PROLOG

1340 Kelimeler
DENİZ ÇAĞLAYAN 26 yaşında... Yengeç burcu... İstanbul'da bir barda barmenlik yapıyor. Uzun saçları, kendine has hafif serseri bir tarzı var. Boş zamanlarında gitar çalıyor. Ardında bıraktığı o küçük şehri zaman zaman özlüyor. Ailesine düşkün ama yıllardır ayrı. Kendini bildi bileli çalışıyor. Liseden sonra açık öğretim fakültesine kayıt yaptırıp soluğu İstanbul'da aldı. Kazandığı paranın bir kısmını yardım etmek için harcayan; olgun, aklı başında biri. Hayata hep pozitif bakıyor. Her zaman güler yüzlü. İnsanları seviyor ve onlara önem veriyor. Çocuklara bayılıyor. Onlar için elinden gelen her şeyi yapar. Çocukla çocuk olabilen biri. Çalışmaktan aşka pek zamanı olmamış. Ayakları üzerinde duran, kimseden yardım istemeyen bir yapısı var. Hayatının bir düzeni var. Kararlı, istikrarlı, sabit yaşayan biri... Rüya'nın dengesizliği, bütün dengesini alt üst edene kadar. RÜYA DENİZER 23 yaşında... İkizler burcu... Aslen İzmirli. İstanbul'a radyo televizyon okumak için geliyor. Son sınıf öğrencisi. Bir yapım şirketinde staj yapıyor. Dans etmeyi ve eğlenmeyi seviyor. Biraz şımarık, biraz ukala. Küçük yaşta jimnastik eğitimi aldığı için çok iyi dans ediyor. Bulduğu her fırsatta kendini bir eğlence mekânına atıp dans ediyor. Aynı zamanda bunu kazanca dönüştürmüş. Gittiği mekânlarda yaptığı gösterilerle küçük de olsa bir kazanç sağlıyor. Ama kazancını yine eğlenceye harcıyor. En büyük fobisi deniz. Yüzmekten ödü kopuyor. Arkadaş çevresi geniş ama hiç dostu yok. Herkesin, gülümsediği sürece yanında olduğunun; kimsenin derdini dinlemeyeceğinin farkında. İzmir'den ayrılırken ardında bıraktığı ailevi sorunları var. Geri dönmeyi düşünmüyor. Yarını düşünmeden yaşamaktan memnun. Ardında bıraktığı bir yarası var. Bu nedenle aşktan uzak. Eşyalara, çocuklara hatta bir filme, kitaba bile âşık olabiliyor ama yaşıtı birine asla. On dört yaşında acı bir şekilde kapatmış o sayfayı. Yeniden açmayı değil, aralamayı bile düşünmüyor. Kendince bir düzeni var. Dışarıdan dengesiz göründüğü zamanlar olsa da kendine has bir dengesi var. Kimsenin hakkında ne düşündüğüne takılmayan biri. Rüya içeri girer girmez mekâna bayıldı. Jale ilk kez haklı çıkmıştı. Burası gerçekten güzeldi. Pisti oldukça genişti. Burada daha özgür dans ettiğini hayal etmeye dalmıştı ki arkadaşı onu çekiştirdi. "Rüya, aval aval bakmayı kes." "Dur şimdi Jale. Ben âşık oldum." "Dur, tahmin edeyim; dans pistine değil mi? Aşk, böyle alaya alabileceğin bir şey değil Rüya. Hadi, adam bizi bekliyor." Rüya'ya göre aşk o kadar ciddiye alınacak bir şey değildi. Bir kere zaten sonu baştan belliydi. Hiçbir sürprizi yoktu. Gözünü pistten ayırmadan cevap verdi: "Evet, dans pistine. Ne olmuş? En azından benim aşkım karşılıklı. Senin gibi, mesajıma beş saat sonra cevap veren birine âşığım diye ortalıkta gezsem daha mı iyi?" Rüya lafını sakınan biri değildi. Kimsenin kırılması da umrunda olmazdı. Kaybetmekten korktuğu kimse yoktu çevresinde. Olmasını da istemiyordu. "Ben ona âşık değilim Rüya. Âşığım diye gezindiğimi nereden çıkardın?" "Sen onu benim külahıma anlat. Tüh, bak külahımı da aceleyle çıkarken evde unutmuşum. Şansına küs." Jale'nin sinirleri bozuldu. "Saygısızlık ediyorsun Rüya." "Sen de yatıp kalkıp ben sakatlanayım da Ercü ile sen partner ol diye dua ediyorsun. Ben sana bir şey diyor muyum?" Jale dolan gözlerini kapatıp açtı. Ercüment'i seviyordu ama Ercüment bunun farkında bile değildi. Ya da farkında değil gibi yapıyordu. Sırf Ercüment için girmişti okulun dans kulübüne. O zamana kadar dansa ilgisi yoktu. Ama çok çalışmıştı. Yine de olmuyordu işte. Baş dansçı, çocukken yıllarca jimnastik yapmış olan Rüya olmuştu. Ercüment de onun partneriydi. O da çocuk yaşta dans eğitimi almıştı. İkisi gerçekten çok iyiydi. Jale ne kadar uğraşırsa uğraşsın, onlar kadar iyi olamıyordu... İçten içe Rüya'yı kıskandığı doğruydu. Bir kere olsun Ercüment'le dans etse fark edileceğini hayal ediyordu. Rüya bunun farkındaydı ama bir kez olsun bu fırsatı vermemişti Jale'ye. Dansa o kadar aşıktı ki Rüya, ayağını sakatladığı zaman bile gelmişti dans etmek için. Ercüment ile aralarında bir şey olmadığını biliyordu ama yine de kendine engel olamıyordu. Onun bu aşka saygısız ve “dansa aşığım” konuşmaları Jale'yi sinir ediyordu. Bunu bahane ederek Ercüment'e nefes aldırmıyordu Rüya. Sürekli çalışmak istiyordu. Grubun en iyisi olmak yetmiyordu. Jale'ye onlara yetişme fırsatı vermiyordu. Jale, onlardan fazla çalışıp farkı kapatmak bir yana, tempolarına zor yetişiyordu. Okul, dans kulübü, prova ve gösteriler arasında canı çıkıyordu. Oysa Rüya buna ek olarak bir de staj yapıyordu ama hâlâ durmuyordu. Jale cevap vermek yerine Rüya'yı çekiştirdi. Masada oturan adamın yanına gidip oturdular ve haftada iki gece, hafta sonları saat 8'de ve 12'de olmak üzere ikişer kez dans gösterisi yapmak konusunda anlaştılar. Karşılık olarak orada sınırsız yiyecek, içecek ve eğleneceklerdi. Tabii az bir miktar da para alacaklardı. Altı kişiye bölüneceği için alacakları para pek bir işlerine yaramazdı ama önemli de değildi. Rüya için dans etmek başlı başına bir ödüldü; maddi sıkıntı çekmeye değecek bir ödül. Konuşma bitince adam kalktı. Rüya yine gözünü piste dönmüştü. Jale koluna dokundu. "Hadi gidelim Rüya." Rüya onu duymamış gibi yerinden kalktı. DJ kabinine geçti. Sanki mekânın sahibi gibi rahattı. Üç şarkı seçti ve kendini piste atıp dans etmeye başladı. Üçüncü şarkının sonunda yorulmuştu. Soğuk bir şey içmek için kendini bar taburesine attı. Deniz yeni gelmişti. Bardakları tek tek kurulayıp diziyordu. Raflarda duran şişelere bakınca onların tozlandığını gördü. İyi bir temizlik şarttı. Bugün anlaşılan yorucu bir gün olacaktı. Neyse ki hafta içiydi; gece çok kalabalık olmazdı. Önceki gün izin günüydü ve belli ki iş arkadaşı sadece servis yapıp geçmiş, hiçbir şeye elini sürmemişti. İşler Deniz'e kalmıştı. Bütün şişeler inecek, arkalarındaki aynalar ve raflar silinecek, hepsi yeniden yerleştirilecekti. Ayrıca silmesi gereken en az yüz bardak vardı. Elindeki bardakta leke kalmadığından emin olunca yerine koydu ve bir bardak daha aldı. İşinde oldukça titizdi. "Hey! Bir bira versene," diyen Rüya'yı yeni fark etmişti. Yüzüne bile bakmadan, "Daha açılmadık," dedikten sonra işine geri döndü. "Hey! Sana diyorum." Deniz ani bir hamleyle Rüya'ya döndü. "Hanımefendi, daha açılmadık. Servis 6'dan sonra başlıyor." "Bir bira versen eline mi yapışacak?" Deniz işine döndü. "Hey! Alo!" Deniz oralı olmuyordu. Özellikle hitap şekilleri Deniz'i rahatsız etmişti. Aldığı hizmete karşı para ödediği için kendini patron zanneden insanlardan haz etmiyordu. Her yerin kuralları vardı ve üç beş kuruş para veren herkes için kurallar bozulsa her yere kaos hâkim olurdu. Rüya, Deniz'in ona bakmadığını fark edince ellerini bara koydu. Bar tezgâhının üzerine çıktı ve kendini diğer tarafa attı. Eğilip aşağıya baktığında kasayı gördü. İçinden bir bira aldı. Deniz onu gördü. Bir an şaşırdı, sonra sinirlendi. "Hanımefendi, çıkar mısınız? Bu yaptığınız yasak. Lütfen çıkın." Rüya aldırmaz bir ifadeyle arkadaki tezgâhın üzerinde açacak arıyordu. Deniz'in tam önünde olduğunu gördü. Elini uzattı. Deniz, elini onun elinin üzerine koydu. "Hanımefendi, lütfen çıkın. Yoksa görevli çağırmak zorunda kalacağım. Müşterilerin buraya geçmesi yasak." Rüya açacağı tutup elini Deniz'in elinin altından çekti. Birasını açtı. Gözünü Deniz'in gözlerine dikti. Biradan bir yudum aldı. "Bence patronu çağır. Çünkü ben de senden şikâyetçiyim." Hâlâ Deniz'in gözlerinin içine bakıyordu. Koyu kahverengi gözler, gözünün altına çektiği kalemle sanki derin bir girdaba dönüşmüş gibi Rüya'nın gözlerini esir almıştı. Rüya insanları iyi tanırdı ama karşısındaki insanı çözemiyordu. Uzun saçları, kulağındaki küpesi, bileklikleri ve giyim tarzı nedeniyle rocker olduğundan emindi ama başka bir şey anlayamamıştı. Rüya birden birayı tezgâha koydu. Saçındaki tokayı sıyırdı. Deniz ne yaptığını anlamaya çalışırken arkasına geçti. Deniz'in omuzlarına değen saçlarını topladı, tokayla sıkıca bağladı. Tekrar önüne geçti. "Şöyle yüzün gözün açılsın da etrafı gör. Ben müşteri değilim. Herhâlde saçların engel oldu. Biraz önce şu masada patronla oturduğumu görmedin. Ben de buranın bir çalışanı olarak istediğim saatte içebilirim," dedikten sonra tekrar ellerini bar tezgâhına koydu, kendini yukarı çekti ve diğer tarafa atladı. Elini uzattı. "Bu arada ben Rüya." Deniz hâlâ şaşkındı ama Rüya'nın elini havada bırakmak istemedi. Nezaketi buna izin vermezdi. "Deniz." Rüya, "Neden yıldızımız barışmadı şimdi anlaşıldı. Denizden nefret ederim," deyip birasını aldı ve Jale'nin yanına döndü. Şişeyi kafasına dikip bitirdi. Boş bira şişesini masaya koydu. "Hadi, gidiyoruz," dedikten sonra Jale'nin gelip gelmediğine bakmadan mekândan çıktı. Jale ardından çıktı. Deniz şaşkınlığını üzerinden atmıştı. "Memnun oldum" demesini beklerken "Denizden nefret ederim" gibi bir laf duymak tuhaf gelmişti. Ve kızın tavırları... Saçındaki tokayı sıyırdı. Önce çöpe atmayı düşündü ama ona ait değildi. Kızın yalan söyleyip söylemediğinden emin değildi. Kızı ne patronla konuşurken ne de dans ederken görmemişti. Yeni gelmişti zaten. Yine de doğru söyleme ihtimaline karşı, geldiğinde vermek üzere tokayı bileğine taktı. Son derece sıradan siyah bir lastik tokaydı. Maddi bir değeri yoktu ama yine de Deniz'e ait değildi. Rüya gelir gelmez iade edecekti. Deniz o gün o tokayı bileğine takarken sadece birkaç saat ya da gün için taktığını düşünüyordu. Yıllar boyunca aşklarının bir sembolü olacağından habersizdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE