3.BÖLÜM "πάθος"

1970 Kelimeler
3.BÖLÜM "πάθος" πάθος, tutku. & Kapının çalınmasıyla gözlerimi kırpıştırarak araladım. Karanlıktaki loş ışık gözlerime vurdu. Bedenimi kıpırdatarak gerdim. Hades gittiğinde uyumuştum. O saatten beri uyuyor olmalıydım. Gözlerimi loş ışıkla aydınlanmış odaya çevirdim. Etrafta gün ışığı yoktu. Sabah mıydı yoksa akşam mı onu bile anlayamıyordum. Bedenim halen çıplak olmasına rağmen çok sıcaktı. Kapının tekrar çalınmasıyla mavi gözlerim büyük kapıyı buldu. Derin bir nefes aldığımda kapı yavaşça açıldı. İçeri ellerinde elbise ve yemeklerle dolu olan hizmetkarlar girdi. Önümde eğilerek selam verdiler. Örtüyü göğsümde tutarak onlara baktım. Selam da durmuşlardı. Aralarından siyah saçlı bir kız öne çıkarak konuşmaya başladı. "Efendimiz sizinle ilgilenmemizi söyledi Tanrıçam." Gözlerimi kızdan çekerek öfkeyle soldum. "Hiçbir şey istemiyorum!" "Ama efendimiz-" "İstemiyorum dedim elbiseyi bırakıp çıkın! Efendine de söyle onun hiçbir şeyini istemiyorum!" Örtüyü tutarak yataktan kalktım. O elbiseye ihtiyacım vardı. Böyle çıplak kalamazdım. Hizmetkarlardan biri elbiseyi büyük yatağa bırakarak geri çekildi. Hizmetkarlar odadan çıkarak kapıyı kapattılar. Kimsenin gelmeyeceğine emin olduğumda örtüyü saran ellerimi çektim. Ayaklarımın ucuna düşen kumaşı hissedince içinden çıktım. Yatağa bıraktıkları elbiseye uzanarak hızla üzerime geçirdim. Koyu bir pembeye sahip göğüs kısmından başlayarak aşağı uzanan renkli çiçeklerden oluşan bir elbiseydi. Elbisenin tek askısı çiçeklerden oluşuyor ortaya derin bir dekolte bırakıyordu. Üzerime tam oturan ve ince belimi sıkıca saran elbiseye gerçekten hayran olmuştum. Ama elbiseyi incelemenin sırası değildi. Buradan gitmem lazımdı. Yavaş adımlarla kapıya doğru ilerlemeye başladım. Kulağımı kapıya yaslayarak ses olup olmadığına bakındım. Hiç ses gelmiyordu. Yavaşça büyük kapının koluna elimi koyarak açmaya başladım. Kapı gıcırtılı bir sesle aralandı. Başımı açılan aralıktan sokmaya çalıştım. Gözlerimi kapının etrafında gezdirirken kimsenin olmadığını görüm. İçten içe sevinerek kapıyı aralayarak bedenimi dışarı attım. Çıplak ayaklarımla hiç ses çıkarmadan etrafa baktım. Gözlerimi kocaman ve büyük olan salona baktım. Tavanda ışıltılı bir şekilde parlayan sarı loş avizeye baktım. Büyük salonun ortasında koyu renkte çizimler vardı. Salonu dört taraftan saran büyük görkemli kolonlar vardı. Salonun ortasına ilerleyerek etrafımda döndüm. Odanın içi gibi karanlık değil. Daha ferahtı. Burası Yeraltı Dünyasının büyük anlatılan sarayıydı. Hades'in evi. Küçükken annemin bana anlattığı efsanevi hikayeleri anımsadım. Hades'in sarayı büyük ve görkemliymiş. Bunu görmek isteyenler oldukça çokmuş ama oraya gitmek için tek yol ölmekmiş. Tabi bu 12 Olimpos'lu için geçerli değil. Yani Hades izin verdiği sürece gidebilirlerdi. Gözlerimi büyük salonda dolaştırırken yüksek sesle konuşan ve buraya ilerleyen sesler duydum. Yakalanma korkusuyla hızlıca parmak ucunda devasa büyüklükteki kolonun arkasına saklandım. Gelen kişiler ile iyice duvara sindim. "Duyduklarından eminsin değil mi? Gerçekten bir tanrıça mı geldi yani?" "Evet öyle, Zeus adına sana yemin ederim. Sabah gördüm onu ve gerçekten çok güzel bir tanrıça. Efendimizin onu neden seçmek istediğini şimdi anlıyorum." Konuşan hizmetkarlara bakarak gitmeleri için saniyeleri saydım. Konuşmalarını sürdürerek salondan çıkıp, uzaklaştılar. Gittiklerinden emin olduğumda tedirginlikle etrafa bakarak ses çıkarmadan arkalarından ilerledim. Buradan bir çıkış olmalıydı ama nasıl? Giden hizmetkarları takip ederek etrafıma bakınıyordum. O kaçık tanrının beni bulmadan önce gitmem lazımdı buradan. Hizmetkarlar salonu aşarak bir odaya ilerlediler. O odaya giremeyeceğim için onları beklemeye karar verdim. "Sen! Ne arıyorsun burada!" Arkamdan gelen sesle korkuyla döndüm. Büyük avlunun diğer tarafında bana seslenen adamla göz göze geldim. Bu bir askerdi! Hades'in ordusu. Asker elindeki kılıcı bana kaldırarak gösterdi. Korkuyla etrafıma bakarak kaçacak yer aradım. Gözlerim kara bulutlarla kaplı olan gökyüzüne benzer bir tavanı görünce kaçmam gereken yeri anladım. Son kez askere bakarak elbisenin eteğini toplayarak arkama bakmadan koşmaya başladım. "Dur!" Askerin beni kovaladığını bilmek daha da korkmamı sağlıyordu. Adımlarımı büyüterek geçiyordum büyük avludan. Avlunun bitiminde aşağı doğru inen büyük ve uzun merdivene baktım. Hiç düşünmeden birer ikişer inmeye başladım merdivenlerden. Korkudan ve sıcaktan terliyordum. Göğüs kafesim patlayacak gibiydi. Ama umursamadım. Gitmem gerekiyordu buradan. Sonunda merdivenler bittiğinde hızla büyük kocaman kapıya ilerledim. Bir an durarak nefes almaya çalıştım. Soluk soluğa kalmıştım. Askerin arkamdan gelip gelmediğini kontrol etmek isterken bir ses duydum. Bir kuş sesi. Kaşlarım hızla çatılınca yan taraftan gelen sese döndüm. Beyaz ışık kocaman kapıdan sızıyor, odaya vuruyordu. Adımlarım yavaşça kapıya yöneldim. Her adım attığımda bir ses duyuyordum. Suyun sesini, temiz havanın kokusunu. Kapıya yaklaşarak gözlerimi kıstım. Beyaz ışık gözlerimi kamaştırıyordu. Kapıya adımlayarak açık kapıdan içeri süzüldüm. Elimi gözlerimin üstüne koyarak ışıktan korunmaya çalıştım. Kapıdan geçerek temiz havanın kokusunu içime çektim. Ellerimi gözlerimden çekerek gözlerimi açtım. Gördüklerimle nutkum tutuldu. Burası cennet gibiydi. Yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler, şelaleden akan su, uçan ve öten kuşlar. Ben yanlışlıkla cennete mi girmiştim yoksa? Ama bu imkansızdı. Buraya girmem imkansızdı çünkü kapıda o köpeğin beklemesi gerekirdi. Cennete benzeyen bu yer neresiydi o zaman? Etrafıma bakarken gözlerim bu güzel yere tezat duran siyah bir güle takıldı. Simsiyah gül, bu beyazlığa çok uyumsuz duruyordu. Ama çok güzeldi. Gözlerimi gülden alamayarak adımladım yanına. Elimi uzatarak gülün yaprağını okşadım. Açılmayan yaprakları elim değdiğinde hızlıca açıldı. Gülümseyerek okşadım gülü. "Şaşırtmadın küçük tanrıçam." Arkamdan gelen ses ile şaşkınlıkla geri çektim elimi. Arkamı dönerek tanıdığım sesin sahibine döndüm. Hades siyahlara bürünmüş bir şekilde karşımda duruyordu. Dudaklarında minik bir gülümsemenin hüznü duruyordu. Üzeri siyahlarla kaplıydı. Başında aynı şekilde siyah bir taç vardı. Ellerini arkasından bağlamış, bu da koca gövdesini daha da iri göstermişti. Kuzguni siyah saçları alnına serpilmiş, asice dağılmıştı. Parmak uçlarım onlara dokunma için sızlıyordu. Düşüncemden vazgeçerek siyah gözlerine baktım. "S-sen?" Şaşkın ve kekeleyen halime alayla baktı. "Bu kadar şaşırmamalısın küçük tanrıçam. Burası benim evim, o yüzden senin nerede olduğunu bildiğimi bilmen lazımdı öyle değil mi?" Kaşlarımı çatarak ona baktım. Aramızda ki mesafeyi yavaşça yürüyerek kapatmaya başladı. "Dilini mi yuttun tanrıçam?" "Alay etmeyi kes! Buradan gittiğimde göreceğiz!" dedim gülümseyerek. Siyah kartal gibi gözleri dudaklarıma takıldı. "Alay bile olsa dudaklarına küçük bir gülümseme koyduğuma sevindim küçüğüm" Dudaklarımdaki gülüş belirtisini kaybetti. "Gideceğim buradan!" "Bunun için biraz geç kaldın sanırım. Buradan gitmen imkansız" dedi yanıma adımlayarak. "Seni asla sevmeyeceğim duydun mu! Bu koskoca krallığında yalnız başına kalacaksın!" Nefretimi yüzüne püskürtürken yanımdan geçerek elini siyah güle uzattı. "Ben bir şansımız var diye umut ediyorum" "Asla!" "Öyle mi küçük tanrıçam? Söylesene neden o kadar çiçek varken bu güle elini uzattın?" Konuşmadım. "Ben söyleyeyim" dedi elini güle dokundurmadan. Koca gövdesini bana çevirdiğinde irkilerek arkaya bir adım attım. "Çünkü o yasak olan. Sana cezbedici geldi değil mi?" dedi üzerime adımlayarak. Korkuyla arkaya adımladığımda o üzerime gelmeye devam ediyordu. "Çünkü çok tezattı. Buraya uymuyordu değil mi?" Sırtım ağacın gövdesine değdiğinde gözlerimi ona çevirdim. Aramızda olan bir adımlık mesafeyi kapatarak üzerime eğildi. "Sen de ona elini attın çünkü seni çağırdı" dedi. Elini bel boşluğuma koyarak bedenimi bedenine yasladı sertçe. Belime sardığı elinin üzerine elimi koyarak itmeye çalıştım ama çok güçlüydü. "Aynı bu çiçek gibiyiz küçük tanrıçam. Sen bana yasak olansın. Ben sana cezbedici olan" Elini yanağıma uzatarak okşadı. Şaşkınlıkla yüzüne bakıyordum. "İşte tam bu yüzden ayrılamayız tatlı Persephone'm. Biz ayrı olursak olmaz. Sen elini bir kere yasak olana attın. Şimdi ise onu sevme zamanı" "B-bırak beni!" dedim kollarının arasında çırpınarak. Sert eli yanağımı tutarak başımı çekmeme müsaade etmedi. "Asla Persephone'm. Artık biz birlikte yasağız seninle." Eliyle yanağımı okşayarak gözlerimin tam içine baktı. Siyah hararelerinde o tutkuyu gördüm. Bu vahşi adam gerçekten de beni seviyor olabilir miydi? Elini şefkatle yanağımda gezdirdi. Gözlerine yansıyan o parıltı aşk mıydı? "L-lütfen bırak gideyim! Bizden olmaz." dedim korkuyla bedenimi kıpırdatarak. Sözlerime aldırmadan tenimi okşamaya devam