~Oğuz~
Alen’in varlığı, hayatıma giren en güzel bahardı. Birlikte mutfakta geçirdiğimiz o sıradan anlardan birinde, “Orman Güzeli!” diye seslendim.
Bana sevgiyle bakıp “Efendim,” demesiyle yüzümü ona döndüm. Gözlerinin içine bakarken gülümseyen yüzüne daldım ve su gibi geçen on bir ayı hatırladım.
Alen'le İtalya’ya gittiğimizde yalnız ve sorunsuz geçirdiğimiz vakitle birbirimizden hoşlanmaya başlamıştık. Tabii bunu ilk itiraf eden Alen olmuştu ve ben hem mutlu olup hem de üzülmüştüm. Üzülmemin nedeni hafızasının yerine gelerek yaptığı bir itiraf olmadığı içindi ve bundan dolayı hafızası yerindeyken benim hakkımdaki gerçek düşüncesini anlattıktan sonra Alen düşünme isteğinde bulunmuştu. Zaten bir beklentim olmadığı için kabul etmiştim.
Aradan bir iki hafta gibi bir zaman geçtikten sonra Alen karşıma dikilip hafızası yerine gelse bile duygularını unutacak olmayacağını ve bana aşık olduğunu söyleyince duyduklarıma inanamayıp emin olup olmadığını tam iki ay boyunca sorup durmuştum.
En sonunda bıkıp bir daha sorarsam beni boşayacağını söyleyince duyduklarıma inanmıştım. Okullar açılmadan yüksek lisansımı Türkiye’de devam ettirmek için geçiş talebinde bulunup temelli Türkiye’ye dönmüştük ve aramızdaki ilişkiyi aile fertlerimize açtığımızda annem ve babam sevinse de amcamlar ve diğerleri Alen’i yakından tanıdıkları için bana ve ona durumu özetlediler fakat Alen onları da ikna edip benimle mutlu olmak istediğini dile getirince duygularından daha da emin oldum.
Tabii her zamanki gibi bekçimiz Zahide abla başımızda dikilse de artık akşamları evine gidiyordu. Alen'le olan bağımızın tamamen mühürlendiği o ilk geceyi hatırladıkça, kalbimdeki karanlıkların nasıl aydınlandığını hissediyordum. Ruhumdaki izlere rağmen bana o şefkatli, kabullenen yeşillerle bakması, beni ben olduğum için sevmesi her şeye bedeldi. İkimiz de bu yoğun duygularda, bu devasa sevginin karşısında tecrübesizdik. Zamanla birbirimizin ruhundaki en derin yaraları sevmeyi öğrenmiştik. Artık Zahide ablayı evde istemez olmuştuk. Bugün de o günlerden bir gün.
“Seni çok özledim,” dememle sevgiyle “Ben de,” diye fısıldadı.
Varlığını tüm hücrelerimde hissetmek istiyordum.
“Oğuz!” diye şefkatle ismimi fısıldamasıyla “Alen!” diye karşılık verdim. Dünyanın geri kalan tüm sesleri, tüm dertleri o an kapının dışında kalmıştı. Odadan içeri adım attığımızda, ona sevgiyle baktım. Karşımda duran o savunmasız, sadece bana ait olan kadına bakarken kalbim göğüs kafesimi kıracakmış gibi atıyordu.
“Asıl sen beni mahvediyorsun.”
Duyduklarından memnun olmuş bir tavırla gülümserken sevgiyle parlayan orman gözlerine “Seni çok seviyorum,” dedim.
“Ben de seni seviyorum,” demesiyle aramızdaki bağ büyük bir hasretle perçinlendi. Kelimelerin yerini sessiz ama yıkıcı bir dil almıştı. Odanın içindeki her şey yavaşça silikleşirken, geriye sadece birbirimize duyduğumuz o sonsuz şefkat ve aşk kaldı. Zaman algımız eriyip giderken, biz o an dünyadan tamamen soyutlanıp sadece birbirimizin ruhunda kaybolduk...
Bir süre sonra...
Yanımda huzurla oturan kadına bakarken “Alen, deli oluyorum sana,” dedim fısıltıyla. Gülümseyerek “Beter ol,” demesiyle gülümsedim. Ellerini tutup ona minnetle baktım.
“Senin için ölmeye bile razıyım,” dedim doğrudan. Gözlerimde en ufak bir şüphe yoktu.
“Oğuz!” diye kızarak gözlerini devirdi.
“Ölümden bahsetme,” demesiyle ona güven verici bir bakış atıp “Özür dilerim Orman Güzelim,” dedim.
Bana şefkatle bakıp “Affettim,” diyerek gülümsedi.
♡♡♠︎♡♡
~Alen~
Oğuz'la evden çıkabildiğimizde okula gelebilmiştik. Kendisi İtalya’da naklini istediği için yüksek lisansını Ayfer hocayla devam ettiriyordu. Ha, bu arada dün ilk evlilik yıl dönümümüzü kutlamış ve Oğuz’u çocuk konusunda ikna etmek için biraz uğraşmıştım. Hatırım için biraz yumuşasa da hâlen çocuk getirmeye karşıydı. Nedenini öğrendiğimde onu dövmek istemiştim. Çocuğun ona benzemesi hâlinde dışlanmasından korkuyordu. Benzese ne olacak ki? Benim iki güzel Pandam olacaktı. Neyse, ne yapıp edip ikna edeceğim ve çocuk yapacağız! Telefonumu açıp Oğuz’a mesaj attım.
Seni özledim...
Anında gelen cevapla gülümsedim.
Ben de seni ama okuldayız!
Hocama soru sormaya gelebilir miyim? Aklıma takılan bir nokta oldu...
Sadece soru!..
Evet!
Seni seviyorum, bekliyorum...
Mesaja bakarken aklımdan geçenlerle gülümsedim. Tam yerimden kalkacakken kızlar bana doğru gelip elleriyle oturma işareti yaptılar. İstemsizce yerime otururken Ayşe, Zeynep, Elçin ve Ela masaya kuruldular.
Zeynep “Nereye gidiyorsun?” diye imayla sormasıyla “Kahvemi alacaktım,” dedim gülerek.
Elçin “Kesin!” diyerek gülünce “Ne yapayım, kocamı özledim,” dedim.
Ayşe gülerek “Ya valla size imreniyorum, çok güzel bir ilişkiniz var,” demesiyle güldüm.
“Daha güzeli senin olsun,” dememle Elçin ve Zeynep “Bizim de!” diyerek tepki gösterdiler.
“İnşallah,” diyerek Ela’ya baktığımda ifadesizce bakıyordu.
“İnşallah Ela’ya da hayırlı bir kısmet çıkar.”
Ela başını olumsuz anlamda salladı. Daha fazla oyalanmak istemediğimden “Ben kaçsam?” diye sordum.
Zeynep “Kaç tabii ama lütfen Oğuz’u kıskanmayıp bize ders çalıştırmasına izin ver,” dedi bıkkın bir tavırla.
“Sınava iki hafta var. Düşüneceğim,” diyerek yanlarından ayrıldığımda gülme sesleri kulağıma doldu. Adımlarıma hız kazanıp yürürken Oğuz’un odasının önüne gelmiştim. Kapıyı çalmadan içeriye girdiğimde başını bilgisayardan kaldırıp “Kapı çalma adeti nerede?” diye sordu.
Kapıyı kapatıp gözlerimi ona diktim. Gözlerimdeki o sevgi dolu pırıltıyı gördüğüne emindim.
“Dağa kaçtı,” diyerek çantamı ve kitaplarımı koltuğa bırakıp Oğuz’a doğru yürüdüm. Ayağa kalkıp bana sevgiyle bakınca “Canım kocam!” diye o güvenli, sıcak sığınağına sığındım.
“Orman Güzelim.”
Bana şefkatle bakmasıyla ona minnetle gülümsedim. Gözlerinin içine en derin sevgiyle bakarak “Sana doyamıyorum,” dedim.
Onun bana olan bu güzel duyguları karşısında hissettiğim tek şey huzurdu.
Bir süre sonra hafifçe ürperdim.
“Oğuz!” dediğimde başını kaldırıp o sevgi dolu bakışlarıyla “Söyle Orman Güzelim,” demesiyle gülümsedim.
“Biraz üşüdüm,” dememle hemen omuzlarıma ceketini bıraktı. Gözlerinde anlık bir telaş belirdi. “Kusura bakma bir tanem, dalmışım,” dedi.
Gözlerine aşkla bakıp “Seni çok seviyorum,” dediğimde bana şefkatle gülümsedi.
“Kocamı çok seviyorum ve her an onunla konuşmak, onunla olmak istiyorum,” dedim.
“Kocan sana ölür be kadın,” diyerek bana sevgiyle baktığında kalbim sıcacık oldu. O ritmik kalp atışı benim en huzurlu ninnimdi.
“İyi ki beni sevdin,” demesiyle “Sen de beni,” dedim.
Ona minnetle bakıp “Oğuz sadece beni sev!” dedim yoğun bir kıskançlık ve sahiplenme duygusuyla.
“Sadece seni seveceğim; cilvesine, nazına, niyazına, her hâline aşık olduğum Orman Güzelim.”
Mutlulukla ona gülümsediğimde, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bir an önce evimize gitmek istiyordum.
♡♡♠︎♡♡
Oğuz'la akşam yemeği yerken karnımda hissettiğim ağrıyla yemek yiyemiyordum. Kendimi zorlayarak yemeği yemeye çalışsam da olmuyordu. Çatalımı bırakıp masadan kalktığımda Oğuz’un arkamdan ismimi seslenmesine cevap dahi veremeden kendimi lavaboya atıp kusmaya başladım. Açılan banyo kapısıyla Oğuz telaşla “Alen!” diyerek yanıma geldi. Artık kusacak bir şey kalmayınca sifona basıp kapağı indirdim. Oğuz endişeyle yüzüme bakarken “Yüzünü yıkayalım,” dedi şefkatle.
Başımı salladım. Kolumdan tuttuğunda “Doktora gidiyoruz,” dedi kesin bir dille.
Başımı olumsuz anlamda sallayıp yüzümü ve ağzımı yıkadım. Birkaç defa kuru kuru öksürüp durdum. Oğuz endişeyle “Oğuz hastane istemiyorum!” dedim kızgınlıkla.
“Çok kötüsün!” diye bana kızıp yürüyünce “Lütfen!” dedim yalvararak.
Hastaneyi sevmiyordum. Kokusunu almak bile midemi bulandırıyordu, ruhum daralıyordu. Oğuz şefkatle “Soğuksun Alen!” diye isyan etti.
Ona destek ararcasına bakıp “Oğuz odamıza gidelim,” dedim.
“Tekrar kusarsan ne dersen de o hastaneye gidilecek!” demesiyle başımı sallayarak onu onayladım. Odaya geçip yatağa uzandım. Üzerimi sıkıca örttükten sonra “Ben sana sıcak bir şeyler hazırlayana kadar uyu!” diye emir verince gülümsedim ve iyice yorganın altına girip “Bak dinleniyorum,” dedim.
Bana sevgiyle bakıp “Seni seviyorum,” dedi.
İşte bu söz, dünyadaki tüm ilaçlardan daha çabuk iyileştiriyordu beni. Ona minnetle baktım.
“İyileştim,” dememle bana şefkatle gülümsedi. Az önce midesi bozulup kusan ben değilmişim gibi o yoğun, kalbimi titreten çekime kapıldım. Ancak bu kez birbirimize duyduğumuz o köklü minnet ve tarifsiz bağ vardı. Mavi kristalleri ruhumu okuyordu sanki.
“Seninle olmak, senin tarafından sevilmek çok güzel,” demesiyle kalbim sıcacık oldu.
“Ama şimdi sana sıcak bir şeyler içirelim,” diye ekleyince onu onayladım.
“Sonra da dinleniriz,” diyerek ona gülümsedim. Geri çekildiğimde “Hemen geliyorum,” dedi.
Başımı sallayıp çıkmasını bekledim. Odadan çıkınca yataktan kalkıp aynada kendime baktım. Yanaklarım ateşler içindeydi. Ama asıl gözüme çarpan diğer nokta, karnımdaki o ufak tepecikti! Aynaya biraz daha yaklaşıp karnımı inceledim. Gördüğüm görüntü, son 3 aydır reglimin gelmemesiyle şişen karnımdı! Kalbim boğazımda atmaya başlarken “En kısa sürede bir kadın doğum uzmanına gözükeyim,” diyerek yatağa geçtim. Zihnimde dönüp duran o ihtimalle başım dönüyordu.
Birkaç dakikanın ardından Oğuz elinde tepsiyle içeriye girmişti. Kaynattığı çiçek dolu bardağı bana uzatıp tepsiyi komodinin üzerine bıraktı.
“Bu hepsi bitecek!” demesiyle “Tadı senin elinden çıktığı için güzelse biter,” dedim sırıtarak.
Gülümsedi. Aklımdaki o şüphe bana garip bir enerji vermişti.
Yerinden kalkıp “Beni deli edeceksin kadın!” diye söylenip odadan çıkmasıyla ardından bağırdım.
“Çabuk gel!” dememle içeriden “Beni delirtiyorsun!” diye bağırmasıyla güldüm.
“Başkasının ismini söyleyecek değilim ya!” diye seslenip kaynatılmış çiçekleri içmeye devam ettim. O sırada Oğuz odaya hızla girip bana baktı. Gözlerinde beliren o karanlık, sahiplenici parıltıyla yanıma yaklaşıp “Başkasına asla dayanamam!” diye sert ve kararlı bir sesle konuşunca bardağı usulca komodinin üzerine bıraktım.
“Ben de,” diyerek ona sevgiyle baktım.
“Her an seninle olsam da sanki ilk defa yanındayım gibi kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor,” diyerek bana gülümsedi.
O gece, hastalık, yorgunluk ya da dünyanın geri kalan tüm dertleri kapının dışında kaldı. Odamızı aydınlatan tek şey, birbirimize duyduğumuz o devasa aşktı. Sadece kalplerimiz değil, ruhlarımız da birbirine karışırken, gecenin geri kalanı dışarıya tamamen kapandı ve sadece ikimize ait sırlarla, fısıltılarla ve bitmek bilmeyen bir sevgiyle örtüldü...
♡♡♠︎♡♡
Bugün kahvaltıya villaya gidecektik ama gitmek istemiyordum. Kendimi biraz halsiz hissediyordum. Acaba dün çok mu yorulmuştum? Yok ya, sanırım biraz üşüttüm. Ya da... aynadaki o tepecik. Oğuz bana seslenince daldığım düşüncelerden sıyrılıp ona döndüm. Yoldan bakışlarını ayırıp “İyi misin?” diye ilgiyle sordu.
“Sanırım dün soğuk olunca biraz üşüttüm,” dememle arabayı durdurdu.
“Biliyordum,” diye çıkan üzgün sesiyle ona destek vermek istedim.
“Üzül diye söylemedim,” diyerek gülümsedim.
“Mide sorunu var mı?” demesiyle, kalbimdeki o gizli sırrın heyecanıyla ona baktım. “Alen!” dedi uyarıcı bir tonda.
“Yok!” diyerek konuyu kapatmaya çalıştım ama o bana şefkatle baktı.
“Hiçbir şekilde benden çekinme,” demesiyle “Ne bileyim böyle hastalıktan konuşunca-”
Sözümü bölen şefkatli bakışına karşılık verdikten sonra gülümsedi.
“Her koşulda birbirimize destek olacağız Orman Güzelim,” demesiyle “Canım Pandam!” dedim.
Dediğime gülüp “Villaya girmesek mi?” diye sorunca yalının önünde olduğumuzu fark ettim.
“Evden çıkmadan önce bunu teklif edecektin.”
Midemde hissettiğim ani kasılmayla “Hadi gidelim,” dedim hafifçe yüzümü buruşturarak.
Oğuz arabayı sürmeye devam etti. Oğuz yalının girişine doğru aracı sürerken aniden yolda beliren kediyle direksiyonu sertçe sağa kırıp çöp konteynerine çarpmasıyla büyük bir şiddetle öne doğru savruldum. Dünyam anında karardı.
♡♡♠︎♡♡
~Oğuz~
Hastanede Alen’in uyanmasını beklerken içimi saran suçluluk duygusuyla cehennem ateşinde yandığımı hissediyordum. Nefes alamıyordum. Amcam omzuma dokunup “Bir şeyi yoktur, telaş etme,” dedi.
“Kediye çarpmamak için direksiyonu kırdım,” diyebildim titreyen bir sesle.
Yengem “Bir uyansın emniyet kemerini takmamanın hesabını soracağım,” diye kızgınlıkla soludu.
Önüme döndüğümde doktor acil servisten çıkabilmişti. Yerimden fırlayıp doktora doğru ilerledim.
“Karımın durumu nasıl?” diye telaşla sordum.
“Alen Hanım çarpmanın etkisiyle alnı biraz şişmiş ama durumu gayet iyi,” demesiyle hepimiz rahat bir nefes almıştık. Ciğerlerime ilk defa temiz hava doldu sanki.
“Fakat kimseyle görüşmek istemediğini, herkesin hastaneden gitmesini istedi,” diye ekleyince buz keserek şaşkınlıkla doktora baktım.
Amcam “Ne demek kimseyle görüşmek istemiyor? Biz onun ailesiyiz!” diye sert bir sesle konuştu.
“Üzgünüm beyefendi ama hasta bunu istedi. İsterseniz kafeteryada ya da çıkışta bekleyebilirsiniz.”
“Ben gireceğim,” diye öne doğru bir adım attığımda içeriden gelen o kulakları sağır edici bağırış sesiyle doktor telaşla içeriye girdi. Tabii biz de ardında. Hemşire, Alen'i tutmuş sakinleştirmeye çalışıyorken Alen “Allah belamı versin!” diye bağırıp duruyordu.
Doktor “Ne oldu?” diye sorduğunda hemşire “Bilmiyorum, birdenbire bağırıp krize girdi,” demesiyle Alen’e yaklaştım. Gözlerimiz kesiştiği an... O an dünyamın başıma yıkıldığını hissettim. O şefkatli yeşiller gitmiş, yerine buz gibi bir nefret gelmişti. Daha çok bağırıp “Defol buradan!” dedi.
Ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette, kalbim paramparça olarak Alen’e bakarken “Allah belanı versin!” diye bağırmaya devam etti.
Hemşire, Alen’i zorlukla sakinleştirmeye çalışırken doktor da ona bir şeyler yapıyordu.
“Buradan defolun! Defolun!..”
Gözlerim bizimkileri bulurken onlar da donup kalmış bir halde Alen’i izliyordu. Ahmet “Ablam her şeyi hatırlamış!” diye korkuyla fısıldadığında, zihnimdeki o ince kordon koptu. Alen’e baktım ama doktorun yaptığı sakinleştiriciyle çoktan uykuya dalmıştı. Geri bizimkilere döndüğümde yengem ve amcam korkuyla birbirine bakarken, içimde büyüyen o devasa kaybetme korkusuyla “Şaşırmıştır ama duyguları değişmemiştir değil mi?” diye çaresizce, umutla sordum.
Amcam ve diğerlerinin ağır bir sessizliğe gömülmesiyle doktor “Hasta sizi görünce fenalaşıyor olabilir. Onun için lütfen kafeteryada bekleyin. Bir şey olursa size haber edeceğim,” dedi.
Onaylamaktan başka çarem olmadığı için, ölü bir adam gibi başımı salladım.
“Hadi gidelim. Hem Alen yalnız kalınca düşünmeyi sever. Doktor da burada!” diye telaşla söylenip amcam, yengem ve Ahmet’i kendimle beraber acil servisten çıkardım. Ruhum o odada, onun yatağının başucunda kalmıştı.
♡♡♠︎♡♡
Amcam ve yengemin ısrarıyla Alen onları görmeyi kabul etse de tek kelime etmeden villaya gelmişlerdi. Hepimiz nefesimizi tutmuş Alen’in yukarıdan inmesini bekliyorduk. İçimde hissettiğim kaybetme korkusu ve o zehirli vicdan azabı beni içten içe yiyordu. Ben ve ailesi ona benim hakkımdaki düşüncesinden bahsetmiştik, onun için vicdan azabı duymamam gerekiyordu. Fakat... Hastanedeki o kriz anı, o tiksinti dolu bakışları sanki hafıza kaybından faydalanmışım gibi, ondan en kıymetli şeyini çalmışım gibi hissettirdi. Oysaki öyle bir şey yapmadım. Yapmam da!..
“Şimdi ne olacak?” diye soran ninemle, zihnimi kemiren kötümser düşünceleri kovup başımı kaldırdım.
Annem “Alen kendini toparladıktan sonra Oğuz’u sevdiğini hatırlayıp evliliğine kaldığı yerden devam edecek,” demesiyle ben de sadece buna tutunmak istiyordum. Ki o an yukarıdan gelen cam kırılma sesi ve o tiz çığlıkla telaşla yerimden fırlayıp üst kata yöneldim. Alen’in odasının önüne geldiğimde Zahide abla onu sakinleştirmeye çalışsa da başarılı olamıyordu. Hemen yanına varıp durdurmaya çalıştım. Bana dönen orman gözler... çok eskiden olduğu gibi, sadece saf bir tiksintiyle bakıyordu.
“Bırak!” diye zehir gibi bir sesle bağırıp geri çekildi. Yerle bir ettiği boy aynasının tuzla buz olmuş parçalarına bakarken “Dikkatli ol, kendini yaralayacaksın!” dememle yüzüme o eski nefretle baktı.
“Lanet olsun sana lanet!” diye bağırıp yere diz çöktü. Yengem ve annem onu sakinleştirmek için geldiğinde “Siz de bana dokunmayın!” diye yırtınarak ayağa kalktı. Hepimize göz gezdirip bende durdu. Gözlerindeki acı, nefretle harmanlanmıştı.
“Senin yüzünden kendime bakmaktan utanıyorum!” diye bağırdı ciğerleri yırtılırcasına.
Sonra öfkeyle kendine baktı.
“Bu ben değilim! Ben bu kadar kilo alamam!” diye bağırdı. Tartıyı büyük bir öfkeyle önüme fırlatmasıyla sertçe ayağıma çarptı ama hissetmedim bile. Umurumda olan tek şey onun dağılan ruhuydu. Yengem ve diğerleri endişeyle bakarken “Ben elli kiloda sabit kalan biriydim!” diye bağırıp odanın içinde çıldırmış gibi volta attı.
“Şu an altmış beş kiloyum!” dedikten sonra aniden durdu. Bana tekrar baktığında, o cümleyi kurarken gözlerindeki kararlılık kanımı dondurdu. “Üzerimdeki bu hatayı sileceğim!” diyerek terasa doğru fırlamasıyla bağırışları umursamadan arkasından atıldım ve ona yetiştim. Onu sakinleştirmek için geri çektim. Hıçkırıklara boğulunca onu zorla içeriye sokar sokmaz amcam ve yengem koşarak yanına geldiler. Onlara da aynı nefreti kusunca, ona yaklaşmanın bile ona acı verdiğini anlayıp geride durdum ve teras kapısını kapattım. Anne ve babasını eliyle durdurup “Bu hatayı bedenimden söküp atmalıyım!” diye bağırıp kriz geçirmeye devam etti.
O an kalbimden dökülen o tek kelimeyle, kendi ipimi çektim. “Boşanalım!” dediğimde bana alayla, dudaklarında acımasız bir kıvrımla bakıp “Ben kendimi gerçek sevgilime saklamıştım! Sana, senin gibi birine değil!” diye bağırdı.
Sözleri, göğsüme saplanan paslı bir bıçak gibiydi. Cevap veremedim. Kanıyordum ama haklıydı. Gerçek Alen benim gibi birini asla sevmez! Eskisi gibi sadece alay edip hakaret eder, beni ezip geçerdi. Başını olumsuz anlamda sallayıp “Her şeyimi çaldın! Her şeyimi!” diyerek yere diz çöküp ağlamaya devam edince, yaşadığımız o güzel rüyadan kan ter içinde uyanmış oldum. Yatağın örtüsüne başını yaslayıp “Beni mahvettin! Allah belanı versin! Allah seni kahretsin! Seninle o yola gireceğime her şey bitsin daha iyi!” diye feryat etmesiyle, kalbime ve zihnime oturan o devasa yumruyla olduğum yere çöktüm.
Başını örtüden kaldırıp vahşi bir kararlılıkla “Bu hatayı sileceğim!” diye bağırıp kapıya doğru ilerlediğinde babam önüne geçip onu tuttu. Babam bana bakıp, benim yerime o son noktayı koydu. “Oğuz senden boşanacak, lütfen kendine zarar verme!” diye kararlılıkla konuştu.
“Hayatımı mahvetti! Beni ne hâle soktu. Baksana şu halime!” dediği gibi yere diz çöküp acıyla hıçkırmaya devam etti. Annem omzuma dokunduğunda ona, içimdeki ölü adamı gizlemeye çalışarak hafifçe gülümsedim ve ağır ağır ayağa kalktım.
“Özür dilerim!” dediğim gibi bana dönen, artık benim olmayan öfkeli yeşiller “Dileme Allah’ın cezası! Özür falan dileme!” diye sinir krizleri geçirerek bağırıp ağlamaya devam etti.
Daha fazla onun bu cehennemine, onun nefretine bir sebep olmamak için, sesimdeki tüm duyguları öldürerek “Bugün boşanma protokolünü hazırlayıp imzalayacağım,” diyerek kimseye, özellikle de ona bakmadan villadan ayrıldım...