Türk kanı

1917 Kelimeler
Uyarılar hala devam ediyor. Küçükler ve hikayede konusu geçen yasaklı maddelerden etkilenen kişiler rica ediyorum okumayın. Keyifli Okumalar!!! "Bu fahişenin burada ne işi var Lucy? " diye sordu Suzanna kardeşine. Önüne geldiği kızın saçından yapışarak başını eğdi ve dizlerinin üzerine çöktürdü. Maral ona boyun eğerek dizlerinin üzerine çöktü. Çöktüğü ile kalktığı saniyeler alırken yerden aldığı bardak kırığını hızla dönerek çok fazla masum kızın kanına giren kadın görünümlü şeytanın yüzüne bastırdı. Yanağını boydan boya çizerek kanlı kırık şişeyi yere fırlattı. Acıyan yanağına elini bastırarak şok ile ona bakan kadının yardımına Lucia koştu. Pavel kendini öldürtmek için büyük çaba harcayan kızın kolunu kavradığı gibi ofisten çıkardı. Kapıyı kapatırken Lucia`nın kendi adresine gönderdiği küfürleri duydu. Pavel kızı karşıda dinlenme odası olarak kullandıkları odaya soktu. Maral odaya girer girmez kenarda duran çiçek dolu vazoyu alaraK odanın ortasına fırlattı. O şerefsizi öldürse de içi hala bir yanardağ gibi kaynıyordu. Zavallı Yirmi Yedi`nin kesilmiş kafası, gözlerindeki o dehşet aklına gelince öfkesi yeniden alevleniyordu. "Ben böyle düzenin.. Allah hepinizin belasını versin. Orospu çocukları. " diye bağırdı. İçinde biriken öfke göğsünden boşalıyormuş gibi olunca devam etti. "Andım olsun bu pislik yuvasını başınıza yıkacağım. Bu Ev cehenneminiz, mezarınız olacak. " Pavel delirmiş gibi bağıran genç kıza baktı. Onun aklını kaçırmasından korkuyordu. Onu kendince seviyordu ve bir şey olmasını hiç istemiyordu. "Türkçe konuşmayı kes kadın! Ne dediğini anlamıyorum. " diyen adama baktı Maral. Deminden beri Türkçe konuştuğunun farkında bile değildi. Hangi dilde konuştuğu umurunda değildi zaten. Bağırmak iyi gelmişti. "Siktir git Pavel. " dedi odanın çıkışına doğru yürümek için hareketlenince. Kapı ardına kadar açıldı. İçeri hışımla giren Lucy yakınında duran genç kızın saçlarına yapıştı. Maral saçlarına asılan kadına baktı. Lucy gözlerinde korku emaresi olmadan kendisine bakan kızın gözlerine nefretle baktı. Ablası onun yüzünden yanağında derin izle dolaşacaktı. Ve bu işleri için hiç iyi değildi. Yanağında iz taşıyan kadını tespit etmek zor olmazdı. Gerçi yara iyileşince ameliyat olacaktı. Yine de kız başlarına iş açmıştı. Ölmeyi sonuna kadar hak ediyordu. Genç kız yüzüne yakın duran kadınsı mahlukun gözlerine öfke ile bakarak "Bırak beni. " dedi sıkılı dişlerinin arasından. Lucia için yer yüzünde silah kadar tehlikeli olan ikinci bir şey vardı. Türkler... Şu an saçına yapıştığı bu küçük kız da Türktü ve aşağıda yaptığı şey ile onu haklı çıkarmıştı. "Köhler geldi. Seni istiyor. Defol git üstüne başına çeki düzen ver. Böyle rezil halde karşısına çıkıp imajımızı zedeleme. " onu bırakıp bakışlarını kocasına çevirdi. Pavel kendisine bakan kadına doğru gitti. Maral kapıdan çıkmadan önce Türkçe "İmajınıza sokayım. " dedi. Dinlenme odasından çıkan genç kız odasına gitti. Köhler`in odaya gelmesi yirmi dakika sürecekti. Yanına gelmeden önce salonda tüm kızlarla konuşur onlara küçük paketlerde "mal" hediye ederdi. O yüzden onu bu katta çok seviyorlardı. İş adamı görünümü olsa da bu almanın sıradan işlerle uğraşmadığını herkes biliyordu. Genç kız Köhler`i düşünmeyi keserek dolaptan giyeceği elbiseyi seçti. Hiç özen göstermeden müşterisinin en sevdiği dantelli koyu yeşil mini etekli elbisesini aldı. Elbiseyi alırken silahı sakladığı yer gözüne çarpınca boğazı düğümlendi. Zavallı Yirmi Yedi öyle ölümü hak etmemişti. Buradaki hiçbir kız böyle hayatı hak etmiyordu. Boğazındaki düğüm boğulmasına neden olunca gözleri yanmaya başladı. Birazdan ağlayacağını biliyordu. En son üç sene önce yatağın kenarında bacaklarına sarılmış, beyaz çarşaftan kendisine sırıtan küçük kan lekesine bakarak saatlerce ağlamıştı. Geçmişini zihninde halı altına süpürerek şu an yaşadığı acıya odaklandı. Elindeki elbiseyi yere fırlatarak dizlerinin üzerine çöktü ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Makyaj yapmadığı için şanslıydı. Yüzü gözü karışmış renklerle süslü olmayacaktı. Ağlarken gözü dolap kapağındaki aynadan aksine ilişti. Canı yansa da çöktüğü yerden kalkmasını ona öfke ila bakan gözleri emrediyordu. Kalk ve bu insan müsveddelerinden yaşanan her acı için intikamını al... İçinde uluyan dişi kurt sıktığı yumruğunu yere dayayarak kalkmasına yardımcı oldu. Birazdan müşterisi gelecekti. Hazırlanmalıydı. Elbiseyi alarak yatağa attıktan sonra banyoya girip elini yüzünü yıkadı. Aynadan kendine bakmayı reddederek kurulandı. Aslına bakarsa nasıl göründüğü umurunda değildi. Banyodan çıktıktan sonra üzerini değişti. Elbiseyi giyindikten sonra saçlarını elleriyle silkeledi. O işini bitirir bitirmez kapı açılmıştı. İyi ki diğer elbiseyi banyodaki kirli çamaşır sepetine atmayı başarmıştı. Odaya giren şık giyimli Köhler`i görünce gülümsedi. Yüzündeki gülümseme aynanın önünde çalışılmış uzun uğraşlar sonunda elde edilmiş gerçekçi görünüme sahip gülümsemeydi. Sahte mi gerçek mi hiç ayırt edilemiyordu. "Hoş geldiniz Bay Köhler. " dedi herkesin bayıldığı o ses tonu ile. Özellikle Köhler bu farklı tınılara sahip ses tonunu çok seviyordu. Hep "Ciddi bir şey konuşurken farklı, sevişirken farklı, cilve yaparken farklı ses tonun var ve ben buna bayılıyorum meleğim. " derdi. Maral yavaş adımlarla adama yaklaştı. Tam önünde durarak bedenlerinin bir birine çekilmesi için küçük alan yarattı. Tipik alman erkeği olan Köhler onu baştan aşağı süzdü. "Bu mesafedeyken ve bedenim sana doğru can atarken bana ismimle seslen meleğim. " dedi adam bakışlarını genç kızın güzel bedeninde dolaştırırken. Mavi gözlerinde parlayan ihtiras, tutku genç kızda çok etkili olmasa da çok istekliymiş gibi görünüyordu. "Reynold. " dedi kısık sesle. Reynold dudaklarını bir birine bastırarak ona doğru hamle yapacakken kapı ardına kadar açıldı. Onları kimin rahatsız ettiğini görmek için kaşlarını çatarak sırtı dönük olduğu kapıya doğru döndü. Gördüğü kişiye memnun olmayan Köhler "Baron! " diye sert ses tonu ile vurguladı. Maral uzun boylu adamın cüssesi yüzünden içeriye girenin kim olduğunu göremediği için kenara çekildi. Şimdi o kişiyi yani Baron`u daha net görebiliyordu. Baron denilen adam uzun boylu, siyahlar içinde, esmer tenli, siyah gözleri ateş saçan bakana dudak ısırtacak kadar yakışıklı bir adamdı. Tüm bunların yanı sıra adamda Maral`ın dikkatini çeken bir şey vardı. Adamı hayatında ilk kez görmesine rağmen kanı coşmuştu. Sanki vatanında idi. Türkiye`de.. Ama hayır. Adam Türkten çok bir İtalyana benziyordu. Peki neden o yakınlığı hissetmişti ki? Bu ortamda düşünmemesi gereken şeyi düşündüğü için kendine kızdı. Köhler ile bir birilerine meydan okur gibi bakıyorlardı. Baron bakışlarını nihayet ondan alarak etrafa baktı. Kendisine zahmet edip bir kere bile bakmamıştı. Karşılarındaki kendinden emin adam yüzünde alaylı ifade ile tekrar Köhler`e döndüğünde "Bu pislik yuvasına girerek benden kaçabileceğini mi sandın Reynold? " diye sordu. Köhler kuyruğu dik tutmaya çalışsa da gergin ve korku dolu olduğu belli oluyordu. Genç kız korkunun kokusunu nerede olsa tanırdı. "Senden kaçmak isteyen yok Baron. " dedi Köhler duruşunu dikleştirerek. Genç kız gözlerini devirdi. Kendilerini kadınların yanında yenilmez olarak gösterip daha güçlü adamın karşısında muma dönen erkekleri hiç sevmiyordu. "Ben öyle duymadım ama. Benim malları dağıtıcıdan çalarak iki katı fiyata sattıktan sonra seni bulamayacağım yere yani bu " oldukları mekana tiksinti ile bakan adam "kadın mezbahasına saklandığını bir numaralı adamdan duydum Reynold. " dedi. Kadın mezbahası... Bu tabir genç kızın hoşuna gitmişti. Bu iğrenç yeri tam anlamıyla tanımlayan kelime mezbahaydı. Kadınların birer koyun gibi alınıp satıldığı ve canları istediğinde kurbanlık gibi doğradıkları bir yerdi. Burası kan kokuyordu. "Ayrıca benim bölgemde mal sattın aptal. Bunun ne demek olduğunu biliyorsun. " diyerek kemerine taktığı silahı çıkaran adam namluyu Köhler`e doğrulttu. Köhler o an yanında duran Maral`ı hatırlayarak kolunu kavradığı gibi önüne çekti. Maral çoktan vazgeçtiği canını teslim edeceği günün nihayet geldiğini düşünse da arkasındaki korkak adama "Adamım diye gezinen geri zekalılardan nefret ediyorum. " dedi. Kendisini o an tam anlamı ile fark eden Baron baştan aşağı baktı. Bedeninde dolaşan siyahlar tekrar gözlerine çıktığında tek kaşı kalkmıştı. Dudaklarının sağ köşesi yukarı doğu havalanan adam silahı daha sıkı kavradı. "Türk kanı taşıyan biri ölümün gözlerine böyle korkusuzca bakabilir. " dedi Türkçe. Maral yine Türkçe konuştuğunu anlamıştı. Ve az evvelki tahmini de doğruydu. Bu adam bir Türktü. "Vur beni. " dedi gözlerini kırpmadan. "Ölmek mi istiyorsun? " "Evet. " "Üzgünüm küçük ama bugün senin değil arkandaki şerefsizin celladıyım. " dedi adam. Maral öfke ile ona baktı. Onların ne konuştuğunu anlamayan Köhler kızın kolunu fazla sert sıkarak "Sen Türk müydün? " diye sordu. Maral canı yandığı için istemsizce yüzünü buruşturdu. "Bırak beni. " dedi sıkılı dişlerinin arasından. Baron denen adam sabırsız yüz ifadesi ile "Üç dediğimde eğil küçük. " dedi. Bariton sesinde insana boyun eğdiren sert bir tını vardı ve Maral ölmek istemesine rağmen adamın üç demesiyle geri kafa atarak Köhler`in sendeleyip kendisini bırakmasına neden oldu. Baron anında onu indirirken gözleri bu küçük cesur yürekte idi. Köhler zincirinden kopmuş kum torbası gibi döşemeye devrilirken içeri Lucia ve Pavel girmişti. Lucia en iyi müşterisinin yerde yattığını görünce sanki bu genç kızın suçuymuş gibi ona nefretle baktı. Bir gün içinde iki kişinin ölümüne sebebiyet veren bu küçük orospudan kurtulacaktı. Yüzünü tüm heybeti ile Ev`i titreten yakışıklı adama döndü. Müşterisi olmasa da onun Avrupa uyuşturucu Kartel`inin başı yani Baron olduğunu biliyordu. "Bu kahpe senin adamlarından birini öldürdü Baron. " dedi. Maral öldürdüğü erkek müsveddesinin bu adamın adamı çıkmasına sevindi. Adamını öldürdüğünü duyunca kesin kendisini vuracaktı ve bu dünyada fazlasıyla azap gören zavallı ruhu nihayet rahatlık bulacaktı. Bir yandan da o şerefsizin bir Türk olduğunu öğrenmek içini acıtmıştı. "Kim? " diye sordu Baron. Gözleri kendisine meydan okuyarak bakan kadının gözlerine sabitledi. Az önce kavuşmayı çok istediği ölüme yaklaşmıştı. Lucia kibirle "Adam. Bugün buradaydı ve kızlarımdan biri ile ilişkiye girdi. Ve bu onu vurdu. " dedi. O meşum manzarayı yeniden hatırlayan genç kız dişlerini sıktı. O kadar sert sıkmıştı ki yanakları içe doğru göçmüştü. Öfkelense de öldürdüğü adamın Türk olmadığını öğrenmek içine su serpmişti. Burnundan derin nefes aldı. Baron Lucia`ya cevap vermeden "Ferhat. " dedi. İçeri giren adam yani Ferhat hemen "Buyurun efendim. " dedi. Ortamdaki herkes İngilizce konuşuyordu ve bu yine kızı sıkmıştı. "Şu " elindeki silah ile Pavel`i işaret etti. "adamla git ve söylenenleri teyit et. " dediğinde Ferhat kafasını salladı ve Pavel`e beklentiyle baktı. Pavel genç kıza kısa bakış atarak Ferhat`ın önüne düştü. Maral az sonra celladı olacak adamın gözlerine dik bakmaya devam etti. Lucia birazdan onun öleceğine emin şekilde kollarını göğsünde birleştirmiş galip eda ile bakıyordu. "Birazdan senden ebediyen kurtulacağım silik fahişe. " dedi kendini tutamayan Lucia. Baron ayakta beklemekten sıkılarak tekli koltuğa oturarak bacak bacak üstüne attı. Telefonunu çıkararak ekranına dokundu. İki dakika sonra odaya iki tane iri yarı adam girerek kimsenin dikkat etmediği Köhler`in cesedini alıp çıktılar. Onlar gittikten dakikalar sonra Ferhat ile Pavel odaya döndü. "Dedikleri doğru mu? " diye sordu Baron. "Doğru efendim. Ölen kişi bizim adamlardan Adam. " dedikten sonra ayakta beklemekten sıkılarak yatağa oturan genç kıza baktı. Maral kendisine bakan genç adama bakışları ile karşılık verdi. Ferhat`ın gözlerinde deli bir gurur vardı. Kaşlarını çattı. Neler oluyordu? Merakını Ferhat saniyeler içinde Türkçe konuşarak gidermişti. "Adam birlikte olduğu kadının kafasını kesmiş testere ile ağabey. Hem de canlı canlı. Kesik kafayı da kadının göbeğine koyarak ilişkiye girmiş onunla. Tahminim doğrudur diye düşünüyorum. " dedikten sonra kıza baktı. Baron o sırada yüzünü midesi bulanmış gibi buruşturdu. "Yaşın kaç bilmiyorum ama mükemmel nişan alıyorsun küçük hanım. " dediğinde Baron`un da dikkatini üzerine çekti. "Kurşunlamış mı? " diye soran patronuna kafasını sallayan Ferhat bakışlarını kızdan ayırmadı. Koltuktan ağır ağır kalkan Baron Ferhat`a "Kızı al Ferhat. " dedi. Sakin adımlarla kapıya doğru gitti. Onu öldürmeyeceklerini anlayan genç kız ve Lucia hayal kırıklığı içinde aynı anda bağırdılar. Baron önce "Hayır onu gebertmeniz lazım. Nereye gidiyorsunuz? " diye isyan eden Lucia`ya sonra "Adamının beynini kurşunla doldurdum Baron. Beni de gebertmen lazım. " diye bağıran Maral`a baktı. Bakışlarını tekrar Lucia`ya çevirdi. Gözlerindeki ateş Lucia`nın sinmesine neden oldu. "Kız artık benim. Benim malım. Bu Ev`i başına yıkmamı istemiyorsan sesini kesmeni öneriyorum kadın. " dedi. Sesi sert ve tavize yer bırakmayan tondaydı. Konu bitmişti. Maral kolunu kavrayan Ferhat`a dirense de pek başarılı olamadı. Son anda bacak arasına attığı tekmeden kurtulan Ferhat`a "Burnunu koru Ferhat. Kız çok iyi kafa atıyor. " diyen Baron odadan ilk çıkanlardandı. Peşinde omzunda Maral ile çıkan Ferhat vardı. Koridorda ilerlerken Ev`i kızın sesi inletiyordu. "Mal sensin Baron bozuntusu. Ben kimsenin malı değilim! Duyuyor musun beni? " İkinci bölüm de geldi. Yorumlarını alayım nasıl olmuş? Karşılaşmayı nasıl buldunuz? Haydi sağlıcakla kalın. ÖNEMLİ NOT: HİKAYEDE SÖZLEŞME İMZALANMASI İÇİN 5000 KELİMEYE İHTİYACI VARDI DİYE MAYISTAN ÖNCE İKİ BÖLÜM YAYIMLADIM. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İNŞALLAH MAYISTAN İTİBAREN YAYIMDA OLACAK. Sizi sevirəm.. Arzu Khayal
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE