Kapının aralığından içeri giren adamın silueti, odanın titreyen ışığında bir anlığına parçalı bir gölgeye dönüştü. Elif’in kalbi kaburgalarına öyle sert vurdu ki göğsüne ağrı saplandı. Serdar’ın yüzüydü… tüm hatları, duruşu, hatta kapıyı açarken yaptığı o otomatik nefes bile aynıydı. Ama gözleri… Serdar’ın gözleri hep kararlı, hep tetikteydi. Bu gözler ise derin, boş… ve karanlığın içinden bakıyordu sanki. Elif geri adım attı. “Sen… kimsin?” Adam hiç cevap vermedi. Sadece birkaç adım ilerledi, Elif’i inceleyen bakışlarla süzdü. Yüzünde hiçbir mimik yoktu, sanki yalnızca bir kabuktu. Elif’in parmakları istemsizce elindeki USB’ye daha sıkı sarıldı. Bir adım daha attığında Elif’in boğazı kurudu. “Serdar?” diye sordu, sesinde hem umut hem korku vardı. Adamın dudakları kıpırdadı—ama çıka

