Yağmur dinmiş ve vakit öğlen olmasına rağmen hava hâlâ karanlıktı. Bulutlar, büyük gri yün yumakları halinde güneşin önünden hızla geçmeye devam ederken, rüzgâr uğulduyordu. Kulak tırmalayan siren sesleri gitgide uzaklaşmaya başladı. Eski bir çekicinin arkasından tıngırdayarak sürüklenip götürülen hurda araç, arabanın yanından yavaşça geçtiği sırada, Samantha başını yasladığı camdan hafifçe kaldırıp, eskiden az da olsa bir değeri olan tek mal varlığının arkasından acıyla baktı. Tamiri imkânsız olan, yüzeyi kırış kırış bir kumaş parçasını andıran pembe metal yığını, onun sahip olmayı sevdiği tek şeydi. Belki, eski modeldi. Yıpranmış egsozu, motoru çalıştırırken kötü ses çıkarıyordu. Yan aynalarından birisi pas akıttığı için sisli gösteriyordu, demirleri çıkmış koltuk yayları rahatsız edec

