"Hazır mısın?" diye biraz üzgün olan bir ses duyduğumda, çalışma masasında oturan babama bakarak hafifçe gülümsemiş ve sırt çantamı yere bırakarak odadaki yatağa yeniden oturmuştum. Uyandığımdan bu yana, aslında doğruyu söylemek gerekirse "babamın benim uyandığımdan haberdar olduğu günden bu yana" diye cümleye başlamak daha doğru olurdu, yaklaşık dört gün geçmişti ve babam, benim ayrılış günümü en fazla bu kadar erteleyebilmişti. Özellikle de kahverengi olan gözümün de maviye döndüğünü ve bunun sebebini kapsamlı bir araştırmayla anlamamızın deneye çok büyük katkıları olduğu konusunda çok fazla diretmişti ancak onun bu görüşü kabul görmedi. Yine de elinden geldiği kadar bana yardımcı olmaya çalıştığını biliyordum, ve arkamda böyle güvenilir bir insanın olduğunu bilmek beni biraz olsun rahatlatmaya yetiyordu.
"Kabul ettiler mi?" diye sordum, yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan beklentili bir ifadeyle babama bakmaya devam ederek. Babam ise, beni onlara vermenin karşılığında istediği "deneyin durdurulması" olayından bahsettiğimi anlamış gibi yüzüne buruk bir tebessüm yerleşmişti.
"Sadece Emily'nin tamamen iyileşmesi durumunda bunu kabul edebileceklerini söyledi." diye konuşunca, anladığımı belirtircesine başımı sallayarak onu onaylamıştım. Babamın anlattığına göre Emily denen kız, bu deneylerin başındaki adamın kızıydı ve tüm bu masrafı da sadece onu iyileştirebilmek için yapıyordu. İroni ya, sırf bir tanesini iyileştirebilmek için yüzlercesini harcamaktan başka bir şey de değildi bu yaptığı. "Üzgünüm." diye mırıldandığını duyunca, düşüncelerime biraz ara vererek yeniden babama dönmüştüm. "Berbat bir baba olduğumun farkındayım."
Üzgün bir yüzle ellerine bakarak konuşan babamla birlikte dudaklarımdan minik bir kıkırtı dökülmüş ve babamın bana dönmesini sağlamıştı. "Biraz öylesin." dedim sevimlice gülümseyerek kısık gözlerle babama bakarken. "Ama nasıl iyi bir baba olacağını öğrendiğin için ve bana son zamanlarda gerçekten bir babam varmış gibi hissettirdiğin için mutluyum." diye mutlu bir ifadeyle konuştuğumda, babamın yüzündeki ifade biraz daha kırılganlaşmıştı sanki.
"Özür dilerim." dedi babam sessizce, yeniden bakışlarını suçlu ve kırılgan bir ifadeyle ellerine çevirirken. "Bunu çok geç öğrendim."
Ayağa kalkarak ağır adımlarla babama doğru yürümüş ve ellerimi babamın omuzlarına koyarak ona sarılmıştım.
"Sorun değil." diye gülerek konuştum yeniden. "Gelecekte yeniden evlenmeye karar verirsen ve bir kardeşim olursa, ona nasıl davranman gerektiğini biliyor olacaksın. Bu yüzden mutluyum, çünkü çok iyi bir babaya sahip olacak."
Babamın elleri ağır hareketlerle sırtıma yerleşirken babamın hafifçe "Adı..." diye titreyen sesini duymuş ve söylemek istediğini anlamama rağmen kendini toparlayarak cümlesine devam etmesini yeniden gülümseyerek beklemiştim. Birkaç sene önce, babamın benim için böyle duygulanabileceğini söyleselerdi, muhtemelen inanmazdım, ancak şimdi onu böyle görmek beni nedensizce cesaretlendiriyordu.
Bir çocuk ölüme yürürken nasıl cesaretlenirdi?
Bir çocuk, gerçek bir babaya sahip olduğunda böyle mi hissediyordu? Eğer en başından beri böyle olsaydı, bu güne kadar tüm sustuklarıma haykırır mıydım? Daha güçlü bir çocuk olur muydum?
Eğer böyle olsaydı, hiç kansere yakalanır mıydım?
"Adını.." diye kontrol etmeye çalıştığı sesiyle konuşmaya başlayan babamla gerçekliğe döndüm yeniden. "Adının ne olmasını isterdin... Kardeşinin?" diye konuşmaya başlayan babamla birlikte gülümseyerek geri çekilmiş ve koltukta oturduğu için eşitlenen boylarımızla birlikte direk olarak dolu dolu olan gözlerine bakmıştım.
"Kız olursa benim adımı verir misin?" diye konuşunca babam gülmesine rağmen gözlerinden birer damla yaş dökülmüştü. Onu böyle görünce, istemsizce benim de boğazımın düğüm düğüm olduğunu hissetmiştim.
"Senin adını mı vereyim? Bir evde iki Rüya olursa nasıl anlaşacağız biz?" diye gülerek konuşmaya devam eden babamın gözlerinden yaşlar dökülmeye devam etse de, sanki o bunun hiç farkında değilmiş gibiydi. Sanki o da, sözlerimin ardındaki anlamı bilmesine rağmen bunu görmezden geliyordu.
Sol gözümden yanağıma doğru ilerleyen bir ıslaklık hissetmeme rağmen, ben de aldırmadan babam gibi gülmeye devam etmiştim. Sonunda istediğim mutlu aileye sahip olma fırsatı karşımdayken, ona ulaşamamak canımı acıtıyordu.
"Sorun olmayacak." diye konuştum titreyen sesime rağmen gülümsemeye devam ederken. "Sen Rüya diye çağırdığında, sana cevap veren kişi ben olmayacağım." dememle birlikte babam daha fazla gülümseyemiyormuş gibi bir ifade yaparak başını öne eğmiş ve göz yaşlarının yerek dökülmesine izin vermişti. "Biliyor musun? Hep seninle birlikte maç izlemek istemişimdir." dememle birlikte babamın dudağını ısırarak gözlerini kapattığını fark ettiğimde gözlerimden yaşlar akmasına rağmen konuşmaya devam etmiştim. "Ve geceleri uyumadan önce birinin bana masal anlatmasını. Bir kez olsun, evden çıkarken senin ayakkabılarımı giydirmeni de çok isterdim."
"Yapma..." diye mırıldanmasını duymamış gibi titreyen sesimle konuşmaya devam etmiştim.
"Bana bunun için söz verir misin? Eğer bir kardeşim olursa, onu hep mutlu edeceğine söz verir misin? Her zaman arkasında güveneceği bir babasının olmasına, hiç üzülmemesine..." diye konuşurken iyice düğüm düğüm olan boğazım yüzünden konuşamayınca, ince bir nefes alarak devam etmiştim. "Onu benden çok seveceğine söz ver.." diye konuşmamla birlikte kendimi daha fazla tutamayarak sesli bir şekilde ağlamaya başlamıştım. Babam da bana uzanarak, sanki her zaman bunu yapmış gibi bana sarılmış ve beni teselli edercesine başımı okşamaya başlamıştı, ancak onun da ağlıyor olması işi iyice tuhaflaştıran yegâne etkendi. Buna rağmen, babamın kollarında hayatım boyunca hiç hissetmediğim kadar güvende hissediyordum. Bana vuran elleri arasında, hiç kimse bana dokunamayacakmış gibi, sonsuza dek burada güvenle yaşayabilecekmişim gibi hissettiriyordu. Bana bağıran ağzından şimdi beni mutlu eden kelimeler çıkıyordu, ve bana her baktığında iğrenen yüz ifadesi, şimdi çocuğu için gözyaşı döken bir babaya aitti.
Dünya çok garipti... Her zaman gökyüzünde olan güneş, her gün aynı hissettirmiyordu...
"Arkadaşlarıma veda edebilir miyim?" diye uzun süren duygusal dakikaların ardından toparlandıktan sonra konuştum boğuk çıkan sesimle. Babam da yüzünü kurulamasına rağmen gözlerinin kenarı, ağladığını belli edercesine kırmızı kırmızıydı. Gerçi, benim de ondan farkın yoktu. Beyaz yüzüme eşlik eden kırmızı gözler ve kızaran minik bir burunla birlikte, daha birkaç dakika öncesinde hüngür hüngür ağladığım yönünde aleyhime kanıtlar sunuyor gibiydi.
"Tabiki." diye konuştu babam derin bir nefes alırken. "Bildiklerinden bahsetmemen şartıyla." diye eklemekten geri kalmasa da onlara rahatça veda edebileceğimi bildiğim için içimde derim bir rahatlama duygusu yeşermişti. Onu başımla onayladıktan sonra sırt çantamı omuzlarıma geçirerek üstüme son kez bakmış ve babamla birlikte odadan çıkarak merdivenlere yönelmiştik. Bir kat aşağı indikten sonra da zaten odalarımızın bulunduğu koridora ulaşmış ve birkaç kapı geçtikten sonra oyun odasına ulaşmıştık. Yandaki camdan gördüğüm kadarıyla hepsi içeride kendi halinde oyunlar oynamaya devam ediyorlardı, ancak yüzleri mutlu gibi görünmesine rağmen gözlerindeki sönük üzüntüyü hissedebiliyordum.
Kapının önünde durduktan sonra babamın, "Burada bekleyeceğim." diye konuşmasıyla onu onaylamış ve sırt çantamı ona vererek oyun odasının kapısını yavaşça aralayıp içeriye girmiştim. Arkamdan kapıyı kapatırken "Rüya!" diye çığlık atarak üzerime koşan kişi Melany olmuş ve bana sımsıkı sarılarak diğerlerinin de varlığımı fark etmesini sağlamıştı. Sırasıyla Aras, Martin, Rachael ve Hiro da koşarak grup sarılmamıza katılırken gülümseyerek hepsini teselli etmiş ve bu sarılmayı bir fırsat bilerek cebimdeki katlanmış kağıdı çaktırmadan Aras'ın ceketinin cebine koymuştum. Elimi geri çekerken Aras tarafından tutulunca, bunu hissettiğini anlayarak yüzüne kararlı bir ifadeyle bakmış, ve Aras'ın durumu anlamasını sağladıktan sonra, normal halimize geri dönmüştük.
"Neler oldu? O ge-! Kaç gündür oyun odasına gelmiyorsun, seni merak ettik." diyerek konuşan Melany, o geceyle ilgili ağzından bir şey kaçırmak üzereyken Aras dirseğiyle onun koluna vurmuş ve konuyu çevirmesini sağlamıştı.
"Önemli bir şey değil, sadece biraz hastaydım." diye konuştum gülümseyerek. "Aslında, buraya size veda etmek için gelmiştim." diye konuşmamla birlikte Aras'tan başlayarak hepsinin yüzünde endişeli bir ifade oluşmuştu. "Endişelenecek bir şey yok, sadece tedaviye başka bir hastanede devam etmem gerekiyor. İyi... İyi olacağım." diye gülümseyerek konuşurken son cümlemde sesimin titremesi, hepsinin gözlerinin dolmasını sağlarken Melany'nin ağlamaya başlamasına neden olmuştu. Ne de olsa, böyle konuşmama rağmen sözlerimin arkasındaki anlamı biliyor olmalıydılar.
"Yapabileceğimiz bir şey yok mu?" diye konuşan Aras'ın dolu dolu olan gözlerine baktıktan sonra başımı ağırca iki yana sallamış ve gözyaşlarımın çeneme doğru süzülmesine izin vermiştim.
"Yaşayın." diye konuştum mutlu olmasına rağmen titreyen sesimle. "Benim yerime mutlu ve huzurlu geçen upuzun bir hayat yaşayın."
●○●