2.Bölüm

1867 Kelimeler
Bahar’ın Ağzından Sabah horozun ötmesiyle uyandım. Yatakta iyice gerindim. Hiç uyanasım yoktu, o arpaların içine girip bütün gün güneşin altında çalışmayı kim hevesle yapar ki? Aslında çalışmayı severdim ama bu sene içimde anlamsız bir isteksizlik vardı. Dışardan gelen seslere biraz kulak kesildim. Annem ve babam yine erkenden kalmış mutfağa geçmişlerdi. Gözlerimi ovuşturdum, ne zaman uyanmakta zorlansam bunu yapardım. Güç bela doğruldum, sarı saçlarım karışmış ve gözlerim şişmişti. Ellerime bir bakış attım. O kadar o kalın eldivenlerden takıyor olmama rağmen her yaz çizilirdi ve kızarırdı. Beyaz ten sorunu! Yataktan kalkıp hemen saçlarımı tarayıp ördüm. Dışarıya gitmeden önce yatağımı toplayıp bir güzel kenara kaydım(üst üste dizilmesi). Diğerleri de benimkinin üzerine koyardı. Sepetten yeşil çiçekli fistanımı alıp giydim. Odadan çıktığımda abimi karşımda gördüm “Tarlaya böyle gitmen herhal?” tek kaşımı kaldırıp üzerime baktım “Nasıl gideyim?” diye sordum. Zaten bu fistan eski bir fistandı. Gerçi benimkiler hep eskiydi de... “Kız sen beni katil mi edecen? Git üzerine kapalı bir şey giy!” ofladım. Sabah sabah bana sataşacak yer arıyordu vallahi. Elimi belime koyarak “Abi fistan aha da ayak bileğime kadar geliyor zaten. Kollarıda ahan da şurama kadar” kol bileğimi gösterek dediğim şeyle homurdandı. “Bahar, herkes seni ister köyde. Ben ne edeyim?” gözlerimi devirdim. Ağzımı açıp bir şey diyecekken “Benim kızım kendine layık olanı seçecek zaten Ayhan! Sen karışmayasın” babamın sert sözleri ile abim duraksadı. Ama bozulduğu her halinden belliydi “doğru dersin baba” abimi es geçip babamın yanına gidip elini öptüm ve alnıma koydum “Hayırlı sabahlar babacım” babam memnuniyet ile başıma elini koyup hafifçe okşadı ve bir şey demeden içeri geçti. Buralarda babanın kızına sevgisini göstermesini bırakın çocukların yanına gitmek, onları ağladığı için avutmaya çalışmak bile büyük ayıp sayılırdı. Ama babam bunu çok yanlış bulduğunu, bu yüzden bize her zaman yakın olmak istediğini söylerdi. Evet belkide “seviyorum” demezdi açıkça ama bakışlarında ki parıltılardan bile belli ederdi. Bu tavrına gülümseyip dışarı çıktım. Daha güneş semalarda kendini yeni yeni gösterirken bakışlarımı bir anda olsa gökyüzüne çevirdim. Gecenin bitiyor olmasından dolayı mavileri belirginleşmeye başlamıştı. Kuş sesleri kulaklarıma bir melodi gibi geliyordu. Sabahın bu saati insana hem şifa hemde huzur verirdi. Derince bir çektim, köyün mis havası burnuma dolarken gözlerimi kapattım. Etraftan insanların sesleri geliyordu, koyunların ve diğer büyük baş hayvanların sesi birbirine karışmaya başlamıştı. Birazdan annemde bahçeye geçer günün mahsülünü toplar ve pazara gitmek için yola koyulurlardı. Fazla oyalanmak istemediğim için kuyunun yamacına geçtim ve hemen su çektim. Elimi yüzümü yıkayıp eve girecekken dün oturduğum kütüğe takıldı gözlerim. Onun kalbine girecek olan sensin! Aklıma gelen cümle ile yerime mıhlandım. Kimin kalbine girecektim ki ben? Offf herkesin bir şeyler söylemesi aklımı karıştırıyordu. Kafamı iki yana sallayıp, bu düşüncelerimi def etmeye çalıştım. Hem zaten ben girsem girsem herhalde Sadullahın kalbine girerim. Ayy haşa insanları küçümsediğimden değil elbet. Ama işte herkesin hayalinde yağız bir delikanlı vardır ya işte. Benim hayalimde ki bana gelir mi bilmem. Aha bu köyde illa ki birileri birilerini sever amma benim gönlüme şimdiye kadar kimse düşmedi. İnsan acaba bende mi sorun var diye düşünmeden edemiyordu. Şahsen gözüm işten açılmıyordu ki şöyle bir bakınayım etrafıma, birilerin bakışlarında kaybolayım... Ama tarladan dönerken o kadar yorgun oluyordum ki değil bir erkeğin yüzüne bakmak gözlerimi açmakta bile zorlandığım oluyordu. Herkes kafama birilerini işlemeye çalıştığından bende tuhaf tuhaf şeyler düşünmeye başlamıştım. Her şeyin hayırlısı diye düşünüp eski tahta kapıdan içeri girdim. Daha yeni sabah oluyordu ama bizim evde çoktan işler yapılmaya başlanmıştı. “Oğlum karın neden kalkmadı daha?” annemin yakınmasını es geçip yere kurulan sofraya oturdum “Ana biraz dinlensin” abimin mahçup sesine karşı gülmemek için zor tuttum kendimi. Neden öyle dediğini iyi biliyordum. “Tövbe tövbe oğlum iyi dersinde Bahar hangi bir işe yetişecek? Zaten tarladan yorulup gelir, evde ki işleri de Ayşe yapıp bitirsin emi” “Tamam anam söylüyom ben ona” “Eyi hadi bakalım” annem pek ikna olmasa da zorlamak istemediğinden ses etmemişti. Babamda sofraya gelince hep bir ağızdan “Bismillahirrahmanirrahim” diyip yemeye başladık. Sofrada sadece peynir ve bahçeden aldığımız domates salatalıklar vardı, ben zaten pek bir yemezdim keza annemde öyle. Ama erkekler çok yerdi hep. Kahvaltı sırasında kimse kimseyle konuşmuyordu, babam bir anda kafasını kaldırıp bana baktı “Bu yıl da tarlada çalış ama bundan sonra sen gitmeyecen” diyince elimde ekmekle kalakaldım. Başımı kaldırıp babamın bal rengi gözlerine diktim mavilerimi. Yutkunup “Neden?” diye sordum sadece, sıkıntılı bir nefes verdi “Bekar kızsın, daha fazla orada burada heder olmanı istemiyom artık” bu dediği şeyin altında tonlarca anlamda yatıyordu tabii. 21 yaşında ve hala bekarsanız insanlar artık size yük diye bakardı. Hatta evde kaldığınızı bile söylerdi. Ve benim hakkımda da olur olmadık laflar çıkmaya başlamıştı, hiçbirinin aslı olmadığını ailem bilse de yine de can sıkıyordu. Ne demişler sinek küçük ama mide bulandırır! Üstelik bu laf atanlarda oğullarını istemediğim için bana kinlenen analardı. Kedi ulaşamadığı çiğere mundar diyordu vesselam. Onları Allaha havale ediyordum artık. Kaderimi onlar mı yazıyordu da dedikleri için gamlanacaktım. “Tamam” dedim ve kaçan iştahımı umursamamaya çalışarak bir iki lokma bir şey daha almaya çalıştım. “Hanım, haydi gidek artık” Babam sofradan kalktı üzerinde ki ekmek kırıntılarını sofraya çırptı ve şapkasını takıp iki tane sebze sepetini aldı eline. Annem babamın ardından hemen kalkıp yemenisini düzeltti “Ayhan, Baharı tarlaya kadar sen götür emi” abimin ağzında hala yemek olduğu için sadece homurdandı. Bende kalkıp onları geçirmek için arkalarından gittim “Ana, baba biraz erken çıkın pazardan. Çok geç gelirsiniz eve” bu iş canımı çok sıkıyordu artık ve söylemek istemiştim. Babam ayağına lastik ayakkabıyı geçirirken “Eh olmaz kızım mahsül elimizde kalır” dedi. Yüzüm asıldı “Yarın satarsın baba” dedim kısık sesle, gülümseyip “Kızım sebzeler sıcaktan zaten iyice yumuşuyor yarına kalırsa ariye gider(bozulur)” çok haklı olduğu için tek kelime edemedim ve gidişlerini izledim. Annemin bacakları ağrıdığı için arabaya zor binmişti. Şehrin beyinin arabasıydı, en son modeldi. Sağolsun köylüler para kazanabilsin diye arabalarını yazın bizlere tahsis ederdi. Duyduğuma göre çok zengin olduğundan garajı hep arabayla doluymuş. İç geçirip hemen başıma eski bir yemeni aldım “Abi haydi gidelim” seslenişimi duyan abim hemen geldi “Yengen toplayacak içeriyi gidelim” gözlerimi devirdim. Zaten şuan vaktim yoktu, istemese de yapacaktı artık. Evden çıkıp tarlaya doğru yol aldık ama bir gariplik vardı. Harman arpa desteleri ile dolmuştu. İyi de bunun için daha erkendi ki. Ayaklarımı biraz hızlandırıp muhtarın yanına gittim “Salih emmi!” diye seslendim. Düzenlenen destelerden gözlerini bana çevirdi “He söyle” nefesimin düzene girmesini bekleyip hızlıca konuştum “Arpaların harmana taşınmasına daha vardı. Ne demeye erkenden desteleri getirdiniz buraya?” alnında ki terleri sildi ve şapkasını tekrar taktı “Bu sene zati masul azıdı, bu sabah ırgatlar bakmış biçecek arpa galmamış artık” Telaşla “Eee ne olacak şimdi?” diye sordum. Korktuğum başıma gelmişti, bu yaz parayı az kazanmış olacaktık. Salih amca cebinden az bir para çıkarıp bana uzattı “Artıkın bu kadar olcak” gözlerim dolu dolu arkada beni bekleyen abime döndüm. Durumu anlamış olacak ki yüzü düşmüştü. Başka yapacak bir şey olmadığından elime aldım uzattığı parayı. Bu neye yetecekti? “Salih emmi, başka işte yaparım ben” dedim, bana umursamazca baktı “Ne edelim Bahar kızım seni mi patoz(tahılı döven, tohumları sap ve kabuğundan ayıran, tarım aletidir.) niyetine kullanalım” ters ters cevap vermesine sinirlendim ve istemsizce “Kusura kalma Salih emmi biz senin gibi insanların yövmeyesine çöküp fazladan para almıyoruz” dedim. Elimde ki 15 liraya bakıp yüzüne vurarak “Ben bu tarlada tam bir ay çalıştım Salih emmi ve sen bana sadece 15 lira mı veriyon?” diye bağırdım. Patozlar daha çalışmaya başlamadığı için harmanda çalışan erkekler çalışmayı bırakıp bana bakmaya başlamıştı. Ama şuan hakkımı yedirmemeye yeminli olduğumdan hiç kimseyi umursamadan devam ettim “Benim ve daha birçok kişinin ederi bu kadar mı? 15 LİRA MI?” muhtar afallamıştı, yüksek sesle yutkundu “Hakkınız bu kadar” alayla güldüm “Hah bu kadar mı? Bir ayın hakkı sence bu kadar mı?” Abim kolumdan tutup kenera çekti “Tamam Bahar sus artık” diye tısladı yüzüme ama nasıl bir kuvvet geldiyse bana dev gibi abimi kolundan tutup kenera çektim “Şu cebinde ki bir tomar parayı çıkar bakıyım bir sen” diye bağırdım. Muhtar geri geri kaçmaya çalışacağı sırada meydanda bağırmaya başladım “Ey ahaliii! Siz hakkınızı bu adama yedirecek misiniz? Erkekler! Evinize para götüremiyorsunuz be, karılarınız, analaranız, bacılarınız tarlada hevenk oluyor(yorulmak) ama siz hakkınızı bu adama mı yedireceksiniz” diye bağırdım. Yemenin tartışmanın şiddeti ile kafamdan uçup gitti, almak istediğim sırada birinin “Bahar kız haklı, bu adam her yaz bunu yapıyo biz kışın mahvoluyoruz” dediğini duyunca vazgeçip kalabalığa döndüm “Cebinde ki paraları bölüştürüp bize veriyor musun yoksa herkesi galayana getireyim mi?” diye tehdit ettim. Bunun üzerine bana hak veren uğultular yükselmeye başladı. o kadar zaman sıcağın alnında çalışıp birde paramı karşımda duran yaşlı motuğa yedirirsem gözüm açık giderdi. Salih amca bu kalabalığı yenemeyeceğini anlamış olacak ki eli titreye titreye cebinde ki ruloları çıkardı. Ahhh inanamıyorum. Adam bize sadece 15 lira verip diğer bütün paraları kendi yiyordu. “Lan şerefsiz sen bizim hakkımıza nasıl çökersin?” valla bunu sormak ben olmasam kimsenin aklına gelmiyordu, erkekler cidden koyun sürüsü gibi kim nereye sürerse oraya gidiyordu bunu şuan daha iyi anlamıştım. Abim bana sinirli bakıyordu ama parayı görünce yumuşardı eminim. Elimi uzatıp “Alayım” dedim. tek kaşım havada hakkımı bekliyordum. Salih amcanın öfkeli gözüne korkmadan baktım. kimseye boyun bükecek değildim, elime 40 lira verince sinirle çekip aldım ve kalabalığın arasından çıktım. Arka tarafta duran siyah büyük arabayı görünce kaşaalrım çatıldı. Kim ki bu? Abimin yanına ilerledim “Yürü Bahar ben sana ne yapacağımı bi...” sözünü kesip “Şşşş şu araba kimin?” diye sordum. Sinirle arkasını dönüp baktı. Gözlerim kısılmış bizi izleyen şoföre bakıyordum. “Bilmiyom soracam bekle burda” diyip ilerledi. Tabi ki onu dinlemeyecektim, peşinden gidip baktığımda kumral bir adamın arkada bize baktığını gördüm. o da bizim yaklaştığımızı görünce indi ve elini arkaya atıp bey edasıyla bize dikti bakışlarını. Uzun çizmeleri, dar pantoalonu ve beyaz gözleği ile orta boylu bir adamdı. “Köyü birbirine katan kız sen misin?” diye laubali konuşmasının üzerine kaşlarımı derince çattım. Hafif rüzgar vardı, altında durduğumuz iğde ağacı bize o güzel kokularını bahşediyordu. Saçlarım yüzüme vurunca hatırladım yemenimin olmadığını. Yerimde rahatsızca kıpırdandım ama yinede dik başlılığımı elden bırakmadım “Sen kimsin bey?” diye sordum. Yüzünde anlam veremediğim bir sırıtmayla “Ben Ahmet Altın! Şehirde ki Demiryüreklerin tarlasına ırgat seçmek için geldim amma sen bizim oraları da birbirine katarsın” dedi. Sert tavrımı koruyarak “Ben bir yeri birbirine katıyorsam hakkım yenmiştir bey! Az öncede gördüğün gibi” dedim. beni başımdan aşağı süzdü. Rahatsız olsam da ses etmedim. Hala işe ihtiyacım vardı ve eğer şehire gidersem daha iyi paralar kazanabilirdim “iyi o vakit...O zaman kendinle birlikte birkaç kişi daha bul ve benimle gel” Yüzüm aydınlandı abime bakıp “Olur mu?” diye sordum. Karasız görünüyordu, elini çenesine atıp kaşıdı “Bugün bir gitte yarın bakarız” dedi. Yanıma Şaziye ve Fatmayı aldım. Hep birlikte arabaya bindik. Ahmet bey öne oturmuştu, yapacağımız işi bize anlattı. Zaten her zaman yaptığım şeydi. Her sabah anam ve babamla birlikte şehre gidecek sonra onlarla döncektim. Bu iyi olmuştu. Toprak yolda ilerlemeye devam eden arabada kafamı cama yasladım. Neler yaşayacağımı bilmeden girdiğim bu yolculukta tek istediğim sadece biraz paraydı oysa...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE