2. Bölüm

1710 Kelimeler
İyi okumalar dilerim... Eylül'den anlatım... Yara; Gözlerimizi açtığımız her sabaha derin bir nefes alarak merhaba derdik. O an uyku mahmurluğu ile birçoğumuz bedeninin neresi acır bilemezdi. Lakin saniyeler sonra yataktan ilk adımımızı atacağımız o anda hayat kendini hatırlatır ve yaşananları zihnin en gizli köşesinden gözlerimizin önünde duran perdede canlandırırdı. Acı böyleydi işte. Kanı akmayan fakat her daim kendini hatırlatan sinsi bir yara. Leyla'nın koluna girip her zamanki yerimize doğru adımlamaya başladık. Onun hali boğazıma yumru olurken içimden bin bir lanet okudum o şerefsize. Yorgun adımlarımızın durağı boğazı en güzel noktadan gören iki kişilik masamızdı. Sessizdik hiç olmadığı kadar. Fatih abi ile göz göze geldiğimizde başımı hafifçe salladım. O yine leb demeden leblebiyi anladı. Çantamdan sigara paketimi çıkartıp masaya koydum. Leyla ise arkasına yaslanıp içine akıttığı ne kadar gözyaşı varsa dışarı vurdu. Tıpkı dalgalanan denizin poyraza yenildiği gibi. Yenildi ve hıçkırıklarını serbest bırakarak ağlamaya başladı. Ne yapmam gerektiğini biliyordum. Ona dokunmamak hatta karşısında yokmuşum gibi davranmaktı görevim. Kısa bir süre sonra "oh" dedi. Masaya bıraktığım sigara paketine saldırdı ve ucunu acele ile yakarak derin bir nefes içine çekti. Göz göze geldiğimiz anda "söyle Fatih abiye rakılar gelsin" dedi. Başımı 'hay hay' dercesine salladım. Fatih abi birkaç meze ve iki kadeh sek rakı getirdi. "Abi be, sence biz bu kadarcık meze ve bir kadeh rakı ile doyar mıyız?". Fatih abi ya sabır çekerek yanımızdan uzaklaştı ve yardımcısı fırlama Metin'i masaya yönlendirdi. Ona katıldım ve usulca ağlamaya başladım. Bu sessiz savaşın içinde düşünmeye başladım. Sanırım zor olan bizdik. Ne istediğimizi bilmeyen arsız varlıklar halinde yaşarken aslında ne büyük oksijen israfı olduğumuzun da farkına varıyorduk. Ama ne çok nankör varlıklarız ki, acıya alışan benliğimiz hemen alışıyordu yeniden başlamaya. Peki, güç neydi? Biz insanoğlu sahip olduklarımızdan mı alıyorduk gücü yoksa hayatın verdikleri ile yetine bildiğimizde mi güçlü oluyorduk? Oturduğum yerden kalkıp her zamankinin aksine daha ılıman bir şarkı açmak için taş plakların yerine doğru ilerledim. Ne varsa eskilerde vardır derler ya öyleydi işte. Hep o eski büyülü sesler ve anlaması kolay ama yaşanması zor sözcüklerdeydi değer. İçimi çekerek ellerimi uzattım Müzeyyen ablanın yadigar bıraktığı hatıralara. Gözlerim sulandı ve derin bir nefes daha çektim içime. Bir şarkı seçtim ve Fatih abiye göz işareti ile plağı gösterdim. İkiletmeden yanıma gelip o da efkarlı bir iç çekti ve "geçti ömrüm" diyerek plağı gramofona taktı. Birkaç adım atmıştım ki, o efsunlu melodi doldu kulaklarıma ve ardından toprak olmuş güzel yürekli kadının aşk sesi. İşte o an tutamadım hıçkırıklarımı. Leyla arkası dönükken bir anda başını bana çevirdi. Bakışlarını es geçip hızlı yürüyüp yerime oturdum. Aramızdaki sessizlik devam ederken rakı kadehimi elime alıp dudaklarıma yasladım ve yudum yudum nefes almadan içtim. Bittiğinde ise gözlerimdeki yaşlara inat tebessüm ederek "eee bu gece neye içelim bacım" diye sordum. Leyla ise başını olumsuzca sağa sola doğru salladı ve önünde duran kadehi benim gibi içmeye başladı. Ardından gözlerimin içine derince baktı ve dudaklarını araladı. "Şerefsizlerin geçmişini sikmeye". Tutamadım kendimi ve kahkaha atmaya başladım. Biz bu gece yine küfelik olacaktık anladığım kadarıyla. "Eylül yemin ederim akıl sağlığımız bozuk bizim. Ulan ne için geldik neler yaşadık be! Ben anlatacağımı anlattım. Sen dökül bakalım ne oluyor bu uğursuz Uğur ile?". Yüzümü buruşturup dilimi dışarı çıkarttım ve öğürdüm. Leyla kıkırdarken saçlarımı gelişine güzel topladım ve evet konuşmaya hazırdım. "Gereksiz bir sahiplenişi var. İşin ilginç yanı babam uçan kuştan bile beni sakınıyorken bu it ne zaman yanıma yanaşsa memnun olmuş bir ifade ile yüzüme bakıyor". Leyla elindeki kadehi masaya bırakıp dudaklarını araladı. "İlginç olan bir durum yok ortada kuzum. Babanın ideal damat adayı biricik ortağının oğlu Uğur. Dünya prensini de getirsen bu tabu zor yıkılacak gibi duruyor. Dikkat et derim." Sıkıntıyla soluk alıp arkama yaslandım. "Bende şunu biliyorum canım. İki cihan bir araya da gelse böyle bir durum söz konusu dahi olamaz. Ha eğer beni dinlemek yerine ötekileştirirler ise kapıyı çarpıp çıkmam çok da zor değil. Ben yanıma değil, gönlüme yakışanı alırım hayatıma ve hayatımın tasarrufu asla aileme ait değil." Leyla başını sallayıp rakı doldurduğu kadehi havaya kaldırdı. "O zaman bu kadeh bize". Tebessüm ederek ona eşlik ettim. "Aa senin su model miydi şarkıcı mıydı o herif ne oldu?". Bir kez daha yüzümü buruşturdum. "Artık eskisi gibi ilgimi çekmiyor canım. Hem öyle adamlar halk malı olarak kalmalı kuzum. Benim gönlüme girecek kişi kesinlikle tüm benliği ile bana ait olmalı." Leyla kıkırdayıp elimdeki telefonu aldı. Kısa bir süre sonra telefonumun ekranını çevirip daha önceden galeriye kaydettiğim resmi gösterdi. "Hı hı canım ben de yedim. Ulan sekiz yıldır adamı her yerden takip ediyorsun. Resmin üstüne yazdığın yazıya bak. Gülüşünü sevdiğim." Dudaklarımı kabahat işlemiş bir çocuk gibi sallandırırken telefonumu masaya bırakıp ekledi. "Senin durumun hayranlıktan öte Eylül. Sen bu adamla gerçekten de zaman geçirmek, tanımak belki de gerçekten hayat yaşamak istiyorsun." Hiddetle başımı sağa sola sallarken konuşmama izin vermedi. Sağ elini kaldırıp işaret parmağı ile beni uyarırcasına söylenmeye kaldığı yerden devam etti. "Yalan asla kaldırabileceğim bir şey değil bunu en iyi sen biliyorsun. Ve itiraf etmekte suç değil. Aşıksan aşığım de amına koyayım çok mu zor?" Ne diyecektim şimdi? Düşünce seline sürüklenirken masaya elini vurdu. Gözlerimi gözlerine sabitlerken öfke ile soluk aldım. "Adamı tanımıyorum. Nasıl kokar, ne yer ne içer bilmiyorum. Ama evet gülüşünü seviyorum. Onun kadar güzel gülen bir adam görmedim. Ve sanırım en çokta gözlerini seviyorum. Böyle gülünce ışık parlıyor sanki. Kahverengi irisleri mücevher gibi ışıldıyor. Benim ona karşı beslediğim duygunun adı her neyse bu kadar kısa ve anlamsız". Leyla kıkırdayarak "anlamsızına sokayım" dedi. Yüzümü ateş basarken zihnimde yine o canlandı. Allah'ım o sadece ünlü biri. Ulaşmak hem kolay hem de oldukça zor. Kendimi toparlayıp kadehimdeki rakıyı tek yudumda içtim. Saate baktığımda gece yarısı olduğunu fark ettim. Kalkma zamanımız gelirken aracın anahtarını Fatih abiye teslim ederek ve yine hesabı zorla ödemeyi kabul ettirerek mekandan çıktık. Taksi ile Leyla'nın evine geçerken başımı cama yaslayıp dışarısını izlemeye koyuldum. Neden bir anda böyle ergen gibi hissetmiştim ki? Şu paçozun saçlarını yolmak geldi içimden. Bok var gibi yine aklıma soktu onu üstelik alkollü iken. Araç Leyla'nın evinin önüne geldiğinde taksi ücretini uzatıp yanımdaki cadalozu beklemeden kendimi dışarı attım. O ise bağıra çağıra aşağı indi. Kıkırdayarak apartmana doğru hızlı adımlarla ilerlerken kapıda gördüğüm kişi ile aniden durdum. Aziz; Parlayan gözlerle arkamdan gelen Leyla'ya bakıyordu. Leyla ise sesini kesip yanımdan hızla geçerek Aziz'in önünde durdu. İkisinin arasında muhteşem bir uyum vardı ama benim geri zekalı kardeşim körün önde gideniydi. Ya da görmezden gelmek işine geliyordu. Yanlarına gittiğimde sadece bakışıyor olduklarını gördüm. Çantamdan çıkarttığım anahtarlarla apartman kapısını açıp "hadi" diye bağırdım. Her ikisinin de irkilmeleri üzerine kıkırdayıp içeriyi gösterdim. Leyla küfür ederek apartmana girerken Aziz göz atıp Leyla'yı takip etti. Hep birlikte merdivenlerden çıkarak dairenin önüne geldik ve açılan kapıdan içeri girerek salona geçtik. Aziz sessizdi. Leyla ise donuk ve durgun. Onların arasında olan bu duygular beni yorarken nasıl katlanıyordu imkansız hale getirdikleri bu hayata? Aziz üniversite yıllarında Melek diye bir kızla sevgiliydi. Aralarındaki anlaşmazlık ise Melek ile Leyla'nın saça bir konu yüzünden tartışmalarıydı. Aziz dayak yiyen sevgilisini sevemediği halde bırakamadı. Leyla ise Mert itine kapıldı. Saçma sapan bir gurur saçmalığı yüzünden hayatlarını boka batıran iki salak vardı karşımda. İki insan birbirlerine karşı bu kadar yoğun olurken nasıl harekete geçmeden yaşamlarını izlemeyi tercih ederler? Sanırım en büyük fedakarlık da bu. Dostluğu kaybetmeden saklı gizli o muhteşem duyguları yokluğunda da yaşaya bilmek. Onları salonda bırakıp her zaman kaldığım odaya geçtim. Yatağa oturmuştum ki, evin kapısı kırılacakmışçasına yumruklanmaya başladı. Nefes almadan hole çıktım. Aziz kapı ardında Leyla ile göz gözeyken Uğur'un sesi vücudumdaki tüm tüylerin diken diken olmasına sebep oldu. Öfke ile kapıya doğru adımlarken "dur Eylül yanlış bir şey yapma" dedi Aziz. Onu dinlemeyerek hışımla kapıyı açtım. Karşımda sinirden deliye dönmüş Uğur'u görmek daha da çok öfke duymama sebep oldu. "Ne işin var burada?". Sorduğum soruyu duymazlıktan gelip deli bakışlarını Aziz'in gözlerine dikti. "Hey sana soruyorum uğursuz herif ne işin var burada?". Nihayet o pislik gözleri gözlerimi bulurken dilini dişleri arasına sıkıştırıp sağ elini kardırarak Aziz'i işaret etti. "Bu herifin burada ne işi var?". İşte bütün kanımın beynime hücum ettiği o andaydım. "Sen kimsin ulan geçip karşıma da bana hesap soruyorsun?". Burnundan solurken bir adım daha attı ve dudaklarını kulağıma değdirerek konuştu. "Kısa bir süre sonra kocan olacak adam olarak hesap soruyorum hanımefendi. Senin başka bir erkekle aynı evde işin ne? Üstelik baban böyle bir duruma son derece karşı iken". İki elimi göğsüne yerleştirip geri itekledim. "Bana bak yavşak, sen benim saçımın telini bile alamazsın. Bir de kısa bir süre sonra kocam olacakmış. Enim hayatıma kimin girip kimin çıkacağına babam karar vermiyor duydun mu lan beni? Şimdi siktir git buradan ve bir daha bana bırak hesap sormayı yüzüme dahi bakma. Defol karşımdan". Uğur tehlikeli bir ifade ile yüzüme bakıp ellerini havaya kaldırdı. "Peki, küçük hanım. Benden günah gitti". "Siktir git be yavşak. Tehdit eder gibi konuşma. Ama dur bak ben sana neler yapacağım gör ve izle". İçeri girip kapıyı suratına çarptım. Aziz ve Leyla benimle konuşmak isteseler de duymazlıktan geldim her ikisini de. Babamın telefonunu aradığımda kapalı olarak yanıt aldım. Bu sefer tüm öfkemle annemi aradım. Tek çalışta açtı. "Sen ne yaptığını sanıyorsun Eylül?". Şaşkına dönerken kuruyan dudaklarımı yaladım ve konuşmaya başladım. "Bana bak anne, bir daha o orospu çocuğu karşıma dikilip bana hesap sorarsa mahvederim onu. Benim hayatıma siz bile müdahale edemezsiniz. Sakın anne, sakın bir kez daha beni onunla karşı karşıya getirmeyin". Telefonu yüzüne kapatıp öfke ile nefes almaya kaldığım yerden devam ettim. Sakinleşemiyordum. Tüm benliğimi esir alan bu öfke üşümeme neden oluyordu. Birkaç dakika sonra Leyla'nın sarılması ile bir nebze rahatladım. Ne kadar öylece kaldık hatırlamıyorum ama Aziz'in de yanımıza gelmesi ile kendime geldim. "Hadi fıstık topla kendini. Bir sikim yiyemez o bok herif". Başımı sallayıp onayladım onu. "Ayrıca ben babanın böyle bir şeye müsaade edeceğini hiç sanmıyorum. Ulan herifin gönlü Eylül de ama siki herkesin elinde". Leyla'nın söylemleri ile gülmeye başladım. Hakkı vardı, hani büyükler derler ya bir kadının değil erkeğinde orospusu vardır diye. Uğur tam da böyle bir tipti. Erkeğin su katılmamış orospusuydu. Kendimi daha rahat hissetmemle yatağa oturdum. Telefonuma gelen kaçıncı bildirim sesiydi bilmiyorum ama sıkıntı ile soluk alıp gelen mesajlara baktım. Gördüğüm mesajla şok olmuş gözlerle kala kaldım. "Bu, bu nasıl olur?". Leyla karşıma dikilip kollarını önüne doğru bağlayarak konuşmaya başladı. "Kızım asrın fırsatı işte. Binlerce katılımcıdan sadece sen kazandın ve o tutku dolu yıllardır hayranlıkla izlediğin adamla bir hafta aynı evin içinde yaşayacaksın. Unutma bunun için dualar eden kadınlar var". Ben hala daha şok olmuş gözlerle telefonuma gelen mesajı okurken ekledi. "Belki de senin aşkın tam da o evdedir kim bilir!"...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE