Surien, Leskar’ın odasından çıktıktan sonra bütün hevesi kaçmıştı. Oysa Gök Ada onun kurtuluşu olur zannedip içten içe sevinmişti. Tüm açlığına rağmen Raleg ve Haldar’ın teklifiyle yemek yemeye giderken de sessizdi. Üstelik karşılaştıkları süvarilerin bakışları etine batan iğneler gibi benliğini acıtıyordu.
Karargahtan uzaklaşan taş döşeli yol onları ağaçların arasından geçirip güzelce tasarlanmış bir bahçenin içine götürdüğünde önlerine tek katlı, büyük pencereleri olan bir bina çıktı. Önündeki küçük havuzun çevresine yerleştirilmiş masalarda yemek yiyen süvariler yeterince ipucu veriyordu binanın ne için olduğuna dair. Masaların çoğu boştu ve Surien buna bile şükrederken buldu kendisini. Raleg yavaşladı ve kızla aynı hizaya gelince,
‘’İlk gün her zaman en zorudur ama sonra işler değişir. ‘’dedi dostane bir tonda.
‘’Kumandanınıza bakılırsa giderek zorlaşacak gibi. Malum ben bir piçim.’’ dedi Surien umutsuz bir ifadeyle. Raleg hafifçe güldü.
‘’Onu sevmedin değil mi? Ama o kendince doğru olanı yapıyor çünkü yıllardır burada her gün bir sürü şımarık züppeyle uğraşmak zorunda kalıyor. Dediği gibi burada kişinin güçlü bir soydan gelmesi çok önemli ama yeteneği yetersiz bir soylu en acınacak durumda olan aslında. Bir soyun olmayabilir ama belki harika bir yeteneğin vardır ve birden işler değişebilir.’’ Surien iç geçirerek dinliyordu genç adamı. Ona neden iyi davrandıklarını bile bilmiyordu ama müteşekkirdi bunun için.
‘’Ya yeteneğim de yoksa veya yetersizse? Burada yeteneksiz birine ne olur?’’ Haldar bile yavaşlamış onları dinliyordu yürürken. Kafasını çevirip,
‘’Korkma kimseyi aşağı atmıyoruz.’’ Dedi kendine has düz sesiyle. Raleg kahkahasını zorlukla bastırdı.
‘’Bence senin bir yeteneğin var Surien. Mesela kolay kolay espri yapmayan daha doğrusu beceremeyen şu iri adama daha ilk günden espri yaptırmaya başladın.’’ Haldar ters ters Raleg’e bakarken Surien kıkırdadı.
‘’Hah şöyle rahatla. Haldar haklı, kimseyi aşağı atmıyoruz. Burada da bir hiyerarşi var.’’ Konuşurken bahçedeki masalara varmış, diğerlerine biraz daha uzak kalan birine oturmuşlardı. Tabii ne kadar uzak olurlarsa olsunlar kendilerine dönen kafaları engellememişti bu. Raleg aldırmayıp devam etti,
‘’Burada da kıyafetlerimizi, saçlarımızı ve diğer ihtiyaçlarımızı hazırlayan insanlar var. Terziler, kıyafet, ayakkabı, kanat ve diğer aksesuarları satan mağazalar, saç ve vücut bakımı yapan salonlar, takas dükkanları, yemek ve içki servisi yapan eğlence yerleri var. Eh oraları da süvari olamayan ama bir haneye mensup insanlar işletiyor. Hatta bazıları süvarilerden bile popüler ve havalı. Bu neye sahip olduğundan çok, sahip olduğun şeyi nasıl kullandığınla alakalı sanırım. Yani her halükarda sana yapacak bir şey buluruz.’’
‘’Peki tüm bu saydıklarını siz nasıl alıyorsunuz? Süvari olduğunuz için aldığınız ücretlerle mi?’’
‘’Orası biraz daha karışık. Biz süvariler çeşitli şekillerde edinebiliyoruz sahip olduklarımızı. Her ay bize seviyemize göre belirli bir miktar ödeme yapılıyor evet ama asıl kazancımız bitirdiğimiz görevlerin ve kazandığımız düello veya toplu savaşların ödülleri. Bir de açık alanda avladığımız yaratıkların başına konulan ödüller var tabii. Ne kadar aktif ve becerikli bir süvariysen o kadar çok para ve ödül kazanırsın. Mağazalarda sahip olduğun puan veya para ederince eşya veya hizmet satın alabilirsin. Tabii bir de seviye yükseltirsin ki aslında herkesin en büyük amacı en tepeye çıkmaktır.’’
‘’Kanatlarınız, onları da öyle alıyorsunuz sanırım? Daha çok küçükken kanatlarınızın gerçek olduğuna inanırdım. Sizin kötü varlıkları cehenneme, iyi olanları cennete taşıyan melekler olduğunuzu düşünürdüm.’’ Surien o zamanları hatırlayınca dudağı hafifçe kıvrıldı.
‘’Aslında pek yanlış sayılmaz, yani kötü yaratıklarla mücadele edip avlıyoruz doğru. Ama hepimizin birer melek olduğu söylenemez, güç yüzünden gözü dönmüş birçok süvari göreceksin ve çevrende güvenebileceğin ne kadar az insan olduğunu anlayınca epey moralin bozulacak.’’ Haldar’a bakan genç kız,
‘’Burada kimsenin kimseye güvenemediğini mi söylemek istiyorsun?’’ dedi. Haldar omuz silkince Raleg cevap verdi Surien’e.
‘’Tam tersi; burada her zaman birilerine güvenmek zorundasın. Çünkü yapacağın birçok şeyde yalnız olmayacaksın, olmamalısın. Bir ekibin ve birliğin olmak zorunda. Birilerine sırtını yaslamak ve onlarla ava çıkmak, görev tamamlamak, birlikler ve garnizonlar arası savaşlara girmek zorundasın. Burada Surien, hiç ummadığın bir anda en büyük düşmanınla sırt sırta savaşmak ve ona güvenmek zorunda kalman işten bile değil. ‘’ Kızın kafası karışmıştı.
‘’İyi de insan düşmanına nasıl güvenebilir ki? Bu çok kafa karıştırıcı.’’ Raleg manidar şekilde gülümsedi ve,
‘’Her zaman kafanın arkasında da iki göz bulundurarak güvenirsin.’’ dedikten sonra göz kırptı. Surien bir süre sesini çıkarmayıp düşündü ve sonra bir şey hatırlamış gibi kafasını kaldırdı.
‘’Af edersin Raleg ama burada her şeyin hak edilen para ve ödüllerle alındığını söylemiştin, ben ikisine de sahip değilim. İhtiyaçlarım olacaksa bunları nasıl alacağım?’’
‘’O iş ben de merak etme. Yemekten sonra halledeceğiz.’’ Raleg genç kıza tekrar göz kırptı. O sırada bir garson masalarına gelip ne istediklerini sordu. Surien’in hiç bir fikri yoktu burada neler yenebildiğine dair. Sipariş işini diğerlerine bırakıp ona sorulan şeyleri onayladı sadece. Onlar konuşurken istedikleri yiyecekler ve içecekler geldi az sonra.
‘’Şuan rutin yemek saati olmadığı için kaldığımız yurdun ana yemek salonu yerine bu gibi yerlerde yiyoruz yemekleri. Genelde şehirde olmadığı için yemek saatlerini kaçıranlar buralara takılır. Sabah kahvaltısı 6-9 saatleri arasında verilir unutma. Yarın o yüzden seni sabah erkenden alırım odandan.’’
‘’Nereden alacaksın? Yani ben nerede kalacağım?’’ Raleg tam Surien’e cevap vermek üzereydi ki yakınlarındaki masaya iki güzel kadın ve üç havalı erkek süvari oturdu. Raleg gruptakileri görünce Haldar’a kısa bir bakış attı. Haldar yüzünde ciddi bir ifadeyle Raleg’e bakıp,
‘’Ben artık o kadar da aç değilim. Yapmam gereken birkaç şey var, Surien’le ilgilen ve yurda kadar eşlik et. Seni sonra bulurum.’’ Deyip yerinden kalktı.
Raleg cevap vermedi ama gözleriyle onayladı. Haldar yan masaya gelen gruba hiç bakmadan geçerken oturanlar ona kısa bir bakış attılar. Sonra ilgileri kısa bir an Surien’e kayarken içlerinden biri, kızıl uzun saçları olan güzel bir dişi Kalha bir süre daha Haldar’ın ardından baktı ve sonra ifadesinde bir hayal kırıklığıyla bakışlarını önce Raleg’e, sonra Surien’e çevirdi. O iri vücuda rağmen oldukça alımlı ve güzel bir kadındı. Beyaz uzun tüylü kanatlarını kapatmıştı ve üzerinde hafif gri-beyaz bir zırh vardı. Sırtındaki iri kılıç sanki ona hiç yük olmuyormuş gibi rahat oturuyordu. Surien oturduğu yerde yine küçüldüğünü hissetti. Ne zaman ki bakışlar üzerinden çekildi, o vakit derin bir nefes alıp Raleg’e döndü.
‘’O kadın kim?’’ dedi sesi duyulmasın diye azami bir çaba sarf edip. Raleg de en az onun kadar sessizce cevap verdi,
‘’Karyen. Haldar’ın eski eşi ve tek aşkı. Eh sanırım Karyen de hala Haldar’a aşık.’’
‘’Madem hala birbirlerini çok seviyorlar, neden ayrıldılar ki? Çok da güzel bir kadınmış üstelik.’’
‘’İkisi de katır gibi inatçı ve dik kafalı da ondan. Güzel olduğu kadar güçlü ve tehlikelidir de. Geçen gün onunla ayrılığından istifade edip Haldar’a asılan ve ayartmaya çalışan bir dişi okvanı birlik savaşında sıkıştırıp öldüresiye dövmüş. Kadın artık Haldar’ın yüz metre yakınına bile yaklaşamıyor. Tabii Karyen o kadar gururlu ki bunu Haldar’ı kıskandığı için yaptığını itiraf etmek yerine kadının savaş sırasında canını sıktığını söyledi. Eh öncesinde Haldar da Karyen’i kıskandığı için birkaç kişiyi fena benzetmişti tabii. Yani anlayacağın ikisi süvariler arasında kıskançlık konusunda epey kötü şöhretliler.’’
Surien, Raleg’i dinlerken hayranlık ve korkuyla baktı yeniden Karyen’e. Öyle güçlü bir kadının avı veya rakibi olmayı asla istemezdi. Dövdüğü kadına içten içe acıdı ama Haldar ve ikisinin de birbirlerine çok yakışacaklarını düşündü ve gülümsedi.
‘’Neden güldün?’’ dedi Raleg onun Karyen’e baktığını fark edince.
‘’Aşk nasıl bir şey bilmiyorum ama eğer insana böyle şeyler yaptırıyorsa bu ikisi yeniden birleşmeli.’’
‘’Katılıyorum, aksi takdirde yanlış anlaşılmalar ve kıskançlıklar yüzünden epey kişinin canı yanacak gibi görünüyor.’’ Raleg kıkırdarken Surien de elini ağzına kapatıp güldü. Morali birden yerine gelmişti az da olsa.
‘’Hey ama Haldar bunları sana anlattığımı duyarsa beni pestilim çıkana kadar döver. O yüzden sır tutmayı öğrensen iyi edersin çaylak.’’
‘’Kesinlikle tutacağım. Söz veriyorum.’’
‘’O zaman anlaştık. Hadi yemeğini bitir de diğer işleri halledelim akşam olmadan.’’
Biraz sonra Surien bir kez daha şaşırdı. Raleg’in yanında aniden beliren hayvan yerinde sıçramasına neden oldu. Raleg gülüp,
‘’Sakin ol, ruh hayvanlarımdan biri. Zarar vermez, ben istemediğim sürece yani.’’ Tekrar sırıttı. Kız hayvana dikkatle bakma cesaretini gösterince beyaz kürkünün üzerinde parlak mavi çizgileri olduğunu gördü. Ön köpek dişleri kocaman ve oldukça uzundu.
‘’Nedir bu?’’
‘’Buzul kaplanı. Buz Diş diyorum ona. Nefesiyle bir canlıyı dondurabilir, yani canlı olarak yemek istemezse.’’
‘’Muhteşem.’’Raleg kıza gülümseyip hayvanın sırtına bindi.
‘’Hadi gel, daha hızlı gideriz. Seni uçurmak isterdim ama taliplerimi endişelendirmek istemem.’’ Genç süvari kıkırdadı.
‘’Bana bir şey yapmayacağına emin misin?’’
‘’Ruh hayvanları sadece sahipleri için tehdit oluşturan kişi ve şeylere saldırırlar. Benim zihnimden komut aldığı için seni düşman olarak görmüyor ve asla sana zarar vermez.’’ Surien çekinerek de olsa Raleg’in arkasına geçerek oturdu kaplanın sırtına. Korkuyla genç adamın beline sarmaladı kollarını.
‘’Hazır mısın çaylak?’’
‘’Bilmiyorum.’’ Genç adam kızın cevabına gülüp kaplanını sürdü.
Kaplan bakımlı yollardan, ağaçların ve yer yer karşılıklı binaların olduğu geniş sokaklardan geçti. Raleg gibi değişik hayvanların sırtına binmiş başkaları da vardı. Surien hızla giden hayvanın üstünden görebildiğince etrafa bakıyordu. Bahçeli büyük evler, çok katlı ve eve benzemeyen binalar, insanların alış veriş yaptığı daha çok bina ve dükkanlar görüyordu. Nihayet geniş bir meydana vardıklarında Raleg kaplanı durdurdu ve indiler. Hayvan sessizce ortadan kaybolurken genç adam kıza dönüp,
‘’Gerisini yürüyerek gidelim, geldik sayılır.’’
Meydanı geçip oldukça görkemli beyaz bir binaya doğru yürüdüler. Üç katlı binanın en alt katındaki büyük vitrinlerde çeşit çeşit kıyafetler ve kanatlar sergileniyordu. Üst katlarda da yine büyük zarif pencereler vardı ve altın renginde çerçevelere sahipti. Çatı da mavi üzerine altın işlemeli büyük bir kubbeye sahipti. Surien için hayalden bile öteydi böyle bir bina görmek. Aşağıdaki şehirde de zenginler için lüks denilen dükkanlar ve binalar vardı ama buradaki yapıların yanında onlar oldukça sefil kalırdı.
Gördüğü her detay kesinlikle muhteşemden bile muhteşemdi. Altın varaklı cam kapılardan geçtiler ve içerideki ihtişam karşısında donup kaldı genç kız. Yüksek tavanlı giriş katında göz alabildiğince yerleştirilmiş ürünler öyle canlı ve parlak renklere sahiplerdi ki genç kız hangi tarafa bakacağını şaşırmıştı. Süvarilerin üzerinde gördüğü ne varsa bu mağazadan alınmış olmalı, diye düşündü. Üstelik içerisi oldukça kalabalıktı ve çoğunluğu dişi süvarilerden oluşuyordu bu kalabalığın.
Tabii yine meraklı bakışlar vardı. Evet muhtemelen buralarda hep çaylaklar oluyordu ama Surien gibi kötü görünümlü birini ilk kez görmüş gibiydiler. Sonuçta Öz sahibi çaylaklar bilinen Hanelere mensup olduğundan hali vakti yerinde insanlar olarak geliyorlardı eğitim görmeye. Herkes birbirini az çok tanıyor ve hanesine göre davranıyordu. Oysa Surien…onun ne soyu belliydi ne de yeteneğinin gerçekten olup olmadığı. Olduğunu iddia etmişlerdi evet ama kız bunu içinde hissedemiyordu. Yeteneği olsa kendisinin bilmesi gerekmez miydi herkesten önce?
Surien dalgın ve hayran bakışlarla kendi etrafında döne döne ilerlerken birden birine sertçe çarptı ve kendine gelip özür dilemek için muhatabına döner dönmez suratına yediği tokatla dengesini kaybedip kendisini yerde buldu. Hemen ardından biri cırlak bir sesle
‘’Seni sefil yaratık, ne cüretle kıyafetime basarsın!’’ diye bağırdı.
Surien acıyla yanan yanağını tutarken utanç duygusu hissetti ama başka bir his, yakın zamanda tekrar hissetmiş olduğu bir şey benliğinde üst sıraya tırmandı. Sanki bir tıslamanın hemen gerisinde kabaran karanlık bir dalga iradesini veyahut onu tutan şey her neyse onu aşıp ona bunu yapan kişiye hesap sormak istiyordu. Ama sanki onu tutan şey Surien değildi de bir başka güçtü. Çünkü genç kız içinde kabaran tehlikeli hissi nasıl kontrol edeceğini bile bilmezken daha önce birden ortaya çıkıp iki kişiyi ölümüne darp eden varlık veya benzeri şey dışarı çıkamıyordu bir türlü.
Surien ölümcül bakışlarını üzerine dikmiş, onu aşağılayarak ezen güzel dişiye çaresiz bir sefil gibi baktığını fark etti. Hala yerdeydi ve elinden hiçbir şey gelmiyordu. Üstelik yakınlarda olayı gören veya duyan kim varsa başlarına toplanmış ya da toplanıyordu. Bundan cesaret alan diğeri,
‘’Dilsiz ve aptal! Neyin nesi bu çirkin şey!’’ deyip üzerine doğru tiksintiyle eğildi. Surien konuşmak istedi ama sadece dizlerini toplayıp büzülmek oldu yapabildiği. Şaşkındı, muhatabı öyle güzel ve alımlıydı ki ona kızmak yerine hayran hayran bakıyordu. Uzun dalgalı saçları gri- lila ve mor arası bir renk cümbüşüyle parlıyordu. Mavi iri gözleri birer badem gibi yerleşmişti kaşlarının altına. Minik burnu ve pembeye boyalı güzel dudaklarıyla perileri bile kıskandırabilirdi kuşkusuz. Belki de bizzat periydi, ya da en yakın haliyle bir Sitra. Mor, lila uzun ve gösterişli elbisesinin gerisinde pırıltılı ince kanatları kapalı olduğu halde titreşiyordu. Genç kızın hayran bakışları Raleg’in araya girmesiyle bölündü.
‘’Senin derdin ne Rujja?’’ Surien tanıştıklarından beri ilk kez Raleg’i öfkeli bakar ve konuşurken görmüştü. Önlerini kesen Silat’a bile böyle ters davranmamıştı.
‘’Derdim bu yerdeki sefil yaratık. Daha yürümeyi bile bilmeyen birinin burada ne işi var? Yeni kıyafetimin eteğine bastı, neredeyse yırtıyordu ve özür bile dilemedi!’’
‘’Dileyecektim ama bana vurdu.’’ Diyebildi zorlukla çıkan sesiyle Surien. Kalabalığın ortasında yerde kalmıştı. Raleg’in öfkesi birden katlandı ve tutup kızı yerden kaldırdıktan sonra diğerine döndü.
‘’Ona vurdun mu? Boktan kıyafetinin eteğine bastığı için hem de? Bilmeden yaptığı halde?’’ Rujja kendisine öfkeyle bakıp üstüne yürüyen genç adama kibirle ve üst perdeden bakmayı bırakmadan cevap verdi,
‘’Demek senin korumanda bu sefil? Ne yani artık buraya süprüntüleri de mi getiriyorsunuz? Sizin birliktekilerden daha azını beklemezdim ya hoş.’’ Hemen gerisinde onu korumaya hazırmış gibi biriken birkaç dişi süvari Surien’in dikkatinden kaçmadı. Tıpkı Rujja denilen Sitra gibi gösterişli saçlara ve kıyafetlere sahiptiler onlar da ama kimi Sitra kimi Silat veya Okvan gibiydi. Aynı haneden veya birlikten olmalıydılar.
‘’Bak şurada büyük bir ayna var, orada sefil ve süprüntü nasıl oluyor bakıp görebilirsin.’’ Raleg eliyle Rujja’nın biraz gerisinde kalan büyük aynayı işaret etti. Genç kız pişkin pişkin tebessüm edip alaylı bir bakış attı Raleg’e.
‘’Sen umutsuz vakasın Raleg. Yetersiz ve gereksiz. Şimdi bu yaratığı al ve benden uzağa götür. Onu koklamaya daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum.’’
‘’Varlığına alışsan iyi olacak kibiriliçe çünkü artık hep burnunun dibinde olacak.’’ Raleg, Rujja’nın meraklı bakışlarına daha fazla ipucu vermeden Surien’i alıp bir başka bölüme götürdü.
‘’Özür dilerim, sorun çıkardım. İstemeden oldu affet.’’ Genç kız kendini suçlu hissediyordu. Rujja denilen kızın statüsü hakkında bir fikri yoktu ama Raleg’i çokça sinir etmeyi başarmış ve bunu yaparken soğukkanlı kalmıştı. Güvendiği bir şey veya birileri olmalıydı. Belki çok güçlüydü ya da ailesi söz sahibiydi. Surien, Raleg’i zor durumda bırakmış olmaktan çekiniyordu.
‘’Böyle şeyler için asla özür dileme, böyle yaratıklardan da asla özür dileme Surien. Burada yaşayacaksın, süvari veya çalışan biri olarak hep burada kalacaksın. O yüzden dik durmayı öğrenmelisin ve tabii kimlerden uzak duracağını, kimlerle asla dost olunamayacağını da. Rujja da listenin en başlarında olanlardandır. Lordun hanesine mensuptur ve en güçlü birlikteki en şişirilmiş Sitradır. O yakınlardaysa bela da fazla uzakta değildir.’’
Surien anladığını göstermek için başını hafifçe salladı. İlk gün en zoru denmişti ama içinden bir ses bugünü atlatmanın yeterli olmayacağını söylüyordu. Sanki burada, bu herkesin hayalini süsleyen cennette yaşamanın bedeli genç kız için tahmin ettiğinden veya edilenden daha ağır olacaktı. Ne kadarına dayanabileceğini veya nasıl dayanabileceğini bilmiyordu. Çünkü karşısındaki muhteşem varlıkların ona neler yapabileceği hakkında hiçbir fikri yoktu.