Bölüm 3

929 Kelimeler
Akşamı beklemeden depoya gitmiştim bile. Tavşan’ı merakım üstün gelmişti. Kızı görmek istedim. Karşımdaydı ama o beni görmüyordu, henüz değil. Başı biraz tutulmuş gibi kafasını sağa sola salladı. Ses ve görüntü geçirmez cam vardı aramızda. İçerisi duyulabiliyorken bu bölümde ses dışarı çıkmıyordu.Deponun içine bu odayı bölerken, kulüpte sorun çıkanlar için hazırlamıştım burayı ama poliscilik oynamak için bundan güzel fırsat mı var dedim ve araya duvar ördürüp bu camı taktırdım. Kafes dövüşleri yaptırdığım yerden esinlendim aslında. Dövüşçüler dövüşürken eğer ben dövüşmüyorsam ordan izlerdim genelde. Kızı sıkı mı bağladılar ne! Kıpırdanıp duruyordu. Canı yanıyormuş gibi yüzü de buruşuyordu. Sezgin geldi yeniden, belli ki bir vukuat vardı, bu yüzden beni aradığı belliydi. Bu odaya girebilen bir diğer kişi de oydu benden başka. “Patron, uyuşturucu satan birini yakaladık, kulübün etrafında. Ne yapalım?” diye sordu. “Ne yapacağınız belli? Polise verin!” dedim. “Tamam patron!” diyip çıkıyordu ki, “Sıkı mı bağladınız kızı?” dedim. “Yok patron.” dedi hemen. “İyi git, yemek falan götür, açıkmıştır belki Tavşan!” dedim. “Tamam” dedi ve çıktı. Bir süre sonra odanın kapısı açıldı. Adamlarımdan biri tepsi getirmişti. Tavşan bağırarak konuştu. “Beni ne zaman bırakacaksınız?! Kimseyle alakam yok diyorum size, kimseyi tanımıyorum.” diye haykırdı. Oralı olmayan adamım ellerini çözdü ve masaya bıraktığı tepsiyi gösterip gitti. “Yemeyeceğim lan yemeğinizi!” diye bağıran kıza gülümsedim. Bu kız nedense hoşuma gitmeye başlamıştı. Biraz daha izledikten sonra çıktım. Tekrar yerime döndüm. Kız güzeldi, dün akşam düşündüğüm kadar vardı, fazla güzeldi hemde. Oradan tekrar yerime dönmek için hareketlendim. Odama döndüm tekrar dosyayı elime aldım, şirkete geldiğinden beri inceliyordum. Ama resmine daha çok bakmıştım. Açık kumral saçlar, yeşil gözler, dikkat çekici bakışlar, dudakları dolgun değil ama ideal. Yüzü genç duruyordu. Yaşına baktım 22 yaşındaymış, halkla ilişkiler son sınıf. Staj yapıyor hem de bizim holdingle çalışan altımızdaki bir firmada. Demek şimdiye kadar burnumuzun dibindeydin diyerek tekrar okumaya devam ettim. Sonra odada söyledikleri aklıma geldi. Ne demek istedi? Sayfaları çevirirken az çok bir şeyler anlamıştım. Üvey annesi ve üvey abisi vardı. Üvey abisinin kumar borcu vardı. Bu kız belki bu yüzden şarkı söylüyordu. Öğrenmem lazımdı, daha fazla detaya ulaşmalıydım. Ama önce onu tanımakla işe başlayacaktım. Sezgin yine işini hakkıyla yapmıştı. Detaylı bir çok bilgiye zaten ulaşmıştı. “Afra Yenal, tanışmamıza çok az kaldı.” dedim ve dosyayı kilidi bende olan çekmeceye koydum. Kapım tekrar tıklandığında zaten ayaktaydım, gel dediğimde Arzu girdi odama. “Nigel, dışarı mı çıkıyordun?” diye sordu. “Evet Arzu bir şey mi vardı?” diye sordum. “Aslında evet, şu geçen gün kovduğumuz müşteri beni takip ediyor, biraz korkuyorum. Bir şey yapabilirsin değil mi?” dedi. Tek kaşımı kaldırdım ve ona dikkatle baktım. Bu karşılaştığımız sorun ilk değildi, son da olmayacaktı anlaşılan. Eğlencenin dozunu kaçıran, içtiğinde sapıtan o kadar çok insan vardı ki! “Ne zaman bir şey yapmadım!” dedim sesim sert çıkmıştı. “Nigel, öyle demek istememiştim. Biliyorum her zaman yaptın, ama iki gündür takip ediliyorum. Biliyorsun sürekli kadın cinayetleri oluyor.” dedi Arzu ve sustu. “Evet haklısın! Hemen şimdi halledeceğim. Buraya gelirken de peşinde miydi?” diye sordum. “Evet!” dedi Arzu. Tam çıkmaya hazırlanırken “Teşekkür ederim.” dedi. Başımı sallayıp çıktım. Teşekkür etmeye değmezdi, zaten bir adam adamsa eğer bir kadını rahatsız etmemeliydi. Aşağı indim. Adamlardan birine talimat verdim. “Arzu’nun peşinde bir adam dolaşıyormuş. Onu bu akşam alın, paketleyin. Dersini ben vereceğim!” dedim. “Tamam.” dedi adamım, bende yanından ayrıldım. Kulüp birazdan açılacaktı. Son hazırlıklar yapılıyordu. Burası belli VIP odalara sahip bir kulüptü. İsteyen, parasını veren müşteriler, direk dansı yapan dansçılarımızı, bu odalarda izleyebiliyordu. Kimi partnerini getiriyordu. İlginç bir şekilde bunu fantazi olarak adlandıran müşteri sayısı oldukça çoktu. Barda olan, dans etmek, eğlenmek için gelen müşteriler de vardı elbette. Normal odalarımızda mevcuttu. Onlar daha uygun, arkadaşlarıyla grup halinde gelenler için idealdi. Fuhuşa izin yoktu. Çalışan kızlar isterlerse kulüpten çıktıktan sonra istediğini yapıyorlardı. Burada izin vermiyordum. Müşterilerin görmediği ses sistemi vardı odalarda, bu da hem fuhuşu hem sarkıntılığı önlemek amacıyla almak zorunda kaldığımız bir tedbirdi. Burayı satın aldığımda pis ve izbe bir mekandı. Gerçi sahibini tehdit etmiş ve bana satmak zorunda bırakmış olabilirim. Tabi şehre ilk döndüğümde elbette baba evine dönmedim. Kafes dövüşlerinde dövüşerek, oynanan bahislerden elde ettiğim gelirle tüm bunlara sahip oldum. Şimdiki hale gelmesi için de hiçbir masraftan kaçınmadım. Sezgin zaten orduda birlikte yaralandığım adamımdı. Buraya birlikte dönmüştük. O evlenip yuva kurarken ben bir süre ne yapmam gerektiği konusunda kararsızdım. Babam elbette buraya döndüğümü öğrenmişti. Meleği öne sürerek bir kaç yıl sonra beni şirkete davet etmişti. Meleğin adı kanun gibiydi benim için. Hayatında kırmızı çizgileri olur ya insanların, O da benim için öyleydi. Kırmızı çizgiydi. Dokunulmaz, aşılamaz ve kesinlikle korunurdu. Bu nefes aldığım sürece de öyle olacaktı. Depoya gitti adımlarım. Büyük karşılaşmayı gerçekleştirmek istedim artık. Müstakbel kocasını görsün Afra hanım diye düşündüm. Deponun kapısına vardığımda uyuduğunu gördüm. İçeri girip kapıyı kapattım. Karşısındaki sandalyeye oturdum. Gerçekten de inatçıydı bu kız, yemeğe dokunmamıştı. Gözlerini kıpırdattığında heyecanlanmadım desem yalan olurdu. Önce gözleri açıldı, etrafa baktı. Bir süre gerçeği algılayamamış gibi. Sonra benim odada varlığımı farketti. Etraf karanlıktı ve o karanlıkta yeşil gözleri bir kedinin gözleri gibi parlıyordu. Karanlıkta siluetimi farketti ve rahatsızca kıpırdandı. Tetikte duruyor gibi görünmesi beni gülümsetti. “Sen de kimsin?” diye sordu. Lambayı açtım. Beni görmesine müsaade ettim. Gözleri irileşerek bana bakmaya devam etti. “Beni duymuyor musun? Kimsin, diyorum!” diye yüksek sesle tekrar bağırdı. “Merhaba Tavşan! Müstakbel kocan Nigel ben! Nigel Ulaş.” dedim. “Ne saçmalıyorsun sen be?!” diye bağırdı, gözleri alev alev yanıyordu. “Saçmalamıyorum Afra Yenal, ya da artık Afra Ulaş mı demeliyim?!” diye söyledim, gülümseyerek ona bakmaya devam ettim. Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE