Karşımda oturan kıza bakıyorum. Etkilenmiş gibi benden, değil gibi de… Anlayamıyorum.
“Ne zaman evlenmek istersin?” diye soruyorum.
“Sırf babam istedi, mektup ulaştırdın diye seninle evleneceğimi mi sandın? Bunu düşündüren nedir?” diye sordu.
“Bilmiyorum Tavşan, bunu babana soracaktın, ben sadece ölmüş bir adamın son arzusunu yerine getirmek için seni buldum.” dedim.
“Yani herhangi bir kadın da olsam sırf babam istedi diye evlenecek miydin?” diyip şaşkınlıkla bana baktı.
“Evet tam da söylediğini yapacaktım.” dedim tereddütsüz.
“Anlaşılan bir deliyle evleneceğim!” dedi burun kıvırarak.
Gülümsedim bu hali komik gelmişti. Gülümsediğimi görünce “Gülünecek bir şey göremiyorum.” dedi.
“Tavşan, sen hep böyle çok mu konuşursun?” dedim. Oldukça hazır cevap gelmişti bu kız bana, belli ki korkusuzdu ya da aptal cesareti vardı.
Her ikisi de içten içe hoşuma gidiyordu. Bir süre beni süzdü. Bakışlarımı üstünden çekmedim. O da çekmedi.
“Kendinden bahseder misin?” diye sordu en sonunda.
“Peki Afra, ben Nigel Ulaş 32 yaşındayım. Kulüp Meridyen’in sahibiyim.” dedim.
“Şehirdeki en popüler mekan mı? Şaka yapmıyorsun değil mi?” diye merakla sordu.
“Hayır.” diye ciddiyetle yanıt verdim. “Sen kendinden bahseder misin?” diye sorarak ona bakmaya devam ettim.
“Beni aradığına hatta bulduğuna göre hakkımda bir çok şey biliyor olmalısın.” diye cevap verdi.
“Evet, bilmek başka senin anlatman başka.” diye söyledim.
“Pekala haklı olabilirsin. Yine de sen merak ettiklerini sor!” dedi. “Bildiklerini anlatmak istemem.” diye devam etti.
“Neden kulübün birinde şarkı söylüyorsun mesela?” diye sordum.
“Imm cevap basit para için.” diye yanıtladı.
“Peki sana bir iş teklif etsem, burada şarkı söylemeye ne dersin? Ne alıyorsan 3 katı.” dedim.
Gözleri kocaman şaşkınlıkla açıldı. Ağzını açıp kapadı. Yinede tek söylediği “Düşüneyim.” oldu.
“İlginç bir kızsın Afra!” dedim. Ayağa kalkmıştım ki seslendi.
“Nigel, ben burda kalmayacağım değil mi?” diyip bana baktı.
“Elbette serbestsin. Hadi çıkalım. Adamlardan birine söyleyeyim seni gideceğin yere bıraksın. Beni bulmak istersen adresim belli.” dedim.
Arkamdan geldiğini hissettim. Adem’i görünce seslendim.
“Buyur patron!” dedi tok sesiyle. “Adem, kızı istediği yere bırakacaksın. Nereye gitmek isterse oraya.” dedim Afra’ya bakarak. Afra da yeşil gözleriyle dikkatle beni izliyordu. Başını kısaca salladı. Sanki dediklerimi onaylıyordu.
Adem arkasını dönmüş giderken bekledi. Artık karşı karşıyaydık, bir şekilde yakın duruyorduk. Boyu benim ağız kısmıma kadar anca geliyordu. Küçük boylu değildi ama ben zaten çok uzun boylu bir adamdım.
“Dediklerini düşüneceğim.” dedi ve elini uzattı.
Kafamı hafifçe sallayıp “Düşünmen yararına olur.” dedim ve göz kırptım, elini tuttum el sıkışıp bıraktım.
Eli çok soğuktu, bu kız umarım depoda üşütmemiştir, diye düşündüm.
Adem’in peşinden koşarak gitti. “Bakalım ne zaman geleceksin Tavşan?” diye düşünerek kulüpten ayrılmaya karar verdim.
Kafes dövüşlerine gidecektim. İhtiyacım vardı. Sezgin’i gördüğümde Sezgin yanıma geldi.
“Ne o patron? Kızla işler nasıl gitti?” diye sordu.
“Bilmiyorum Sezgin, kız serbest. Ben kafes dövüşlerine gidiyorum. Burası sana emanet!” dedim.
“Tamam.” dedi Sezgin ve ben hızla yanından ayrıldım.
Geldiğim yerde yeraltı kafes dövüşleri yapılıyordu. Elbette ölümüne değil, ama ölümler olduğu da oluyordu.
Burda o kadar çok para için harcanmış hayatlar vardı ki, ölenler kimsenin umurunda değildi. Ben mi? Ben unutmak için geliyorum. Acı çekmek için. Acı bedenimi uyuştururken uyumamı sağlıyor. Esir tutulduktan sonra kimseyle birlikte aynı yatakta uyumadım. Biriyle yatamam. Seks yapsam bile farketmez. Hiç bir kadınla uyumam. Dahası kimseyle uyumam.
Demir sürgüyü açan adam “Kara, hoşgeldin!” dedi. “Eyvallah!” dedim ve açtığı kapıdan içeri girdim.
“Dövüşmeye mi izlemeye mi geldin?” diye sordu. “Dövüşmeye!” dedim.
“Tamam patron sana bu gecenin en iyisini ayarlar şimdi. Geç hazırlan!” dedi adam ve ortadan kayboldu.
İzbe rutubet kokan sıvaları dökülmüş berbat bir yerdi burası, terkedilmiş gibi görünüyordu dışardan. Ama içinde neler olduğunu ancak buraya girenler çözebiliyordu. Kale gibi korunuyordu çünkü. Polisler burayı bilselerde bilmemezlikten gelmeyi yeğliyordu.
Soyunmuştum altımdaki şortla kaldığımda kapıyı Merve açtı. Buranın sahibinin kızı, nasıl öğreniyor buraya geldiğimi bilmiyorum henüz. Gelir gelmez yanımda alıyor soluğu. Karnıma elini koymaya çalışılıyor.
Elini tutup uzaklaştırıyorum. “Dokunmamam gerektiğini kaç kere söyleyeceğim.” diye kızgınlıkla söyledim.
“Kara seni çok özledim, sen dokun öyleyse.” dedi. Oldukça kısa eteğini yukarı kaldırarak hiç bir yerini örtmeyen siyah tangasını gösterdi.
“Merve buraya sikişmeye değil, dövüşmeye geldim.” dedim.
“Lütfen Kara, dövüşten sonra ımmm…” diyip tangasının üstünden kendini okşadı parmağıyla.
“Belki fena yaralanacağım ne belli?” diye sordum, bazen canımı çok sıkıyordu.
“Sen en iyisisin Kara! Çok güçlüsün!” diye haykırdı.
Kapıyı bana açan adam geldi de kurtardı şu kızdan beni. “Rakibin hazır! Şimdi çıkacak mısın?” diye sordu.
“Evet, çıkacağım. Geliyorum.” dedim. Merve beni izliyordu. Dövüş çıplak elle oynanıyordu. Hatta ayaklarımız bile çıplak oluyordu. Beton zeminin soğukluğu esir düştüğüm yeri hatırlatıyordu bana. Belki buraya bu yüzden müdavim olmuştum. Bir çeşit intikam almaya çalışıyordum belki de geçmişimden.
Rakibim ben boylarda daha iri bir adamdı. Kırklı yaşlarda gözüküyordu. Merve arkamdan “Kara!” diye tezahürat etmeye şimdiden başlamıştı.
Karşılaşma başladığında sertçe bir yumruk yedim önce çeneme vurmuştu. Yumruğu sağlamdı. Sevdim bu rakibi…
Dövüş sırasında oynanan bahisler hemen hemen eşitti. Bir ara görüşüm bulanıklaştı. Ama pes etmedim henüz değil. Rakibim beni alt edeceğini düşünmeliydi. Sonrasında gerçek dövüşümü görecekti, şimdi kazanıyor gibi düşünmesine izin veriyordum sadece.
Bir süre sonra buna son vererek karşı saldırıya geçtim. Üst üste indirdiğim darbeler sonunda nihayet hareket edemez hale gelmişti. Kazanmıştım.
Tezahüratlar yükselirken elimi kaldırdım. Kafesten çıktığımda ağrıyan yerlerim kendini göstermeye başladı. Terlemiş ve yorulmuştum. Soyunma odasına ilerlerken tekrar Merve’nin beni beklediğini gördüm.
Başımı olumsuz anlamda salladım. Bu kadın neden bu kadar ısrarcı, anlayamıyordum.
“Merve gideceğim. Çekil yolumdan.” dedim. Hala ısrar etmeye devam ediyordu ki “Merve!” diye yüksek sesle bağırmak durumunda kaldım.
“Tamam Kara!” diye öfleyerek uzaklaşmaya başladı, hele şükür dedim.
Duşumu hızlıca alıp giyindim ve çıktım. Üzerine oynanan bahisin yüzde ellisi hesabıma yatıyordu. Çok az komisyonlar alırken şimdi yarısını alıyordum. İhtiyacım olduğundan değil ama bu bahisten kazandığım parayla kulübümü satın alabilmiştim.
Bir telefon geldi oradan arabama giderken. Telefona baktığımda Sezgin’in olduğunu gördüm. Hemen cevapladım.
“Sezgin!”
“Patron, kız burada!” dedi karşıdan.
“Kız kim Sezgin?”
“Tavşan! O burada.” dedi.
“Tamam, şimdi hemen geliyorum.” dedim ve kapattım. Canavarıma atlayıp kulübe doğru yola çıktım.
“Neden gelmişti ki bu kız?” diye aklımdan geçiriyordum.
Devam edecek…