2. Bölüm: "Plan Değişikliği"

1095 Kelimeler
"Teşekkür ederim." diye neredeyse çığlık attım. Gerçekten çok sevinmiştim. Kemal Bey ile daha yakından tanışma fırsatı elde etmek benim için inanılmaz bir fırsattı. Diğer herkes istediği kadar genç oyuncuların peşinden koşabilirdi. Benim tek amacım bana tecrübesi ile yön verebilecek aklıma takılan soruları cevaplayabilecek biriydi. Kemal Bey'den daha uygun kim olabilirdi ki. "Yalnız bir sorunumuz olabilir. Yani Kemal Bey kendi çapında iyi bir üne sahip olsa bile aynı saatte bir dizi oyuncusunun da konuşma paneli var. Kemal Bey'in salonu boş kalabilir. " dedi Emir. Aklıma Uluslararası İlişkiler Bölümü hocalarımızdan biri geldi. O böyle etkinliklerde genellikle öğrencilerin gelmesi için konuşma ile ilgili sınavda soru sorardı. O nedenle neredeyse tüm öğrencileri etkinliğe katılım sağlardı. Bölüm dışı aldığımız seçmeli derslerimden birisi onundu belki onu ikna edebilirdim. Şenlikler de olsa dersler devam ediyordu. Biz katılmıyorduk sadece görevli öğrenciler olarak. "Benim bir fikrim var. Hasan Hoca'dan destek isteyeceğim." "Ne şu gaddar Hasan Hoca mı diye atıldı Asya. " Asla yardım etmez". "Niye etmesin. Asıl onun bölüm öğrencileri için bulunmaz fırsat koskoca emekli büyükelçi getiriyoruz buraya."diye çıkışmıştım. " Tamam sen bir görüş şansını dene bakalım." dedi Emir. Hemen fakülteye doğru yola koyuldum hocaların odaları dekanlıkla aynı binadaydı. İnşallah dersi falan yoktur, odasındadır diye türlü dualar ederek bölüm katına ulaştım sonunda. Kapıyı çalarak bekledim. içeriden "Gel" sesini duyunca kapıyı aralayıp. "Hocam müsaitseniz sizinle görüşmek istediğim bir konu vardı." diye geveliyiverdim . "Söyle, Nil". Bir an için afalladım. Hasan Hoca benim adımı biliyor muydu. Nasıl yani kendi öğrencilerinin adını bile doğru düzgün hiçbir hoca bilmezdi. Nedeni uğraşmamak için değil aksine çok kalabalık olduğu için. Sadece bir dönemde hem birinci hem ikinci öğretim ortalama 240 öğrenci yeni kayıt yaptırırdı. Bu nedenle kendi bölüm öğrencilerini bilmeyi bırakın başka bölüm öğrencisini hatırlamak oldukça zordu. Ne düşündüğümü anlamış gibi ya da yüz ifadem o kadar komikti ki açıklama yaptı. "Tabi ki de ismini biliyorum. Nil, Nil Ayna. Seçmeli ders olsa bile 5 yıldır 100 tam puan alan ilk öğrencimsin. O nedenle ezberimdesin." diyerek ufak bir kahkaha attı. Ne diyeceğimi bilemez bir şekilde. "Teşekkür ederim." dedim. Sahi niye teşekkür etmiştimki şimdi. Her zaman böyle oluyordu. Asla takdir görmeye alışık değildim. Her zaman düzgün olan konuşmam afallar saçma sapan laflar ederdim. "Ee gördüğüm kadarıyla şenlik ekibindesin. Bu yoğunlukta hangi rüzgar attı seni buraya." Evet doğru az kalsın ne için geldiğimi unutacaktım. "Hocam belki görmüşsünüzdür. Yarın Emekli Büyükelçi Kemal Kaleli Konuşma yapmak için okulumuza gelecek. Ancak salonun dolmayacağından endişe ediyoruz. Ayıp olsun istemeyiz. Aynı saatlerde diğer paneller de yapılacak. Siz bölüm etkinliği olunca sınıfta duyuru yapıyorsunuz. Onun için sizden rica etmeye geldim." "Tabiki Nil, sınıflara duyururum. Hatta biraz zorunlu tutup sınavda çıkacağını da söylerim. Her ne kadar derse gelen öğrenci sayısı az olsa da olay nota dönünce herkesin haberi olur." "Çok teşekkür ederim Hocam. İzninizle." diyerek ayrıldım odadan. Hemen panel ekibinin grup sohbetini açarak hocanın kabul ettiğini söyledim. Herkes teşekkür etti. Gıcık bir iki kız hariç tabiki. Her zaman insanların kıskançlık potansiyeline hayran olmuşumdur. kendilerinin yapmadığı her seyi eleştirirler, bir şey bulup sana engel olmaya çalışırlar. Hatta hepsine rağmen başarılı olursan da moralini bozmak için elinden geleni yaparlar. O nedenle az insan motto mu hayata geçirmiştim. Lisede yediğim tüm kazıklardan sonra kimseye dertlerimi anlatmaya dilim gitmiyordu. Evet çok fazla arkadaşım vardı. Herkesle iyiydim, çok eğleniyordum. Ancak konu ailevi sorunlar ya da özel hayatım olunca sadece Asya' ya güvenebiliyordum. O da benim için yeterliydi zaten. İnsanlar o kadar acımasız olabiliyorlardı ki sizin dert diye anlattığınızı hiç utanmadan canınızı yakmak için ya da sadece dedikodu için kullanabiliyorladı. Eğlenmem gereken yaşlarda çokça başıma gelmişti. Lisede sıra arkadaşım, canım arkadaşım dediğim kız, okulun ilk günü hoşlanmaya başladığım çocuk ile çıkmıştı. Hatta bunu çocuğa anlatıp baya benle dalga geçmişlerdi. Herkesin beni görünce acır gibi yapması ama arkamdan tipine de bakmıyor diye konuşulması hala aklımda. O kız kendini daha güzel benden daha iyi gördüğü için bunları yapmıştı. Belki evet her bakımdan benden daha iyiydi ama arkadaş satmaya değer miydi belli değil. O olaydan sonra içime kapanmıştım kızla sıra arkadaşlığımda sanılanın aksine devam ettirmiştim. Bana göre utanması gereken oydu. Ama bilene tabiki. Onlara ne mi oldu sene sonunda ayrıldılar. Hangi lise aşkı sonsuza kadar sürmüş. Gerçi şimdi de çok yaşlı sayılmam ama 21 yaşındaki Nil o zaman olsa 15 yaşındaki Nil'e daha cesur olmasını söylerdi. Ama neyseki erken kazık yemiştimde üniversiteside bunun önüne erken geçtim. Gerçi gene adi bir kazık yemedim değil ancak bu sefer en azından dost değil erkek kazığı idi. Aklımdan bunlar geçerken konferans salonuna varmıştım bile. " Geldin mi" Asya'nın sesiyle kendime geldim. "Hallettim çok şükür. Umarım işe yarar." "Tabiki de yarar. Gelmeyen utansın." Gün hızlı bir şekilde geçti gitti. Üç tane çok önemli konuk ağırladık. Resmen koşturmaktan ayak tabanlarım ağrıyordu. Konser için eve gitmeye bile vaktimiz olmamıştı. Terli tişörtlerimizle eğlenecektik artık. Gerçi en ön sahnede görevli arkadaşlarımız ile izlememiz için bize ayrı bir alan ayrılıyordu. Bu da görevli öğrencilere ayrı bir güzellikti. Sonuçta sabahtan akşama kadar canımız çıkana kadar koşturuyorduk. O kadar da olsundu. Bugün en güzel gruplardan birisi sahne alacaktı. Asya ile tüm şarkılarını resmen ezbere biliyorduk. Konser alanına gitmeden önce hazırlıktan arkadaşlarım Merve ve Cemre ile karşılaştık. Onların derslere devam zorunluluğu olduğu için ve hocaları inisiyatif göstermediği için maalesef görevli olamamışlardı. Arkalarında da Merve'nin hiç sevmediğim ev arkadaşı Eda denilen kız vardı. Gene etrafına bir sürü erkek toplamış geliyordu. Bu kızın erkeklerle ne alıp veremediği vardı anlamadım. Erkek sinek görse yavşıyordu. Erkeklerin ne beklediğini zaten anlıyordum da gene de insanda biraz mide olur be arkadaş. "Ay canım bu iğrenç tişörtler ile mi geldiniz şenliğe. Oysa biz tüm gün akşam için hazırlandık bir de size bak." uzata uzata lafa giren Eda'ya Asya ters ters bakıyordu. "Ben de diyorum bu iğrenç koku nereden geliyor. Zahmet edip bu kadar hazırlanmasaydın keşke en azından bahanen olurdu. "Eda'nın üzerine atlamaya çalışan Asya'yı kolundan çekeledim. "Ne dedin şekerim anlamadım." O sırada bir yere odaklanan Eda Asya'yı duymamıştı bile. "Buradaymışsın Nil." Emir'in sesiyle Eda'nın da nereye odaklandığını anlamış olduk. "Ben Eda, Nil'in arkadaşıyım hatta baya yakın sayılırız." lafa atlayan Eda'ya ters ters bakmaya bakmaya başladım. Hayır 3 yıl boyunca toplasan bir elin parmakları kadar bir araya gelmişizdir. Onda da kaçarcasına uzaklaşmışımdır. Şeytan diyor rezil et. Ama nedense böyle anlarda laf sokacak kelime bulamıyorum.. Normalde olsa yerden yere çarparım. "Biz ilerleyelim en iyisi sizin yeriniz hazır. Ama biz önlerden yer kapmak istiyoruz." Merve bir anda olaya müdahale etti ki neden yaptığını hemen anladım. Eda'nın getirdiği tekinsiz tipler ters ters Emir'e bakıyorlardı. Eminim ki öğrenci bile değillerdir. Sizin kızınız kaşarsa biz napalım birader dememek için kendimi zor tuttum. Neyseki Merve'nin dürte dürte Eda'yı sürüklemesi işe yaradı da gecemiz mahvolmadı. "Yarın sabah saat 5' te yola çıkacak araç gelecek Nil, çok fazla geçe kalma."Emir'in sesi düşüncelerimi böldü. "Tamamdır patron."sesim oldukça neşeli çıkmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE