İki Yalancı

1257 Kelimeler
Bir sonraki sene Ozan annemlerin de ısrarı üzerine bizim yazlıkta bir hafta geçirmişti. Annemle babam o yaz yazlığa gelemediler. Ben de artık on yedi yaşında bir kız olarak abime emanet edilmiştim. Zaten zamanımın çoğunu yazlıktaki arkadaşlarımla geçiriyorum. Ozanla sözsüz anlaşmamız devam etmişti o yazda. Birbirimizle hiç konuşmadık. Ancak garip karşılaşmalar yaşamıştık. Ozan'ın geldiği ilk gün arkadaşlarla sitenin havuzuna inmiştik. Yüzmeye bayılıyordum. Bütün günü suda geçirebilirdim. Ama susadığım ve bir şeyler içmek istediğim için sudan çıkmıştım. Tam o sırada onu gördüm. Ozan abimle beraber havuz başına doğru ilerliyordu. Bizim arkadaşlardan bazılarının onu görünce aralarında fısıldaşarak güldüklerini fark etmiştim. Hepsi de ağızlarının suyu akarak bakıyordu Ozan'ın çıplak vücuduna. Ben de onu ilk defa böyle görüyordum ama Ozan'ın o garip bakışlarını üzerimde hissedince aniden başımı çevirdim. Böyleydi... o olaydan beri bana farklı bir şekilde bakıyordu ve bu beni o kadar çok heyecanlandırıyordu ki, ondan hoşlandığımı anlamasın diye hemen kaçıyordum. Ona baktığım birkaç saniyede gördüğüm şey yutkunmama neden olmuştu. Bütün vücudumu ter basmıştı sanki. Sabaha kadar onu izleyebilirdi insan. Aklımı hemen başka şeylere vermeye karar verdim. Üstelik abim de gittikçe yaklaşırken... Aslında abimin sitenin havuzuna gelmesine de şaşırmıştım. Çünkü buraya hep çoluk çocuk doluştuğunu söyler, genellikle kimsenin olmadığı akşam saatlerinde gelirdi. Ancak benimle bu kez tatile geldiğimizden beri ne zaman havuza gitsem gardiyan gibi başımda beliriyordu. Bunun sitedeki yeni komşumuz Umut ile ilgili olduğuna dair şüphelerim vardı. Nitekim Umut da abimin geldiğini fark etmemiş olmalı dibimde bitmişti. "Ne haber Cemre? Akşam geliyorsun değil mi bizimle?" Umut gerçekten berbat bir zamanlama bulmuştu. On yedi yaşımda ilk kaçamağımı yapıp bara gideceğim günde abime planımı ağzıyla söylemek üzereydi. Zaten tam o sırada da abim yanı başımızda durdu. "Cemre akşam nereye geliyormuş sizinle?" dedi kelimelerin üstüne bastırarak. O esnada Ozan'ın umursamaz bir tavırla yanımızdan geçerek hemen ötemizdeki bara oturduğunu fark ettim. Umut ise abimi görünce yaptığı hatayı fark ederek susmuştu. Ne söyleyeceğini bilmez bir ifadeyle bana bakıyordu. Toparlamam gerektiğini fark ederek hemen atıldım. "Basketbol oynayacaklar abi. Aşağıdaki parkta. Biz de kızlarla izlemeye gidiyoruz." dedim. Arada bir yaptığımız bir şeydi. Bu yüzden abim bir şey demedi. Sadece Umut'a sert bir bakış atıp, o da Ozan'ın yanına doğru ilerledi. Abim yanımızdan ayrılınca Umut bana tereddütlü bir bakış atıp, yaklaşarak  "Tamam o zaman akşam görüşürüz" dedi göz kırparak. O gün havuzda daha fazla kalmayarak yazlık eve geçmiştim. Abimler gelmeden de yiyecek bir şeyler hazırlamıştım. Beraber kaldığımız şu bir haftada bazen abim bazen ben bir şeyler hazırlardık. Bazen de dışarıdan yerdik. Sorun şuydu ki bugün dışarıdan yememeliydik. Abimler dışarı gitmeliydi. Abim eve geldiğinde hazır sofrayı görünce çok mutlu oldu. "Cemre süpersin." dedi gelip alnıma bir öpücük kondurup bana sarıldığında. "Ozan, Cemre'nin nasıl güzel yemekler yaptığına inanamazsın. Parmaklarını yersin inan." Ozan ise sadece sessizce bana kısa bir bakış atıp gözlerini kaçırmıştı. Tavrından rahatsız olarak konuyu değiştirmeye çalıştım. "Abicim senin yaptığın yemeklerin yanında bütün yemekler güzel kalır inan!" dedim bende sırıtarak. Abim saçlarımı karıştırarak "Hadi oradan ufaklık." derken Ozan'ın bakışlarını bu kez dikkatle üzerimizde gezdirdiğini fark ettim. Benim baktığımı görünce yine hiçbir şey olmamış gibi uzak bir tavra bürünmüştü. Onun neden her tepkisini fark ettiğimi bilmiyordum ama ediyordum işte. Abim arkadaşını masaya davet ederken sonrasında yemekler yendi. İki arkadaş muhabbet etti. Abim arada bana takıldı ve biz onunla yine hiç konuşmadık. Tahmin ettiğim gibi akşam abimle Ozan dışarı çıkacaklarını söylediler. Kendimi garantiye almak için abimin ağzını aradım. "Abi ilçe merkezine mi gidiyorsunuz?" "Evet Cemre biz geç geliriz sen kapıyı kilitleyip yatarsın." dedi. Bu iyiydi. Biz kasabadaki, yakındaki bara gidecektik. Yakalanmak istemezdim. Onlar gittikten sonra hazırlanıp dışarı çıktım. Bara arkadaşımın benim için ayarladığı kuzeninin kimliği ile girecektim. Kimlikteki kızla tek benzer noktamız uzun koyu renk saçlara sahip olmamızdı ama neyse ki kapıdaki görevliler çok dikkat etmemiş ve rahatlıkla içeri girmiştik. Tabii bunda belki de özellikle daha büyük görünmek için yaptığım makyajın ve giydiğim iddialı kıyafetlerin etkisi vardı. Ancak sanırım belki de fazla abartmıştım. Çünkü bara girdiğimizden beri Umut'un bana olan bakışları ve tavırları fazlasıyla rahatsız edici bir hal almıştı. Fazla umursamamaya çalışarak kendimi eğlenceye bıraktım. En sevdiğim bir diğer şey de dans etmekti. Kesinlikle insanın ruhunu özgürleştiriyordu. İlk defa böyle bir ortamda dans ediyordum ve içtiğim bir bira ve etraftaki kalabalığın enerjisi beni sararken kendimi serbest bırakmıştım. Bir süre sonra diğer arkadaşlarımdan Umut'un beni yönlendirmesiyle uzaklaştığımızı fark ettim. Dansa kendimi o kadar kaptırmıştım ki bunu hemen fark edememiştim. Umut bir anda belimden tuttuğunda irkildim. "Bugün çok güzelsin." dedi. Bakışlarımı diğer arkadaşlara çevirdiğimde onlardan oldukça uzaklaştığımızı o zaman fark ettim. Üstelik Umut da ellerini sürekli üzerimde tutuyordu ve bu fazlasıyla rahatsız ediciydi. Uzaklaşmaya çalıştım. "Şey, teşekkür ederim. Biraz masada mı takılsak? Ben yoruldum. Hem biram da bitmiş. Birer tane daha içeriz?" Umut'un yüzündeki ifade bozulsa da sıkılmış bir tavırla onayladı. "Peki sen geç, ben biraları getiririm." Masaya doğru ilerlerken bir yandan da diğer arkadaşları arıyordum gözlerimle. Özellikle beni buraya sürükleyen Sibel'i yanımda gardiyan olarak masaya çekmek istiyordum ancak bakışlarım bir anda başka bir şeye takıldı. Hissettiğim tüm duygular bomba olup boğazımda dizilmişti. Kahretsin!! Gerçekten kahretsin! O burada ne arıyordu?! Ozan, delici bakışlarını üzerime dikmiş öfkeli bir ifadeyle bana bakıyordu. O buradaysa abim de buradaydı ve beni yakalaması an meselesiydi. En azından şimdiye kadar beni görmüş olsaydı çoktan yanımda olacağını düşünüyordum. Ben şaşkın bir şekilde pistin ortasında dikelirken Ozan bakışlarını benden çekerek, barın olduğu kısma doğru ilerledi. İşte orada görmüştüm. Abim barın en sol köşesindeydi. Umut ise en sağ köşesinde. Yani onu görmesi bile şüphelenmesi demekti. Akşamki basketbol maç yalanım ortaya çıkacaktı. Ozan eğilip abimin kulağına bir şeyler söyledi. Süper! Kesin beni yumurtlamıştı. Küçük kız kardeşin yine sorun yaratıyor demişti kesin. Beni görüyordu evet ama sorun yaratan küçük bir kız olarak sadece. Abimden dolayı üzerimde sorumluluk hissediyor olmalıydı. Abim yüzü düşerek arkadaşına baktı. İşte olmuştu. Söylemişti. Kaçışım yoktu artık. Sonra abimin barmene bir şeyler söylemesini ve benim olduğum yere geleceği saniyeleri sayarken bir kez bile piste bakmadan çıkış kapısına yönelip aceleyle dışarı çıkmasını izledim olduğum yerden. Ne olmuştu az önce? Tekrar Ozan'ın olduğu yöne baktığımda bakışlarının içkileri alan Umut'un üzerinde olduğunu gördüm. Hızlı adımlarla Umut'un yanına gidip kolundan yakalamıştı. Sonra tam karşısına geçip bir şeyler söylerken ikisinin de yüz ifadelerini göremiyordum. Ozan'ın uzun boyu ve dönük sırtı bana engel olmuştu. Ancak birkaç dakika sonra Ozan sözünü bitirip çıkışa yöneldi. Çıkmadan önce başını son bir kez benim olduğum piste çevirdi ve... Gülümsedi. Kalbim birkaç saniye tekledi. Ozan'ın ilk kez bana gülümsediğini görüyordum. Onun bu yakıcı, çarpık gülüşüne pek çok kez şahit olmuştum. Kendinden emin, alaycı, çapkın... pek çok anlam yükleyebilirdiniz bu gülüşe. Ama bana neden gülümsemişti? Üstelik bana yardım da etmişti az önce. Abime gerçeği söylememiş aksine onu ortamdan uzaklaştırmıştı. Umut bana doğru yaklaşırken kavradığım gerçek içimde buz gibi bir etki yarattı. Büyük ihtimalle genç bir kıza biraz özgürlük sağlıyor ve iyilik yapıyordu sadece. Arkadaşlarıyla vakit geçirmesi için... Bunun beni neden bu kadar üzdüğünü bilmiyordum. Üzmüştü işte. Başka ne beklediğimi bilmiyordum. Abime söyleseydi daha mı az üzülürdüm? Kafam duygularımı anlayamaz karmakarışık bir haldeyken Umut bana doğru yaklaştı. Yüzünde aynı benim gibi karışık bir ifade vardı. Boğazını temizledi. "Şey Cemre, Hadi seni eve bırakayım. Abinde buradaymış az önce; sıkıntı çıksın istemem." Ozan ona beni eve bırakmasını mı söylemişti? İyice kafam karışmıştı. Onu anlamıyordum. Kendimi de anlamıyordum. Yine de itiraz etmedim. Keyfim kaçmıştı zaten. O gün eve geldiğimde abimler henüz dönmemişti ve ben de direk yatmaya gitmiştim. Sonraki günlerde Ozan ile neredeyse karşılaşmamıştım bile. Yalnızca beraber kahvaltı ediyorduk ve akşam evde olduklarında yemek yiyorduk. Sanki benimle karşılaşmamak için uğraşıyordu. Benim ki sadece paranoyaydı işte. Neden uğraşsın ki? Ancak kahvaltılarda mutlaka bir kere gözlerimiz karşılaşıyordu ve her ikimiz de barda olanlar hiç yaşanmamış gibi davranıyorduk. Ona teşekkür etmedim. O da benimle tek kelime konuşmadı. Ta ki onu yeniden gördüğüm zamana kadar. İşte o gün her şeyin değiştiği gündü...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE