Kavga

972 Kelimeler
Dersler bir bir geçip giderken, elimdeki kitabı bitirmeye çalışıyordum ben de. Dersler pek önemli değildi, hemen hemen hepsini hatırlıyordum çünkü. "Kitap bayağı bir sardı seni anlaşılan." Kubilay'a bakıp gülümseyerek "Öyle." dedim. Aslında pek bana göre değildi ama sırf muhabbet olsun diye okuyordum zorla da olsa. "Hadi itiraf et, pek beğenmedin." "O kadar belli oluyor mu? Of ya." deyip kitabı kapattım, Kubilay benim halime gülerken. "Pek bi hevesle okuduğum söylenemez evet ama sen bölene kadar gayet de azimliydim." Kubilay hâlâ gülmeye devam ederken, gözlerimi devirip kitabı ona uzattım. "Okumuyorum işte. Al ya." "Istersen sen okumayı sevdiğin tarzı söyle, ona göre yarın kitap getireyim ben de sana." Okumak istediğim tarz mı? Peki, hiç biri. "En azından birbirlerini kesmesinler yeter bence. Hayır hikayede öle öle adam kalmadı." Kubilay kahkaha atarken, güldüm ben de. Tek bir ortak yönümüz bile yok gibiydi ama onunla konuşmak zorundaydım. Bu da hayatın bana sıkıyorsa benim yazdığımın tersini yap deme şekliydi sanırım. Ama yapacaktım. Ölmesi gereken kişi ben olsam bile, kurtaracaktım bu kez Kubilay'ı. Bir kere vermişti bana bu hakkı, artık geri alma şansı yoktu. Vermeyecektim o şansı ona. Kubilay hâlâ gülerken, "Ne?" dedim. "Hikâyede zaten herkesin ölmesi gerekiyor. Yani arkasında zombi falan yazıyor da. Hani insanların zombi olması için önce ölmeleri gerekir." "Nerden bileyim ben ya. Zombi miyim?" Kafasını sıraya gömerek kahkaha atmaya devam etti Kubilay. Sınıfta olan herkes bize bakıyordu. Daha önce hiçbiri Kubilay'ı gülerken görmemişti çünkü. Dersler hariç sesini bile duymazdık onun. "Resmen şebek oldum ya." diye mırıldanıp, "Ama gülme." diye yakındım. Korku filmi sevmezdim ki ben, izleyemezdim. E doğal olarak zombi mombi de bilmezdim. (Mombiyi bilmene imkân yok zaten Zeynep. 😄) "Bakıyorum da bayağı iyi anlaşıyorsunuz." Karşıma geçen Ozan'a bakıp "Rahatsız mı oldun?" diye sordum tek kaşımı kaldırıp. "Ben değil de, Engin'in kulağına giderse rahatsız olabilir." Hay senin de Engin'in de... Ben "Seni alakadar etmeyen konulara burnunu sokmasan iyi edersin." derken, Kubilay da kafasını sıradan kaldırmış ve bana bakıyordu. "Karışırsam ne olur?" "Engin bana bir şey yapmaz. Ama senin ağzını burnunu kırması için elimden gelen her şeyi yaparım. Olacak olan bu." deyip sinsice gülümsedim. Tek bir laf daha ederse dediğimi yapacaktım da. Sıkmıştı sınıftakilerin bize imalı bakışları artık. "Bana yapacaklarını aynı şekilde bu sivilce tarlasına da yapabilir." Yettiniz ama be! Sensin sivilce tarlası koca burun! Telefonu elime alarak Engin'i arayıp açmasını bekledim, Ozan'ın gözlerinin içine bakarak. "Aşkım?" "Ozan'ın sana söyleyecekleri varmış." Telefonu onun eline uzatınca şaşkınlıkla baktı bir kaç dakika. Konuşmaya niyeti olmayınca telefonu tekrar kulağıma dayadim. "Neler oluyor?" "Sanırım arkadaş dayak istiyor. Neymiş, sıra arkadaşımla konuşmuşum diye orospu muamelesi yapıyor bana. Sen zaten kalk ordan desen ben kalkardım," ki bu kısmı külliyen yalandı. "sen ses etmemişken, kimsenin bana laf etmeye hakkı yok." deyip gözlerimi doldurdum. Sesim de titredi böyle olunca. Yalandan ağlamakta üzerime yoktu. Aslında çok iyi bir oyuncu olabilirdim. "Geliyorum Ben." O sırada yandan yandan ikilemeye başlayan Ozan, sınıftaki üç kişi tarafından tutulmuştu ve ecelini bekliyordu şu an. Ben de bacak bacak üzerine atmış bir şekilde onu izlerken, gayet eğleniyordum. Kubilay mı? O yine gömülmüştü kitabına her zamanki gibi. Engin tam 2 dakika 15 saniye sonra sınıfta belirirken, üç kişinin yanında zebellah gibi durduğu Ozan'a bakıp, hiçbir şey söylemeden üzerine yürüyerek kafayı gömdü. Teneffüs uzun olduğu için beş dakika önce kimsenin olmadığı sınıf, şu an tam tersine tıka basa doluydu. "Sen kime laf ediyorsun lan? Ne sanıyorsun kendini?" Gelen bir diğer yumrukla birlikte kendini yerde bulan Ozan, ağzındaki kanı sildi elinin tersiyle. Bu kadar ezik kız modunda takıldığım yeterdi. Bu sınıftakilerin bana laf edemeyeceklerini hatırlamalari gerekiyordu artık. Ozan cevap vermeyince onu bırakarak bana son bir bakış atıp çıktı sınıftan Engin. Peşinden gitmek gibi bir gereksinim duymadım, çünkü çıkışta onu kapının önünde bulacağimdan adım gibi emindim. &&& Çıkış zili çalıp da hazırlanmaya başlarken, "Cidden o çocuk dayak yerken zevk mi aldın?" diyerek bakışlarını bana çevirdi Kubilay. "Ikimize de laf etti. Sussa mıydım?" Ve evet, izlemek gayet zevkliydi. "Susabilirdin." "Ben susmam. Biri canımı yakarsa onun da canını yakarım. Bence sen de susmamalısın." "İnanmıyorum sana ya." "Yarın çizimlerini unutma." diyerek konuyu kapatıp, çantayı elime alıp çıktım sınıftan. Bahçede beni bekleyen Engin'i görüp ona doğru yürüdüm. Ona bakan kızları kıskanmıyordum artık. Isterse içlerinden birine seve seve verebilirdim bile. Ileride de onu aldatırdı artık. "İyi misin sen?" Omuz silkerek "İyiyim." dedim. "Sadece okuldaki herkesin seni aldatmışım gibi davranması pek hoşuma gitmiyor. Tüm okuldaki erkeklerle konuşsam sorun değil ama Kubilay'la konuşunca sorun oluyor." "Hayır yakışıklı bir şey olsa anlayacağim da." diyerek güldü Engin. "Aldırma sen onlara." Yani o da haklıydı kendine göre. Hangi kız okulun en yakışıklı ve karizmatik erkeğin bırakıp da en çirkin ve en eziğine aşık olurdu ki? Ben hariç hiç kimse konuşmuyordu bile Kubilay'la. "Sinirlerimi bozuyorlar sadece. Umurumda olduklarından değil." "Benim sevgilimin sinirlerini mi bozuyorlarmış?" deyip iki parmağı ile dudağımı büzdü Engin. Oldu olacak agucuk da yapaydın okulun orta yerinde ya! "Neyse, eve gidiyorum ben." deyip eline vurdum. At yarışının sonucunu merak ediyordum. Nedense Engin'i her gördüğümde atlar geliyordu aklıma. Tabi o da önüne gelene koştuğu için... "Kaç gündür devamlı kaçıyorsun benden. Gözümden kaçıyor sanma." Başımı sağa yatırarak ona doğru bakıp "Ama hastayım ben." dedim. "Başımdaki ağrı geçmedi bir türlü." "İlaç işe yaramadı mı?" Başımı iki yana salladım. Gerçekten ağrısa geçirirdi belki. Ama benim yalancı baş ağrımın tek ilacı Engin'in hayatımdan çekip gitmesiydi. Engin'in gözleri iki saniyeliğine arkama kayınca beklediğim fırsat ayağıma gelmişti ve ben de bunu kaçırmamıştım tabii ki. "Nereye bakıyorsun sen ya?" deyip arkamı dönerek kızlara bakış attım. Kırmızı hırkalı olan kızın da baya bi gideri vardı ha. "Nereye baktım ben ya?" "Kıza bakıyordun işte. Bak, o da sana bakıyor." "Aşkım ben..- " "Kes ya." deyip ona doğru çevirdim kafamı sinirle. "Bari gözümün önünde yapma be. Ayıp!" Arkamı dönüp sinirle ilerlemeye başladım. Bendeki bu oyunculuk kimsede yoktu yemin ederim. E bi Oscar'ınızı alırım artık. "Zeynep!" Kolumu tutunca "Defol git ya!" deyip kolumu Engin'den kurtararak eve doğru yürümeye başladım. Büyük bir ihtimalle bu bizi ayrılığa kadar sürüklemeyecekti ama ayrılık çanlarının da bir yerden başlaması gerekiyordu artık çalmaya.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE