Burdayım

1902 Kelimeler
Akşam saatlerinde Demir ve Derin bürodan çıkıp eve geldiler. Ev sessiz değildi; mutfaktan tabak sesleri geliyordu. Derin gülümseyerek kapıyı kapattı. “Dicle yine nöbetten erken çıkmış galiba.” dedi. Demir kaşını kaldırdı. “Yine mi yemek yapıyor?” Tam o sırada mutfaktan bir ses geldi. “Duyuyorum sizi!” Dicle Çelikoğlu mutfaktan çıktı. Üzerinde rahat bir eşofman vardı ama boynunda hâlâ hastane kartı duruyordu. Saçlarını gelişigüzel toplamıştı. Derin gülerek yanına gitti. “Doktor hanım bugün erken mi kaçtı hastaneden?” Dicle gözlerini devirdi. “Kaçmadım, nöbetim bitti.” Sonra Demir’e baktı. “Ve evet, yine yemek yapıyorum çünkü siz ikiniz de kendinizi aç bırakıyorsunuz.” Demir ceketini çıkarıp sandalyeye attı. “Avukatların hayatı zor.” Dicle alaycı bir şekilde gülümsedi. “Doktorların hayatı çok kolay sanki.” Derin masaya tabakları yerleştirmeye başladı. “Bugün hastanede nasıl geçti?” diye sordu. Dicle bir an durdu. “Yoğundu.” dedi. Ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Derin bunu hemen fark etti. Kaşlarını kaldırdı. “Bir şey var.” Dicle şaşırmış gibi yaptı. “Ne?” Derin sandalyeye oturup ona baktı. “Seni tanıyorum Dicle.” Demir de meraklandı. “Gerçekten. O gülümseme ‘bir şey oldu’ gülümsemesi.” Dicle birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra istemeden güldü. “Tamam.” dedi. “Bugün yeni bir doktor geldi.” Derin hemen sordu. “Ve?” Dicle omuz silkti. “Adı Emre.” Demir kollarını bağladı. “Devam et.” Dicle gülerek anlattı. “Acilde çalışıyor. Birlikte bir vakaya baktık.” Derin hafifçe gülümsedi. “Ve?” Dicle biraz utangaç bir şekilde devam etti. “Sonra kahve içmek ister misin dedi.” Demir hemen konuştu. “Ve sen?” Dicle masaya bakarak cevap verdi. “Evet dedim.” Derin heyecanla gülümsedi. “Dicleee!” Demir ise korumacı bir abi gibi kaşlarını çattı. “Bu Emre nasıl biri?” Dicle hemen karşılık verdi. “Abi, sorguya çekme adamı.” Derin kahkaha attı. Ev bir anda sıcak ve neşeli bir havayla dolmuştu. Ama Dicle’nin aklında küçük bir soru vardı. Bu kahve sadece bir kahve mi olacaktı… yoksa yeni bir hikâyenin başlangıcı mı? ☕️ Tamam, bu sefer hikâyeyi farklı bir sahneden devam ettirelim. Ertesi sabah büro oldukça yoğundu. Derin masasının başında bir dosya hazırlıyordu. Demir ise telefonda müvekkille konuşuyordu. “Merak etmeyin,” dedi Demir ciddi bir sesle. “Bugün dilekçeyi mahkemeye sunacağız.” Telefonu kapattığında Derin ona baktı. “Demir… bu dava gerçekten zor.” Demir gülümsedi. “Zor davaları kazanmak bizim işimiz.” Derin hafifçe gülümsedi ama gözlerinde hâlâ bir yorgunluk vardı. Demir bunu fark etti. Masanın etrafından dolaşıp Derin’in yanına geldi. Yavaşça Derin’in saçlarını okşadı. “Seni yine düşünceli görüyorum.” Derin derin bir nefes aldı. “Bazen… depremden önceki hayatımı hatırlıyorum.” Demir’in yüzü yumuşadı. Derin’in ellerini tuttu. “Artık yalnız değilsin Derin.” Sonra gözlerinin içine bakarak fısıldadı: “Seni seviyorum sevgilim. Sana bir daha asla acı yaşatmayacağım.” Derin başını salladı ve hafifçe gülümsedi. Tam o sırada büro kapısı açıldı. İçeri Dicle girdi. Beyaz doktor önlüğü hâlâ üzerindeydi. “Selam avukatlar.” Demir şaşırdı. “Dicle? Hastanede değil miydin?” Dicle sandalyeye oturdu. “Aslında bir şey söylemeye geldim.” Derin merakla baktı. “Ne oldu?” Dicle biraz gülümseyerek söyledi: “Bugün hastanede Doktor Emre ile birlikte nöbetteydik… ve akşam birlikte yemek yiyeceğiz.” Demir kaşlarını kaldırdı. “Ciddi misin?” Dicle başını salladı. “Evet. Onu biraz daha tanımak istiyorum.” Derin hemen heyecanlandı. “Bu çok güzel!” Demir ise kardeşine dikkatlice baktı. “Eğer seni üzerse…” Dicle gülerek sözünü kesti. “Abi lütfen.” Üçü de gülmeye başladı. Ama o gün hiçbiri bilmiyordu… Akşam olacak şeyler herkesin hayatını biraz değiştirecekti. Akşam olduğunda hastanenin karşısındaki küçük bir restoranda Dicle masada oturuyordu. Saatine baktı. Biraz heyecanlıydı. Bir süre sonra kapı açıldı ve içeri Emre girdi. Dicle onu hemen fark etti. Emre gülümseyerek masaya yaklaştı. “Beklettim mi?” Dicle başını salladı. “Hayır, ben de yeni geldim.” Emre sandalyeye oturdu. Birkaç saniye birbirlerine gülümsediler. Gün boyu hastanede birlikte çalışıyorlardı ama ilk defa hastane dışında konuşuyorlardı. Emre sordu: “Yoğun bir gün müydü?” Dicle hafifçe güldü. “Acilde çalışan iki doktor için her gün yoğun.” Emre de gülümsedi. “Doğru.” Bir süre hastanedeki hastalardan, gün içinde yaşadıkları komik olaylardan konuştular. Dicle’nin yüzündeki gerginlik yavaş yavaş kayboldu. Emre sonra biraz ciddi bir şekilde sordu: “Evde kimlerle yaşıyorsun?” Dicle cevap verdi. “Abim Demir ve onun sevgilisi Derin’le.” Emre başını salladı. “Demir avukat değil mi?” Dicle şaşırdı. “Evet. Tanıyor musun?” Emre gülümsedi. “Adını duydum. Başarılı bir avukatmış.” Bu sırada evde Derin ve Demir salonda oturuyordu. Önlerinde yine dava dosyaları vardı. Derin dosyayı kapattı. “Yarınki duruşma beni biraz geriyor.” Demir sandalyeden kalktı ve Derin’in yanına geldi. Yavaşça saçlarını okşadı. “Sen çok iyi bir avukatsın Derin. Bunu ben değil herkes söylüyor.” Derin gülümsedi ama gözlerinde hâlâ düşünceler vardı. Demir onun çenesini hafifçe kaldırdı. “Seni seviyorum sevgilim.” Sonra ekledi: “Ve sana söz verdim… seni bir daha asla üzmeyeceğim.” Derin onun omzuna yaslandı. “Biliyorum.” Tam o sırada Dicle kapıyı açıp eve girdi. Demir hemen sordu: “Nasıl geçti?” Dicle gülümseyerek montunu çıkardı. “Güzel geçti.” Derin merakla yaklaştı. “Emre nasıl biri?” Dicle bir an düşündü ve sonra gülümsedi. “Sanırım… onu gerçekten tanımak istiyorum.” Demir kardeşine baktı. İlk defa yüzünde biraz rahatlamış bir ifade vardı. Ama o gece kimsenin bilmediği bir şey vardı. Ertesi gün mahkemede olacak bir olay… Demir ve Derin’in hayatını tamamen değiştirecekti. Ertesi gün adliye oldukça kalabalıktı. Derin ve Demir yan yana yürüyerek mahkeme salonuna girdiler. Ellerinde kalın dava dosyaları vardı. Bu dava haftalardır üzerinde çalıştıkları çok önemli bir davaydı. Duruşma başladığında karşı tarafın avukatı oldukça sert konuşuyordu. Ama Derin sakin kaldı. Sırası geldiğinde ayağa kalktı ve delilleri tek tek anlattı. Salon tamamen sessizleşmişti. Demir Derin’e bakıyordu. Onun ne kadar güçlü bir avukat olduğunu bir kez daha görüyordu. Bir süre sonra hâkim kararını açıkladı. “Mahkeme… davanın davacı taraf olan Avukat Demir Çelikoğlu ve Avukat Derin lehine sonuçlanmasına karar vermiştir.” Derin derin bir nefes aldı. Demir hafifçe gülümsedi. Davayı kazanmışlardı. Mahkeme salonundan çıktıklarında Demir sevinçle Derin’e döndü. “Başardık.” Derin de gülümsedi. “Birlikte başardık.” Demir bir an durdu ve Derin’in saçlarını nazikçe okşadı. “Sen olmasaydın bu davayı kazanamazdık.” Derin tam bir şey söyleyecekti ki koridorda davayı kaybeden adam onlara sert bir bakış attı. Yüzü öfkeyle doluydu. Adam dişlerini sıkarak mırıldandı: “Bu iş burada bitmedi.” Ama Demir ve Derin bunu çok önemsemeden adliyeden çıktılar. Akşam olduğunda Derin büroda biraz daha çalışmak için kalmıştı. Demir bir müvekkille görüşmeye gitmişti. Büro neredeyse boştu. Derin masasında dosyaları incelerken kapı yavaşça açıldı. Derin başını kaldırdı. Kapıda davayı kaybeden o adam duruyordu. Derin şaşkınlıkla ayağa kalktı. “Buraya nasıl girdiniz?” Adam öfkeyle yaklaştı. “Benim hayatımı mahvettin.” Derin sakin olmaya çalıştı. “Mahkeme karar verdi. Ben sadece görevimi yaptım.” Ama adam çok sinirliydi. Bir anda Derin’i sertçe itti. Derin dengesini kaybedip yere düştü. Tam o sırada kapı açıldı. Demir içeri girmişti. Derin’i yerde görünce gözleri büyüdü. “Derin!” Demir hızla adamın yanına gitti ve onu Derin’den uzaklaştırdı. “Derin’e dokunamazsın!” Adam güvenliği görünce kaçmaya çalıştı ama koridorda yakalandı. Demir hemen Derin’in yanına çöktü. “İyi misin?” Derin biraz korkmuştu ama başını salladı. “İyiyim…” Demir onu ayağa kaldırdı ve sıkıca sarıldı. Sesi titriyordu. “Sana bir şey olsaydı…” Derin Demir’e sarıldı. “Buradasın… artık iyiyim.” Demir onun saçlarını okşadı ve fısıldadı: “Seni seviyorum sevgilim… sana bir daha kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim.” O an Demir sadece bir avukat değil… Derin’i korumaya hazır bir adamdı.Mahkeme çıkışından sonra yaşanan kavga sırasında adam Derin’i sertçe ittiğinde Derin dengesini kaybedip masanın köşesine çarpmıştı. İlk başta Demir sadece yere düştüğünü sanmıştı. Ama Derin ayağa kalkmaya çalışırken Demir bir şey fark etti. Derin’in saçlarının arasından kan akıyordu. “Derin…” dedi Demir panikle. Derin başını tuttu. Biraz sersemlemişti. “Başım… dönüyor.” Demir’in kalbi hızla atmaya başladı. Hemen Derin’i tutup sandalyeye oturttu. Ellerinin titrediğini fark etti. “Derin bana bak. Gözlerini kapatma.” Derin zorla gözlerini açık tutmaya çalışıyordu. O sırada bürodaki biri hemen ambulans çağırdı. Birkaç dakika sonra ambulans geldi ve Derin sedyeye alındı. Demir bir an bile yanından ayrılmadı. Ambulansın içinde Demir Derin’in elini sıkıca tutuyordu. “Dayan Derin… birazdan hastanedeyiz.” Derin yavaşça fısıldadı: “Demir…” “Buradayım.” “İyiyim… merak etme.” Ama Demir’in gözleri dolmuştu. Ambulans hastaneye geldiğinde kapıda onları Dicle karşıladı. Hastanede nöbetteydi. Sedye içeri girince Dicle bir anda dondu. “Derin?!” Hemen yanına koştu. “Ne oldu?” Demir’in sesi titriyordu. “Büroya saldırdı biri… Derin başını çarptı.” Dicle hemen doktor moduna geçti. “Hemen tomografi çekilecek.” Derin acil odaya alındı. Kapı kapandığında Demir koridorda tek başına kaldı. Elleri hâlâ titriyordu. Bir süre sonra Dicle dışarı çıktı. Demir hemen ayağa kalktı. “Nasıl?” Dicle sakin bir sesle konuştu ama yüzünde ciddiyet vardı. “Kafasında bir kesik var. Biraz kan kaybetti ama şu an kontrol altında.” Demir derin bir nefes aldı. “Onu görebilir miyim?” “Birazdan.” Bir süre sonra Demir odaya girdi. Derin yatakta uzanıyordu. Başında bandaj vardı. Gözlerini yavaşça açtı. Demir hemen yanına oturdu. Elini tuttu. “Beni çok korkuttun.” Derin zayıf bir şekilde gülümsedi. “Abartıyorsun…” Demir başını salladı ve Derin’in saçlarını çok nazikçe okşadı. “Seni seviyorum sevgilim…” Sonra gözlerinin içine bakarak fısıldadı: “Bir daha seni kaybetme korkusu yaşamak istemiyorum.” Derin onun elini sıktı. “Kaybetmeyeceksin.” Kapının önünde ise Dicle duruyordu. Yanında hastanedeki doktorlardan biri vardı. Doktor Emre. Emre sessizce Dicle’ye baktı. “İyi olacak.” Dicle başını salladı ama gözleri hâlâ Derin’in odasındaydı.Derin hastane odasında yatıyordu. Başında beyaz bir bandaj vardı. Serum takılmıştı. Biraz halsizdi ama bilinci açıktı. Kapı açıldı ve içeri Doktor Emre girdi. Elinde Derin’in tetkik sonuçları vardı. Ciddi bir ifadeyle dosyaya baktı. Demir hemen ayağa kalktı. “Nasıl durumu?” Emre sakin bir sesle konuştu. “Kafasında kesik var ve darbe almış. Tomografi sonuçları temiz ama yine de dikkatli olmamız gerekiyor.” Derin hafifçe başını çevirdi. “Ben iyiyim aslında…” Emre başını salladı. “Yine de bu gece hastanede kalman gerekiyor.” Demir hemen sordu: “Neden?” Emre açıklamaya başladı. “Kafaya alınan darbelerde bazen belirtiler birkaç saat sonra ortaya çıkabilir. Baş dönmesi, mide bulantısı ya da farklı bir şey olursa hemen müdahale etmemiz lazım.” Dicle de odadaydı. O da doktor olarak Emre’yi onayladı. “Emre haklı. Bu gece burada kalması daha güvenli.” Derin biraz itiraz etmek istedi. “Ama ben eve gitmek istiyorum…” Demir hemen Derin’in yanına geldi. Elini tuttu. “Hayır. Burada kalacaksın.” Derin ona baktı. “Demir…” Demir yavaşça Derin’in saçlarını okşadı. “Seni bugün o halde görmek… hayatımın en korkunç anlarından biriydi.” Derin sessizleşti. Demir gözlerinin içine bakarak fısıldadı: “Lütfen bu gece burada kal.” Derin sonunda başını salladı. “Peki…” Emre dosyayı kapattı. “İyi bir karar.” Sonra Derin’e baktı. “Biraz dinlen. Hemşireler seni kontrol edecek.” Emre kapıya doğru yürüdü. Dicle de onunla birlikte çıktı. Koridorda Dicle Emre’ye baktı. “Teşekkür ederim.” Emre hafifçe gülümsedi. “Ben sadece işimi yaptım.” Ama gözleri kısa bir an Dicle’de kaldı. O sırada odada Demir hâlâ Derin’in yanında oturuyordu. Elini bırakmıyordu. Derin gözlerini kapatırken Demir yavaşça fısıldadı: “Buradayım… hiçbir yere gitmiyorum.” Ve o gece Demir gerçekten de Derin’in yanından bir an bile ayrılmadı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE