10. Bölüm

1300 Kelimeler
Bölüm 10 O günler de sürekli bir dua ederek uyuyup uyanıyordum. Hayattan isteklerim ve beklentilerim vardı her insan gibi hayallerim peşinden koşmak istediğim bir aşık olma niyetim vardı. O sıralar yine çevrem de olan herkes evlilik yolunda hızlı adımlar atıyorlardı. Herkes evleniyordu. Anneannem; -Evlilik cahil iken yapılmalı! Der hep. Bu sözün mantığı bende o dönem oturmamıştı. Evlilik başlı başına tehlikeli bir şeydi benim için. Aşk çok güzel fakat evlilik ipleri birisine o kadar vermek illa ki o ipi bir yerde koparacaktı. Hangi insan hangi insana sonsuza kadar sadakat dolu, mutlu etmeye yönelik, ihanetsiz, yalansız kalabilir? Hayat öyle bir yer mi? Ben lisedeyken bile dünya için hiç bu kadar polyanna olamayacağım. Anneannem her zaman ki gibi hayata karşı bazı süregelen doğrularını yine benimle paylaşıyordu işte. Annem benim evlilik harici uzun bir ilişki yürütebileceğimi dahi düşünmüyordu. - Çok asisin, kimse dayanmaz!  Ne? Asi olmak mıdır tek sıkıntı? Dünya üzerinde tecavüzcü pislikler bile evlenebiliyorken ben keskin sirke olduğum için Ev de mi kalacaktım yani? Ufak basit manipüle edici saçma hareketlerdi. Annem onu evlenmem, mutlu bir ilişkim olsun dan ziyade onu artık yormayayım diye karakterimin belli başlı dinamikleri ile oynamak istiyordu. Annem yine yapıştırmıştı lafı gelişine fakat ben artık eskisi kadar bu durumlardan etkilenmiyordum bunu anlaması lazımdı. Ben kendimi ne kadar seversem karşım da kim olursa olsun o kişi de beni o kadar sevecekti. Üzgünüm dünyanın kanunu bu. Filmler de diziler de okulda çevrem de her nerde kendini seven narsist diyebileceğimiz insan varsa hep çok sevilen, hayran kalınan insanlar onlar niye çünkü birisinin seni sevmesini istiyorsan önce gerçekten kendini sevmek zorunda insan. Hayatın kurallarını kimse anlamak istemiyor, evliliğe anneannem tarafı çocuk askerden gelince yapılan bir iş olarak görülüyordu. Bu meslek değildi lanet olsun bu duygusal bağ üzerine düşünülmesi lazım. Kimse bunu yapmıyordu. Cahillerdi.  Annem yanıma yaklaştı,  -düğün var, kıyafetlerini hazırla dedi.  Yine kimin düğünü vardı acaba? Hazırladım, kıyafetlerimi. Annemin yine bir kuzeni evleniyordu. Annemler Konya'lı. Dolayısıyla kuzeni de öyle. Ama aşık olduğu kız Muş'luydu. Galiba evliliklerinde takdir ettiğim tek konu buydu. Olması gereken buydu. Kimse aşık olacağı insanı seçemez ve seçmemeli. Irk, veya etnik kökenler sabote etmemeliydi insanları. Irkçılık yapan insanlardan her daim nefret etmiştim. Gerek yoktu, insan insan olduğu için sevilmeliydi. Bir insanın iyi veya kötü olması başka ahlaki değerlere bağlı olarak gelişen bir durumdur bunun doğduğu veya ait olduğu şehir köylerle alakası yoktu. Hazırlanmaya başladık, ben dapdar kırmızı bir pantolon giydim, üstüne siyah kırmızı ufak bir detayı olan bluz, onun altına topuklu ayakkabı, sade ama dudağı kırmızı olan bir makyaj, sıkı düzgün bir at kuyruğu ve dümdüz saçlar, siyah ojeler... hazırdım. Kardeşim yine beni çok beğenmişti. Yaşı küçüktü fakat kalbi kocamandı kardeşimin sürekli bana iltifat yağmuruna tutmasını iyi biliyordu beni çok mutlu ediyordu. Annem odaya geldi ve beni o şekilde görünce şaşırdı. Çok güzel bulmuş ve beğenmişti bu her hâlinden belli oluyordu. Ben çocukken sürekli babama benzediğimi söyleyen tip olarak da ona çektiğimi söyleyen annem beni öyle o şekilde görünce; - İnanamıyorum çok güzelsin aynı gençliğim gibi. Annem bana bunu o günden sonra o kadar çok söylemeye devam etti ki. Asla dinlemedim tam manasıyla. Sadece umurumda olan kısım çok güzelsin dediği yerdi. Diğer yarısını kafama takmıyordum. Bana küçücükken yaptığı ve dediği şeyleri unutamazdım. Işte bakın kendinize bakmanız aile arası dinamikleri dahi etkileyebiliyor. Annemin benimle olan konuşması bile değişmişti. Ona hak ve onay vermemem onu bu konu da daha çok körüklüyordu. Yola çıktık, yengemleri alıp öyle geçecektik salona. Yengemlere geldikten sonra kapı da onlar da beni çok beğenmiş ve şaşkın oldukları suratlarından okunuyordu. Annem tabi bunu başka insanlarından ağızından duymak istiyordu benim ne kadar güzel olduğumu değil anneme ne akdar benzediğimi. Yengemler yabancı insan olmadıkları için gidip sordu; - Kızlar sizce de Betül çok hoş olmamış mı? Bir evet sesi geldi. Onay verildi. Devamını getiremedi bende hemen kendimi ortaya attım; - Yenge biliyor musun annem beni kendine benzetiyormuş deyip gülmeye başladım Benimle birlikte herkes gülmeye başladı. Annem çok bozuldu. Anneannem sadece onay verdi biliyor musunuz. Anneme yine tek katılan oydu. Benim anneme benzediğimi onaylamıştı  Ulan benim travmalarım var ve bunların hepsi sizin beni dışlamaniz babamla bir tutmanız nasıl olur da? Dünya çok garip bir yerdi. Lanet olsun!  Düğüne gitmeye başladık. O engaveye karıştık, yine çok kalabalık ve yine çok stresli bir ortam. Dayımlar kapının önünde kim kimin arabasına binecek hangi kafası kel yürümeyi ya da halk otobüsü ile gelmeyi ile kabul edecek kafalar da tek soruydu. Kimsenin sesi kimseye gitmiyordu ki bu konular da anneannem çok düşünceli birisi olduğu için hemen ortaya atlayıp “ benle dedeniz otobüsle geliriz” deyip o kalabalığı dağıtmayı başardı. Şimdi herkes bir arabaya binip gelebilirdi çünkü yer açılmıştı.  Ben hemen küçük dayım olan Murat in arabasına attım kendimi. Annem büyük dayımla gitmeyi tercih etti. Büyük olan dayım, en kaba en komik en ortamda spot ışıklarını kendisine çeken, kendi dediği doğru olan, yeri gelen hor gören ve bana maymuna benziyorsun deyip sabaha kadar ağlatan patavatsız herifti işte kısaca. Benimle eskisi kadar uğraşmıyordu onu yıldırmıştım. Annem bir sıkıntı olunca onu arar ve o da sürekli baş ucumda biter, babam bir şey demez iken o bana La fontanieden masallar okurdu. Daha aynısını geçen hafta yapmıştı. Bende ona sen kimsin demiştim, bozulmuştu. Bozulsun o kim ya o kim? Bana halimi hatırımı asla sormayan ama bir hatam da bana ağzına gelen her şeyi rahat rahat söyleyebilecek adam mi bana değer veren ve aramız da akraba bağının kuvvetli olduğu kişi?  Aman kalsın istemiyorum öyle bir şeyi. Onun dostluğu anneme kalsın ben istemiyorum. Kendi kızlarını parka dahi göndermeyen ataerkil zihniyete sahip olan bir adamla daha fazla diyaloğa bile girmedim. Ona sen kimsin dedim ve konu kapandı. Tek sevdiğim huyu gururu, gurur kiran bir şey olursa eğer o ortamı terk ederdi öyle de yaptı o gün.  Annemle arası müthiş ama benimle kötüydü işte. Bende diğer dayım ile geliyordum. O da yeğenlerin arasında galiba bir beni farklı tutardı. Güler, eğlenir, dalga geçerek gelirdik yol boyu. Dayımın eşi olan Laz yengem de çok kafa dengi bir kadındı. Çok seviyordum onu. Biz üçümüz güle güle geçiriyorduk birlikte oturduğumuz zaman dilimlerini. Yola koyulduk. Murat dayım hırs yapmadan gayet sakince arabasını kullanırken, Menderes dayım son ses müzik ile kimse beni geçemez edası yanımızdan vinnnn diye geçmişti.  O öyle biriydi kabullenmiştik. Düğün yerine vardık , öyle çok kalabalık değildi gözümün değdiği herkes sanki bizim akraba gibiydi. Düğünler de zaten azıcık farklı oldu iseniz gözlerini kimse sizden almaz, sürekli size bakılır ve sizden konuşulur. Yanlış asla olmaz şöyle desek eğer çok hoş bir görüntünüz varsa da sizin bir aksi yönünüz, olmayan tarafınızı bulmaya çalışır bizimkiler. Cok eleştirel bakış açısı ile yaklaşırlar insanlara, kendi götlerine bakmadan. Oturdum su servısı falan oluyordu bol bol su içtim ve evdeyken ayna da foto çekilmiştim. Onu sosyal medya da paylaştım kafamı gömdüm telefonuma. Binlerce like ve onlarca yorum gelmişti. Mesaj geliyordu öyle goy goy muhabbeti yapıyordum insanlarla. Annem gözünü bana dikmiş bana bakıyordu. Gıcık olmuştu telefonla uğraşmama ama yapacak bir şeyim yok, onun akrabalarıyla oturup havadan sudan sohbetler yapıp insanların beni dikizlemesini istemiyordum. Konuşsan bu insanı yer derler konuşmazsın yabani olursun. Hiç uğraşmam bakışı attım anneme ve geri telefona gömüldüm. Bir sevgilim yoktu fakat birileriyle konuşup flört ediyordum. Boş işler yani asla beni tatmin etmeyen konular. Lise 3 bitince lise 4 çok çabuk bitecek ve sonra üniversite ye gidecektim. Çaktırmıyordum ama ben çok korkuyordum üniversite ye gitmekten. Kendi basımın çaresine bakamazsam diye. Çünkü lise yillarında dahi günde 5 tl parayı cebime koymakta aciz bir babam vardı benim. Üniversite masraflarıma nasıl yetişecekti. Yoksa okulu bırakmak zorunda mı kalacaktım? Neyse bunlar kafami çok karıştırıyordu ama ben o dönem lise yıllarımın tadını çıkarmak peşindeydim. Manitam yoktu. Sevdiğim aklımda kalan da yoktu. Çünkü adam akıllı aşık olmamıştım kimseye. Kendimi çok egoist sanmaya başlamıştım bunu annem başlatıp cevremde olan insanlar onay verince yavaş yavaş ikna olmaya doğru evriliyordum.  Sanırım kendimi çok sevmeye başlamıştım. Bu karşı cins için fala öz güven olarak gözüküp sıkıntı oluyordu bilmem olabilir.  Beni seven böyle sevsin... Inanıyordum öyle bir adamın geleceğine kimse umudumu sorgulayamaz çünkü benim hep umudum olur..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE