Sabah yedide alarmsız dipçik gibi ayaktaydım. Bu ne ara nasıl oldu ben de anlamadım. On dakika içinde çiş, saç, giyinme hepsini halledip kahvaltıya indim. "Paşam benim. Günaydın. Annesinin kuzusu. Hemen de girmiş babasının gözüne. Maşallah benim çocuğuma." "Şımartma şunu Makbule." "Gözlerine baksana sen Mehmet. Hiç şımaracak göz var mı benim yakışıklı paşamda?" Babam kafasını okuduğu gazeteden bir an kaldırdı bana göz devirmek için. Ben de ıslak köpek gözlerimle bekledim güzel bir söz için. Yok. "Var. Şımartma işte." "Hiç şımarmam güzel annem. Seni üzecek bir şey yapar mıyım ben hiç?" "Çocuğum, paşam. Hadi ye oğlum ye. Zihnin açılsın. Çalış güzel güzel. Baban da sevinsin." Çalışırım tabii. O Zeynep'in altında kalacak halim yoktu ya. Uyumadan önce inceledim tüm raporları. Çok iyi ol

