TATLI VE KISA

1820 Kelimeler
Elif akşam eve döndüğünde mutsuz, ağlamaklı ve karmakarışık. Hep olduğu üzere annesi kapıda karşılıyor genç kadını ve onun tatsız olduğunu anlayıp bir şey sormuyor ona. Elif'in de canına minnet. Önce kendi kendine bir zaman geçirmesi lazım ki günün muhasebesini yapıp içini boşaltsın. -" Gel kızım gel, nasılda yorgun görünüyorsun." sözlerinde annesi neden böyle geç kaldığını soruyor ama Elif duymazdan gelip hemen odasına yöneliyor, ağzından durumu idare etmeye çalışan bir iki cümle çıkıyor: -" Başım ağrıyor yine, azıcık dinleneceğim." -" Nasıl istersen." Orta yaşlı kadın kızının elbet bir vakit sonra içindekileri ortaya dökeceğinden emin şimdilik an layışlı davranıyor ona. Elif odasına girince ardından kapıyı sıkı sıkı kapatıyor. Annesinin sabırsızlanıp içeri sızma girişimini hesaplayarak garantiye alıyor kendine tanıdığı zamanı. Eteğini ve gömleğini çıkarıp yatağına atıyor yine kendini. En çıkılmaz anlarının sığınağı bu yatak ne de çok sırrını biliyor! Kollarını ve bacaklarını açarak yatağı ortalıyor ve evvela göğsünün dar geldiği nefeslerinin doğal akışına dönmesini bekliyor. Önce güzeldi her şey. Kendini bekleyen özel aracı fark etmesi hiç de zor olmamıştı. Hatta Efe kendini görünce ağzı açık kalmıştı bir an. Arkadaşlarıyla itişe kakışa geldiği çıkış kapısının önünde adeta çivilenip kalmıştı. Elif, ona ufak bir bakış atıp, hafiften bir gülğmseyiş eşliğinde sakince araca binmiş, hatta Efe'ye bay bay anlamında bir el hareketi yapmıştı. Çocuk dumura uğramış haliyle kendini bekleyen araca bindiği halde arkasına dönüp uzun uzun bakmıştı Elif'e. Tatlı bir neşe ile yola koyulmuşlardı sonra. Şoför çok iyi bildiği yollardan genç kadını o güne dek hiç görmediği bir merkeze götürmüştü. Bu tür bir iş yaşamıyla ilgisi olmayan kadının buraya yabancı kalması da gayet doğal. Gökdelen tarzı büyük birkaç yapının arasında önce uzun uzun çevresine baktı kadın, giriş kapısını bulmak da mesele burada. Şoför hemen yanından ayrıldığı için ona sorma fırsatı da olmamıştı. Birkaç dakika içeri girip çıkanları bekledi şaşkınlıkla. Ama kullanılan birkaç kapı vardı. -"Elif Hanım sanırım." diyerek kendine yaklaşan bir kadın yardımına yetişiyor derken. Kadının otuzlarında olduğunu tahmin ediyor, gayet şık bir ceket ile etek üzerine kalıp gibi oturmuş, ideal ölçülerde, gayet bakımlı bir kadın bu. Elif, elinde olmadan kendini onunla kıyaslamıştı. Onun ışıltılı özgüveni ve tavırları karşısında sönük kalmıştı. İçine bir anda çöken sıkıntıyı kararlı bir şekilde dağıtıyor hemen ve konuşuyor kadınla: -" Evet, ben Elif." -"Sizi bekliyordum. Koordinasyon işinde beraber çalışacağız,beni takip edin, önce konferans salonunu görmenizi isterim." -"Gidelim lütfen." demiş ve kadını takip etmişti, o anda aklından Mert'i çıkarabilmiş ve bir profesyonel gibi davranmaya başlamıştı fakat içinde derinden derine bir sızı canını yakmaya başlamıştı. Demek ki Mert Beyefendinin daha önemli işleri vardı ki kendisine bir elemanını yardımcı göndermişti. Elif bir an kendine kızdı sen nasıl davranıyorsun gibisinden. Bu çıkışta haklıydı aslında, kocaman bir şirkette gayet ciddi işler yapılırken herhalde her şeyi bırakıp yanına gelemezdi Mert Beyefendi. Nasıl da aptalca şeyler düşünmüştü kendi kendine. Durup dururken gelin-güvey olmuştu bir an. Elif, kendine verdiği bu sıkı ayarla önündeki kadınla konferans salonuna varmıştı. Gözleri hayretle açıldı mekanı görünce. Bu kadar devasa bir yer beklemiyordu, aslında hayal gücü buna yetersiz kalmıştı. -" Konuşmacı yeri ile davetliler arasındaki boşluğu genişletip yer kazanabiliriz." -" İyi olur. Tanıtım yapacak okulların stantları için gayet elverişli." -"Aynı görüşte olmamıza sevindim. Program öncesi bir kokteyl de yapilacak." Elif girdikleri geniş kapının önündeki alanın buna yeterli olacağını düşünüyor. -"Girişteki alan yeterli olur. Hem de bir karmaşa yaşanmaz. Davetliler orada kokteyle katılıp ardından yerlerine geçebilir." -"Aynen öyle. Şimdi salonun iç dekorunun biraz yaldızlanması gerek, bunun için de iç mimarlarımız size yardımcı olacak." diyen kadına Elif yine şaşkınlıkla bakmıştı. Anladığı o ki aslında burada kendisine hiç gerek yok, işi bir şekilde götüren birileri var fakat neden kendisi illa buraya istenmişti, asıl çözemediği buydu. -"Katılacak okulların bir listesini bu akşam hazırlayacağım, ona göre size sayıyı bildiririm. Ayrıca her biri önceden gelip kendine ayrılan yeri görmeli çünkü son dizaynı kendileri belirliyor." -" O, kolay. Bizim önce temel yapıyı organize etmemiz şart. Mesela sizin okulun reklam afişleri, bayrakları nereye asılacak?" Elif, konuşmacının bulunacağı platforma bakıyor önce ve aklında müdürü konuşma yaparken orada canlandırıyor. Müdür öyle gösterişli şeyleri pek severdi, hele yeni müşterileri çekebilmek adına sahne çok yaldızlı olmalıydı. -"Bu akşam sahne satrejsini oluşturup size mail atarım. Sizin için uygun mu?" -"Uygun." Bu tür konuşmalar ve hazırlık görüşmeleriyle dolu iki üç saat geçiyor. Katşısındaki kadın oldukça detaycı ve işini sağlama bağlamayı seven bir tip. Bu yüzden arada bir girip saplandığı çok önemli olmayan detaylarda epey bir sıkıntı yaşatıyor kendine. Elif onu dikkatle takip etmeye çalışsa da zaman zaman aklı dağılmıştı, özellikle sık sık giriş kapısına kayan bakışları her duyduğu seste o mu diye heyecan yapmıştı. Fakat, o gün Mert bir daha hiç görünmemişti. Oysa onun da hep yanlarında olacağını düşünmüştü. Bir an onu görememenin kendisini nasıl da saçma bir şekilde etkilediğini de fark etti. Sevgilisi değil, yakını değil! Neden onca işi bırakıp kendisiyle zaman geçirsin?! Elif yine tavana sabitlediği gözleriyle umduklarına kızıyor ve hevesleriyle alay ediyor. Kendisi bazı işlerin yürütülmesi için sadece bir figüran. Neden o kadar önemli olduğunu sanmıştı sanki?! Bunun tek nedeni, hâlâ tam anlamıyla sıyrılamadığı duygusal yanı. Aslında Mert'in umrunda bile değil de neden böyle şeyler düşünüyor şimdi? Kendi kendine saydırıyor kadın derken: -" Sen aptalın önce gidenisin! O adam seni ne yapsın?! Üstelik çevresinde kendi gibi varlıklı ailelerin güzel kızları varken!" Günü gözden geçirmesi ve bunların aklına yansıması daha çok canını sıkıyor ve kendi sıradanlığını kabulleniyor sonunda. Yan tarafına dönüp gözlerini kapatıyor bir süre kestirmek için. Gevşeyen vücudunu uykuya bırakırken aklından geçen sonuç cümlesi her şeyi özetliyor aslında, "Küçük yaşamların büyük düşleri olamaz!" Derin bir boşlukta derinden gelen bir sesi duyuyor ama bunun bir rüya olduğunu düşünüyor önce. Ses ısrarla devam edince gözlerini açıyor ve bir an çevresini dinliyor, hâlâ ses geliyor, telefonu bu. Üşengeç hareketlerle kalkıp çantasında telefonunu arıyor bir süre ve sonunda onu buluyor. Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görünüyor. Israrcı halinden dolayı cevap veriyor Elif. -"Alo." -" Selam! Ben Mert! Umarım uygunsuz bir vakitte aramamışımdır." Genç adamın sesi öyle sıcak ve keyifli ki! Elif bir an ne diyeceğini kestiremiyor, hâlâ uykulu tondaki sesiyle konuşmaya çalışıyor: -"Yok. Buyurun sizi dinliyorum." derken kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor. -"Numaranızı müdür beyden aldım. Nelere karar verdiniz bugün?" derken oldukça heyecanlı ve istekli fakat bunu elamanından öğrenebilirdi. Niye kendini arıyor? -" Kabataslak bir yerleştirme planı yaptık. Ben bu akşam okulların listesi i ve sahne stratejisini hazırlayacağım." -"Güzel! Benim yapabileceğim bir şey var mı?" -"Şimdilik aklıma bir şey gelmiyor, bilmiyorum." -"Anladım, artık numaramı biliyorsunuz, herhangi bir şey gerektiğinde çekinmeddn beni arayın lütfen!" -"Teşekkür ederim." -" Bu arada uykunuzu böldüğüm için beni affedin, iyi uykular!" Mert'in son sözleri biraz alaycıydı ama hiç de gerilmedi Elif. O cümlelerden sonra biten görüşmeye inanamadı bir zaman ve gözü telefonunda kaldı. Yine ne düşünmesi gerektiğini bilemediği bir an yaşıyor. Mert, kendini aramıştı, üstelik her şeyi öğrenebileceği bir çalışanı varken kendini aramıştı. Elif, bunun bir rüya olduğuna karar verip yeniden gözlerini kapıyor ve biraz daha dinlenmek istiyor. Birkaç dakikanın ardından kafasından yükselen bir ses kendi kaldırıyor: -" Kalk rüya falan değil bu. İstersen son arama kayıtlarına bak!" Elif, zorla açtığı gözleri ile yeniden telefonuna bakınca iyice inanıyor o görüşmenin gerçek olduğuna. Gözleri kapanıyor tekrar ama yüzünde neşeli ve kocaman bir gülümseme var artık. Mert, okulda ilk gördüğü kasıntı haliyle değil, sıradan bir insanın içtenliğinde konuşmuştu üstelik. Uyumadan evvelki sıradan insan olduğu düşüncelerini bile parçalamıştı bu yaklaşımı. Zaten sonrasında da uyuyamıyor. İç çamaşırlarıyla uzandığı yatağından bir anda ayağa fırlıyor. Üzerine bol ve rahat bir eşofman geçiriyor. Odasından çıkıyor, mutfaktan gelen sesler üzerine oraya yöneliyor. Annesi ocağın başında bir tencereyi karıştırıyor ağır ağır. -" Çok acıktım! Ne var yemekte?!" Annesi şöyle bir dönüyor ona doğru ve gayet anlamlı konuşuyor sonra: -" Ne çabuk kalktın sen?! Yorgun değil miydin?!" -"Birden iyi oldum işte, fena mı?!" -"Fena değil ama şaşırtıcı. Neyse! Kurufasulye yapmıştım, onu ısıtıyorum yavaştan. Hemen yiyelim mi?" -"Çok iyi olur, ölüyorum açlıktan! Bütün gün yemek yemedim." -" Neden elini kolunu bağlayan mı vardı?!" -"Yoooo! İş çoktu!" -"Hıııııı!" Annesi masaya tabakları koyarken Elif, ekmeğin ucundan koparmış ısırıyor kuru kuru. Annesi bunu görünce duruma müdahale ediyor: -"Ekmekle karnını doyurma, az bekle! Bir yandan da anlat bakalım. Bugün neler oldu?" Elif, annesinden kaçamayacağını biliyor ve onu şaşrtımak adına söze bir soruyla başlıyor: -" Bil bakalım ben bugün nereye gittim?!" -"Nereden bileyim, şunu düzgün anlatsana! Ama geç kaldın, bunun bir açıklaması olmalı." -"Okuldan sonra bir hafta başka bir iş daha yapacağım. Kariyer günlerinde görevliyim." -"O ne demek?" -"Benim çalıştığım gibi özel ve iddialı okullar zaman zaman gövde gösterisi yaparlar. Üniversite tanıtım günleri. Bu yıl bu tanıtım işini bizim okul üstlenmiş. Müdürün amacı aynı zamanda ne kadar başarılı bir okul olduğumuzu göstermek, kanıtlamak yeniden." -"Güzel! Tam bir ticaret kafası! Hem hizmet hem reklam!" Elif bir an duraklayıp annesine bakıyor ve konuşuyor: -" Anne sen var ya okuyabilseydin neler yapmazdın be!" -"Okutmadılar işte, artık çok geç!" -" Aha ha ha ama kafan çalışıyor. Neyse bu etkinlik ŞANLI MERKEZ ŞİRKET KONFERANS Salonunda yapılacak." Annesi duraklıyor bu kez bir an: -"Hani şu geçenlerde kavga eden çocuğun ailesi değil mı? Meşhur Şanlı ailesi!" -"Aynen! Ve bu iş teklifi bugün müdürün odasında, müdür ve Mert Beyden geldi bana!" Annesi elindeki kaşığı bir anda tabağın kenarına bırakıyor ve kendi kendine konuşur gibi bir şeyler söylüyor: -" İşte bak burası çok ilginç. Neden sen?" -" Ben de aynısını düşündüm ve onlara sordum. Hem genç olmam hem de yabancı dilimin olması yüzündenmiş. Ayrıca bu iş için ayrı bir ödeme yapacaklar bana." -"Öyle olmalı zaten. Zaman ayıracaksın, emek vereceksin." -" Evet. Bugün dersim bitince Şanlı merkez binasına gittim." -"Yaaaaaa! O adamı da gördün mü? Hani şu Mert dediğin." -" Hayır, onu görmedim. Görevlendirdiği bir kadın çalışanı bana yardımcı oldu ama az önce beni kendisi aradı!" Son cümleyi öyle bir coşkuyla söylemişti ki annesi uzun uzun baktı önce kızına. -"Demek öyle birden kendini iyi hissetmenin nedeni bu." Elif, annesine söyleyecek tek lafı akıl edemiyor ve tabağındaki yemeğini kaşıklıyor sadece. Annesi, düşünceli, yüzü gayet ciddi kalıyor yerinde ve üzerine düşen bir görevi yapar gibi konuşuyor hemen ardından: -"Dikkat et, kendini kaptırma! Onların dünyası bizimkinden çok farklı." Elif, birden kaçan iştahı yüzünden yerinden kalkmaya hazırlanıyor. -"Tabağındakini bitir." anne uyarısı ile kalan son birkaç kaşıklık yemeği hızla ağzına tıkıyor Elif. Bir an önce oradan kaybolmak ihtiyacıyla odasına gidiyor. Annesine kızmıyor, aslında gerçekleri hatırlatıyor kendine. Gençlik öyle bir şey ki bazen akıl varlığı terk edıp yerini düşlere bırakabiliyor. Akıl geri döndüğünde ise yere çakılma anı asıl can yakıyor. Elif, o yüzden annesinin çocuğunu koruma güdüsünü anlayabiliyor. Odasına geçip, çalışma masasına oturuyor, bilgisayarını açıyor sonra. Ama eli bir türlü yapacağı işlere gitmiyor önce. Arama motoruna girip onun adını yazıp görsellere geçiş yapıyor hızlıca. Farklı mekanlarda çekilmiş pek çok fotoğrafı çıkıyor karşısına genç adamın. Tanıştıklarındaki öfke patlaması yüzünden göremediği çekiciliğini fark ediyor, adam tam bir cazibe merkezi! Üstelik de oldukça varlıklı ve gözde! Allahım hiç şansım yok diye düşünürken kalbi yeniden bir değişik atmaya başlıyor Elİf'in. Bunu durdurmak elinde değil. Kapıldığı sihirli bir havanın ardında sürüklenip duruyor, hem de sonunun çok kötü olabileceğini bile bile! Onun kendisi gibi hisler beslemediğinin de farkında. Olsun, diyor sonunda. Ben onu uzaktan, kendi kalbimde saklaya saklaya severim! Bunun kimseye bir zararı olmaz! Tatlı ve kısa hayaller bunlar! Ardından yapması gereken işleri hatırlayıp çalışmaya başlıyor fakat aklının bir ucunda hep o var.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE