YUSUF
Sidranın gideceği yer otele çok yakındı. Heralde kendi halleder diye düşünüp hiç gitmemiştim yanına. Zaten oda gelmemi istemez diye tahmin ediyordum.
Büroyu kapatıp çıktığımda saat 4 e geliyordu. Lanet kız biraz da beklesin diye düşünürken, uçağı kaçıracağı takdirde bir gün daha başıma ekşirdi.
Hızla çıkıp otelin önüne geldim. Arayıp in desem babam doğru söylüyor numarası bile yok bende.
Otele girip lobiye ilerledim. Görünürde yoktu.
Dünkü yavşak çalışanın yanına gidip sordum.
“Şey ben dün bi hanımla gelmiştim buraya onu arayıp lobiye inmesini söyler misiniz?”
Oğlan ağzı açık yan tarafıma bakarken
“A-arkanızdaki hanımefendi mi?” diye sordu.
Bedenim sabit dururken başımı bi an çevirip Sidrayı gördüm oğlana dönüp “evet” dediğimde hızla tekrar Sidraya döndüm.
“Siktir..” gece mavisi spor bi büstiyerin üzerine kot şort giymiş, açıkta kalan göbeğinden sağ beline doğru sarmaşık tarzında dövmeler iniyordu.
“Siktir lan… bu ne hal kızım” beline uzanan uzun saçlarını yana topladı.
“Ne varmış halimde?” derken kollarını iki yana açıp kendisine göz gezdirdi.
“Kızım sen Mardin’den geliyorsun, şimdi de oraya dönüyorsun. Babamların bu giydiklerinden haberi var mı? Hele şu göbeğindeki zımbırtılardan?”
“Sultan anne hepsini biliyor, ayrıca seni de ilgilendirmez.”
“Ne demek ilgilendirmez lan, kaç erkek var o konakta biliyor musun sen?”
Ayak üstü tartışıyorduk resmen kolundan tutup yanındaki valizle doğru arabaya sürükledim.
Başlarım böyle işe kıskandığımdan değil. Sonuçta herkes benim karım olarak biliyor birinin yan gözle bakmasını elbette istemem. Bu benim adıma leke sürer.
Alelacele arabaya sokup hızla şoför koltuğuna oturdum.
“Bana bak sen kaç kişilik konakta yaşıyorsun haberin varmı lan.”
Bana bakarak alayla saymaya başaladı.
“Kenan baba, Sultan anne, Dicle, Rohat, Elfin abla, Baran enişte, ikizler, Ferzan amca, Delal yenge, Asmin, Yiğit ile Semih abi kahya ve korumaları da sayıyım mı? “
“Dalga mı geçiyorsun kız sen benimle.”
“Yooo, kaç kişilik konakta yaşıyorsun dedin, saydım.”
“İyi bellemişsin… o kadar insan arasında bu kılık ne bişey demiyorlar mı? “
“Cık.. demiyorlar! Kocam mı var bana karışacak, sende orda yaşamıyorsun o yüzden seni de ilgilendirmiyor.”
“Dil değil, baca küreği mübarek”
Arabayı çalıştırıp en yakın mağazalardan birinin önüne çektim. Kucağına cüzdandan çıkardığım kredi kartını atıp.
“Git şurdan üzerine doğru düzgün bir şey al” dedim.
Kollarını göğsünde birleştirip camdan dışarı bakmaya başladı.
“Sana diyorum aloooo”
Hala beni duymamazlıktan geliyordu.
“Bana bak kalk çabuk yoksa ben bişey alır gelir üzerine geçiririm”
“İstemiyorum kalkmicam. Uçağım kaçacak.”
“Öyle mi?” deyip hışımla indim arabadan. Direk mağazaya girip önüme ilk gelen reyondan kısa kollu dizaltı bi elbise aldım. Kasaya yönelip parayı ödedim.
Arabaya döndüğümde hala somurtuyordu.
“Giy şunu”
“Giymiyorum”
“Giymezsen zorla giydiririm.”
Aldırış etmeyen kıza öfkeyle bakarken saat ilerliyordu. Torbanın içinden kıyafeti çıkarıp etiketi kopardım. Elimde topladığım elbiseyi başından geçirdim.
“Oof dur be saçımı bozuyorsun” kollarından tutup elbiseye sokuştururken yan dönmüş bedenim ona iyiden iyiye yaklaşmıştı. Buram buram gelen gül kokusu burnuma çarptı. Kolunu savurdukça daha fazla geliyordu koku. Elim göğsüne çarpınca içim gıcıklandı. Taş gibiydi memeleri.
“Tamam bırak giyerim ben.”
Ne düşünüyorum lan ben diye içimden silkeledim kendimi. Belkide bilinçaltım bana yasak olmadığı için hallediyordu kendi kendine, başka bi açıklaması olamazdı.
Aslım varken bana herkes yasaktı oysa. Onu gördüğüm ilk an hayatımın kadını olduğunu anlamıştım. Şimdi şerefsizlik yapmanın alemi yoktu.
.
.
.
8 YIL ÖNCE
Kampüsün kafeteryasında oturan arkadaşların yanına vardığımda herkes kendi halindeydi. Masadaki boşta durma çayı alıp dudaklarıma götürdüm.
Sinan, Oğuz ve Ceren bizim daimi arkadaş grubumuzdu. Sinan ile Ceren birbirleriyle dalaşsalarda Oğuz’la onlara gülüp günün birinde bunlar evlenir derdik hep.
Cerenin o an esprisine gülerken ağzımdaki çayı komple Oğuz’un üzerine boşalttım.
“Naptın lan! “
“Kusura bakma oğlum vallahi tutamadım kendimi”
“Siktir… oğlum bi kızla buluşacaktım lan ne hale getirdin gömleği. “ tepsideki kuru peçetelerle almaya çalışsa da ıslaklığı beyaz gömleğinin üzerinde sarı çay lekeleri çok barizdi.
“Seven seni böyle sevsin nolcak oğlum “
“Demek öyle gel bakalım buraya” eline kaptığı çay bardağıyla üzerime gelince masadan fırlayıp geri geri gitmeye başladım.
“Dur lan napıyorsun?”
“Madem beni bu hale getirdin sende aynı hale gel bakalım”
“Saçmalama lan yanarız bırak şu bardağı” geri geri kaçarken gülüyorduk birbirimize.
Bu şakalaşmanın hayatıma getirisi fazlaydı o gün. Geri geri kaçarken birden takılıp düştüm.
Bedenim soğuk zeminde olması gerekirken sıcak yumuşak bir şeyin üzerindeydim.
Altımdan bir inilti koptu.
“Ooof başııım kalk be ayı üzerimden” altımdan gelen boğuk sesle biranda ne olduğunu şaşırdım. Oğuz kahkahalarıyla ortadan ikiye çatlayacak gibi gülüyordu.
“Kızın üzerine düştün lan! “
Bi anda kendimi toparlayıp ayağa fırladım.
“Öz-özür dilerim.” Esmer saçları beline kadar, iri kahverengi gözleri adamı esir alacak türdendi. Kalp gibi minicik ağzı bana sinirle buruşurken kalın kaşları çatıldı.
Hemen elimi uzatıp kalkması için yardım ettim. Allahım sıcacık elleri ellerimle buluşunca olanlar oldu. Çevremiz insanlarla dolu olmasa kendime çekip dudaklarına yapışabilirdim.
Narin vücudunu hayvan gibi ezmiştim.
O an deli gibi tutuldum o, bir çift iri göze.
Peşine düştüğümde ziraat fakültesinde okuduğunu öğrendim. Bir hafta boyunca uzaktan takip ettim. Her gün aynı masaya oturup dersten önce kahve içerken izledim onu. Gidip konuşmaya cesaret bulamadım. Ama böyle boş boşta uzaktan izleyemezdim.
Bi kaç hafta her gün sabit oturduğu yere gül ve bir şiir bıraktım. Artık kalbim bedenime büyük geliyordu. Günden güne onu içimde büyütüyordum.
Yine bir gün erkenden gidip masasına gülü ve şiiri bıraktım. Uzaklaşmak için geri döndüğümde yüz yüze geldik.
O gülmeye başlayınca elim enseme gitti mahcup mahcup bende gülmeye başladım. “Bi kahve?” derken oda gülerek başıyla onayladı. O gün başladı ilişkimiz.
İkimizin de son senesiydi. Arkadaşıyla evde kalıyordu. Babası çok küçükken annesiyle ayrılmış. Sapanca’da kalan annesine uzak olduğu için arkadaşlarla ev tutmuşlar.
İlişkimiz başladıktan 2 ay sonra benim evime taşındı. Tabi ben Oğuz’u evden kovdum o dönem. Sonuçta bi kıllı adamla güne başlamak vardı, birde sevdiğim kadınla.
Son yılımız mükemmeldi. İlkiydim ben her anlamda…
Hiç kavga etmezdik. Her gece sevişerek girdiğimiz yatakta sabahları güneşi sarmaş dolaş karşılardık. Pijamayla girdiğimiz zaman bile sabahları çırılçıplak uyanırdık. Geceleri ya o, ya ben uyanınca durduramazdık ellerimizi.
Aşk, sevgi, şehvet, birbirimizin iliklerinde tattık biz, bir olduk, tek vücut olduk.
Okullarımız bitince staj bahaneleriyle bir yıl daha oyaladık ailelerimizi.
Memleketten babam gel artık diye bastırınca bahanelerim tükenmişti. Gitmeden Aslı nın annesiyle tanıştım. İzin isteyip onu da yanımda ailemle tanıştırmak için götürdüm. Rahat bi kadındı. Bizim oralar gibi değildi tabi İstanbul.
.
.
.
ŞİMDİKİ ZAMAN
Geçmişe daldı havaalanına giderken sanki gözlerim. Neyi aradım bilemedim.
Çılgınca sevişerek geçirdiğimiz gecelerimizi mi yoksa birbirimizin kollarında sabahlara kadar tattığımız huzurumuzu mu anlamadım.
Aslı da değişmişti bende…
Şehvetimiz bakiydi…
Huzurumuz yoktu. Her an nerden kavga gelecek çözemiyordum savaş baltalarımız ne zaman çıkar hiç belli olmuyordu. Tek iyi yanı barışma sexlerimizdi.
Çocuk düşünmeye fırsatımız bile olmuyordu. Bir şekilde biz anlaşıyorduk ama şu an bu ortama çocuk da çok sağlıksızdı zaten.
Sidra yanımda somurturken saçlarının uçlarıyla oyalanıyordu.
Arabayı park ederken dayanamayıp patladım.
“İşlerini hallettin mi? “
“Evet hallettim.”
“Ee madem tek başına bişeyleri halledebiliyorsun ben neden senin şoförlüğünü yapıyorum bi taksiye binip gidemedin mi kendin!”
Arabada yan dönüp saydırırken. Gözleri dolmaya geldi.
“Ben de sana çok meraklı değilim. Kenan baba istedi. Bana değil ara ona söyle sıkıyorsa”
“Bana bak elimde kalırsın” her lafını altında bi iğneleme vardı bu kızın.
“Asıl sen bana bak, kendini bulunmaz hint kumaşı sanma kimse sana ölüp bitmiyor. Seçme şansım olsaydı bu dünyada seçebileceğim son erkek bile olmazdın sen.”
Son cümlesini söylerken gözünde biriken ıslaklık damla olarak yeri boyladı. Hışımla kapıyı açıp çıkarken arkasından baka kaldım.
Bende hızla inip bagajdaki valizi aldım. Arkasından yetişmeye çalışırken çok hızlıydı. Bilet kontrol noktasına benden önce ulaşmıştı.
Valizi yanına bırakıp “benden bu kadar” dedim.
Yanından ayrılmadan önce babamı aradım.
“Alo baba ben Sidrayı havaalanına bıraktım. Haberiniz olsun.”
Bu sefer cevap bile vermedi babam. Direk telefon yüzüme kapandı.
O sırada Sidra eline aldığı valizle bilet kontrol noktasından içeri alındı. Benim o tarafa geçmem mümkün değildi. Biraz ilerleyince bana dönüp eteklerinden tuttuğu elbisesini başından geçirip çıkardı.
Herkes dönüp Sidra ya bakarken o elinde toparladığı elbiseyi bana doğru fırlatıp bağırdı.
“Sen giy, eminim çok yakışır.”
Herkes bize bakıp gülerken kulaklarıma kadar kızarmıştım resmen. Önüme savrulan elbise ayaklarımın dibindeydi.
“Seni varya! “ elbiseyi elime alıp buruşturdum.
Lanet olsun arkasına bakmadan giderken havaya kaldırdığı elini sallıyordu.
Kim bu kadar şimarttı ki bu kızı. Ne yerini ne haddini biliyor. Yarı çıplak uçağa binip memlekete nasıl gider bu kılıkta. Ya tanıyan biri görürse demez mi Yusufun karısı yarı çıplak.
Bi elimde elbiseyi buruştururken diğer elimle cebinden çıkardığım telefonla anamı aradım.
“Alo anne”
“Söyle hayırsız oğlum.”
“Başlama anne yine” annemi sık sık arayıp konuşurduk. Hala her telefonumda sitemini yutuyordum.
“Söyle ne var. Yolladın mı Sidra yı”
“Yolladım anne de bu kılık ne bu kız hep böyle mi giyiniyor?”
“Ne varmış kılığında”
“Dövmesi bile var anne göbeğinde nasıl görmezsiniz”
“Haa ne varmış şimdi herkes de var geçen yıl çocuklarla gidip yaptırdılar.”
“Çocuklar?” Bizim evde çocuk mu var dövme yaptıracak. Aklım kurcalandı bi an.
“Rohat, Dicle, Semih hepbirlikte gittiler.”
Duyduklarım şaka heralde.
“Ana benim karımın ne işi var Semihle Rohatla dövmecide bide Dicle yi takmışlar peşine o kız daha kaç yaşında”
“Sus eşşek sıpası yeni mi geldi karın olduğu aklına. Zaten mahcubuz karışma kıza”
Yuh ulan yuh amına koyuyum bu nasıl iş. Zamanında Gülşahı bakkala yollamazdı ailem laf olur diye şimdi Dicle’yle karım erkeklerle dövmecide geziyor.
Yok bu kesinlikle şaka olmalı. Bizim oralar mı değişti bizimkiler mi?
“Tamam ana tamam” deyip kapattım telefonu.
Annem her aramasında sıkıştırırdı beni neymiş efendim orada da bi karım varmış ayda bi kaç sefer bari gitseymişim. Ben anamı babamı kardeşlerimi görmemişim 6 yıl bi sümüklüye mi gideceğim. Gerçi sümüklü demek bu kıza günahtı taş gibiydi hele o kalçaları. Siktir… bok mu var benim bu aklımda niye saçma sapan şeyler düşünüyor. Neyse… 20 yaşına gelmiş evli kadın hala bakireymiş, kısırmı diye soruyorlarmış birde. Ellerin torunu olmuş bizimkilerin kucağı boşmuş. Gülbaharın vardı çocuğu ama haliyle o konakta değildi. Ablam Elfinin ikiz çocukları büyümüştü. Bizimkiler sevmeye yanlarına bebek arıyordu. Amcamın çocukları da bekardı. Gerçi olsa yengem az garez yapmazdı anama.
Amaçları oraya gidersem beni sidrayla bir odaya sokmaktı. Ondan sonra uğraş Aslı’yla. Bu yüzden yıllar oldu görmedim ailemi. Ama benim de artık canıma tak etmek üzereydi bu özlem. Telefonlar artık yetmiyordu.
İnsan doğup büyüdüğü toprakların kokusunu arıyor illede.
Hayırlısı bakalım belki önümüzdeki bayram Aslıyı ikna edersem birlikte gideriz.
Aslı demişken karıma süpriz yapmak istedim annesine gidip alır sonra da güzel bi yemek yeriz diye hesaplayarak yola çıktım.