etti. "Bırak dedim sana!" dedim öfkelenerek. Beni umursamıyordu bile! Ellerimi göğsüne vurarak itmeye çalıştım. Derin bir nefes alarak geri çekildi. "Ben sana yumuşak oldukça sen daha ilerisini istiyorsun küçük tanrıçam" "Sana beni bırak dedim!" Geri çekilerek ellerini üzerimden çekti. Hissettiğim ir anlık boşlukla ona baktım. "Bunu sen istedin!" dedi. Ona anlamayarak baktığımda eğildi. Ellerini dizlerimin arkasına alarak omuzuna aldı beni. Küçük bir çığlık attım. Kızıl saçlarım başımdan aşağı dökülünce gözlerim kalçalarına tutundu. "Hemen beni yere bırak!" Beni umursamadan yürümeye başladı. Bedenimi oynatarak ellerim ile yumruk yapıp sırtına vurmaya başladım. Ama onun canı değil benim avuçlarım acıyordu. Bedeni çok kaslıydı. "Sana beni indir dedim! Hemen!" Elimi kaldırarak işaret parmağımı savurdum başımı kaldırmaya çalışarak. Kalçama sert bir şaplak atarak okşadı. "Bana emir verme küçük tanrıçam. Senin için hiç iyi olmaz" dedi tehditkar bir sesle. Yüzümü acıyla buruşturarak sinirle ofladım. Ellerimle omuzlarına tutunurken aklıma bir şey geldi. Üzerindeki siyah kumaşın açıkta bıraktığı omuzuna bakarak sinsice gülümsedim. Yüzümü omuzuna yaklaştırarak dudaklarımı araladım. Dişlerimle tenini dudaklarımın arasına alarak sertçe dişledim. "Siktir!" Omzunun kasıldığını hissettiğimde elini belime koyarak bir anda beni omuzundan indirdi. Her şey bir anda oldu. Sırtımın sert bir yere dayandığını hissedince ona baktım korkuyla. Gözlerini kapatarak sert bir soluk aldı. Elini belime koyarak göğüslerimi göğsüne bastırdı. Gözlerini açarak koyulaşmış hararelerini bana çevirdi. "S-sende bana emir verme" dedim dudağımı silerek. Elleri belimi sıkıca tutarken kasıklarını kasıklarıma bastırarak sertleşmiş aletini hissetmemi sağladı. Gözlerim fal taşı gibi açılırken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Bir daha böyle bir harekette bulunursan inan bana küçük tanrıçam onu içinde bulursun" Karnımdan aşağı kasıklarıma küçük bir sızı indi. Boğuk sesiyle kadınlığım kasıldı. Bedenim yeniden ona savunma kurarak etkilendiğimi göstermeden gözlerine baktım. Belki de gösterdim. Yüzünü yüzüme yaklaştırarak dudaklarıma fısıldadı. "Zannettiğin gibi canım acımıyor Persephone'm, sadece bu hareketlerin beni tahrik ediyor." Bedenim dedikleriyle ürperirken dudaklarını kulağıma yasladı. Kulak mememi dudakları arasına alarak emdi. Dudaklarım inlemek için aralanınca kendimi tuttum. "Aletim senin için sertleşirken, böyle hareketler yapmazdım. Şimdilik." Arzuyla dolduğumu ona belli etmemeye çalışarak konuştum. "Seninle asla sevişmeyeceğim! Duydun mu?" Dudaklarını geri çekmeden kulağımın hemen altını öptü. "Sevişeceğimizi kim söyledi? Ah Persephone'm inan bana hayatında hiç görmediğin bir tutkuyla yakacağım seni. Ben sevişmem aşkım, seni öyle bir kıvrandıracağım ki!" "A-asla!" dedim nefesim teklerken. "Bunu söylerken bile ellerimin altında kıvranıyor olman çok komik aşkım" diye fısıldadı tenime. Resmen alay ediyordu benimle! Ama benim adım Kore ise ona gününü gösterecektim! "Ama önce kalbin küçük tanrıçam. Önce kalbini fethedeceğim" dedi nefesini üflerken. "Sonra işte sonra bedenine sahip olacağım, senin de benimkine olacağın gibi!" Bir anda geri çekildi. Bedenim boşluğa savrulurken ona baktım. Piç gülümsemesiyle izliyordu beni. Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Unutma kızıl tanrıçam. Önce kalbin." diye fısıldadı. & "Buyurun efendim. Güneş titanı Helios sizi bekliyor" Demether hızla içeri adımladı. En son çareyi Güneş'in tanrısı ve sahibi olan Heilos'a gelmekte bulmuştu. Büyük taht kapısı aralanarak Demether'i içeri kabul etti. Demether içeri girerek tahtında kudretle oturan Helios'a baktı. "Uzun zaman oldu görüşmeyeli" "Daha uzun zaman olurdu Demether ancak erken geldin" "Neden geldiğimi biliyor olmalısın. Bana sadece sen yardım edebilirsin!" dedi Demether Helios'a bakarak. "Biliyorum her şeyi gördüm" dedi Helios yüzü solgun olan Demether'i inceleyerek. "Lütfen yardım et bana! Çok çaresiz bir durumdayım! Kızımı kurtarmam lazım!" "Bu oldukça zor bir istek Demether! Bunu biliyorsun Hades'e karşı gelemem" "Biliyorum, ama dediğim gibi çok çaresizim. Lütfen!" dedi Demether üzülerek. Dünya'da birkaç orman daha soldu. "Hades onu her şeyden koruyor! Kore iyi durumda, içini ferah tut!" "Anlamıyorsun onu oradan almam lazım. O benim tek varlığım! Onu kaybedemem" Helios Demether'in iç parçalayan yakarışına daha fazla kayıtsız kalmazdı. Demether daha da üzülürse büyük felaketler olacaktı. "Peki, ama bu oldukça zor bir yol! Gitmen için bir kez daha düşünmen gerek!" "Ne olursa yaparım!" "Yeraltı dünyasına girmen için tek bir yok var!" dedi Helios tahtından kalkarak Demether'e ilerledi. "Nedir?" "Yeraltına Tartarus'tan (cehennemden) gireceksin." Demether şaşkınlıkla baktı Helios'a. Ama bu şaşkınlığı saliselikti. "Olur hemen gidelim o halde" Helios Demether'e bakarak mırıldandı. "Seni oraya gönderirsem her iki tanrı tarafından da ölebilirim" dedi gülümseyerek. "Zeus insaflıdır affeder ama Hades'tn kurtulmam biraz zor olabilir." dedi ellerini kaldırarak. Demether gözlerini kapatarak hemen kızına ulaşmayı diledi. Bedeninde güçlü sihri hissedince gözlerini açtı. Kulaklarına dolan çığlık ve yakarış sesleriyle titredi Demether. Nerede olduğuna bakınca cehennem çukurunun ucunda durduğunu gördü. Cehennemde Zeus ve Olimpos'a karşı çıkan büyük düşmanlar, isyancılar girerdi. Bu en büyük cezaydı onlar için. Bedenleri ateş çukuruna atılırdı. Yanarlardı ama ölmezlerdi. Demether içi parçalanarak baktı insanlara. Büyük bir alev çukuruydu cehhenem. Etrafta cehhnem perileri (melekleri) dolanıyordu. Herkes acı ve canhıraş bir biçimde bağırıyordu. Demether bir anca havlama daha çok kükremeye benzer bir ses duydu. Gözleri irice açılarak arkasını döndü. İşte oradaydı. Kerberos, Hades'in 3 başlı köpeği. Demether derin bir nefes aldı. İşte, cehenneme gelmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE