Bekâret

1092 Kelimeler
“Bu kız kim Efe?” Rana hanımın gözleri sinirden oğlundan başkasını görmüyordu. Tam sırası mıydı şimdi olacakların? Ama yok Efe bey izin verir miydi? Vermezdi, işe yaramadığı gibi anne ve babasının yüklendiği işlerin en kritik durumunda da her şeyi batırmıştı. Efe annesinin bu bakışını çok iyi biliyordu ve kendine silah çeken Bedirhan’ın yüzü, annesi Rana’nın yüzünün yanında Hello Kitty gibi kalıyordu. Pembe toka takmış sevimli beyaz bir kedicik. “Bende bilmiyorum anne,-“ “Sus yalan söyleme! Bir videoya çekip yayın yapmadığın kalmıştı onu da başardın! Rezil ettin beni dedenin karşısında rezil! Elinde bir sutyen! Allah seni kahretmesin emi!” Rana o kadar öfkeliydi ki, kendi evindeki yabancı kişilerin neden orada olduğunu sorgulamıyor, oğluna ağzına geleni sayıyordu. “Anne, valla bak, yeminlen! Zaten taş gibiyim ama Allah taş etsin ki,tanımıyorum! Hatta abilerine anlatıyordum-“ Annesi dinlemeye tahammül gösteremedi, hızla ayağındaki topuklu terliği çıkarıp Efe’ye atmak için kolunu, omuzunun hizasına getirdi. “Beste çekil!” der demez terliği fırlattı, genç kız Dicle’den yana Efe ise terlikten kaçmak için kendini koltuğun arkasına yuvarlanarak atarken arkadaki vazoya gelen terlik büyük bir gürültü bıraktı. Bedirhan olanı şaşkınca izliyordu. Terliği isabet etmeyen kadın bir telaşla diğer terliğini çıkarıp koltuğun arkasına dolandı, Efe annesini görünce ayağa kalkıp kaçmaya başladı. Koltuğu dolanırken tam Rana atmak için hedef aldı Beste Dicle ve Esra’ya “Eğilin, o terlik Efe’nin kafasını bulmadan annem asla durmaz!” dedi. Dicle hangisinin daha tehlikeli olduğunu çözmeye çalışıyordu o an, abilerinin kurşunu mu yoksa çıldırmış gibi saldıran kadının terliği mi? Efe “Anne bak, bir dur gözünü seveyim!” deyip Bedirhan’ın arkasına saklanırken Rana, bir önce ki attığı terliği de alıp koltuğun arkasından Efe’ye hedef aldı. Ama Bedirhan’ın iri yarı cüssesinden oğlunu göremiyordu. Neco ve Seyfo’da yanlara açılmış terlik yemekten kaçınmışlardı. Efe kafasını hafifçe çıkarıp “Anneciğim! Annelerin gülü, bir dinle!” derken Rana tam atacağında arkasına saklanıyor bu kez diğer taraftan bakıyordu. Efe’yi nerede görürse o elini kaldırıp terliği atmaya hazırlanırken Bedirhan bir sağdan bir soldan kafasını çıkaran sırtına yapışmış Efe’ye “Ne saklanıyorsun lan karı gibi? Adam ol biraz da annenin karşısına çık!” dedi. Ehh Efe’nin de bir gururu vardı, “Karı gibi mi? Hey hey, orada dur lütfen! Senin gibi mafyacılık, magandacılık oynamıyoruz diye hafif görme beni! Bir kere ben-“ “Bana tırı vırı yapma, hala arkamdasın, öyle konuşuyorsun! Erkeksen karşıma geçip söyle ne diyeceksen!” Gaza geldi Efe ve başını kaldırıp yana geçti, başını dik tutarken Beste’nin “Abi, terlik!” dediğini duyduğu an yine Bedirhan’ın arkasına geçti. Bedirhan terliğin kendilerine doğru geldiğini görünce hemen yere eğildi. Efe zaten başını eğdiğinden terlik duvara çarpmıştı. İki aynı anda ayağa kalktı “Teyze, ayıp oluyor ama!” diye isyan etti Bedirhan. Rana’nın gözleri hınçla kısıldı, “Dur sana da yedireceğim o teyze terliğini! Ama önceliğim Efe!” Bedirhan her an bir yerine terliğin isabet etme stresini yaşamaktan öfkelenerek kolunu arkasına attı ve Efe’nin ensesinden tuttuğu gibi onu yana çıkardı. “Yaa n’apıyorsun?” diye itiraz ederken “Efe!” diye bağırdı annesi, gayri ihtiyari ona bakan Efe, Bedirhan’ın hala kendisini sıkıca tutmasıyla kaçamadı ve uzun zamandır yemediği o anne terliğinin tadına vardı. Öyle tadına vardı ki gözleri kapanmış yanıp sönen yıldızları seyrediyordu. Bedirhan tutmasa düşecekti ve bir terliğin bu kadar etkili olabileceğine şaşkınlıkla Efe’yi bırakınca olduğu yere yığıldı Efe. Rana hanım yenice rahata ermiş gibi üzerindeki sıfır kol gömleği aşağı çekip saçını düzelterek “Ohh be!” dedi. Öfkesini hemen kenara bırakıp Bedirhan’a ve diğer adamlara bakarak “Siz kimsiniz ve evimde ne işiniz var?” diye sordu. “Rana! Rana! Aklımı yitirmek üzereyim neredesin!” Efe’nin babası Cengiz bey dışarıda Emre ve Cem’in başında duran Sülo’dan öğrendikleriyle yeni bir şok geçiriyordu. Salona girince de Bedirhan ve kardeşlerine bakıp “Sizde kimsiniz?” diye sordu. ****** Efe hala kendinde değilken Dicle’nin abileri, onun anne ve babasına kim olduklarını ve neden orada olduklarını anlatıyorlardı. “Kardeşime yapılan bir namussuzluk var, onun hesabını göreceğiz!” Cengiz bey, Bedirhan’ın boğazdan gelen kalın sesine inat yıllardır otelci olmanın verdiği nezaketle, “Şimdi güzel kardeşim, bizde tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz, daha az önce öğrendik. Efe uyanana kadar hesaptı, kitaptı, keskin konuşmanın lüzumu yok!” dedi. Bedirhan anlaşılmadığını düşünüyordu, “Bakın! Biz sizlerin hayatı gibi bir hayat yaşamıyoruz! Vidalarımız gevşek değil ki gacır gucur ses çıkaralım, neyse o! Bir dava ortaya çıkmadan halledelim istiyoruz ama netice hiçbirimizin hoşuna gitmeyecek gibi!” Rana hanım kızına döndü. “Efe ne anlattı Beste, ne olmuş?” “Hatırlamıyor, çok içmiş, sabah kalktığımda aynı çadırdaydık diyor.” Memnuniyetsizlik yüzünün her köşesine yayılırken Dicle’ye döndü kadın, “Oğlum uyanana kadar sen anlat o zaman.” Dicle ne diyeceğini bilmiyordu, kıpkırmızı olmuş gözlerini yere eğmişti. Başını sağa sola sallayıp “Hatırlamıyorum!” dedi yeniden. “İçtikten sonrasını hatırlamıyorsunuz onu anladık, nasıl içmeye başladınız? Öncesinde Efe’yle yan yana geldiniz tanıştınız mı? Bunları hatırlıyor musun?” Yine başını sağa sola salladı genç kız, siyah saçları yüzünü örtüyordu. Esra’ya dönüp “Ya sen hatırlamıyor musun?” diye sordu. Uzun zamandır düşünüyordu Esra, “Aklımda bir şey var ama tam emin değilim. O içtiğimiz şey halisünasyona sebep olmuş olabilir. Asla garantisi yok ki!” Bedirhan tek kaşını kaldırdı, Beste’nin de kalbi ayaklandı, o seksi bir hareketti ki şimdiye kadar kimse de bu kadar güzel durmamıştı. “Sen anlat, en azından gideceğimiz yol ne öğrenmiş olalım!” Esra hafızasını zorluyordu, seyyar aydınlatıcılar oldukça fazlaydı, akşam yemeğinden sonra flüt çalan birinin şarkı söylemeye başlamasıyla çadırdaki herkes çıkmıştı. Ardından işin içine romanların dahil olduğunu düşünüyordu. Herkese içki ikram etmişler sonra da oynamak için 9/8’lik ne varsa çalmaya başlamışlardı. Dizle zaten çok alışık olmadığı için ilk bardakta sarhoş olmuştu, kendisi biraz daha içerken oynamaya çıkmış ardından da arkadaşını kaybetmiş bir daha bulamamıştı. Sabah uyandığında çadırın kapısında saçları dağılmış tersi düz olmuş öyle kalkmıştı. “Kalabalıktı zaten, yine de Efe’yi gördüğümü hatırlamıyorum!” Böyle bir yere varamayacakları ortadaydı. Bedirhan kardeşlerini toplayıp küçük bir durum değerlendirmesi yaptı. Hepsi onların ne konuştuğunu merak ederken Beste Dicle’ye “Ne olabilir ki?” diye sordu. Gözleri yeniden doldu genç kızın. “Ya beni öldürecekler ya evlendirecekler.” Başka türlüsü olmazdı çünkü ya herro ya merro, ortada gezinen bir video varken başka türlü seçeneğin olmasına izin vermiyordu. “Abimle mi evlendirecekler?” Omuzunu kaldırdı Dicle, “Bilmiyorum, Diyarbakır’da yaşlı bir adama da verebilirler belki.” Duyduklarıyla şoka uğramıştı Beste Bedirhan’a dönüp bakınca onun durmadan silahına baktığını gördü ve korkuyla titredi. Kendinden birkaç yaş küçük bu kızın öldürülmesine izin veremezdi. O sırada Efe uyandı, annesi babası başında ona sorarken Beste lavaboya gitti. Efe’ye sormalarına rağmen hala bir cevap alamayınca dört kardeş birbirine bakındı. “Tek çözüm yolu bekaret testi, madem ki ikinizde hatırlamıyorsunuz, başka çaresi kalmadı!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE