Hayatım ince bir ipin üzerindeydi. Karşımdaki adamın şakası yoktu. Eğer başkasının olursam, başkasıyla evlenirsem mardini içindeki herkesle beraber yakardı .... Yusuf bir kez daha kapıyı tıklatıp "Berfin orda mısın?" diye sordu. Ben içime kaçmış olan sesimi bularak " Burdayım şey, sen in ben şimdi geliyorum" diyerek cevapladım. "Tamam o zaman ben seni aşağıda bekliyorum".
Adım sesleri uzaklaştığı gibi Boran'ın kolundan tuttum ve kapıyı açıp dışarı itekledim . Alayla yüzüme bakarken "Demek küçük cadı ha?" karşımda sinirden güldüğünü biliyordum. Ben daha fazla durmuyarak yanından geçip aşağı inmek için merdivenlere yöneldim. Bileğimden tuttuğu gibi kendine çevirerek göğsümü göğsüne yaslıyarak "O düğün olursa...- sözünü sinirle kesip " O düğün olucak ve sen hiç bir halt yapamıyıcaksın anladın mı? " dedim ve kollarının arasında debelendim. Nefesini yüzüme üflerken
" İzle ve gör.... izle ve gör "diyip bedenimi serbest bıraktığında kollarının esaretinden kurtardım kendimi. Aşağı indiğimde Yusuf beni bekliyordu. Başını kaldırıp bana doğru baktı. Yanına gittiğimde " Eğer hazırsan çıkalım " diyip eliyle kapıyı işaret etti. Başımı sallıyarak onayladım. Kapının önündeki arabasına binip kuyumcuya gittik. Bizi kuyumcuda bekleyen Yusuf'un annesi Dicle hanım ve kız kardeşleri Rojin ve Rozerin'nin yanına gittiğimde hepsiyle önceden tanıştığımız için güler yüzle yaklaştılar. Yusuf uzaktan bizi izlerken Rojin bana iyice sokulup "Biliyor musun ben abimin Berivan 'la evlenmesini hiç istemiyordum." Genç kız abisinin hiç bir zaman Berivan' la mutlu olucağına inanmamıştı. Zaten aileden kimse Berivan 'ı istememişti. Rojda hariç.. Lakin abisi ağalığı bırakmakla tehdit edince herkes el mahkum bir şey dememişti. Berivan istanbul' da okuduğu için mardinin kültürünü fazla umursayan yada bilen biri değildi.
Berfin görümcesine gülümseyip "Yoksa beni de mi istemiyorsun Rojin?" dedi.
Genç kız hemen başını iki yana sallıyarak itiraz etti. "Hayır aksine ben senle abimi çok yakıştırıyordum. Hatta bir keresinde anneminde seni abimle yakıştırdığını duydum. Bunları dinliye Berfin kaynanasına dönüp gülümseyerek fısıldadı " Belki de oğlunun anlamadığı, göremediği şeyi o gördü ". Berfin haklıydı.
Dicle hanım salak oğlunun göremediğini Berfin'in gözlerinde görmüştü. Yusuf'a aşık olduğunu anlıyan kadın Berfin 'in gelini olmasını istese de oğlu örf adet bilmiyen bir kız getirmişti.
Yüzük seçecekleri sırada Dicle hanım oğluna " Hade oğlum ne bakayorsun ordan gelip karına yüzük seçsene" .
Yusuf karın lafını duyunca yüzünü buruşturdu. Annesi bunu fark etse de ısrar etmeye devam etti ve ", De hayde gel kız tarafı gibi naz yapıisen ha" diyince biz üç kızda bıyık altından gülmeye başladı. Yusuf istemeye istemeye Berfin'in yanına gitti. Önlerine koyulan yüzüklere bakıyordu hepsi. İki görümce durmadan şu yüzük güzel bu yüzük güzel diyerek Berfin'e gösteriyorlardı. Ama hiçbirini beğenmeyen Berfin sadece gülümseyerek karşılık veriyordu. Gözüne ilişen ortasında zümrüt olan altın bir lotus çiçeği yüzüğüne elini attı. Elinin üstüne değen elle gözleri yanındaki adama baktı.
AYNI anda aynı yüzüğü beğenmişlerdi. Bunu farkeden Dicle hanım ve kızları pür dikkat onları izliyordu. Elini ilk çeken Yusuf olurken boğazını temizliyerek
"O olsun, gözlerinin rengiyle aynı zümrüt yeşili. Tabi eğer beğendiysen".
Berfin gülümseyerek başını sallayıp "Evet çok beğendim" dedi.
Yusuf başıyla adama işaret edip yüzüğü aldıklarını belli etti. Dicle hanım yanlarına Yaklaşıp yüzüğü alarak oğluna verdi.
Genç adam yüzüğü eline koyan annesine bakıp "Ana gelin ben değilim biliyorsun dimi?"
Annesi " yok canım bende seni gelin sanıyordum" koluna bir tane şaplatarak
"Sen ananla dalga geçisen bide. Yüzüğü karına tak diye verdim, sen tak diye değil"
kız kardeşler olaya dahil olarak "ama eğer sende beğendiysen sana da aynısından alalım abi" diyen kardeşlerine
sahte bir kızgınlıkla baktı. O an aklına Rojda geldi. Berivan 'a yüzük bakarken o vardı. Evde Berivanı istiyen tek kişi oydu. O yüzden gelip onlara yardımcı olmuştu. Yusuf kabul etmek istemese de Rojdayı özlüyordu. Berfin heyecandan titriyen ellerini kontrol etmeye çalışsa da başaramıyordu. Yusuf gözlerini kapattı. Gözünün önüne sevdiği kızın yüzü geldi.
Yapamıyordum işte... Olmuyordu... Başkasını severken, gönlümde o varken bir başkasına yüzük bile takamıyordum.
Ama ben bir hafta sonra evli bir adam olucaktım. Annesinin " De hayde oğlum sanki ne istedim, Taksana yüzüğü kıza"
diyişiyle gözlerini açtı. Karşındaki kardeşi gibi gördüğü kıza baktı. Elindeki yüzüğü yumruğunun arasında sıktı. Kızın eline uzandı. Fark ettiği şeyle bakışları bir kez daha zümrüt gözlere döndü. Elleri titriyordu. Bir yaprak misali titreyen kızın sakin olması, eğer korkuyorsa korkmaması için elini daha da sıkı tuttu.
Onun bu hareketi kızın kalp ritmini değiştirirken, daha da heyecan yapıyordu.
Elleri daha çok titreyen kızın parmağına yüzüğü taktığı gibi ellerini bırakıp bir kaç adım geri çekildi.
Berfin her ne kadar üzülse de belli etmemeye çalışıyordu. Yüzükleri aldıktan sonra Xozan konağına doğru yola çıkmak için arabaya bindiler. Evin önünde duran arabadan tam inicekti ki Yusuf'un çalan telefonunda yazan ismi görünce eli kapıda kaldı öylece. Berivan arıyordu. Evlendikten sonra üzerine kuma gelicek kadın... Yusuf öylece durmuş kıza baktı.
Biliyordu onun için de zordu ama abisinin yaptığı hatanın bedelini ödüyorlardı. Yapabilicek hiç bir şey yoktu Yeterince iyi davranıyordu zaten. Sırf bir zamanlar kardeş gibi gördüğü ve beraber vakit geçirdikleri için. Bundan daha iyi olamazdı zaten.. Genç kız kendini toplayıp gülümseyerek indi arabadan.
Acısını gülüşünün arkasına sakladı.
Ve sevdiği adam bir kez daha görmedi gözlerindeki o acıyı.....
Konağa girdiğinde kalabalıkla karşılaştı.
Dedesini görünce bu kalabalığın neden olduğunu anladı. O geldiği içindi. Altı ay önce Urfaya gitmişti. Şimdi ise geri dönmüş. Dedemin neden gittiğini bilmesem de neden geldiğini tahmin edebiliyordum. Abime düğün yapmak için. Babamın onun kararına karşı çıkmıyacağını bildiği için kesin abim arayıp çağırmıştır.
Gidip elini öptükten sonra odama geçtim.
Yatağa otururken sabahtan beri tuttuğum gözyaşlarımı serbest bıraktım. Dudaklarımın titremesi kalbimin titremesinin yanında hiç bir şeydi.....
Hiç mi düşünmüyorlar beni. Ya ben Yusuf'u sevmiyor olsaydım o zaman da mı böyle olucaktı. Ki onlar onu sevdiğimi bilmiyorlar bile. Abim... o bile yanıma gelmedi. Belki yüzü yoktu, belki ona kızacağımdan korktu. Ama ne olursa olsun gelmedi......
Kendimi yatağa bırakıp uzandığımda ne ara uykuya daldım bilmiyorum ama uyandığımda saat akşamın dokuzduydu.
Yataktan doğrulup sırtımı başlığa yasladım. Kollarımı yukarıya kaldırarak gerindim. Bir yandan esnerken telefonumun ışığının yanıp söndüğünü fark ettim. Elime alınca Yusuf'un adını ekranda gördüm. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilmezken arama bitti. Ben hala ekrana bakarken tekrar aradı. Bu sefer mal gibi bakmayı kesip açtım.
Öfke dolu sesiyle " konağın arka tarafına gel". Tam itiraz ediceğim sırada "HEMEN!" diye bağırdı. Kalbimi korku sararken tamam diyip telefonu kapattım.
Heyecan ve korkuyu aynı anda yaşarken üstüme kahverengi hırkamı geçirip yavaş adımlarla odadan çıktım. Konaktan çıkıp arka tarafa doğru yürürken kalbim kafesteki bir kuş misali çırpınıyordu.
Beni gören gözleri öfkeyle kısılırken üzerime doğru geliyordu. Ben daha da çok korkmaya başladım. Tam dibimde durup gözlerimin içine bakarak "Tek bir soru sorucam ve sen evet veya hayır diyiceksin..." Buram buram öfke kokan sesi beni germekle kalmıyordu yüzüme yaklaştırdığı yüzü beni heyecanlandırıyordu. Bütün duyguları aynı anda bana yaşatan bu adam neden böyle öfkeliydi bilmiyorum.
Alt dudağını kemirip " Rojdayla abinin kaçacağından haberin varmıydı.?" diye sorduğunda ben şoka girdim. Ne diyordu bu adam ben Abimin Rojdayı sevdiğini bile bilmiyordum. Hem nerden çıkmıştı bu. Direk kendimden emin bir şekilde
"Hayır yoktu" der demez hızla arkasını dönüp ellerini saçlarının arasından geçirdi. Sinirden gülerek " Yoktu demek...
Yoktu ha....." Bana dönen gözleri nefret ve öfkeyle harmanlanmıştı. "Lan sen kimi kandırıyorsun! Ha kimi!" diye kükrediğinde titremeye başladım.
Cebinden telefonunu çıkarttı. Ekranı bana çevirğinde bana atılan bir mesaj varken telefonun onun değil Rojda' nın olduğunu fark ettim. Mesaj tamda düğünden önceki gece atılmıştı.
Şöyle yazıyordu .... Canım arkadaşım kardeşim sen bu mesajı okuduğunda ben abinle kaçıcam demektir . Onu çok seviyorum... onsuz yapamam . Bunca zaman gizli sevgilimdi. Beni anlıyacağını biliyorum çünkü sende abimi seviyorsun. Benim Berdanı sevdiğim gibi... O yüzden ben sevdiğime kavuşurken seni de sevdiğine kavuşturuyorum. Hakkını helal et bacım.
Umuyorum ki abim berdeli kabul etsin.
Haber o evlenmeden varıcak ona... öyle olmasını sağlıycam. Tabi Berdanın bundan haberi yok. Beni affet kardeşim ve bu mesajı okuduktan sonra sakın bildiğini belli etme... Seni çok seviyorum....
Okuduklarımın etkisiyle başım dönerken karşımda öfkeden titreyen adama bakamıyordum . Her şeyi geçtim...
Onu sevdiğimi öğrenmişti . Hem de bu şekilde. Gözlerimi sımsıkı yumdum başımı iki yana sallıyarak bunun bir kabus olmasını diledim. Kolumu hiddetle tutup sıkırak beni kendine çekti. "Bundan sonra benden kork Berfin...! yapacaklarımdan kork..! Sana hayatı zindan edicem lan!" bağıra bağıra söylediklerine karşılık sadece fırtına da kalmış bir yaprak gibi titredim.
Hızla kolumu bırakıp arkasını dönüp gitti.
Cevap vermeme izin bile vermedi. Kendimi savunmama.. Onu sevip sevmediğimle ilgilenmedi bile sadece abim gibi Rojda gibi ona ihanet ettiğimi düşündü. Dizlerimin üzerine çöküp hıçkıra hıçkıra ağladım. Nefesim kesilene dek... Çığlıklarımı biri duyana dek....
O gece şeytan bile bu kızın çığlıklarını duyup kulaklarını kapatırken Mardin yine sessiz kaldı duymadı.... O gece o zifiri karanlıkta onu izleyen adamdan habersiz " Allahım dayanamıyorum... Ne olursun ya bu acıyı al benden ya da canımı" diye ağıt yaktı.
O Adamın yüreğine kordan bir ateş düşürdü ... O Adamın kalbi yandı o gece..... O gece her şeyin başlangıcı oldu.....