GÖLGELER ARASINDA

1763 Kelimeler
KIDEMLİ ÜSTTEĞMEN SEYDE GÜL YAMAN Ortaokuldan beri okuduğum kitaplardan olsun, vatan aşkımdan olsun asker olmak istemiştim. Yıllar boyunca çabalayıp sonunda başarmıştım. Bu yolda çoğu kişi kadın olduğum için, daha doğrusu sadece babam, kadın olmamdan konuşmuştu hep. “Yapamazsın, erkeklerin bile para verip gitmediği yere sen ömrün boyunca gidemezsin, kadınsın sen, dağda taşta dolanıp kefenle gelemezsin kapımıza,” demişti babam gibi ve daha fazla abuk subuk cümlelerle kafamı şişiren kişiler olmuştu .Çoğu zaman bir sınavımdan kaldığımda annemden “Olmuyorsa zorlama,” gibi cümleler duyduğumda evden ayrılıp Düzce’ye taşınmıştım. Normal bir apartmanda küçük bir dairem vardı. Arada annem ve babamla konuşuyordum, o da görevlerden dolayı ayda 1-2 kereydi. Babam alışmıştı ama annem gene de korkuyordu. Babam desem zaten onu hiçe sayıp asker olmamdan, telefonda konuşmamızda bile anneme bağırıp telefonu kapattırıyordu. Annemin korkmasını normal buluyordum; annem'in tek kızıydım,annem ona yapılanların aynısı bana yapılmasın diye korksa bile beni destekliyordu. Yeğenlerim olmuştu tabi bu arada ama Ankara’ya pek gitmediğim için sadece fotoğraflarını görmüştüm. Belki de onlar halalarını çok tanımazlardı bile. Onları tanımasam da birinin 4 yaşında, diğerinin 2 yaşında olduğunu biliyordum; onu da göreve gitmeden önce anneme sormuştum. İsimlerini sormaya vaktim bile olmamıştı. Yeğenlerimin başında olmaktansa, onların böyle vatan haini, kansız itlerden uzak bir vatanda yaşamasını daha iyi bulmuştum. İyi ki de iyi bulmuştum. Onlar beni tanımasa bile onları ve milletimi korumak için canımı verirdim. Yıllarımı harcadığım mesleğimde tam 3. senemdeydim. Bu 3 senede çoğu görevi başarıyla tamamlamıştık timimle. Ta ki 2021, 15 Ekim günü 21.00 8 aylık bir görevdi. Bu süre zarfında İran sınırında birkaç askerle birlikte Türkiye'ye geçecektik. Yolda askerleri almış yola çıkmıştık ki, engebeli yoldan dolayı araba ister istemez sallanıyordu. Araba zırhlı olduğu için bir teğmen kapıyı kapatamadığı için şüphelenmiştim, normal olarak; çünkü taşıdığımız ekipmanlar, silahlar ve dahası bir kapıdan bile ağırdı. Sürücü koltuğunda oturan Vural’a baktığımda, o da bunu fark etmişti. Ve emindim ki askerim şüphelendiğimi biliyordu. Ama Vural aniden bana bakmayı kesip yola bakıp... Aracı durdurduğunda . ben yola baktığım yolun ortasında küçük bir kız çocuğu vardı. Saçları kirden gözükmüyor denilecek türdendi. Kollarında oyuncak ayı vardı, tabi bu ayıcığın oynanacak hâli kalmamıştı. Kızın beyaz, solgun yüzünde çamur ve kan damlaları vardı. Minik dudakları susuzluktan çatlamış gibiydi, kup kuruydu. Su mataramı alıp araçtan indim. Vural da benimle birlikte indiğinde onun elinde bir bisküvi paketi vardı. Kızın gözlerinin içine bakarak yavaş yavaş yaklaştım. En ufak bir korku belirtisi aradım, bulamadığımda biraz daha yaklaştım. Fakat silah sesi duyduğumda elim hızla silahıma gitti. Yere baktığımda küçük kızın kaçtığını gördüm. Arabada olan askerlere baktım; onların da ellerinin silahlarında olduğunu fark ettim. Hızla küçük kızın peşinden koşmaya başladım ama arkamdaki hareketliliği hissedince mecburen arkamı döndüm. Omzundaki keskin acıyla inledim, vurulmuştum. Kim vurduğunu anlamak için merminin çıkıp çıkmadığına baktım. Parmağımı yaraya sokup çıkarmaya çalıştım ama parmağımın yaranın içindeki hissi mide bulandırıcıydı. Biraz daha sağa doğru çektiğimde mermiyi çekip çıkardım. Üniformama merminin üzerindeki kanı silip cebime attım. Mermiden önemli olan şey o kızdı ve neden yolun ortasında olduğuydu. Araçta olan askerlere baktım. "Oturmaya mı geldiniz?" diye sordum bir çavuşa. "Hayır komutanım, sadece şuna bakın," çavuşun dediği yere bakmaya eğildiğimde yerde Vural’ı gördüm. İlk başta vurulmasından kormuştum ama Vural'a baktığımda yere oturmuş, elinde istihbaratın bize verdiği tablet vardı. "Sen orada ne bok yiyorsun Vural, sana defalarca görevdeyken müstakbel eşine yazmak yok, demedim mi lan?" Vural kafasını kaldırmadan dudaklarını büzüp omuz silkmisti bana. “Komutanım vallahi mesaj falan değil, şu çocuğun yüzünü taratıyordum sistemden. İstihbarat yüz tanıma verilerini güncellemiş. Bir eşleşme yakaladım, ama yüzde seksen tutarlılıkla...” dedi. Elindeki tableti bana uzattı. Ekrana baktım. Görüntü netti. Küçük kızın yüzü o çamura bulanmış haliyle bile sistemdeki eski bir fotoğrafla eşleşmişti. “Rona Elwan” yazıyordu. Doğum tarihi: 2017. Yanına not düşülmüş: Ailesi PYD bağlantılı. 2020’de kaçırıldı. Kaşlarımı çattım. “Bu çocuk bizim için bir yem olabilir,” dedim kendi kendime. Tam da bu sırada telsiz cızırtıyla parladı. “Seyde Komutanım, kuzeydoğudan yaklaşan bir araç tespit ettik. Yavaş ilerliyor. Silah ısısı var.” Hızla kalktım. “Vural, tableti al. Çavuş, ekibinle mevziye gir. Kimse rastgele ateş etmeyecek. Kız hâlâ çevrede olabilir. Operasyon sivil riski içeriyor artık.” Yarama rağmen hareket ediyordum. Ağrıyı bastırmayı öğrenmiştim, yıllardır. Kafamda hâlâ o çocuğun boş bakışları vardı. O yaşta bir çocuğun gözlerinde korku değil, alışkanlık vardı. Sanki çamur, kan, sessizlik onun her günüydü. Yolun kenarına mevzilendik. Termal dürbünü aldım, yaklaştığını söyledikleri aracı inceledim. Zırhlı değildi ama hızla geliyordu. Ön cama beyaz bir bez bağlamışlardı. Bu, ya teslim olduklarını göstermeye çalışan bir hileydi… Ya da gerçekten de biri yardım istiyordu. Bir an durup Vural’a baktım. “Sen kızla sistemde daha fazla ne buldun?” “Komutanım… Fotoğraf Esad rejimi döneminden. Aile hakkında detaylar yok. Sadece annenin ismi: Elwan. Adı DEAŞ'la da geçmiş ama sonra silinmiş.” İçimden geçeni saklayamadım: “Çocuğun üzerinden bir mesaj vermek istiyorlar. Ya kız onlardan… ya da artık onların değil.” O sırada gelen araç birden durdu. Kapılar açıldı. Silahları gördükten sonra Çatışma başlamıştı İlk kurşun solumdan bir kayayı sıyırdı. Eğildim. “HEDEFİ SERBEST BIRAKMAYIN!” diye bağırdım. Çavuş hemen sağ koluma yöneldi: “Komutanım, çok fazla kan kaybı yaşıyorsunuz. Geri çekilin.” “Ben geri çekilmem. Sen de mevzine dön,” dedim. Dakikalar içinde sessizlik oldu. Araç durulmuştu, içindeki 4 adamdan 2’si ölüydü. Diğer ikisini sağ aldık. Ellerinde sahte MİT kimlikleri vardı. Ama en tuhafı, arka koltukta boş bir çocuk koltuğu vardı. Kemer çözülmüş, kan izleri vardı. Benim beynimde tek soru yankılanıyordu: “O kız kimdi?” Ve eğer bizim değilse… “O çocuk neden tek başınaydı?” Aracın sustuğu o an, ölümün sadece bir kurşun ötede olduğunu hissettik. Ama orası ölüm için uygun bir yer değildi. Daha koruyacak çocuklar, kurtarılacak timler, tamamlanacak görevler vardı. “İKİNCİ ARAÇ GELİYOR!” diye bağırdı çavuş. Bende baktığımda Bir değil… üç araç geliyordu Toz kalktı, motor sesi göğsüme basmıştı adeta “Bu kadar çabuk organize olamazlar, bu pusu!” dedim. Düşman organizeydi. Bizim geçiş saatimizi biliyorlardı. Vural hemen yere çöktü, telsizini açtı. “Gölge Timi… burası Kartal Birlik. Acil destek! İran sınırı 14. koordinat… düşman sayısı bilinmiyor. Telsiz kodu: Yaman 25 KASIM. Kod tekrar ediyorum: Yaman 25 KASIM!” Cevap bir süre gelmedi. Kalbim her saniyede daha da hızlandı. Sonunda o kalın, tok ses duyuldu: “Tuncay Tanalp. Gölge Timi geliyor. On beş dakikaya oradayız. Dayanın.” Tuncay... Bu ismi duyunca bir an için nefesimi tuttum. Soğukkanlılığıyla ün salmış, timine "hayalet gibi girer, gölge gibi çıkar" dedirten bir komutandı. Ama on beş dakika… bu kadar yoğun ateş altında sonsuz gibi gelirdi. O sırada mermiler her yandan gelmeye başladı. Kayaların arkasına gizlenmiş adamlar, sıktıkça sıkıyordu. Siper aldığım kayanın arkasında nefes almaya çalıştım, ama sağ kolumda hissettiğim uyuşukluk artık kontrolü kaybetmeme neden oluyordu. Damarlarımda bir soğukluk dolaşmaya başladı. Parmaklarım titriyordu. Gözüm önümdeki toprakta açılan kanlı çukura kaydı. Ben fazlasıyla kan kaybediyordum. Kulağım uğuldarken Vural birden yanıma geldi, yüzü bembeyazdı. “Komutanım! Yara derinleşiyor, acilen tampon yapmalıyız!” “Gölge Timi gelsin, o zaman…” dedim mırıldanarak. Sesim bile tanınmazdı. O an uzaktan keskin nişancı ateşiyle iki düşman yere serildi. Ardından sis bombaları atıldı, gökyüzü toz grisine döndü. Sislerin içinden siluetler belirdi. Gölge Timi. Önlerinde uzun boylu, zırhı tam, yüzünde yarım maske olan bir adam yürüyordu. Tuncay Tanalp’ti. El işaretiyle timini dağıttı. Keskin, net, sessizdi. Sadece gözleri konuşuyordu. Birkaç dakika içinde denge değişti. Düşman şaşkına dönmüş, kaçmaya başlamıştı. Ama ben artık o anı hissedemiyordum. Kulaklarım uğulduyor, gözüm kararıyordu. Vural’ın sesi uzaklardan geliyordu: “Seyde Komutanım! Dayanın, yardım geldi!” Omuzumdan tutmuş sarsıyordu. Ben ise o küçük kızın gözlerini hatırlıyordum… Kan… çamur… sessizlik… Son sözüm mırıltı gibi çıktı: “Onu bulun…” Ve karanlık çöktü. Sıcak kan boğazıma kadar yükselirken gözlerim yavaşça kapandı. --- Operasyon Adı: Viraj Kampı Tuncay haritayı masaya öyle bir şekilde bırakmıştı ki, sanki masa onunmuş da ben fazlalıkmışım gibiydi. Sanki ben bu işi yıllardır yapmıyormuşum da, sanki o benim sırtımdan değil, gölgemden geçmiyormuş gibiydi. Bu adam iki gündür beynimi yakıyordu, iki gün olup olmadığını da bilmiyordum. “Giriş iki noktadan var. Üst hat sizde yani ışık timinde olacak. Alt geçidi Gölge Timi alacak,” dedi. Ben sessiz kaldım. Çünkü bu adamın kibri beni boğuyordu. Yine de başımı salladım. “Anlaşıldı.” Göz göze geldiğimiz an birkaç saniye sürdü. Ne düşman kadar soğuk, ne dost kadar sıcak. Tuncay’la aramızda hep o çizgi vardı: nefretle sınırlandırılmış saygı. Ben onu emir komuta zincirine aykırı bulan bir ego abidesi olarak görüyordum. O ise beni, fazla ‘duygu taşıyan’ bir teğmen olarak. Ama her ikimiz de şunu biliyorduk: Sahada birbirimize ihtiyacımız vardı. Ve düşman, bu nefretin boşluğundan sızamayacaktı. .03:20 – VİRAJ KAMPI ETRAFI / DAĞ SIRT HATTI Timim kamuflaj boyasını birbirlerine sürüyordu. Vural en sonunda bana dönüp: “Komutanım… Tuncay komutanımla olan şey… bir ara gerçekten kavga mı ettiniz?” Gülmedim. Gülseydim boş sorularla başımı şişirecekti. “Hayır. Kavgada ses çıkar. Biz sessizce nefret ediyoruz,” net bir şekilde cevap verdim. Telsizden Tuncay’ın sesi geldi: “Gölge 1, giriş pozisyonunda. Sinyal bekleniyor.” Ben mikrofonu kaldırdım. “Işık 1, üst hattan sızıyor. Koordinatlara ulaşıldığında baskın başlar. Zamana oynamıyoruz. Bu defa… kimse kaçmayacak.” 04:00 – VİRAJ KAMPI Yamacın kenarındaki doğal mağara girişine vardığımızda önümde iki nöbetçi vardı. Ayaz, Vural ve ben… üç kişiydik. Sessizce yanaştık. Nefesler tutuldu. İki bıçak sesi… İki beden toprağa gömüldü. Giriş karşımızdaydı. Ağır demir kapı. Kod kilitli. Tuncay’ın sesi tekrar geldi telsizden: “Kod A1-99. Üç saniyede açılır. Patlayıcı kullanmayın, içeride tutsak olabilir.” Ben o anda bile bir şey fark ettim: Tuncay, içeride sivil varlığı hesaba katıyordu. Demek ki bazen o da ‘fazla duygu taşıyabiliyormuş.’ Ama bunu ona asla söylemezdim. Birde onun kibirli laflarıyla uğraşamazdım. Kapıyı açtık. --- KAMP GÖVDE MERKEZİ Kapıdan girdiğimizde içeri yayılan o kesif mazot kokusu, pas ve terin karışımı… Orada bir yaşam değil, bir makine çalışıyordu. İçeri sızdıkça aşağıya inen bir geçit… Ve alt katta yoğun ayak sesi. Vural bana fısıldadı“En az 15 kişi. 3’ü ağır silahlı.” “Bölünme yok,” dedim. “Kampı birlikte dağıtıyoruz.” Hemen ardından Gölge Timi alt geçitten saldırıya geçti. Patlama sesiyle birlikte her şey başladı. Kurşun sesleri tünelin içini doldurdu. “SAĞDAN GELİYORLAR!” Ayaz’ı yan tarafa yolladım. Ben direkt merkez odaya yöneldim. Orada bilgisayarlar, haritalar ve… Bir kaçış planı. Duvarda yazılı emirler vardı: "RONA – KOD: 1224 – Hedef yeniden alınmalı" Gözlerim kararıyordu adeta .Onlar hâlâ o çocuğun peşindeydi. 05:00 – KAMPIN DÜŞÜŞÜ Her şey sadece 20 dakikada oldu. Tuncay komutan ile üst katta buluştuğumuzda, ben ona sadece başımı salladım. “İyi iş çıkardınız,” demişti o bana sadece. “Sen de,” dedim, soğukça. O da biliyordu: İyi iş yapmamız, birbirimize iyi davranmamız anlamına gelmiyordu kana kan dişe diş'ti . Tam o çıkarken, elimdeki haritayı ona uzattım. “Bu yeni rotamız. İran’dan doğrudan Türkiye iç hatlarına. Dağ sırtlarını kullanıyorlar. Bir sonraki durak: Sis Boğazı.” Bölüm Sonu Spotify'dan bölümleri okurken dinleyebilirsiniz :) https://open.spotify.com/playlist/0gHDt4ONykaCwuZP1dn1TF?si=ls2mnzP_TRSW0wy4AmXdsA&pi=8Kcvv9ugQa6fy
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE