imkansız. Başlamadan geçeyim ben de. Başlar şimdi." Ceketimi çıkartıp sandalyeme astım. Annemin telefonunu almıştım bugün için yanıma. Ben kendimi annemden ararken bir yandan gömleğime bakıp iç çekiyordum. Gömleğime de minik minik damlamıştı. Çantamda her daim sanki ormanda bir başıma kalıp hayatta kalmaya ihtiyacım olacakmış gibi her türlü bir milyoncu dükkan malzemesi vardı. Islak mendil çıkarıp sessizce silmeye başladım. Telefon iki üç kez çalıyor sonra meşgule düşüyordu. Dört beş kez meşgule düştükten sonra herhalde taksi kullanıyor da açamıyor diye düşündüm. Geç kalmadan toplantı için ayaklandım. Masama geçince arardım yine. Koridorda camlı odayı bulana kadar yürürken biraz da göz gezdirdim etrafa. Modern dizaynıyla adına yakışır şekilde şık döşenmişti. Gireceğim odadan başka iki camlı oda daha vardı. Boştu ikisi de. Gülşah beni görüp kapıyı açtığında ben elimde ıslak mendil başım önde harıl harıl gömleğimdeki lekeyi daha etkisiz hale getirmekle meşguldüm. Bir iki adım atıp sessizce odaya göz gezdirdim. Sandalyeler dolmuştu ve birkaç kişi de ayakta duruyordu. Asıl patron bir şeyler anlatırken yanında arkası bize dönük kişi tahtaya adını yazıyordu. Ben de mecburen ayakta kalıp dikkatleri üzerime çekmeden, çaktırmadan işime döndüm.  "... sizin gibi genç beyinlere her zamankinden çok ihtiyacımız var." Genç. Benim. "... artık her şey internette, bizim zamanımızdaki gibi değil. Yerinizden kalkmadan alış veriş yapmak için heveslisiniz." Hevesli. O da benim. "... Deniz Grup olarak ürettiklerimizi kendi adımızın önderliğinde web sitesi MarkaŞık'la da tüketiceye ulaştırmaya başladık. Geliştirmek gerekiyor. " Geliştirici. Yine benim. "... yeniyiz, genciz; yıllanmak, eskimek; ama eskide kalmamak istiyoruz. Sizin genç neşenizle ilerleyeceğiz." Neşeli. Kesinlikle benim. "... ben anlamam tıklayıp ürün almaktan, siz anlarsınız. Bu yüzden başkaları da tıklasın diye beraber azimle çalışacaksınız." Azimli. Ee bu da benim. Bu şirketin teklifini kabul edip işe hemen başlamakla çok iyi yapmışım. Bana ne kadar da ihtiyacları varmış meğer. "... büyük oğlum Mert Deniz'i hemen hepiniz iyi bilip tanıyorsunuz, aramıza yeni katılanlar da var, bundan sonra küçük oğlum Melih bu işin başında olacak." Melih. Ben değilim. "... o da sizinle tanışmak için oldukça heyecanlı ve hevesli. Ona bırakayım sözü daha fazla uzatmadan. Sizinle çalışmak için can atıyor. Melih?" "Merhaba arkadaşlar. Bugün burada sizinle olmaktan dolayı hem deli gibi heyecanlı hem de çok mutluyum. Bu sabah ufak bir kaza yaşadım. Kirli bir gömlekle karşınıza çıkmayı katiyen tercih etmezdim yine de her kazadan bir ders almayı öğretti babam bana. Odamda her zaman yedek bir takım bulundurmayı notlarımın arasına ilk iş olarak aldım. Ne zaman üzerinize çay döküleceği de belli olmuyor sonuçta. Şimdi sizden ileriki günlerde büyük ihtimalle tekrar tekrar soracağım ilk adlarınızı benimle paylaşmanızı ve hangi işte olduğunuzu söylemenizi isteyeceğim." Bu ses. Bela sesi. Patron. Belalı hem de. Hayır. Hayır. Olamaz. "... Mehmet Ali, bilgisayar mühendisi. Güzel işler yapacağımıza inanıyorum." "Aynen. Süper." "... Hatice, web tasarımcı. Sizinle çalışmak için sabırsızlanıyorum." "Ben de öyle. Teşekkür ederim."  Başımı kaldırmaya korkuyordum. Ben bu adamla çalışamazdım. İstifa etsem şimdi... Yapamam ki! Beni işe alan Taner beyi mahcup edemem. Zam aldım işe alınırken. Nasıl istifa edeyim? "... Merve, analist. Siteyi ileriye taşıyacağımıza hiç şüphem yok." "Bu ekiple benim de yok. Harika." "... Cenk, yazılımcıyım. Birkaç aya kalmaz siteyi amuda kaldırırız." "Vayy, takla da attırırsan kimse tutamaz bizi." Eyvah! Sıra bana geliyor. Kapıdan çıksam fark edilir miyim ki? Kusma sesi çıkarsam. Midem de bulanmıyor aksi gibi. Parmaklarımı boğazıma... Kusacağım. Şimdi midem bulandı.  "...Pınar, endüstri mühendisi. Memnun oldum." "Ben de. Teşekkürler Pınar." "... Gülşah, ön büro görevlisi Melih bey." "Seni biliyorum, Gülşah. Teşekkür ederim." Sıra bana geldi. Merdivenlerde kesilen bacaklarım değil de sesimdi sanki. Benim sesim hiç kesilmezdi ki. Aman be! Ne olacaksa olsun. En fazla kovardı beni. Tazminatımı alırdım. Prensesler gibi yaşardım. Patrona hakaret edince tazminat alabiliyor muydum? Ağır ağır kaldırdım başımı. "Ben Zeynep, analistim. İçimden bir his burada hep beraber çok eğlenceli günler geçireceğimizi söylüyor. Çay lekesi için ıslak mendil verebilirim, sabah benim de başıma geldi. Gerçi sizinki oldukça fazla. Kuru temizleme şart. Tek derdi kendisi olan insanlar başkalarının da aynı saygıdan hak ettiğini anlamadıkları sürece daha çok çay dökülür üzerimize maalesef. Empati bir iş yerinde yapmayı en çok sevdiğim eylemdir." "Merhaba, Zeynep. Benim içimden geçen his de eğlence konusunda sana katılıyor. Bizi eğlenceye doyacağımız günlerin beklediğine eminim. Deniz Grup ve MarkaŞık adına, hatta kendi adıma da şunu söyleyebilirim ki, bu denli kendine özgüven enjekte ettiren bir çalışana döner kapımız her zaman açıktır. Empati yapmaya ben de çok bayılırım. Yeter ki, empati fırsatçılıkla karıştırılmasın." "Değil mi ama? Yağmurlu bir günde önce bindiğiniz taksiden sizi atmakta sorun görmeyen fırsatçılar var misal. Sırılsıklam bir kızla empati yapmayı beceremeyen üstelik." "Kesinlikle vardır öyleleri. Mesela sabah işine geç kalmış biriyle empati yapmak yerine bunu fırsata çevirip üzerine çay dökenler de var." "Ne diyelim o zaman Melih bey? Allah bizi böyle empati yoksunu fırsatçı insanlardan esirgesin." "Amin Zeynep hanım. Evet. Toplantı bitti arkadaşlar. İşe haftaya başlamayı düşünmüştüm; ama bu kadar hevesli, genç iş arkadaşlarıma haksızlık etmek istemem. Kanımı kaynattınız. Ben de bugünden itibaren sizinle başlıyorum. MarkaŞık'ı en çok tercih edilen birinci e-ticaret sitesi yapmak için herkesi iş başına davet ediyorum. Bir sorunuz olursa odamdayım. Zeynep odamda bekliyorum seni. Konuşalım biraz." Kesin kovulacağım. İşi kendi başıma aldığım gibi, yine kendi başıma da kovulacağım. Bacağıma sıçayım. Çenemi tutmayı öğrenmem lazım. "Zeynep odama dedim." Odana da sıçayım. Bugün değil. Şimdi değil. Kovarsa o zaman.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE