Sıla Gençoğlu Mustafa Kemal’in yüzündeki şaşkınlık beni bir an tatmin etti ama aynı zamanda bir yanım ona bu şekilde konuştuğum için pişmanlık hissediyordu. O kadar gergindim ki, onunla böyle sert bir dille konuşmanın çözüm olmadığını biliyordum. Ama içimde birikmiş olan bütün öfke ve günün yorgunluğu patlamaya hazır bir volkan gibiydi. “Bak, Sıla...” dedi Mustafa Kemal, sesi biraz daha yumuşamıştı ama hâlâ kızgındı. “O gün, sana böyle konuşmam yanlıştı, kabul ediyorum. Ama bu, bugün beni görmezden gelip tehlikeli bir durumda bana haber vermemenin doğru olduğu anlamına gelmez. Sana bir şey olmasından korkuyorum, anlamıyor musun anasını satayım?” Omuzlarım biraz düştü, çünkü içten içe haklı olduğunu biliyordum. Ama o anda her şey o kadar zor geliyordu ki, ona bunu açıklamak bile içimden

