12

1691 Kelimeler
Oksijensizlik yüzünden ciğerlerim çığlık atarcasına bir nefes uğruna çırpınırken annemin içimdeki enerjiyi alabildiği kadar almayı planlarcasına işlemlere oldukça hızlı bir şekilde devam ediyordu. Sıvının içerisinde olmama rağmen kapsülün metal kısımlarından gelen deli edici çınlama sesinin yanı sıra midemin üst kısmı yanıyormuş gibi acıyor ve göğsüm ve omuzlarım arasında kalan bölge -özellikle de köprücük kemiklerimin altı- şiddetle sızlamaya devam ediyordu. Ben ise yerden tamamen bağlantısı kesilmiş gibi sıvı dolu kapsülün içinde sabit kalmış ve kollarımı ağrıyan karnım üzerine sararken bacaklarımı da kendime çekerek bilincimin tamamen kaybolmasını ve sessizce ölmeyi bekliyordum, ki zaten sadece saniyelerimin kaldığını bilmek beni biraz olsun rahatlatan tek gerçekti. Bilincimi kaybetmek üzereyken kapıya kırılırcasına darbeler indiğini ve arkasındaki bağırış seslerinden birinin babama ait olduğunu fark etmem biraz zaman almıştı. Sonrası ise biraz karanlıktı. Ne kadar zaman geçtiğinin farkında değildim ancak kapsülün seslerinin tamamen kesildiğini ve arka kapağın açılarak içerideki tüm sıvının benimle birlikte dışarıya sürüklendiğini hissetmiştim. Boğuk boğuk sesler duymaya devam ediyordum ancak kim olduğunu pek ayırt edebildiğimi söyleyemezdim ve yapabildiğim tek şey, suyla birlikte dışarıya sürüklenen bedenimle ölü gibi yatmaktı. Hayal meyal, birinin nefes alıp almadığıma ve nabzıma baktığını fark etmiştim, ardından da kısık bir lanet cümlesiyle birlikte göğsüme belirli ritimlerle binen dehşet verici ağırlığı ve ağzımdan ciğerlerime doğru giden havayı hissetmiştim. Bu rutin bir süre devam ettikten sonra boğazımdan yükselen sıvıyla birlikte krize girmiş gibi tüm bedenimi ele geçiren bir şok dalgası yayılmıştı. "Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!" diyerek öksürmeye devam eden minik bedenime iri kolların sarıldığını hissetmiş ve yavaş yavaş netleşen seslerin arasından, bana sarılan sesin babam olduğunu fark etmiştim. "Sorun yok, geçti. Geçti.. Hala yaşıyorsun..." diye mırıldanırken, benden çok kendi kendine konuşuyormuş gibi gelirken gözlerimi açmadan öksürüklerimin yavaş yavaş azalmasını ve sona ermesini beklemiştim. O sırada tamamen netleşen seslerle birlikte, arka tarafta oluşan arbedeyi ve annemin öfkeli çığlık seslerini de duyabilmiştim. "Hastane yönetimine bu kadının yaptıklarını açıklayıp onu polislere teslim edin. Ayrıca bu kadına, çocuğumu öldürmeye teşebbüs etmesi nedeniyle dava açıyorum. Bana bir avukat ayarlayın." diyerek beni sıkı sıkı sarmalayan babam, katı bir sesle konuşmuş ve annemin de bu odadan götürülmesiyle birlikte odadaki gürültü azalmaya başlamıştı. Ben ise kasılan bedenimi tamamen serbest bırakarak, beni bekleyen karanlığa sımsıkı sarılmıştım. Yine de beklediğimin aksine görüşüm kararmak yerine aydındanınca gözlerimi açarak etrafa, yani oyun odasına bakmaya başlamıştım. Kendi bedenimde değil gibiydim, çünkü hareketleri ve baktığım yerleri kontrol edemiyordum. Yapabildiğim tek şey, izlemekti... "Martin. Aras, onun odasında toplanmamızı söyledi. Acele et, önemliymiş." diyerek kulağıma fısıldayan Melany ile görüşüm yanımda olan Melany'nin ciddi yüzüne döndükten sonra ağzımdan "Tamam." diye bir ses çıkmıştı ve tamamen yabancı olmadığım bu sesin de Martin'e ait olduğunu fark etmiştim. Martin'in bedenindeydim, ve bu gördüklerim pek de rüyaymış gibi gelmiyordu. Hızlı adımlarla zihninde bulunduğum Martin ve Melany, hiçbir şey yokmuş gibi gülerek Aras'ın odasına girdikten sonra arkasından kapıyı kilitleyerek odanın zemininde halka oluşturacak şekilde sıralanmış çocuklara katılarak çemberin eksik kısımlarını tamamlamışlardı. Bu çocuk çemberinin tam ortasında da Teddy bulunuyordu. "Şimdi, herkes burada olduğuna göre..." dedikten sonra ciddi bir ifadeyle Hiro'ya bakan Aras, ellerini önünde birleştirerek etraftaki herkesin bilinmezlikle gerilmesine neden olan sorunun dudakları arasından çıkmasına neden olmuştu. "Dün gece tam olarak ne oldu?" "Ben..." diye konuşmaya başlayan Hiro'yla birlikte Rachael ve Melany'nin de neler olduğunu sorgularcasına dikkatle Hiro'ya baktığını fark etmiştim. Martin de ellerini gergin bir şekilde ovarak Hiro'nun anlattıklarına dikkat kesilmişti. "Karanlıkta uyuyamıyorum. Dün elektrikler kesilince senin yanına gelmek istedim, ama koridorun sonunda bir doktorun sesini duyunca oraya gittim. Doktor Marie odasından Rüya'yla birlikte çıktı ve Rüya'ya kızdıktan sonra odasına geri döndü. Rüya da beni o arada fark edip oyuncağını bana attı ve kaçmamı söyledi. Sonra ne oldu bilmiyorum, sabah odasına gittiğimde Rüya yoktu ve yatağı hiç bozulmamıştı." "Belki.. Belki de Rüya tuvalete gitmiştir, bu yüzden görmemişsindir." diyerek iyi düşünmeye çalışır gibi konuşan Rachael'ın ardından Aras "Rüya asla yatağını toplamaz, ve temizlik görevlileri de öğleden sonra saat ikide geliyorlar, ki saat şu anda sabahın dokuzu. Bu da, Rüya tüm gece o odaya hiç dönmedi demek oluyor." "Bu ne demek oluyor?" diye sordu Martin, tedirgince. "Burada bilmediğimiz bir şeyler dönüyor." diye onu cevaplayan da Melany olmuş, ve Aras'la göze gelmişlerdi. "Ve Rüya bunu biliyordu." "Bu ne demek oluyor?" diye Martin yeniden konuştuktan sonra ellerini ovuşturmaya ve gerginliğini arka plana atmaya çalışıyordu. Onun zihninde olduğum için mi bilmiyorum ama, onun gerginliğini ve üzüntüsünü hissedebiliyordum. "Bu yüzden mi sürekli yüzünde öyle bir ifade taşıyordu? Üç sene, belki de daha uzun zamandır bu yüzden mi gerçekten mutlu olamıyordu? Bu ne anlama geliyor? Onu bunca sene üzecek ne biliyordu?" diye konuşan Martin'in ardından hepsi sessizliğe gömülmüştü. "Rüya ne biliyordu? Dün doktorun odasında olduğuna göre, bir şeyler öğrenmek için o odaya girdiği belli. Ama neden oyuncağını sana verdi? Hiçbir zaman ona dokunmamıza kolay kolay izin vermezdi." diye konuşan Melany'le birlikte Aras'ın aklına bir şey gelmiş gibi gözleri ağırca aralanmış ve kaşlarını çatarak ayıcığa baktıktan sonra "Yoksa..." diye mırıldanarak Teddy'yi elleri arasına alarak onu incelemeye başlamıştı. Sırtına, elleri ve ayaklarına, hatta turuncu tişörtünün altına dahi dikkatle baktıktan sonra Teddy'nin boynunun altında parlayan minik fermuarın zincirini görünce fermuarı yakalamış ve boydan boya Teddy'nin boynunu çizecek şekilde fermuarı açarak Teddy'nin başının bir kapak gibi açılmasını ve oyuncağın bedenine gizlenmiş cebin ortaya çıkmasına neden olmuştu. İlgiyle bunları izleyen çocuklar da şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Aras'ın, Teddy'nin içinden çıkardığı dörde katlanmış kağıdı dikkatli hareketlerle açarak yazıyı kısık bir sesle diğerlerinin de duyabileceği bir sesle okumaya başlayınca, hepsi nefes almayı bile bırakmış bir şekilde Aras'ı dinlemeye başlamışlardı. "Size bunca zaman bildiğim bazı şeyleri söylemediğim için çok özür dilerim, sadece bildiklerimi kendime bile söyleme riskine giremeyecekken sizin de hayatlarınızı tehlikeye atmak istemedim. Ancak bu mektubu, hastanedeki elektrik kesintisinden sonra bir şekilde okuyorsanız, muhtemelen tüm planlarım işe yaramamış ve ben de muhtemelen o gece görevlilere yakalanmışımdır, bu yüzden, bildiklerimi size anlatmak istedim. Kendim için bir şeyler başaramasam da, sizin hayatlarınız için size bir fırsat olarak bu hastaneye karşı bir zafer elde etmiş olacağım." Bunu okuduktan sonra sadece Melany ve Martin'in gözlerinden yaşlar dökülmeye başlamış olsa da, diğerleri de ağlamamak için kendilerini sıkıyor gibi görünüyordu. Martin ağladığı için görüşüm bulanıklaşsa da, silüetlerden seçebildiğim ifadeler, kesinlikle cümlelerimin arkasında yatan anlamı bildiklerine işaret ediyordu. "Yaklaşık üç sene önce, yanlışlıkla başka bir koridora girdiğimde hasta odalarından birinde Karen'ı gördüm. Ondan önceki sene bize iyileşti denilerek hastaneden ayrılan Karen'den bahsediyorum. Durumu ise tamamen içler acısıydı. Bir deri bir kemik kalmış, saçlarının çoğu dökülmüş ve teni kar gibi bembeyaz olmuştu. Ölü gibiydi, ki sadece gözlerine bakarak bile bunu onaylamak oldukça kolaydı, ve ceset gibi yatan bedeninden gördüğüm tek yaşam belirtisi nefes alış verişleriydi. Bunu gördükten sonra uzun bir süre bunu düşündüm." Bunu onlar da biliyordu. Karen'ın iyileştiğini doktorlar söylemeden önce de onun iyileşmiş olabileceğini hepimiz biliyorduk. Ne de olsa o zamanlar yeniden kilo almaya başlamış ve ne kadar koşarsa koşsun oksijen makinesine ihtiyaç duymamaya başlamıştı. Herkes, onun kesinlikle iyileştiğinden haberdardı.. "İyileşmesine rağmen ona ne yaptılar bilmiyorum, ama bunun kesinlikle iyi bir sonu olmadığından eminim. Bu gece annemin, yani Doktor Marie'nin idasına gizlice girip dosyalardan elimden geldiğince çok şeyler öğrenmeyi ve bu hastaneden nelet döndüğünü anlamayı planlıyorum. Eğer durum düşündüğümden daha da ciddiyse bunu hemen sizinle paylaşacağım, bu yüzden umarım bu mektubu hiç okumazsınız ve olanları birebir benden öğrenirsiniz. Buna rağmen eğer olur da planlarım işe yaramaz ve bir şekilde yakalanırsam, beni geride bırakın ve kaçın." Dedikten sonra son cümleyi okumadan önce duraksayan Aras'ın yüzündeki şok ifadesi, birkaç saniye onun kaskatı kesilmesine neden olmuştu. Ardından da ağır bir şekilde hafifçe titremeye başlayan sesiyle son cümlenin dudakları arasından dökülmesine izin vermişti. "Ölümümü boşa çıkarmayın." Ağır bir şok dalgası odanın tamamını ele geçirirken Melany'nin titreyen elleriyle ağzını kapattığını ve hıçkırarak ağlamaya başladığını fark etmem, Martin'in bedeninden gördüğüm son sahnelerdendi. Ardından da derin bir nefes alarak kendi bedenimde uyansam da gözlerimi açmadan durum tespiti yapmaya çalışmıştım. Az önce neler olduğuyla ilgili bir fikrim yoktu ancak gördüklerimin inanılmaz bir şekilde gerçek olduğuna adım kadar emindim. Yine de, Martin'in bedeninde gördüğüm saat çoktan sabah dokuzdu, yani bana daha az önce akşam gibi gelmesine rağmen çoktan on saati devirmiştim. Tuhaftı, ancak bunun o makineyle bir ilgisi olduğunu düşünüyordum. O sırada solumdan gelen bir kapı sesiyle düşünmeyi bırakarak düzenle nefes alıp vermeye ve hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi baygın taklidi yapmaya devam etmiştim. Bir çift adım sesi odada yankılandıktan sonra kapı yeniden kapatılmış ve tanıdık bir kokuya sahip birisi gelerek yatağın kenarına oturmuştu. "Şimdiye kadar çoktan uyanmış olması gerekiyordu." diye odanın içinde gezinen ve adının Andrew olduğunu bildiğim doktorun sesini duyunca, yanımda oturan babam sıkıntılı bir nefes vermişti. "Maria'nın bilgisayardaki işlemlerini incelediniz mi?" diye soran babamın sesinin biraz öfkeli geldiğini, ancak derin bir nefes alarak bunu kontrol etmeye çalıştığını fark etmiştim. "Evet. Biz gelip makineyi kapatana kadar Enerji Emilimi yaklaşık dört dakika boyunca aktif kalmış, ancak enerji çekmeyi başaramamış. Yine de..." dedikten sonra duraksayan Andrew, derin bir iç çekişten sonra konuşmaya devam etmişti. "Yine de tamamlanmamış bir makinede bilinci açık bir şekilde geçen dört dakika... Oldukça acı çekmiş olmalı." "O lanet kadın!.." diye sesini yükselterek konuşmaya girmeye çalışsa da, sonradan ses tonunu bir şekilde düşürmeyi başararak konuşmaya devam etmişti. "Aklî dengesi yerinde mi onun? Daha tamamlanmamış bir makineyi çalıştırmak da ne oluyor? Üstelik bunu kendi çocuğu üzerinde denemek?!" "Ah, evet. Şu konu." diye mırıldanan Andrew, sesini daha düz bir hale getirerek yeniden babama cevap vermiş ve babamın dudaklarından bir lanet cümlesinin dökülmesine neden olmuştu. "Görünüşe göre Maria'nın akıl sağlığı pek de normal değil. Bugün onu bir uzmana gösterip resmi olarak deli olup olmadığını öğreneceğiz. Sonucu tahmin edebiliyorsun değil mi?" "Onu serbest bırakacaklar.." "Ya da iyi bir ihtimalle bir kliniğe kapatırlar." "Maria'dan bahsediyoruz. Ah, her neyse..." diyerek sıkıntıyla konuşan babamın ardından birkaç dakikalığına odayı ele geçiren sessizlik bir çığ gibi büyümüş, ve tek sesin nefes sesleri olmasına izin vermiş gibiydi. Konuşmalardan oldukça önemli şeyler öğrensem de, cevaplanması gereken daha pek çok soruya sahip olmam durumu iyice zorlaştırıyor gibiydi. Hatta öyle ki, bir anda ayağa kalkarak "Bunu bize neden yapıyorsunuz?!" diye çığlık atma isteğimi zar zor bastırabiliyordum. Gerçi dün gece yeterince fazla çığlık attığım için, ses tellerim, onlardan beklediğim performansı gösterebileceklermiş gibi olduklarını hiç sanmıyordum. "Zerter hala deneklerden birini ona göndermemiz gerektiği konusunda ısrar ediyor." diye konuştuğunda bilmediğim isimler ve olaylar olduğunu fark ederek hepsini ezberlercesine dikkatli dinlemeye koyulmuştum. "Ah, işimden nefret ediyorum." diye söylendikten sonra sıkıntıyla derin bir nefes vererek yeniden Andrew'e dönmüştü. "Hangisini istiyor?" demesiyle Andrew'in birkaç saniye duraksadığını fark etmiş ve tedirgin çıkan kalın sesiyle cevap vermesini merakla beklemiştim. "Rüya'yı..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE