2.bölüm-KAZA

1606 Kelimeler
Güne yine heyecanlı ve huzurlu başlamıştım. Evden hızlıca çıkıp şirkete geldiğim de ise odamda sevgili kuzenim Evin' i görmüştüm. Hanımefendi kendi odasında değil de benim odam da çalışıyordu. "Günaydın" deyip yerime geçirdiğim de Evin de sonunda kafasını gömdüğü dosyadan kaldırıp bana baktı. "Günaydın" deyip tekrar dosyasına döndü. "Senin odan yok mu? Neden buradasın?" diye sordum bu kez "Var odam ama buranın havasını daha çok seviyorum. "Diye cevap vermişti "Neyi inceliyorsun?" diye bu kez sordum "Şu dün sana bir ihaleye gireceğimiz yer buldum demiştim ya! Oraya bizden başka çok büyük şirketler de girecekmiş. Yani biz o ihaleyi de alamayız" diye üzgün bir şekilde konuştuğun da Evin benimde güne başlayan enerjim gitmişti. "Şimdi ne olacak peki?" diye sordum bu kez Büyük bir rekabet olacağı belli. "Bilmiyorum ama bulacağız bir yolunu. Sen bize çay istesene" dediğin de Evin masanın üzerinde duran telsiz telefonunu alıp çay ocağını arayıp 2 çay söyleyip kapatmıştım. "Neyse sıkmayalım canımızı. Hem dün gece bir çok malımız, mağazalarda yerini aldı bile, oradan gelen gelirde biraz da olsa borçları hafifletir" diye konuştum. "Evet buraya gelmeden önce depoya uğrayıp Rüstem amcayla konuştum. Bu kadar kısa süreye rağmen iyi yetiştirmişler" "Kesinlikle" diye ben konuştuğum da odanın kapısı çaldığında odaya asistanım Selma çaylarla girmişti. "Günaydın efendim" deyip benim çayımı ve Evin' nin çayını vermişti. "Günaydın Selma, kendine de çay al gel" dedim "Yok teşekkür ederim Vera hanım. Ben sabah erkenden gelip içtim çayımı size afiyet olsun" deyip çıktığın da odada Selma, ben ve Evin gene önümüzde ki dosyalarla ilgilenmeye başladık. "Evin sen hiç tasarım departmanına baktın mı? Yeni çizimler var mı?" diye önümde ki dosyaya bakarak konuştum. "Evet sabah oraya da uğradım ama kızlar hiç iyi tasarımlar çıkaramamışlar. "diye sıkıntılı bir sesle cevaplamıştı Evin "Şirketin başına geçtiğimiz den beri her şey ters mi gider ya." Diye üzgün ve kızgın bir şekilde konuştum. "Aynen öyle. Tasarımları bir görsen berbat "diye Evin de kızgın bir şekilde konuştu "Ne olacak peki" dedim "Sabah kızlara biraz kızdım. Akşama kadar en azında düzgün bir tasarımla gelmelerini ve eğer gelmezlerse yerlerine yenisini alacağımı söyledim" dedi bu kez Evin. Ben ise şaşkın bir şekilde bu kez ona baktım. Biraz acımasız olmuştu bu. "Biraz acımasız olmamış bu?" dedim "Evet öyle oldu ama yapacak bir şey yok. Silkelenip biraz kendilerine gelmeleri gerekiyordu" dedi "Oda doğru " dediğim de bu kez odanın kapısı çalmıştı. "Gir" dediğim de içeriye bir kez daha asistanım Selma girmişti. "Efendim müsait misiniz?" "Tabi Selma gel.... hayırdır " "Efendim Korhanlar holding tekstil işine girmeye karar vermiş bunun için bütün tekstil atölyelerine mail yollamışlar, 15 gün sonra bütün atölyelerle görüşmek istediklerini eğer yeni sezon için iyi bir tasarımla gelen atölyeler çalışacaklarını yazmışlar..." diye konuştu Selma. şaşkın bir şekilde Selma'ya bakıp konuştum "Selma Korhanlar kim?" diye sordum "Bilmiyor musunuz efendim?" oda en az benim kadar şaşkın bir şekilde sordu. "Hayır" "Efendim Korhanlar Türkiye'nin en büyük bilindik bir şirket, iki kuzen işletiyor. İnşaat, otel, araba galerisi Turizim, ve benzeri, sektörlerde olan büyük bir holding, yurt dışında bile bir çok yerde şirketleri vardır. Şimdi ise tekstil sektöründe olmak istiyorlar yani bizim onlardan bir iş almamız demek 1 yıl boyunca aralıksız çalışmamız demek." diye emin bir sesle konuşmuştu. Korhanlar mı onlar da kim? Ben nasıl tanımam yaa! Gerçi tanımamam normal yapmış olduğu işler benim ilgi alanıma girmiyordu tekstil işine girmeseydiler gene tanımazdım ya. "Ben biliyorum Korhanları. Gerçekten çok büyük bir şirket. Başında ki kişileri tanımıyorum ama gerçekten onlardan bir iş almamız Selma'nın da dediği gibi 1 yıl rahatız demektir" diye heyecanla ve umutla ayağa kalkıp konuşmuştu Evin de. "Ben tanımıyorum ama sizin dediğiniz gibi bu kadar büyük bir şirketse bence denemeye değer" diye bende konuştum. "Kesinlikle. Kaçırmamalıyız bu fırsatı" dedi Evin "O zaman başlayalım" deyip hemen ayağa kalktım. "Evet efendim bende böyle düşüneceğinizi bildiğim için hemen katılacağımızı söyleyip şen atölye olarak yazdırdım adımızı" dedi Selma "İyi yapmışsın o zaman bizde hemen çalışmaya başlayalım 15 gün var yetiştirmemiz lazım sen kumaşçıyı ara bana kumaş örnekleri yolasın Selma.....Evin senle bende şu tasarımcıların yanına gidelim tasarım işini halletmeliyiz. En önemlisi o" dedim Selam odadan çıkıca benle Evin de alt katta ki tasarımcıların yanına gittik. Bütün işçilere bu işin önemini anlattık. Yeri geldiğinde gece gündüz 15 gün çalışmamız gerekeceğini söyledim. Sağ olsunlar onlarda bizimle canla başka çalışacaklarını söylemişlerdi... 1 HAFTA SONRA Bütün hafta Evin' le hiç durmadan bu ihaleyi almak için gece gündüz çalıştık. Bizimle birlikte bütün ekip aynı anda çalıştı çok şükür ki çok az bir işimiz kalmıştı ve önümüz de 1 hafta vardı ve bu 1 haftada da kalan her şeyi hallede bilirdik. İki gündür hiç eve gitmediğim için bu gecede şirkette sabahlamıştım önümde ki dosyaları bitirmek için. Şuan ise öyle bir uykuya, sıcak yatağıma ihtiyacım vardı ki ama gidemiyordum, bitmesi gerekiyordu bu dosyaların. Ben odamda oturmuş çalışırken odanın kalış çaldı ve içeriye Selma girdi. "Günaydın efendim" demişti neşeli bir sesle "Günaydın Selma" dedim bende zor olsa da yorgun bir sesle "Bunlar size gelmiş efendim" deyip bu kez elinde ki zarfları bana uzattı. "Teşekkür ederim" dediğim den sonra çıkmıştı odadan Selma. Ben ise gelen zarflara baktım. Fatura, bir davetiye ve bir kaç tane tebrik kartları vardı. Hepsine tek tek baktıktan sonra davetiyeyi de açıp okuduğum da gördüğüm isimlerle kala kaldım *UMUT & BADE* yazıyordu bir an öylece boş gözlerle davetiyeye baktım. Umut benim lisede ki çocukluk aşkımdı. Benim ona olan hayranlığım çok büyüktü, yılarca içimde hep ona olan sevgimi beslemiştim. Onunda bana olan duygularının olduğunu öğrendiğim de ve teklif ettiğin de onun ile sevgili olmayı kabul etmiştim. Ve bende o yıllar çok iyi değildim. Çok gençtim doğruyu, yanlışı ayırt edemiyordum zaten. Her şeyi o dönemlerde laylaylom yaşıyordum. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Hayat o zamanlar benim için oydu. Sanki sadece o varmış gibi yaşıyordum. Öyle ben olmuştu ki gözüm ondan başka kimseyi hiç bir zaman görmezdi. Lise bitmiş sırf onunla aynı üniversiteyi kazanmak için bile gece gündüz çalışıp kazanmıştım. Onunda beni çok sevdiğine inanırdım. Ta ki biz sevgiliyken bir gece ansızın telefonuma gelen mesaja kadar. Beni arkadaşım Bade'yle aldattığını gösteren bir resime kadar. O an sanki dünya başıma yıkılmış, ölmüştüm! Sevdiğim, uğruna canımı bile veririm dediğim adamı beni aldattığını öğrenmişti. Bundan tam 4 yıl önceye kadardı bu yaşananlar ama ben ona olan sevgimi de aşkımı da toprağın altına gömüp bitirmişti. Ben sırf onlardan uzak olmak için okulumu bile değiştirmişti. 4 yıl boyunca acıyla kavrulurken onları unutmak, görmemek için çabalarken şimdi birde bana düğün davetiyesi göndermişlerdi. Dalga geçer gibi bana düğün davetiyesi yollamışlar. Davetiyeyi gördüğüm an sanki bunca yıl yaşadığım acıları yeniden yaşamaya başlamıştım. Canım yine acımaya başlamıştı. Öylece oturmuş davetiyeye bakarken gözlerim benden habersiz akmaya başlamıştı bile, o an onların isimlerini okuyunca içim acıdı. Sanki biri içime kaynar su dökmüş de cayır cayır yanıyordu. Ben onlardan en ufak haber gelmesin diye ortak arkadaşlarımı bile hep silmiştim, çıkarmıştım hayatımdan. Kendimi zor toparlamıştım şimdi neden bunu yaptı bana neden bana davetiye yolladı ki? Anlamıyordum. Biraz daha burada durdukça kendimi daha kötü hissedecektim ve en iyisi bir hava almak biraz sahil kenarına gitmekti. Hemen çantamı alıp Selma'ya bile bakmadan çıktım iş yerinden direkt arabaya binip yola çıktım. Ama halen göz yaşlarım bir çeşme gibi akıyordu. Canım anlatılmaz bir şekilde açıyordu. Neden yanıyordu onu da bilmiyordum. Sonuçta 4 yıl geçmişti ve benim şuan üzülmemem gerekiyordu. Zaten böyle olacağını biliyor olmam gerekiyordu ve göz yaşların şuan gerçekten de gereksizdi akması ama yine de akıyordu. Belki de bu göz yaşlarım bir kez daha yediğim kazığın acısıydı bilmiyordum ama içinde daha fazla tutamadığım siniri bağırarak dökmek istiyordum. Direksiyonu sıkı sıkı tutarken, gözlerimi kısa bir an yumup ve bağırıyorken, ne olduğu anlamadığım bir şekilde başka bir ses duymuştum. Bu ses öyle birinin konuşma sesi, yada dışarıdan gelen gürültü sesleri değildi, bu ses birinin arabasına vurduğum için çarpma sesiydi. Hızlıca gözlerimi açtığımda öndeki arabaya çarptığımı gördüm. Donmuş bir şekilde bir süre baktım duran arabaya daha sonra korku ve endişeyle arabadan indim çarptığım arabanın sahibi de inmişti. Elim, ayağım titriyordu şuan korkudan. Benim için önemli olan arabaya zarar gelmesi değildi ve bu korkum yine arabadan dolayı değildi. Birine zarar vermiş olmaktan korkuyordum. Benim yüzümden birinin canının yanmasını istemiyordum. Vurmuş olduğum aracın sahibi arabadan inince onu iyi görünce de, derin bir nefes verdim. Arabasına çarptığım kişi yanıma gelip konuştu. "Önüne niye bakmıyorsun kör müsün? Duran arabaya vuruyorsun" deyip bağırmaya başladı, ama ben halen korkudan titriyordum. "Ben...ben...özür dilerim.... nasıl oldu anlamadım... aa..a..arabanın durduğunu.. fark edemedim......iyisiniz demi siz " konuşurken çok zorlandım ağlamam devam ederken bir de kazadan çok korkmuştum. Karşımdaki adam bana uzun uzun baktı ve daha sonra arabasında gidip şoför kapısını açıp su alıp yanıma geldi. Ama kaşları o kadar çatık bakıyordu ki insan ondan korkusunda yerin dibine girip saklanmak isteği geliyordu. Sert yüz hatları, koyu kahve gözleri, bir insanı öldürmek istermişçesine bakıyordu "Al şu suyu iç ağlamayı da kes hemen." Diye öyle bir bağırarak konuştu ki ne yapacağımı bilemedim akan göz yaşlarım onun bağırmasıyla korkuyla durdu sanki. Elindeki suyu alıp korkuyla bir yudum içtim, iyi gelmişti nefesi mi toplayıp karşımda bana uzun uzun bakan adama bakıp konuştum. "Teşekkür ederim su için. Arabanızın hasarını da öderim ben, isterseniz polis çağıralım tutanak için ben gerçekten özür dilerim." Diye iki kelimeyi doğru düzgün bir araya getiremeden konuştum. "Gerek yok yetişmem gereken bir toplantı var. Uğraşamam tutanakla, polisle." Deyip arabasına doğru yürümeye başladı bende hemen arkasından bağırdım "Ama ben siz borçlu kalmak istemiyorum ben size çarptım, ben ödemeliyim arabanızın hasarını" diye bağırdım. Arabasının kapısını açıp sonra bana dönüp bağırarak sert bir şekilde konuştu. "Bir daha sakın araba kullanma o zaman bana da, kimseye de borcun kalmaz" deyip arabasına binip gitti. Bu neydi şimdi bu ne hava arkadaş tamam duran arabaya çarptım ama isteyerek olmadım ki, hem bu arabanın hasarını ben nasıl öderim ki? Bu arabayı markasını bile bilmediğim kadar pahalıdır. ben bunun farını ödemem için bile evimi, iş yerimi hep satmam gerekirdi. Ama onu bulmam gerek hakkı üstümde kalsın istemiyordum. Artık nasıl bulacaksam bu ukala sinir topunu......
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE