Sutyenin Bende

2971 Kelimeler
Haziran’ın ilk günlerinde sıcaklığın 30 dereceyi bulduğu şehirde gün hızla batarken nemden ciğerlerine oksijen alamadığını hisseden Dicle yandaki şezlongta yüz üstü yatan arkadaşına söylendi. “Nefes alamıyorum resmen daha ne kadar kalacağız Esra?” Başını dayadığı kolundan kaldıran sarışın kız aylar sonra memleketi Antalya’ya gelmiş sarı tenine karamel tonları kazandırmak için güneşin her yudumundan istifade etmek isteyip bronzlaşmak için gün boyu sere serpe yatmıştı “Çok az daha.” Dedi uykulu bir sesle. Dicle ise sıkılmıştı. Diyarbakırlı bünyesine, tatil yapmak için geldiği memleketteki insanların giyimi pek bir ağır gelmişti. Netice Diyarbakır erkekleri yazları 50 derece sıcaklığın altında bile şort gitmeyip pantolonla dolaşırken Antalya’da kadın erkek fark etmeksizin yarı çıplak giyinmiş insanlar hayal gücünü epey zorlamaya başlamıştı. Aslında bir filmde izlediğinde ya da sosyal medyada gördüğünde hiç yadırgamamıştı ama canlı canlı görmek bir tuhaf hissettirmişti işte. “Bronzlaşacağım, yanacağım dedin, güneş kayboldu gitti, hadi gidelim artık.” Esra arkadaşının hoşnutsuzluğunun geçici olmadığını fark ettiğinde yerinden ağırca kalktı. Sarı saçlarını çözüp eliyle dağıtırken “Ne yapayım hayatım, herkes senin kadar şanslı doğmuyor.” Deyip ilk defa, mayo giyen arkadaşını baştan aşağı süzdü. “Kusursuz beyaz bir tenin, mavi gözlerin var. Güzelleşmek için hiçbir şey yapmana gerek yok ki ben ancak hafiften yanarsam sarı saçlarım bir anlam kazanıyor!” Dicle onun istediğini acayip buldu. “Kendine haksızlık ediyorsun sen olduğun halinle çok güzelsin. Şuradan geçen bir insan normal bakmadı bana, tuhaf hissettim işte başka bir galaksiden gelmişim gibi.” “Canım benim sen millete bön bön baktığın için sana tuhaf bakıyorlar!” “Bana bakmasalar tuhaf baktığımı nasıl görecekler ki?” “Onu diyorum beybisi, ilk önce böyle bir afet güzel kim ki diye dönüp bakıyorlar sonra da surat ifadeni görünce tuhaf bir an yaşanıyor!” Dicle küskünce omuzunu silkti. “Bu kadar açık giyinirsem olacağı bu, tabi herkes bakar!” Esra ise 1800’ncü açıklamasını yaptı. “Dicle, Antalya’dayız, hani başka şehirde olsan Diyarbakır’da falan endişeni anlayacağım! Seni en ünlü beachlerden birine getirmişim, herkes normal bir şekilde mayosuyla dolaşıyor, denize giriyor! Tadını çıkar! Bir tane hanzo, hırbo yok dikizleyip baka-“ “Orada dur işte, geldiğimizden beri saymaya çalıştım başaramadım, kaç tane herif döndü döndü baktı!” Esra artık pes etmek üzereydi, asla kast ettiğini anlamıyordu. Kimse gelip rahatsız etmemiş, ayı gibi davranmamış ve yılışmamıştı. Keyiflerini bozacak hiçbir şey yaşanmamışken arkadaşının ortama hala uyum sağlayamayıp yadırgamasına anlam veremiyordu. Bir kere Dicle dikkat çekmeyecek gibi değildi ki dönüp bakmasınlardı ama doğduğu topraklar ve yetiştirilme tarzı kızın güzelliğinin farkında olmamasına sebebiyet veriyordu. Yine de sabırla ve kızgınca “Biz buraya neden geldik?” diye sordu. “Tatil için ama-“ “Aması yok Dicle, diplomamızı almışız, mezuniyetimizi yapmışız, Ankara’ya veda edip şükür ki sıcak denizlere inmişiz, ne diye söyleniyorsun ki?” “Söylenmiyorum sadece ne bileyim, alışık değilim işte! Ankara’da büyük şehirdi ama insanlar böyle giyinmiyordu. Hadi burası deniz kenarı tamam ama çarşıda bile sadece tişörtle geziyorlar Esra, şort desen benim şu giydiğim mayo daha az dikkat çekiyor!” Esra arkadaşının şaşkınlığına kahkaha atarak gülmeye başladı. “Hiç şikayet etme, mezun olup Diyarbakır’a gidince bir daha beni göndermezler diyen kafamızca tatil yapalım diyen sendin, otel tatili istemediğin için bende elimdeki tüm imkanları kullanıyorum. Bak mesela bu beache herkes giremez, babamın arkadaşı sağolsun elimizi kolumuzu sallayarak girdik, üst segment iş yapan, kalifiye insanlar var sadece. Yani tuhaf baktığın şu adamların hepsine köle olacak kadınlar var! Beache girip tanışmak, adamları kafalayıp, tavlamaya çalışmak için tetikte bekliyorlar.” Dicle derin bir nefes aldı, “Bizim amacımız bu değil ki!” “Kesinlikle değil canım, sıcak kumların, denizin, güneşin tadını çıkarmak. Ankara’nın soğuğundan bıkmışız, mavi gözlerin gibi masmavi denize gelmişiz ama sen yüzme bilmediğin için denize girmiyorsun, denize girmeyi bırak ayağını bile değdirmedin suya, akşama kadar şezlongta oturmaktan da sıkıldın tabi.” Esra gönlünü hoş tutmaya çalıştığı arkadaşının moralinin bozulduğunu görünce “Pişman mı oldun Antalya’ya geldiğine? Beklentini karşılamadı değil mi?” diye sordu. Dicle gün boyu asla alışamadığı, rahat hissedemediği mekanda bakışlarını gezdirdi. Bambu çatının altında içecek sağlayan barın devamında yemek yeme bölümü, diğer yanında dj kabini ve önünde dans etmek için kurulan sarı ışıkları hafiften yanmaya başlayan sahne, denize giden tahta yol, şemsiye altında şezlongta uzanan insanlar, akşamın ılıktan soğuğa dönmeye başlayan denizinde hala suyun tadını çıkarıp yüzmeye devam edenler ve gün batımı. Denize yansıyan gün batımını izlemek gerçekten güzeldi. Kızıl ve mavi. Mükemmel bir atmosferdi bulundukları ortam. Beyaz giyimli tesis personellerinden aldıkları hizmete varıncaya kadar mutluluktu ama alışık değildi Dicle rahat edememişti bir türlü. “Aslında çok güzel bir yer, belki de ben daha doğal bir tatil umduğum için bana tuhaf hissettirdi.” Esra bakışlarını kıstı, “Tamam,” dedi düşünür gibi “Sanırım seveceğin bir yer biliyorum! Yarın için gidebiliriz! Ama bak kesinlikle itiraz ve mırın kırın istemiyorum, eğlencenin gözüne vuracağız!” ***** Esra Dicle’nin gerçekten Antalya’dan memnun ayrılmasını istiyordu, Diyarbakır’a dönünce asla bir daha buraya göndermeyeceklerini çok iyi biliyordu, arkadaşı için en iyi planı yapadursun Kemer’in en meşhur hareketli, eğlenceli mekanlarından biri olan İnferno sezon açılışı için istisnai insanların katıldığı ‘Hoş geldin Yaz’ partisi gerçekleşiyordu. 3 iyi erkek arkadaş olarak gelmişlerdi eğlence mekanına, mini konser sonrası kısa çaplı dans gösterisi ve sonrasında başlayan dj performansıyla mekanı aydınlatan renkli ışıkların yanıp sönüp hareket edişi gibi aktif geçiyordu gece. “Tek shot yok, art arda iki tane götürüyoruz kardo! Hoooppp!” Emre Efe’yi gaza getirmiş açılış olarak tekila shot içerken Efe her zaman ki gibi söylenilenden bir fazlasını yapıp 3.’yü de kafaya dikmişti. Yüzünü buruştururken bir dilim lime ile ağzının tadını değiştirmeye çalışıyordu. “Benimle uğraşmayın kardo, iki iki aynı anda dört shot atarım ruhunuz duymaz!” “Zaten tek yaptığın içki de yarışmak, sıkıyorsa manita avlamaca oynalım!” Efe omuzlarını ritme uygun bir o yana bir bu yana sallarken “O da sıkıyor artık kardo biliyorsun! Tavlayıp av edemeyeceğim hatun yok! Piyasa da en ünlü biziz!” dedi. Emre güldü, “Aynen! Hatunlar senden hıv bulaşacak diye yanına yanaşmıyor artık! Eskidin be Efe, nerede o bir gülüşünle yatağına davet eden kadınlar, yok! Anca bir iki yeni yetme, o da düşürebilirsen!” “Hey! Hey! Orada dur bakalım! Dediğin gibi eskimedim ben! Hala içinizde en yüksek cazibesi olan benim!” Cem inanmadı, “Bizden yükseksin okeyyy! Eskiden rakibin yoktu, şimdi seni listeye bile almıyolar rakip diye, bir albenin var yalan değil ama o da yüzündeki gamzenin hatrına!” “Ehh! Sende! Öldürdün birde toprak atıyorsun!” “Ben gördüğüme inanırım kardo! Durum ortada!” “Yalnız şahane hatunlar varda hepsi birbirinin aynısı gibi!” “Pazar bu kanka, ayrıca 3 tane bombastik güzeli listeme aldım.” “Benim 2 kişi dikkatimi çekti, üfff çok fantastik!” Efe ortamda gözlerini şöyle gelişi güzel gezdirdi. “Benim daha listeme girebilen yok! Biraz daha bakınacağım! Akşama yeni başladık!” Emre sırıttı, “Kimseyi bulamazsan dedenin evine gidersin kardo!” Cem kahkaha atarken Efe kaşlarını kaldırıp “Sikerler abicim! Sikerler!” “Bu kez hakikaten sikerl-“ Tam o esnada gözüne biri takıldı, “Şşş! Bir dakika!” deyip tanıdık gelen kişiye baktı. Evet emin olmuştu gördüğü alt komşusuydu. O sırada Cem ve Emre aralarında konuşuyor Efe’yi gaza getirmeye çalışıyordu. “Dikti yine gözünü ulaşamayacağı ciğere.” “Ah biz Efe’yi böyle mi bilirdik, nerede eski dayanılmaz karşı konulmaz Efe? Sanırım dedesi yemiş!” İki arkadaş goygoya başlamış Efe ile dalga geçerken çapkın çoktan alt komşusunun dikkatini çekmiş ve ona eşi benzeri olmaya gülüşünü sunmuştu. Böyle sırıttığında bembeyaz dişleri göz alıyor ama bakışlarındaki tatlı hissettiren ‘seni sikeceğim, çok mutlu olacaksın’ duygusunu hissettiren bakışlarından kimse kolay kolay gözlerini alamıyordu. Kadın uzakta olmasına rağmen önce Efe’yi fark etmiş ardından da gülümsemeyle kısa bir selamlaşma gerçekleşmişti. Havalı tavırlarıyla masadan kadehini alıp kaldırmıştı Efe, bir sonraki hamlesini belirleyici olan bu davranıştı. Eğer kadın içkisini kaldırırsa onun yanına gitmeyecekti ama kaldırmazsa Efe güzel bir içki ısmarlarlardı artık. Gözlerini, onu en seksi gösteren tavırla gülümsemesinin ardında kısmıştı. Gömleğinin birkaç düğmesi açık, kalp atışı şeklinde göğsünde yer bulan dövmesinin ucu görünürken azıcık gizemli bir hava da katıyordu. Saçlarını önce biçimlendirmiş ardından da yaza uygun halde azıcık dağıtmış ve kadından işaret beklerken elinin birini de kotunun arka cebine katmıştı. Onun halini fark eden Cem “Ooo! Bu sefer ki hatun biraz zorlayıcı herhalde o gülüşü yüzüne taktıysan son kozunu da oynamışsın demektir.” Efe hiç istifini bozmadan dişlerinin arasından “Kadın evli kardo, kocasıyla harika bir yatak odası hikayeleri var eğer ki bu kadını alırsam yılın olayı olur!” dedi. “Nasıl yani? Evli olduğunu nereden daha doğrusu yatak odalarını nereden biliyorsunuz?” Dünya umurunda değilmiş gibi bir hava takınıp arkadaşlarına üstten üstten baktı. “Alt katımda oturuyorlar tahmin edersiniz ki sesleri yukarı geliyor!” “Sizin bina da ses yalıtımı yok mu kardeşim? Nasıl bir sevişme ki ses yukarı geliyor?” Efe’yi iki arkadaşı da ciddiye almazken kendilerince alay ederken Efe gayet ciddiydi. “Kocası pilot kardeşim evde değil, eve geldiği zamanda hakkını veriyor işte!” “Ooo! Şimdi anlaşıldı neden kadını yokladığın, kocası evde yokken teselli edeyim diyorsun!” Cem iyice gülüp alayını sürdürürken Emre kadını dikkatle süzdü. “Boşa heykel gibi dikilme kardo, bu kadın yunan tanrısı olsan dönüp bakmaz sana!” Efe inanmadı ona, “Ben mi iyi bileceğim sen mi? Kuku radarım ikinizden de iyi ve bu kadın bana gelecek, sinyali aldım.” Deyip göz kırptı. Emre hiç inanmadı, kadında farklı bir hava vardı. “Bu kez yanılıyorsun!” “Yanılmıyorum! Bu akşam tek kadın ve tek atış, bak ilkinde tavlayacağım!” Efe’nin başka işi gücü yoktu ki meşgalesi olsun, arkadaşının söylediğini yediremedi kendine, ne yapıp edip bu kadının yatağına girecekti işte. “Yalnız kadında taşmış! Ben kocasının yerinde olsam valize koyar yanımda taşırdım.” “Aynen kanka, buradan bakınca gayet portatif duruyor! Eşya mı bu valize koysun! Yanına alır uçar yani, gerçi bu hatun uçakta çok dikkat dağıtır ama-“ Efe kulağı arkadaşlarında gözü kadında onun içki içmediğini görünce yanından geçmekte olan garsonu çekiştirip hemen içki gönderdi. Az sonra kadın içkiyi kabul edip Efe’ye kadeh kaldırınca “Yaa nolduk!” dedi arkadaşlarına. Ağzı kulaklarında gülüyordu. “Alt tarafı gelen beleş içkiyi kabul etti. Koynuna girmedin ki!” “Gireceğim!” “Giremezsin!” “Gireceğim!” “Giremezsin!” Efe, Emre’nin neden böyle söylediğini anlamadı ve kızarak “Nesine kardeşim?” diye sordu. Aralarında her daim iddia muhabbeti dönerdi zaten başka ne yapacaklardı ki? Aylak aylak gezip kız düşürmek, içip goy goy yapmaktan başka hiçbir becerileri, dünyaya da ailelerine de hiçbir faydaları yoktu. “Kaybeden kazanan ne derse bir günlüğüne onu yapar kardo!” “Okey kanka, sana okeyse bana da okey!” Efe ve Emre bakışlarıyla birbirlerine meydan okuyup iddiaya girmişlerdi. O saatten sonra Efe’yi tutabilene aşk olsun. Önce alt komşusunun yanına gitmiş, sohbet başlatmış ve ardından dans pistine yol almışlardı. Küçük temaslarla kadını yoklarken her dokunuşu daha bir cüretkar ve sahiplenici olmuştu. Son hamle olarak kulağına bir şeyler fısıldayıp kadının kahkaha atmasına sebep olunca Cem “Yine kaybettin kardeşim geçmiş olsun!” dedi. Efe alt komşusuyla beraber kulüpten ayrılırken arkadaşlarına göz kırpıp Emre’ye “Köpeğim olacaksın oğlum!” diye dudaklarını okuyabileceği yavaşlıkla fısıldamıştı. Emre alışıktı kaybetmeye ama bu kez dokunmuştu işte, ne diye arkadaşı her kadını tavlıyordu ki? Efe ve alt komşusu nihayetinde Kemer’den ayrılıp Antalya’ya gelmişler ve Lara’daki evlerine gitmişlerdi. Asıl olay ertesi gün başlamıştı. Efe iddiayı kazandığı için Emre’yi kölesiymiş gibi bir gün boyunca kullanmıştı ve son isteği Emre’yi sınırına getiren şey olmuştu. “Hizmetçi kostümü giyip alt komşuma kek götüreceksin kardo! Malum gece çok büyük enerji harcadı yerine gelmesi gerek!” Gün boyu onun alaylarına dayansa da buna dayanamamıştı ve oyunbozanlık edip Efe’nin evinden ayrılmıştı. Cem arkadaşının çok sinirlendiğini bilerek “Fazla olmadı mı Efe?” diye sordu. Umursamadı, “Ne fazlası nasıl anlaştıysak o!” Birkaç gün geçtikten eğlence olsun diye Köprülü Kanyona rafting yapmaya gitmişlerdi. Azgın sularla kürek çekme sonrası Emre yeni bir iddiayla tutuşmuştu, “Efe var ya şurada yalnız bir gece geçiremez!” “Geçirmem, sevmiyorum!” “Bozulma kanka! Korktuğunu biliyoruz!” “Kim korkuyor? Toz toprak hoşuma gitmiyor, ondan kalmak istemiyorum! Hem ne gerek var? Paramız mı yok?” “Kardocum paralar yığılı ama korkuyorsun işte, kabul et!” “Siktir Emre! Bu iddiaya değmez!” “Korkuyorsun da ondan!” Aralarındaki atışma böyle sürüp giderken Efe yine gaza gelip “Tamam kardo! Kalıyorum! Bu kez arabanın anahtarını alırım ama!” “Kalamayacağın için hiç sıkıntı yok! Bana uyar!” “Göreceğiz!” Kimsenin olmadığı ıssız yerlerin birinde bir gece kamp yapacaktı. Kanyonun geniş olan yerinde kamp yapanlar vardı ama oradan daha tenha bir alan buldular. Merkeze inip çadır, giysi ve yiyecek aldıktan sonra Efe’nin kalacağı yeri ayarladılar. “Kardeşim alkol alıp sızmak yok, adam akıllı bir gece geçireceksin! Sabah seni almaya geleceğiz!” “Tabi o saate kadar Antalya’ya dönmezsen!” “Göreceksiniz, dönmeyeceğim! Arabanı da alacağım!” Cem ve Emre oradan uzaklaşırken Efe sıkıntıdan ölmemeyi umarak hava kararıncaya kadar orada durdu. Ardından epey sıkıldı uyumayı denedi uyuyamadı. Gece çok uzun geçmişti ancak sabah…. ***** Ahhh! Başım inanılmaz ağrıyordu, geceden kalma sabahların en zor anı bu andı. Uykudan uyanıp ne bok yediğimi düşündüğüm, hiçbir şey hatırlamadığım sadece tepemin üstünde fillerin sikiştiğini hissettiğim an. Sanki başka yer yoktu da kafamın içinde alt alta tepişiyorlardı. Doğaları, özgür alanları yok muydu bunların? Kafamın içinde ne işleri vardı? Gözlerimi açmaya kendimi zorlarken zom olmuş kafamı elimle destekliyordum. Tabi ki hiçbir boka faydası yoktu. Ve o kaçınılmaz an için kendimi hazırlamaya çalıştım. Gözlerimi ağırca açınca karşılaşacağım ışık huzmesi o tepişen fillere birde yıldırım çakarak ışıtacaktı ya, yaşayacağım zonklamayı şimdiden hissediyordum. Hadi dedim oğlum, yapabilirsin, bundan kaçamazsın, kendine gelmen ve zırtapoz tayfayı bok etmenin keyfine bir an önce varman gerek. Şu hangover zamazingoları neden bende işe yaramıyordu ki? İçmeye başlamadan önce iki tane kütletmiştim ama ayıkmama hiç yardımcı olmuyordu. Bir daha o dolandırıcı Erol'a para yedirmeyecektim. Bir dakika, ben evde değildim ki, hangover hapı da almamıştım. O yüzden bu kadar ağrı hissediyordum ve ben dün gece ne içmiştim? Gözlerimi açmaya yeltendiğim an fillerin sikişme hız o kadar arttı ki, bu performansa en az 30 çocuk bekliyordum. 30 küçük fil yavrusu! Doğrulmadan yine geri yattım, terden kaşındığını hissettiğim göğsümü kaşırken çadırın olduğundan çok daha fazla güneş aldığını sanıyordum. Kendime gelmek için akarsuya girmeye ihtiyacım vardı. Bu sıcaklığı ancak öyle bir soğuk kesebilirdi. Ve yanlış hatırlamıyorsam iddia da içip sızmak yoktu. Onlar gelmeden bir kat yüzmeli ve normal görünmeliydim. Filler sikişmeye biraz ara verirken kulağıma dolan sesle koca bir balyozu yemişim gibi hissettim. Telefon çalıyordu. Diyarbekir yoluna le, Diyarbekir yoluna Toydum düştüm toruna le, toydum düştüm toruna Bu sevdalar boşuna le, bu sevdalar boşuna Delalım, delalım, delalım, delalım, delalım Bu sevdalar boşuna le, bu sevdalar boşuna Delalım, delalım, delalım, delalım, delalım Neydi bu? Halay mı? Kim çalıyordu bu halayı, hem benim zil sesim bu değildi ki! Halay ne alaka abi diyecek akıl sakinliği henüz bende yoktu hala bir miktar sarhoştum ama gözlerimi ağırca korkarak açtım. Sese başımı çevirdiğimde telefonu bulmaya çalışan o el burnumu tutmuştu. "Dur! Hey!" Anında durdu ve dönüp bana baktı. Masmavi gözleri ve simsiyah kaşları olan o kız. Boş boş bakışını sürdürürken eli hala çalan telefonu arıyordu, göğsümde bulmaya çalıştı ve ardından sabah ereksiyonuna gülücük atan o dokunuşu gerçekleştirdi. “Heyy!” diye bağırırken daha yeni uyanmış gibi gözleri iri iri açıldı. Anında doğrulup “Sende kimsin?” diye sordu korkuyla ama başına ağrı girmiş gibi gözlerini sıkıca kapatıp eliyle şakaklarına bastırdı. “Asıl sen kimsin ve çadırımda ne işin var?” Bu kızla dün akşam yaşadığım hiçbir şeyi hatırlamıyordum. “Burası senin değil benim çadırım! Hem Esra! Esra nerede?” Bir şey yaptığımızı sanmıyordum ama diğer kızın adını duyunca yüzümde bir gülümseme oldu. “Esra? 3 kişi mi takıldık gece! Gece boyu? Ooow asla böyle bir yerden bana pay çıkacağını düşünmezdim! Birde değil iki kızla beraber… Ooow gerçekten olay!” Öyleyse bu sabah ereksiyonu nedendi? İkisine de yüklenmişsem- “Ne saçmalıyorsun sen? Pis pis gülüp durma sinirim bozuluyor!” “Dün gece öyle demiyordun ama?” Kız gözlerini kırpıştırdı, ha ağladı ağlayacaktı. Dışarıdan ses gelince oraya dikkat kesildim. “Efe! Kardo, günaydın öpücüğü vermeye geldik! Korkudan nereye kaçtın!” “Olamaz!” dedim kendi kendime, tam zamanında gelmişlerdi. “Onlar kim?” diye korkuyla soran kız, “Bizi tayfa, relax!” Ben sakinleşmesini umarken o daha Hızla emekleyerek kapıya gitti, fermuarı açıp çadırdan çıkarken bende hemen arkasındaydım, eline geçen siyah sutyeni alıp kıza “Bekle!” dedim. Dün geceyi bir hatırlamam ne olduğunu bilmem gerekiyordu çünkü bir şey olmuşsa ve korunmamışsam eğer risk demekti. Kız çadırdan çıktı ardından da ben. “Ooooww gördüğünüz gibi Efe kamp gecesini yalnız geçirmemiş! İddiayı kazanan benim arkadaşlar!” Kız kendine çevrilen telefona alık alık bakarken ben öfkelendim, “N’apıyorsunuz oğlum kapatın şu telefonu!” “Canlı yayın kardeşim! Dün açtığım canlı yayında herkes senin nasıl bir gece geçireceğini merak etti. Bizde sabahına tüm bekleyenlere canlı canlı paylaşalım dedik!” Emre galesizce çekime devam ediyordu. Zaten bunu çok sık yapardı ama bu kez durumlar çok farklıydı. Kamerayı bir bana bir kıza döndürürken “Günaydın bu arada ben Emre, Efe’nin arkadaşıyım!” dedi. Kız sinirlenip telefonu yere eğdi, “Kapatsana şunu!” çok sert çıktı. Enre bir an korkup “Tamam tamam, kapatıyorum!” dedi ama kapatmadı, telefonu bana döndürdü. Sinirle oradan uzaklaşırken elimdeki sutyeni fark ettim, “Bekle dedim ya sutyenin bende!” ****** “Sutyenin bende!” “Anne!” diye bağırarak balkondan içeri koştu Avin. 12’sinde taze kız bir anda ablasını internette gezinirken görünce ne yapacağını bilemedi. O sırada oğlu Bedirhan ile konuşuyordu, “Şu babanı ikna et dinlenmeye geçsin artık, yine kriz geçirecek! Ödüm kopuyor!” “Tamam anne, Dicle yarın geliyor, ben ikna edemezsem o ikna eder, işlere yardımcı olacak biri var deriz, sen üzülme!” “Anne! Anne!” diye heyecanla telefonu gösterdi Avin. “Ne oluyor kız, az nefes al!” “Ablam! Dicle ablam telefonda!” Kötü bir şey oldu sandılar önce ama Emre’nin çektiği video ‘#sutyeninbende’ etiketiyle sosyal medya da viral olmuş geziyordu. Ses bir çok yerde kullanılmaya başlamıştı ve sonunda Diyarbakır’a kadar düşmüş her yerde çıkmaya başlamıştı. Bedirhan önce yanlış gördüğünü düşündü, tekrar ve tekrar izledi. Ardından büyük bir kükreme büyük evin geniş salonunu kapladı! “Diiiccccclllleeeeee!!!!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE