7.Bölüm

2630 Kelimeler
Bahar’ın Ağzından “Bir durun hele. Bak şimdi Nazım bey, Allahın emri peygamberin kavli ile kızın Baharı oğlumuz Ömere isteriz” “Ne?” diye ağzımdan şaşkın bir soru çıktı. Bu...bu nasıl olurdu? Şuan bir rüya falan görüyor olabilir miydim “Bahar!” “Hiiii” elimle ağzımı kapatıp arkadan sessizce gelen yengeme baktım. kollarını göğsünün altında bağladı, tek kaşını kaldırdı “Sen ne yere bakan yürek yakan kız çıktın kız görümce...Demek Ömer beyin kalbini çaldın ha?” “S-Sen ne diyorsun yenge? N-ne kalbi? Ne çalması?” hafif çekik ve büyük olan gözlerimi kocaman açmış yengeme bakıyordum, bakışları bir içeriye bir bana kayıyordu“Sen gel hele şöyle” diyip kolumdan yakaladığı gibi beni yük odasına çekti. Kapayı kapatıp elini beline koydu “Kız senin hakkat bir şeyden haberin yok ha...bu Ömer bey varya tam 3 gün önce kayınbabama haber yollamış senden için” Allahım daha ne kadar şaşırabilirdim? Bu haberle kalbim güm güm atmaya başladı. Nefes alış verişlerim hızlandı. Titreyen ellerimle güç bela yengemin elini tuttum “Yen-yenge...sen ciddi misin? Yani...yani b-beni...” konuşamıyordum heyecandan. Daha bugün sabah bana kaşlarını çatan adam şimdi kapıma gelmiş babamdan beni istiyordu. Aklım başımdan firar etmişti “Sakin ol kız...tamam abin kadar olmasa da dalyan gibi biri maşallah ama erkek milletine öyle havas olduğunu pek belli etmeyecen” gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Banane kadın be şuan? “Yenge...ben onu demiyorum. Şimdi b-beni...beni istiyor öylemi?” Kafasını salladı “Beni...kendine mi istiyor?” “Kız alık mısın sen? Ben sana ne diyom? Ömer bey...seni...kendine...avrat ister” şuan sevinçten çığlık atabilirdim. Karşımda bana tuhaf tuhaf bakan yengemi önemsemeden kocaman sarıldım ona “Yenge...ben ben...” bugün konuşma yetimi kaybetmiştim. Gözlerimden akan yaşlar ilk defa yorgunluğun belirtileri değil sevincin emareleriydi. “Görümce...sen sever miyidn onu?” sevmek mi? Sevmek böyle bir şey miydi? Onu görünce kalbimin yerinden çıkacak gibi atması, gözlerimi onun sert suratından alamıyor olmam, o yiğit kalbine girmek için dualar etmem ve...ve ondan bahsederken bile karnımda beliren o tuhaf sızı. Ahhh Bahar sen sever miydin Ömer beyi? “Y-yok ama şeyy işte sonuçta koskoca bey” diye saçmaladım. Sevmek günah mıydı? Ya da ayıp bir şey mi? Bunu bilmiyordum ama bilidiğim bir şey varsa şuan son derece utanıyordum “Ba...” “Gızım...” annemin sesi ile yengemin lafı yarım kaldı, arkamı dönüp kapı aralığından tedirgince bana bakan kadına baktım. derince yutkundum, neler oluyordu bilmiyorum ama şuan dularımın kabulunü yaşıyordum galiba. Derin bir nefes aldım. Kalbim yerinden çıkmak için çırpınsa da sanki er meraklısı bir karı gibi görünmemek için yüzüme hiçbir ifade takınmamaya çalıştım. “Ana” içeriye giren annem yengeme kaş işareti yaptı. Bunun ardından yengem yemenisinin uçlarını kafasına bağlayıp “Ben bir çay vereyim” diyip çıktı. Bu anneme “Uyarıyı aldım” demekti. Yengem çıkınca ellerimi önümde bağlayıp bakışlarımı yere diktim. Umarım bana anlatırdı... “Geç şuraya otur” dedi sıkıntılı nefesiyle birlikte. Gösterdiği yere her an kalkacamış gibi oturdum, başım hala öndeydi. Buralarda biri ile olacaksan, seviyorsan bile belli etmen ayıptı. Öyle sevinip gülemezdin, düğünlerde gelinler oynamazdı. Kız kısmı utanmayı bilir derlerdi. Ama neden şimdi sürekli gülesim geliyordu? Utanmak için büyük bir çaba gösteriyordum. “Kızım...Ömer bey...bilirsin onun dükkanında çalışırdın” kafamı kaldırıp anneme baktım, gözleri buğulanmış ellerini dizlerine koymuş ve tek bir noktaya bakıyordu. Konuşmanın devamını yapmak istemiyordu sanırım. O yüzden ben girdim lafa “Anacım...nedir bu olan? A-az önce ben ben şey duydum” gözlerini kapatıp bir damla yaş akmasına izin verdi. “Doğru duymuşsun...Anası Zehra hanım, seni oğluna uygun görmüş. Ömer beylerle istemeye gelmişler” yanaklarında ki yaşı silip bana döndü, ellerimi tutup bana yalvaran gözlerle baktı “İstemezsin sen Ömer beyi kızım değil? O-o bey...hem-hem karısı daha yeni ölmüş dul” duyduğum şeyle dumura uğradım. “Nasıl?” diye sordum üzgünce, bundan kesinlikle haberim yoktu. Gözlerim dolmaya başladı, daha önce evli olması umrumda mıydı? Hayır! Ama neden gözlerim dolmuştu yine? İçimde beliren ateşte neyin nesiydi? “Öyle yavrum...isteme Bahar...ne olur isteme!” bana yalvaran annem bilmezdi tabii...günlerce aklımdan çıkmayan, onu düşünürken kim olduğumu bile unutturan, şehre giderken onu görmek için çıktığı her yeri ezberlediğim yiğit Ömer beydi! Boğazım düğümlendi, çok mu kötü biriydi? Ama ben emindim onu rüyamda gördüm. Eğer o değilse Allah neden onu hayal ettirdi bana? Neden? Annem yüzümde ki ifadeyi görünce yüksek sesle yutkundu ve hayret dolu sesi ile “Kızım...” diye seslendi. Kendimi daha fazla tutamadan ağlamaya başaldım. Çok utanıyordum...bir er için anamın gözünün önünde ağlayacağımı hiç düşünmemiştim. Yüzümü kapattığım ellerimde bir el hissettim “Yavrum, sen- sen onu” hıçkırıklarım arttı. “Ç-çok mu k-kötü?” diye sordum umutsuzca. Annem başını yana eğdi “Değildir” diye mırıldandı, bir süre düşündü ve bana emin bir şekilde baktı “Sever misin?” çenem titreye titreye başı yana çevirdim ve başımı salladım. Şuan hayatta ki en büyük suçu işliyormuşum gibi hissediyordum. “Bana bak Bahar” anam bana ilk defa bu kadar sert davranıyordu. Döndüm ve sadece yaşlı gözlerimle baktım “Siz birlikte...” kafamı hızla iki yana salladım “Ben sadece” diye mırıldandım. Ayağa kalktı “İyi düşün Bahar! Ömer Beyin karısına olan düşkünlüğü bütün şehirde hatta köylerde bilinirdi. Seni...” “Sevmez değil mi? B-benim gibi...köylü bir kızı sevmez” kocaman bir damla elimi bulduğunda acı gerçekle yüzleştim “Haklısın” yüzümde acı bir tebessüm belirdi “Haddim değildi değil mi ana?” sanki köyün pınarı(içme suyun aktığı çeşme) gözlerimden akıyordu. İlk defa umursamadım hemen kızaracak olan gözlerimi. İçimi acıtan o hakikat dudaklarımdan bir cam parçası gibi dükülüp kalbime battı. “Onun gibi yiğit biri beni neden sevsin? Haddim değildi ana... onun gibi birini sevmek, hayal etmek ve...ve istemek” burnumu çektim “Haddim değildi ana...ama dayanmadım, söz geçiremedim ana..bana ne oldu? söyle ne olur!” Biri bana söylesin istiyordum. Bana ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. İçimde kendi kendime bunu bitirmek için mücadele ediyordum. Ama hiçbir şey fayda etmiyordu... “Bahar...” babamın sesi ile yerimden hışımla kalkıp ona sırtımı döndüm. Şu düştüğün duruma bak Bahar... gözlerimi sildim. Burnumu çektim, ağlamalarım için için devam etse de kimseye belli etmek istemedim. “Ahh kızım...tamam verdim seni” şaşkınlıkla ona geri döndüm “Ne ettin Nazım?” annem ağzını kapatıp ağlamaya başladı. Annemin tepkilerini gerçekten anlamıyordum “Anana bakma...senden ayrılmak istemez. Madem istersin tamam. Seni Zehra hanım görecek...Ömer beyin işi varmış erkenden gitti” yüzüm düştü, neden gitti ki? sonuçta ben onunla evlenmeyecek miydim? Anam ve babam odadan bana üzgünce bakarak çıktılar, ardından Zehra hanım bütün gösterişi ve yüzünde ki gülümsemeyle içeri girdi “Bahar, beni tanıdın mı?” başımı salladım sadece “Güzel, Ömerin işi vardı kusura bakma” o kadar düzgün konuşuyordu ki...yanında hata yapmamak için çok çabalıyordum. “Gel otur şöyle” diyip yanını gösterdi. Usulca gidip oturdum, derin bir nefes aldı “Oğlumun eşi daha iki ay önce vefat etti. İyi kızdı ee oğlumunda yası bitti, sonuçta oğluma bir hanım gerek. Senin methini çok duydum. Hatta duymakla kalmadım gözlerimle de gördüm. Tam bey karısı olacak kızsın...eğer sende istersen yarına nişan yapmak isteriz” Küçük dilimi yutsam yeriydi. Şaşkın bakışlarımı Zehra hanıma çevirdim engel olmadığım hayretli sesimle “Bu kadar çabuk mu?” diye sordum. Gülümsedi...ama bu gülümsemenin içi çok boştu. Kafasını olumlu anlamda sallayıp “Kızım, bu işler aceleye gelir. Öyle uzatıp durmak istemem. Güzel kızsın sonuçta çok ta oğlumu bekletme” diyip göz kırptı. Bu ne demek ti? Anlamamıştım ama yinede kafamı salladım. “Baban az önce zaten seninle konuştu galiba...söyler misin lütfen? Oğlumun eşi olmayı kabul ediyor musun?” bu şehirlilerde amma kibar konuşuyor canım. Kafamı salladım yine. He istiyom demeye utandım valla. Ömer bey, bizlere alışkındı, yabancılık çekmemiştim hiç ama bu kadın bir tuhaftı. “Ahhh çok sevindim..tamam o zaman şimdi ben hazırlattığım nişan elbisesini şöforum ile göndereceğim sana. Artık Ömer beyin nişanlı olcaksın .alışmanı istemem” kaşlarım çatıldı. Saygısızlık yapmak istemediğim için sesimi sakin tutmaya özen göstererek konuştum. Zehra hanım, ben bu evden telli duvaklı çıkana kadar çalışıp aileme destek olmak isterim” yerinde huzursuzca kıpırdandı. Bu söylediğimden hoşnut olmadığı, zannımca Ömer beyle eş değer olan ateş bakışlarında gördüğüm memnuniyetsizlik kırıntılarıydı. Sıkıntılı bir nefes verip üzerimi süzdü. “İyi ama Bahar kızım, bu şekilde şehirde dolşman pek hoş değil bence...gel sen beni dinle, şehre yine gel ama bu şkeilde değil. Hem ben ailene...” Lafını hemen yarıda kestim. En sinir olduğum şey buydu “Ailem kendine bakabilir zaten Zehra hanım. Ve siz benim kim olduğumu çok iyi biliyonuz demi?” bilerek köy ağzı ile konuşmuştum. Ben zaten ilk okul 5 e kadar okuduğum için okumam yazmam iyiydi. Kitap,gazte falam okumayı da pek severdim. Bizim köydeki kızlara yavuklulularından gelen mektupları bile onlara ben okurdum. Herkes bilmezdi. Ehh bu kadar okumanın en iyi yanı yeri geldiğinde şehirliler gibi konuşmaktı hiç kuşkusuz. “Evet biliyorum. Madem onu istiyorsun çalış ama en azından yarın çalışma ki geldiğimizde hazır olmuş ol” buna diyecek bir şeyim yoktu. Başımı sallayıp onayladığımı gösterdim ve kalklamsı ile bende kalktım. Kapıdan çıkıp gittiğinde sadece arkasından baktım. İçimden eve giresim gelmediğinden Selvi teyzenin yanına gitmek istedim. Bahçeden çıkıp evinin önüne geldim ve kapısını çaldım. Biraz bekledikten sonra beyaz yemenisini düzelterek açtı. Dudaklarından kutsal dualar duyunca namazdan yeni kalktığını anladım. “Selvi teyzem...azcık senle konuşsak” dedim mahçup halimle. Bana anlayışla baktı ve kapının kenarına dururak içeri geçmem için yer verdi. Hemen lastiklerimi çıkarıp antiredeki(koridor)minderlere oturdum. Karşıma gelip elinde ki tespihini bırakmadan “O gelenler sana mı gedli yavrum?” diye sordu. Başımı salladım “Şu bey varya hani...Ömer Demiryürek, o gelmiş. Anası istedi beni. Ben bilmezdim, haber salmış” Selvi teyzenin gölgelenen yüzünden ne anlamam gerekiyordu? Başını ağırca salladı “Bak Bahar yavrum, ben ananı bilirim şimdi sıkıntısından senle konuşamaz...amma şunu unutma evlilik dediğin şey kaderdir. Allahın sana bahşettiği bir rızıktı ve bunu kimse değiştiremez. Her şey olacağına varır...sen içini ferah tutasın” Görmüş geçirmiş bir kadındı Selvi teyze. Zamanında ilk kocası ölüp ardında 3 çocuk kalınca askerden döner dönmez zaten evli olan kaynıyla evlenmişti. Onunda karısı garip bir şekilde ölmüştü. Bilinene göre kocası(Kaynı) ilk karısını unutamamıştı. Bu bilgiler aklıma dolunca soluğum kesildi. Kork korka sordum “Peki..ya sevmezse? Ya unutmazsa?” Gülümsedi Selvi teyze “Kızım, duanı et. Sabır dile, bizde eşek başı değiliz elbet öyle bir şey olunca bakarız çaresine” dediği kadar kolay olur muydu bilmem ama kalbimden geçen tek şey... Onun karısı olmaktı! *** Sabah horozlarını duymamla yatağımdan kalktım. İçimde beliren heyecan kırıntıları zaten bütün gece peşimi bırakmamıştı. Nefes alış verişlerim bile düzensizdi bugün. Hemen kalkıp yatağımı kenera kaydım her zaman ki titizliğimle. Normelde ne giyeceğim umrumda olmazdı ama bugün onu tekrar görebilirdim. Yüzümde bir gülümeme belirdi, beyaz geceliğimiz eteklerinden tutup yürüdüm sepete doğru. Hemen yüzüm düştü, hiç düzgün kıyafetim yoktu ama...dudaklarımı büzdüm. Acaba yengem verir miydi? Gitsem daha uyanmamıştır o...uyandırsam ayıp olur muydu? Sorularımdan kapının gürültü işe çalınması ile sıyrıldım. Bu kimdi sabahın bu kör vakti? Kalbim güm güm atmaya başladı. dün erkenden gitti ya belki bu yüzden bu saatte gelmiştir. Elime geçen kırmızı fisatnı aldım ve hemen üzerimden geçirdim. Kapı açıldığı sırada daha saçlarımı toplamadan çıktım. Zaten yumuşacık, ince ve gür olan sarı saçlarım toplanmasa bile güzel görünüyordu. Üstüne bugün tekrar gelecekleri için banyo yapmıştım. Kapıya üzüntüyle baktım, gelen kişi o genç şofördü! Bana daldın dalgın bakarken abim tersledi birden adamı “Ne bakıyon lan? Ne vereceksen ver! Git” abime “Tıtıtıtıtıtıtıt öyle denir mi?” diye çıkıştım ayıplar sesle. Bunu umursamayan abim tekar “Ver!” diye gürledi adamın suratına. Hayır bu da boş boş bakıyor hala suratıma! “B-buyrun h-hanımım...” hanımım mı? Ben artık hanım mıyım? Ama kimin? Bugün üzülmek istemiyordum. Sevdiğim adamla evlenecektim zaten. Elbet severdi beni, hem öyle olmasa istemye gelmezdi ki değil mi? “Sağolasın” diye mırıldanıp bana uzatılan poşeti aldım ve odama girdim. Annemde arkamdan girip yataklarını kaydı, bana bakmıyordu. Telaşla seslendim “Ana” omzunun üzerinden baktı “Giy üstünü! Erken gelecekler. Hazır olalım” gözlerim doldu “Neden kızdın bana?” diye sordum. Eğer böyle yaparsa nasıl evlenecektim? “Kızım! Adam daha seni görmeden işim var diyip çıkıp gitti. Ben sana diyom ki o karısını severdi. Seni ne yapsın? Koşa koşa evleniyon birde...bu kadar koc...” “HATÇE!” kapıda babamın sinirli sülüetini görünce yutkunamadım bile. Anamın bana yakıştırmaları mı canımı yaksın? Yoksa babamın ilk kez anama bağırmasına mı? Bu kadar mı kötüydü onunla evlenmek? Anam bana sert bir şekilde bakıp odadan hışımla çıktı, çıktı ama diyemedim dilime gelen şeyleri... Ben koca meraklısı değildim...sadece gönlüme düşeni itekleyemedim! “Anam senden ayrılmak istemez. Sen onu boşverecen gayrı...haydi giy hemen, yoldalarmış” yüzümde ki üzüntü hemen söndü ve yerine o tanıdık his geldi. Başımı salladım ve hemen yüzümü yıkayıp üzerimi giyindim. Aynada kendime hayretle bakıyordum. Kırmızı, simli bir üst ve altında onun eteği vardı. Beyaz tenime çok yakışmıştı. Saçlarımı örtmedim, yengem tarayıp yarım ördü. Bu ben miydim? Şaşkınca bakarken abimin “Hoşgeldiniz beyim” diyen sesini duydum. Arkamı dönüp çıkacakken yerde duran sepete tökezledim “Aman kız sakin” yengem tutmasa yere yapışmıştım valla. Ama ayak parmağım çok acımıştı. Şuan bunu bile düşünemiyordum, gelmişti! Acaba beni böyle beğenecek mi? Heyecanım arttı. Yengemle birlikte odadan çıktık, bu sefer kalabalık gelmişlerdi. Yusuf bey, anası, halası ve tanımadığım bir kız. Ahmey bey yoktu ama kaç zamandır...bu tuhaftı ancak sorgulamadım. “Ayy ne güzel olmuşsun kızım maşallah” Zehra hanıma gülümsedim ve büyüklerin ellerini öptüm. Ömer bey tek kelime etmiyordu ama evde ki varlığı gözle görülür şekilde belliydi. Gidip diğer köşeye oturdum “Annemin abime layık gördüğü kız bu mu yani? Hıh” “Sus Miyase! O ne biçim laf? Artık yengemiz olacak” Yusuf bey ve kardeşi hakkımda konuştuklarını duysam da ses etmedim. Edemezdim zaten...kafamı bin bir cesaretle kaldırıp Ömer beye baktım. O yüzünü görmek bile kalbimin sıkışmasına sebep oluyordu, o da kafasını kaldırıp bana bakınca kalbimi delip geçti o ateş gözler. Nefesimi tuttum. Ne de güzel gözleri vardı, gülümsedim.Suratını buruşturup başka yöne döndü. Gülüşüm soldu. Acı! Kalbimde ona bakarken ilk defa bir acı hissettim “Hadi nişan yüzüklerimizi takalım” herkes ayağa kalktı “Gel kızım” Zehra hanımın yönlendirmesi ile Ömer beyin yanına geçtim. Adam dev gibi bir şeydi. Yanında küçücük kalmıştım, yanımda durup elini cebine soktu ve isteksizce diğer elini uzattı. Bende uzattım ama titremekten düzgün tutamıyordum resmen, yüzükler takıldı ve kurdele kesildi. Alkışladılar ama Ömer beyden gelen “Ne güzel bir haber ama” diye bir yakınma ile gözlerimi kapattım. Geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Evet şimdi pek istekli değildi belki ama ben sevdiğim adamla evleniyordum. Elbet severdi... “Haftaya düğünümüzü yapalım! Hayır iş bekledikçe şer olur derler” Yazar Anlatımı Ahmet, çiftlikte ki ahırda atlarına bakıyordu. Buraya neden gönderildiğini bir türlü anlayamamıştı zaten. Hayır yani...Bahar hazır anasının yanındayken onun yamacında olmaktansa burada bu atların arasında ne işi vardı? Sıkıntılı bir nefes bıraktı. Çiftlikten çıkıp yanda ki eve geçecekti ki koşarak gelen ırgatla duraksadı “Bir şer olmasa bari?” diye şüpheyle bekledi “Beyim! Beyim” soluk soluğa geldi durdu önünde. “Hayırdır” diye sordu, içinde anlam veremediği bir sıkıntı belirdi. Buraya gelirken bile gelmemek için çok ısrar etmişti kuzeni Ömere ama laf dinlememişti. Lazım diyip yollamıştı “Beyim, Ömer bey nişanlanmış” duyduğu şeyle şaşkınca baktı. “Sen ne diyorsun be adam?” bilirdi Ömeri, Elifi unutmamıştı ki zaten daha toprağa vereli ne kadar olmuştu da evlenecekti. Bunu yapmazdı kuzeni “Kesin yine yengemin işleri” diye düşündü. Zaten tazecik gelini toprağa verir vermez Ömerin başının etini yemeye başlamıştı “Evlen” diye. Elinde duran atların nallarını sallayarak karşında ki adamın nefeslenmesini bekledi. Irgat, kendini doğrultup “Beyim, derler ki şu hani halı dükkanında çalışan bir kız varıdıya...Bahar deyi” Ahmet başını sağa sola salladı, o olamazdı...nazar boncuğuna gidince diyecekti yüreğünde ki ataşı bu adam ne diyordu? “Ne Baharı?” diye kükredi, nalları fırlatıp adamın yakasına yapıştı “Hangi Bahar?” adam, Ahmet beyin tavrına şaşırmış kalmıştı “B-beyim...hani şu b-boyalı köyünden gelen” beyninden vurulmuşa döndü Ahmet. Adamı yere fırlattığı gibi arabanın anahtarlarını aldı ve bastı gaza. Nazar boncuklu kız onundu. Ömer gibi “Elif! Elif!” diye ağlayan bir adamla evlenmesine izin veremezdi!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE