4.Bölüm

2035 Kelimeler
Bahar’ın Ağzından “Bahar sen şehirde ne edecen kızım? Olur mu öyle şey?” ellerim kucağımda bağlı babamı dinliyordum. Derin bir nefes alıp başımı kaldırdım ve annemin yüzüne baktım. gözleri buğulanmış sadece olayları izliyordu. “Baba, köyde iş yok. Salih emminin verdiği 55 lirayla olacak iş mi? O para neyimize yetecek?” ben sevinceğini sanmıştım ama ondan ziyade bana kızmıştı. Kesinlikle istemiyordu. Ama başka çaremizde yoktu! “Bey...neden istemediğini bilirim ama sen bilmez misin Bahar’ımı?” kaşlarım çatıldı. Neden istemiyordu. Bana, uzak olduğunu bu yüzden istemediğini demişti ama başka bir şey mi vardı? “Baba!” sesim ona karşı ilk defa fazla çıkmıştı, bakışları hemen beni buldu. O gözlerde gördüğüm şey ilk defa sıcaklık değil, güvensizliğin ibareleriydi. İşte o bakış beni mahvetmişti. Ben hiçbir zaman onun başını öne eğecek bir şey yapmamıştım. Yanlış anlaşılır diye dereden eve gelene kadar yolda bile başımı kaldırmadan yürürdüm. “Olmaz Bahar!” “Baba, kundurada da pek para yok bilirsin. Tek eyi kazancımız baharın ırgatlık yaparken kazandığı paraydı. Her sene fazla alırdı amma şimdi o da yok” abimin ani çıkışı ile babam sertçe baktı ona “Eyi o zaman sen git tarlalara” diyip odayı terk etti. Yüksek sesle yutkundum. Tepkilerini kesinlikle anlamıyordum. Sanırım bu iş olmayacaktı. Ne de çok sevinmiştim şehire gidip para kazanacağım diye. Buralarda ki çoğu kızlardan farklıydım ben. Kendi paramı kazanmanın zevkini tatmıştım bir kere. Aileme destek olmak çok güzeldi. Sabahtan akşama kadar yengem gibi evde oturup erini bekleyecek bir kız değildim ben. Gözlerim doldu ama akıtamadım onları gönlümce. Babamın beni neyden sakındığını anlayamıyordum. Annem bile hoş karşılamadıysa bu iş olmayacak demekti. Ama pes etmeye de niyetim yoktu. Allah kahretsin ki ruhuma bile işlemiş olan inatçılığım yakamı bırakmıyordu. Oturduğum somyadan(tahta kanepe) kalkıp başımı dikleştirdim kendimi kapıdan dışarı attım. Babam elinde sigara ile o ceviz ağacının altında oturuyor ve derin derin düşüncelere dalmıştı. Onu böyle görmek beni kahrediyordu, omzunda ki yükleri alıp kenara koymak, o her zaman eğik olan başını göğe kaldırmak istiyordum. Keşke erkek doğsaydım! O zaman beni herkesten her şeyden sakınmasına gerek kalmazdı. Gözü hep arkada kalıyordu, aklıma gelen şeylerle gözlerimde yaşlar usulca aktı ama kendimi toparlayıp hemen sildim yanaklarımı. Babamın yanına adımladım ve önüne diz çöker vaziyette oturdum “Babam” diye fısıldadım. Yorgun ve kızarmış gözlerini bana dikti. Sigarasından derin bir nefes aldı, elini dizlerine koydu. Bir şeyler söylemek ister gibi ağzını açıp kapattı. Gözlerimi uzaklara dikti ve sıkıntılı bir nefes verdi. “Babam” diye tekrarladım. Derin bir nefes alıp “Neden?” diye sordum. Bu soruyu sormak bile benim için oldukça zordu. Sigarasını son bir kez içine çekti, yere attı ve üzerine basıp bana tamamen döndü “Baharım, sen o şehre fazla masumsun...içimde bir sıkıntı var bu işle ilgili...” gözlerini ovuşturdu “Baba...madem istemezsin tamam. Evde ki işleri yaparım” Bana farklı bir şekilde baktı. Annem hep “Büyük lafı dinlemeyen perişan olur” derdi o yüzden ne kadar istesemde onun sıkıntılarını görmezden gelmek istemedim “Sana çay getireyim mi?” diye sordum. Başını sallayınca içeri geçtim ve hemen çay bardağına çayı doldurdum. “Kız, şimdik babam izin vermiyo mu sana?” yengemin omuz atmasıyla omzumun üzerinden ona baktım “Yok vermiyo” diye mırıldandım “Eyi o zaman artıkın seninleyiz” off işte bunu hiç istemiyordum. Kesin bütün gün işi bana yaptıracak sonra abime süslenip akşamdan onu odaya çekecekti... Valla edepsiz yanım bazen düşünmüyor değildi bunların nasıl şimdiye kadar çocuğu olmuyor diye.... ayyy tövbe tövbe ya! Aklımda ki saçma düşüncelerimi bir kenera atıp dışarı çıktım. Ama gördüğüm kişiyle kaşlarım çatıldı. Salih Emmi! Babama öfkeyle bakıyordu, o pörtlek ve etrafı iyice kırışmış gözleri beni bulunca bir anda öfkeyle bağırmaya başladı “Aha da senin bu arsız kızın beni köye madara etti, madara!” gözlerim yuvalarından çıkacaktı neredeyse ben mi onu madara etmişim? Babam olmasa ben ona ne diyeceğimi bilirdim elbette işte babam vardı. Elimde çayla dikildim kaldım. Babam öfkeyle önüne durdu “Salih baa bak beni dellendirme! benim kızım hakkını istemiş” “Yaaa ne hak ama Nazım bey? Senin kızın anca güzelliğini kullanarak kendini oğlanlara peşkeş...” ben elimi ağzıma kapattım ama biri gelip bir anda Salih emmiyi yere serdi. Ben şakınlıkla izledim. Neler oluyordu? Yazar Anlatımı Muhtar Salih, Baharın ona karşı koyup kendine ayırdığı paraları bütün köylülerin önünde alınca öfkeden deliye dönmüştü. Ona göre yaptığı hırsızlık değildi ve o Bahar denen velet bütün erlerin önünde yiğitliğine leke sürmüştü. İlk başta çok utanmış ancak eve gittiği anda oğlu Sadullahın kendi üzerine yürümesi ile siniri tavan yapmıştı “Sen bunu nasıl edersin baba? Bu yaptığın hırsızlık...” o sinirle Salih, Mahmuta tokat atıp öfkeyle bağırdı suratına “Lan pezeve*k sen utanmıyor musun babanla böyle konuşmaya?” “Sen çalmaktan utanmıyor musun? Hem ben...ben havas oldum (aşık olmak) Bahara...” “Lan it! Ben sana o haspamı gelin deyi alır mıyım?” “Ben ondan başkasını almam koynuma” “Lan erkekliğini keser atarım senin! O kızdan uzak duracaksın” “Durmayacağım” Salih, oğlunun o Bahar denen kıza bu kadar yanık olduğundan haberi yoktu. Evet, güzel kızdı. Buralarda sarı kızlar sevilmezdi ama Gençken anası da aynı onun gibiydi...aşık olmayan erkek yoktu ama o gide gide Nazım denen sünepe fakire varmıştı. Salih bunu yıllarca unutmamış, üstüne birde babasının ısrarları ile Necmiyeyle evlenmişti. Ahh diye düşündü Salih “Ahhh o Hatçeyi ben alacaktım kendime” ama şimdi oğlu o kıza havastı. Yo yo buna asla izin veremezdi. Hala Hatçeyi görünce dayanamazdı birde onunla dünür olmazdı. Oğlunun inadını bilirdi o yüzden en iyisi gidip arayı iyice bozmak diye düşündü ve fırladı gitti evden. Nazımın evini basıp basbas bağırdı ki herkes duysun da bu kızı köyden uzak tutsunlar. İşte kul plan yaparken kader gülermiş...Plan onlarındı ama kaderi Allah işliyordu. Baharın nereye nasıl gideceği zaten çoktan alnına parıldayan harflerle yazılmıştı. * Ahmet Altın... Uzanmış konaktaki odasında bugün gördüğü kızı düşünür dururdu. Nasıl da güzel gözleri vardı öyle... nazar boncuğu...evet o takmıştı bu ismi ona. Gerçi adı da pek yakışırdı. Bahar! İsmi gibi Ahmetin gönlüne girmiş çiçek kokularıyla onu çoktan mest etmişti. Utangaç, asi ve güzeller güzeli Nazar Boncuğu! Sağa sola dönüyor ama bir türlü o etrafa şaşkın şaşkın bakan gözleri, kendisine diklenen cesur halleri ve hafif esen rüzgarda savrulan altın sarısı saçları gözlerinin önünden gitmiyordu. İlk defa bir kıza karşı bunları hissediyordu. O her yönden çok farklıydı! Normalde köyden getirdikleri kızlar beylere sulanırlar pek iş yapmazlardı ama Ömerin emriyle yine civar köylerden ırgatlar seçilmişti. Köyde ki kızların şehiri görmelerini belki bir umut okumak istemeleri üzerine okutmak istemişti. Bahar tam da öyle bir kızdı. Bey olup olmadıklarını önemsememiş ve hemen işlerle meşgul olmuştu. Düşündükçe, onu yanında ki boş yerde yattığını hayal ettikçe içi içine sığmaz olmuştu. En iyisi kalkıp geceden köye gitmek diye düşündü. Hem zaten anası ile babasını tanırdı. Gidip bir çaylarını içmek fena olmazdı. Bu düşünceyle yerinden fırlayıp odasından çıktı. Konağın avlusunda yine bütün heybeti ile Ömer oturuyor ve elinde tesbihiyle düşüncelere dalmıştı. Ahmet üzülüyordu onun bu hallerine ama işte “Ölüm mukadder” diye düşünüyor ve sadece halini hatrını soruyordu. Yine aynısını yaptı “Kuzenim...” diye naif bir sesle seslendi ve karşısında ki sedire oturdu. Ömer kafasını kaldırıp dışarı çıkacak gibi giyinmiş olan halasının oğluna baktı “Efendim” dedi o sert sesiyle. Ahmet alışkın olduğundan önemsemedi “Nasılsın?” diye sordu. Ömer bıkkın bir nefes verdi “İyiyim” dedi sadece ve oturduğu yerden kalktı. Herkesin ona bu soruyu sormasından bıkmıştı artık. Ahmet üstelemeden yerinden kalktı ve büyük tahta kapıyı açmalarını işaret etti. Ömer bunun üzerine “Hayırdır bu saate?” diye sordu, Ahmet te omzunun üzerinden “Yukarı köye giderim...işim var” dedi ve Ömerin cevap vermesine müsade etmeden fırlayıp gitti. Ömer elbette anlamıştı bu hallerini. Daha birkaç yıl önce aynı heyecanları kendisi de yaşamıştı...o anlar aklına gelince gülümsedi sadece. Yüzünde buruk gülümsemesi ile odasına çıktı. Ahmeti arakdan izleyen bir tek Ömer değildi. Kardeşi Miyase! Ahmetin bu saatte nereye gittiğini merak edenlerdi, kalbine bir sıkıntı çöksede sevdasını kalbine gömmesi gerektiğini Ahmet ona kesin bir dille söylemişti. Çaresizce göz yaşını süzdürdü ve yatağına kıvrılarak her zaman ki sessiz hıçkırıklarına boğuldu. Bahar’ın Ağzından “Ulan İt herif! Sen bizim sana bölüştür diye verdiğimiz yevmiyeleri çalıyorsun birde masum bir kıza iftira mı atıyorsun?” elimde çay bardağı ile donmuş Ahmet beyin Salih emmiyi dövmesini izliyordum. Yutkundum? Onun burada ne işi vardı? “Beyim...aman sen çekilesin” “Bırak ulan beni! Feriştahını s*keceğim senin...” Ahmet bey delirmiş gibiydi resmen. Salih emmiyi öldürecek diye fısıldaşmalar çoğalınca bir koşu yanına gittim “Ahmet bey bırakasın onu ne olur?” dedim titrek sesimle. Korkmuştum! Ya benim yüzümden bir şey olursa? Buna dayanamazdım. Ancak beni duymamıştı, usulca gidip koluna dokundum. Bu hareketim ile anında durdu ve ağırca başını bana çevirdi. Öfkeden deliye dönmüş ela gözleri görünce korkudan geriye adım attım. Bana çok tuhaf bakıyordu. “Bırakın beyim...” gözlerim dolu dolu etrafa baktım. Bütün köylüler toplanmış bana ayıplar gibi bakıyordu. Bakışlarımı tekrar hala Salih emmiyi tutan beye çevirdim ve akan göz yaşlarımı umursamadan “Lütfen...” diye fısıldadım. Ahmey bey muhtarı yere fırlatınca içim rahatladı ama susmadı “Seni gebertmeden kaybol! Bu hırsızlık meslesini de Ömer beye anlatırsın” Salih emmi ani bir hareketle Ahmet beyin ayağına yapıştı “Kulun köpeğin olayım beni Ömer beye deme... beni öldürür yaşatmaz beyim. Ne olur!” Bugün daha ne kadar şaşırabilirdim bilmiyorum... “Kaybol lan!” diyerek savurdu Salih emmiyi. Bize döndü “Nazım amca...gel hele” diyip arabaya doğru yürüdüler. Omzuma dokunan elle sıçaradım. Annem de üzgün bakışlarını yüzümde gezdirdi “S-sen de benim gibi...” kaşlarım sorgularcasına çatıldı “O ne demek?” kafasını iki yana salladı, derin bir nefes aldı ve “Her şeyin bir bedeli var Bahar...güzelliğininde” dedi ve beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Saçlarımı okşarken ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. “Ne bakar durursunuz kuduruklar... dağılın evlerinize!” yengemin sesi ile annemden çekilip ters ters yengeme baktım “Ayşe kızım olacak iş mi bu?” annem yengeme alışamamıştı daha anlaşılan. Yengem omuz silkti “Anam siz pek kibarsınız bunlar onlardan anlamaz! Hem Bahara laf etmelerine izin veremem evel Allah” Valla bu kadını anlamak çok zordu. Başka zaman olsa bana etmediğini demediğini bırakmaz. Şimdi iyi bir şey mi kötü mü bilemiyordum “Bahar kızım” babamın sesi ile arkamı döndüm. Ahmet bey arkada bugün bizi getiren Eşref amcaya bir şeyler söylüyordu. “Yarın bizimle şehre geleceksin” “Ne!” diye bir ses çıktı ağzımdan. Babam bu tepkime gülümsemeye çalıştı ama içi boştu “Hadi içeri geçelim” başımı salladım. Babamın arkasından ilerlerken Ahmet beye baktım, sanırım o konuşmuştu. Aklıma gelen şeyle gülümsedim ama hemen geri eski halime döndüm. Valla yanlış falan anlar birde onunla uğraşmak zorunda kalmayım. Zaten bana bakışlarından pek hoşalnmıyordum. Her neyse ayy resmen şehre gidiyorum. Acaba onu tekrar görür müyüm? Amaan görsem ne olcak? Kokaca Bey adam... sıkıntıyla nefesimi verdim. Birde bu çıktı başıma. Neden çıkmıyordu aklımdan? Neden? Yük odasına attım kendimi, herkes yatağını almıştı hemen kendi yatağımı serip örülü saçlarımı açtım ve beyaz uzun geceliğimi giydim. Yatağıma uzandım. Çok yorulmuştum, hani derler ya yastığa başını koymadan uyumuş diye tam öyleydim ama aklımda tek bir şey vardı. Ömer Demiryürek! *** “Bahaar! Hadii!” gözlerimi ovuşturarak kalktım. Bugün uyanmakta zorluk çekiyordum, gerindim ve bir süre tavanı izledim. Acaba beni neler bekliyordu? Derin bir nefes alıp yataktan kalktım. Hemen yatağımı kenara kayıp üzerime siyah boydan fistanımı giydim. Birde yine kırmızı ama sırf düğünlerde takmak için aldığım yemeniyi taktım. Perçemlerimi önümde sallandırmayı severdim. Hemen önüme aldım ve dışarı çıktım. Kuyudan su çektim ve yüzüme su çarptım. Offf çok sıcaktı ya... yazları bu yüzden sevmiyordum. Zaten birde kızarırdım ben. Biraz daha su alıp bu sefer boynuma boynuma su vurdum. Anca serinlerdim “Hatun!” “Hiiii!” elimde ki kuyu kovası yere düşünce baş parmağımla damağımı kaldırdım “Bismillah” diyip açtım gözümü. Keşke açmasaydım! Bu nasıl olurdu? Adam güneşimi kapatmıştı resmen! Ömer bey! Şuanda bütün heybeti ile karşımda dikiliyordu. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı “Hatun!” offf deme öyle... Allahım sen bana güç ver. Derin bir nefes aldım “B-Beyim...” dedim ama duydu mu bilmem. Elim ayağım zangır zangır titremeye başladı. Ellerimi önümde ovuşturmaya başladım, o yakışıklı yüzüne bakmak için can atıyordum resmen ama heyecandan ve korkudan kafamı kaldıramıyordum. O bütün yiğitliği ile karşımdayken sakin kalmam çok zordu “Haydi arabalara...bütün gün sizin gibi süslü kızları bekleyemem” kaşlarımı çattım ve bu sefer sertçe baktım yüzüne ama hemen yumuşadım. O-o gözler! Ateş sarısı gözler! Ama bu nasıl olur?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE