KÜÇÜK HİLAL

1894 Kelimeler
Her sabah kalk, aynı işleri yap… Sıkıldım artık. Yeri yatağı kaldır, evi süpür… İşlerimi halledip elime danteli aldım, işlemeye başladım. Her ilmekte şekil alan el işim hoşuma gidiyordu. İçimde büyüttüğüm, benden habersiz yaşayan emmimin oğluyla hayallerde buluşup sevdamı dile getiriyordum. Yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. Dudaklarımı dişlerimin arasına sıkıştırmışken gülüşümü fark eden Seyda abla diye seslendi. Ona döndüm, bakışlarımı çevirdim. Yüzümdeki tebessüm incecik bir çizgiye dönüştü. Omzumu silkip: Elimdeki işi kaldırdım."Bak canımın içi iş işliyorum" dedim. Başımı eğip işime devam ettim, iç geçire geçire... Minik bedeniyle gelip dizime yattı. ben küçük o minik bıcır bıcır konuştukça ben dinledim. o konuştu. Elimdeki işi bazen bıraktım. Küçük ellerimle masum yüzünü okşadım. dizimde uyudu. masumum benim evimizin minik kızı eğilip yüzünü öptüm. Sen hiç büyüme olur mu diye ağladım. Dünya kötü konaktakiler daha kötü diye mırıldandım. Tekrar elime işimi alıp işledim Zaman su gibi akıp gidiyordu. Elimdeki işi yaptıkça bu dünyadan bağım kopuyordu. Pencereden içeri sızan ışık, dantelimin üzerine düşüyor, işlediğim her deseni daha belirgin hâle getiriyordu.Kücük yaşta Kulağıma bir ses geldi. “İbo…” diye fısıldadım. Onun sesiydi. Elimdeki işi bırakıp kız kardeşimi usulca olduğu yere yatırdım.usulca ayağa kalktım. Sessizce, ayak parmak uçlarımda yürüyerek pencereye geldim, elimle perdeyi araladım. Aşağı baktım; konağın avlusunda onu gördüm. İç çektim. Küçük bedenimle sadece bakmak mı düşer bana? Gözlerim doldu. Seviyorum işte. Kalbimin atış sebebi o. Yüreğimin ortasına düştüğünde, babamdan yediğim dayaktan sonra yanıma gelmişti, kız kardeşlerinin bebeğini elime vermişti. Ne kadar şanslıydı Behice ve Zöhre… Emmim dünya iyisi bir adamdı; kızlarını dizine oturtur, severdi.Kıskanırdım.Gözlerim doldu, elimle sertçe sildim gözyaşlarımı.Benim babam sevginin merhametin kendinden o kadar uzaktı ki. Yüzüme yeniden bir acı bir gülümseme kondurdum.Büyüyeceğim işte bu konaktan kurtulmak için kendime emmim oğlunu yar bildim. Omuz silktim. Seviyorum işte küçük yaşta sevgi olur mu. Benim gönlümde kocaman bir İBRAHİM var Benden daha büyük güldüm büyüktü gerçekten tekrar güldüm. oyyyy diye içimden Sevdam diyerek ilmeklerimi sevgimi işlemeye devam ettim. Cocukluğum köyüm arkadaşlarım bu konağı sevmesemde köyümü seviyordum. “Ah biz bu köyü nasıl inletiyoruz,” dedim içimden. Köyün birkaç kızıyla oyun oynadığımız dakikalar geldi kurduğumuz günler gözümde canlandı. Yüzümde yine bir gülümseme oluştu. Ama… uff, canım sıkıldı.elimi dizlerime koydum. Sesler geliyor Başımı kaldırdım. Kapıdan tıkırtılar geliyordu yine. Anam… Ne meraklı kadın. İçeri girer girmez bakışlarını üzerimde hissettim. Göz göze geldiğimizde, gözlerimi devirdim. Yanıma gelip elini beline koydu. Kaşlarını çatmıştı. Bir bana, bir işime baktı. Bakışlarımı Dik dik baktım,yüzüne baktım. “Ne var ana?” dedim. Yine de yutkundum, elimdeki işime odaklandım. “Kalk kız!” dedi. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Ne var ana?” deyince üstüme geldi, yüzüme bir tokat attı. Başım yana döndü.Seyda kucağımdan sıcrayıp ağlamaya başladı. kucağıma çekip ağlama ablacığım canımın için yüzüm sertleşti kaşlarım catıldı.Kızı korkuttun ana deyince hiçde umuru değildi varı yoğu Timur'u vardı “Ağabeyin geldi, kalk yemek hazırla!” dedi. Gözlerim doldu. Yüzüne dönüp baktım, kaşlarımı çattım. Hiç umursamıyormuş gibi kız kardeşime döndüm ağlamasını susturdum.sen burda otur kuzum benim işlerim var dedim yüzümdeki tebessümle başını sallayıp anama bakıp bana döndü tamam abla dedi. yerimden kalkıp odadan çıktım mutfağa gectim Ayşe halam gelmişti. Babamla koyu sohbetteydiler. Halam olacak arsız kadın, yine babama fısıltılı fısıltılı bir şeyler söylüyordu. Umurumda bile değildi. Mutfağa yöneldim, Gönül Teyzem’le yemekleri hazırlamaya başladık. Bir o gülerdi yüzüme… Tezgâhın üzerindeki malzemelere baktım, iç geçirdim. Gözlerimi devirdim, başladık işe. Küçücük bedenimle iş mi tutarım sanıyorlar? Tutardım! Oynar, köyü altüst eder, sonra yine işimi yapardım. Emektarımız Gönül ablayla çok vakit geçirirdim. Bir kıza anası iş öğretirdi, bana da Gönül ablam. Zaman nasıl geçti, bilmedim. Havluyu alıp ellerimi sildim. O sırada başımda bir el hissettim. Canım yandı. Anam olacak kadın, saçımı çekiyordu. “Kız oruspu! Sana bunları mı yap dedim ben?” dedi. Dönüp var gücümle, küçük bedenimle onu ileri ittim. “Bırak beni,” dedim kısık sesimle. Üvey ana olsa böyle yapmazdı. Gönül abla bile buna karışmazdı artık. Sonuçta anam olacak gancık hanımdı. Gönül ablam… ah ablam! O da az dayak yemedi benimle. Ne etsek memnun edemezdik bu gancık karıyı. Hiçbir şey olmamış gibi içeri girdim. Yemek hazırlamak için salona geçtim. Hizmetli kız yine yoktu ortalıkta.hangi işçiyle kırıştırıyor kim bilir. kaşlarım catıldı “Nerede bu kız?” diye mırıldandım. İşler yine bana kalmıştı. Küçük bedenimle her şeyi yapardım. Ağırbaş Konağı'nın kızı... Kıçımın kızı! Pöh bireh. Bazen diyorum ki, ağabeyim iyi ki kaçmış bu evden. Onun adına seviniyorum. Görmedim hiç abimi… Turgut abim geri döner miydi ki bu topraklara? Burada kalsa Timur abim gibi eşkıya olurdu ya da kaçakçı. Yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. Bu düşüncelerle yemekleri hazırladım. Bakır Siniye tepsiye yemekleri koydum, küçük adımlarla içeri girdim. Halam, zehirli diliyle yine iş başındaydı. “Ağabey Timur’a kız bulmak için köy köy gezdim,” diyordu. “Böğürlene böğürlene adımızın geçtiği her yerde ‘he’ diyorlar, ama ‘Ne iş yapıyor?’ diye sorduklarında eşkıya deyince herkes geri çekiliyor. Kaç köye gittim, vermediler. Bir köyden elim boş çıkıyordum ki bir kadın yolumu kesti. ‘Gelin alın kızımı,’ dedi. ‘Yedi zalimin elinde kalacağına bir eşkıyaya karı olsun.’ Ben de ‘he’ dedim. Kızın yaşı küçük ama Timur’a başka kimse kız vermez. Elinizde büyütürsünüz artık,” dedi. Bir tuhaf oldum. Durdum, dinledim. İçimden: “Allah belanızı versin!” dedim. Küçük bedenimle, sert ve öfkeli adımlarla mutfağa geçtim. Sizin düzeninize sıçayım! Ne yani? O kızın anası babası benimkilerden daha mı zalim? Küçücük aklımla neler gördüm, neler duydum bu konakta… Allah’ın belası bu aile... Bu nasıl bir düzen böyle? Osman emmim de zalimdi, ama babam kadar değil. Yine de arada başımızı okşardı, yüzümüze gülerdi. Turgut emmim ve karısı bambaşkaydı. Babam hâlâ bu iki yılanın zehrini dinliyordu. Tamam, ağabeyimin evlilik yaşı gelmiş olabilir. Ama o kız... O çocuk… hiç mi düşünmediler? Timur ağabeyim " tamam olsun ” dedi herkes sustu. Asıl ben ona şaşırdım...... YAZARDAN... Mehmet ağa iki evliydi.ilk karısı ve üç cocuğu ile trafik kazasında kaybetti. Asiye kadını ilk karısı öldükten sonra ikinci evlilik gerçekleştiriyor. Asiye den Turgut Timur Hilal Seyda oluyor (aslında dokuz çocuğu oluyorda neyse 😅) bizde durumlar böyle Güneydoğunun kurak çöllerinde Irak Suriye' Yemenden gelip Kilis Gaziantep'in çevrelerinde kendi adetlerini örflerini kurallarını kendi kuralları doğrultusunda bir avuç insanın topluluğun direnişini kaleme almak benim için büyük bir zevk olacak. Biraz gerçeklik biraz kurgu tadından abartısız bir şekilde yazmak istiyorum bana eşlik edecek arkadaşlara şimdiden teşekkürler... Gelecek bölümden kısa… GELECEK BÖLÜMDEN KESİT Timur’dan: Alacaklılar için gittiğim köyde, birkaç adamımla alacakları alıp çıkacaktık. Adamlarımdan biri, “Ağam, evleneceğin kız bu köyde,” dedi. Kaşlarım çatıldı. Annem, babam, halam söylemişti; sana kız bulduk diye bende evet demiştim.yaşım gelmişti.Gidim bakım bakalım bana nasıl bir kız almışlar. “Yürüyün, gidiyoruz,” dedim. Ata atladığım gibi hangi ev diye sordum. Kerpiçten yapılı evin önünden geçerken adamım bu ev ağam dedi evin önüne geldik. Adamlarıma, “Siz az ötede bekleyin,” dıyerek işaret verdim. Adamlarım etrafı kolucan edene kadar bende içeri girdim. Ev kötüydü.Burnuma iğrenç kokular geldi. Yüzüm buruşturdum.Pislikler diye içimden geçirdim.İçimden, ah ana, baba, bu nasıl ev? diye geçirdim. Sürekli bana kız bulamadıklarını söyledikleri için “Kim kabul ederse, onu alalım,” demiştim. Yaşım da gelmişti sonuçta. İçeri adım atacaktım ki sesler duydum. İnilti gibiydi. Tuhaf oldum. Odaya dalmamla İçerde kaç kişi yatıyordu.Herkes baygın gibiydi. sesler diğer kerpiçten bir odadan gelince oraya girdiğimde gördüğüm manzarayla kanım çekildi. Bir kız yalvararak, “Abi yapma,” diyordu.Kıza resmen tecavüze yeltenmişti. Öfkeyle kızın üzerinden şerefsizi çekip bir yumruk geçirdim. yetmedi hızımı alamadım.Herkes hala baygındı. Sinirimden deliye döndüm. “Sen bu kıza kaç defa dokundun lan?” diye suratına bağırdım. Adam pis pis sırıttı. Bacın lan o senin…bacın diye haykırdım.hala diğerleri sesime kalkmadı.Burdaki aileye ne olmuştu böyle öfkem cığ oldu büyüdü.hala içim soğumuyordu. Aklımdan geçeni yapmadım, ama merhamet etmedim de.Evden çıkarıp kapının önüne attım. Ne tarafa adım atacağımı bilmiyordum bu durumda ne yapılır ki başına sıksam ölüm tatlı olurdu. Adamlarımı çağırdım. “Şunu alın!” dedim.dağa çıkarıyoruz Hepsi yüzüme tuhaf tuhaf baktı benden bunu beklemiyorlardı. Alın şunu diye yeniden bağırdım. Kaşlarım çatıldı. Başına silahı dayadım ama yetmedi. Etrafa bakındım, yerde bir değnek buldum.elime aldım.Soguk sesimle “Soyun,” dedim. Adamlar yine bana baktı. “Ne bakıyorsunuz, soyun şunu!” diye bağırdım. Soydular. İçimdeki öfkeyle onu cezalandıracaktım. Adamlarıma sikin şunu dedim.hepsi yüzüme tuhaf tuhaf baktı. Abi bizden bunu istemeye diye mırıltılan yükseldi. Haklıydılar.Eşkiya olabilirdim. Birinin namusuna asla babam anam zalim olurdu bizi döverlerdi.Nedendir bilmem ama döverlerdi. Ama namusuzluk başkaydı.yerden elime geçen taşı ağzına soktum.gömleğimden parçalayıp ağzını bağladım.Karşımda bana bakan mikroba bir böcek gibi baktım.böceğe bile merhamet edilirdi.böylesi pisliğe kesin edilmezdi.İlk kez böyle bir şeye tanık oluyordum. Merhamet mi? O an merhametin m’si aklıma gelmedi. O andan sonra kendi kendime bir söz verdim: namussuzluk yapan herkes, benim için artık düşmandı.Götüne copu sokmamla içine boğuk bir şekilde bağırdı.orada bayıldı. İçim şimdi rahatlamıştı. Kısık ve Keskin sesimle sıkın kafasına dedim. Demin kimse sikmezken sıkmak için hepsi birden sıraya girmişti." İşte benim adamlarım gözümün kenarıyla güldüm. Siktirin gidin lan"dediğimde köyün dört bir yanını tutun bu zevki kendim yaşayacaktım.Ağzını söküp taşı çıkardım. çıplak bedeniyle yerde baygın bir şekilde "sürme gibi saçları kehribar gibi gözleri" deyince nevrim döndü ne sayıklıyor bu pislik demeye kalmadan Beynine tüfeği dayadığım gibi sıktım. Allahım affet diye mırıldandım. gözümden bir yaş düştü.merhametimi insanlığımı işte buğün kaybettim.Bunu yapanları ömrüm yettikçe öldürmek benim için bir and içilmiş bir yemindi..... Ama bir şey hâlâ aklımı kurcalıyordu. Aile baygın mıydı, yoksa içkili mi? Anlayamadım. O kadar gürültü, bağırış oldu… Kızla ne yapacağımı da bilmiyordum. Kerpiç eve geri döndüm. içeri girdiğimde Köşede kız ağlıyordu. Yanına eğildim, iyice köşeye sindi. Kısık sesle sordum: “Bunu sana kaç defa yaptı?” “Bilmiyorum… Korkuyorum. Lütfen bana dokunma,” dedi. İçim sıkıldı. Üzerinde kırmızı duvak yüzü kapalıydı. Başını eğmişti.yüzünü tam göremedim. “Kaç yaşındasın?” dedim. “On beş…” Kaşlarım bir kez daha çatıldı. Daha fazlasını duymak istemedim. Kendimi tekrar dışarı attım. Sinirim ayak tırnaklarımdan tut beynime vuruyordu. Damarlarımda kan değil ateş akıyordu sanki. Konağa döndüğümde anama, babama, halama her şeyi söylemeye karar verdim. Bu kız burada kalamazdı. Yok, olmaz. Asla… Siktiğimin piçi. Senin gibi pislikleri duyardım ama şahit olmak bambaşkaymış. Kız kardeşlerim geldi gözümün önüne. Başımı sağa sola salladım. Adamlarımdan biri yaklaştı: “Ağabey, ne yapacağız?” dedi. Sesi sıkıntılıydı. Yüzüne ters ters baktım. “Eninde sonunda evleneceğim. Üç yıl daha beklerim,” dedim. “Bana bir imam bul. Hemen,” diye bağırdım. İçeri tekrar girdiğimde kızın annesi uyanmıştı. Kızına sarılmıştı. “Kaç defa dedim sana, Derya abine yaklaşma… Şimdi şu haline bak,” dedi. Kız ise titreyerek: “Üstüme saldırdı, ben nereden bilebilirdim, ana…” diye ağlıyordu. “Bir şey yaptı mı?” diye sordu annesi. Tam o anda içeri girdim. Kızın konuşmasına izin vermedim. Kaç defa dokunmuştu kesin o pislik? İçimde bir düğüm, boğazımda bir acı…hissettim. Kadın beni görünce korkudan kızını arkasına aldı. Göz göze geldik. gözlerimi kıstım kadında bakıp “Oğlunu öldürdüm,” dedim soğuk bir sesle. “Kızınıda alacağım.”dediğimde Kadın bir an irkildi. Sonra dik dik bana baktı. “Eşkıyaymışsın… Kızıma sahip çık. Yedi zalime hizmetçi olacağına sana karılık yapsın,” dediğinde bir tuhaf oldum. Kaşlarım çatıldı.Yaptığım işe herkes eşkıya derdi. İlk defa biri bunu böyle yüzüme söyledi. Kadın bir şart koştu: “Bu sır olacak. Kimse bilmeyecek.” İçeri tekrar baktım. Diğerleri hâlâ baygındı. İçki kokuyordu her yer. “Tamam,” dedim. “Kızını ileride çocuklarıma ana olarak alıyorum. Bundan ötesi yok. Bu da böyle biline…” Yaşı geldiğinde elbette karım yapacaktım. Kızın başındaki kırmızı örtü düştü. Yüzünü ilk kez gördüm. Ay ışığı yüzüne vurmuştu. Gözleri kehribar rengindeydi. Saçları koyu siyah… Tenini seçememiştim, ama yüzü ay parçası gibiydi. Küçük bir bedeni vardı ama yaşından büyük duruyordu. Yutkundum. Gözlerimi kaçırdım. “Şerefsiz…” diye mırıldandım. Ölürken hâlâ kız kardeşini sayıklıyordu. ---
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE