Ameliyathanenin önünde bekleyen Tuğra Yüzbaşı, az önce yaşadığı öpücüğün etkisiyle donup kalmıştı. Öpülmek bir yana dursun, aşka bile inanmazdı… Üstelik daha önce hiç görmediği bir kadın tarafından öpülmek ona fazlasıyla saçma gelmişti.
“Kafadan kontak bu kadın...” diye geçirdi içinden. “Ya evli olsaydım? Ya yaşlı ya da sevgilim olsaydı? Ne hakla?”
Ama sonra, kadının o küçücük kızı korumak için kendini nasıl siper ettiğini düşündü. Kendi canını hiçe saymış, kurşunun önüne atlamış, üstüne üstlük yaralanmıştı. Ve şimdi, içeride yaşam mücadelesi veriyordu.
Siren Timi'nin tamamı, o kadının o ameliyathaneden sağ çıkması için dua ediyordu. Tam o sırada, Miran, Ekin’in yanından kalkıp Tuğra Yüzbaşı'nın yanına geldi.
— "Komutanım... Merak etmeyin, kalkar o masadan. Görmediniz mi nasıl korudu kızı? Valla helal olsun. Ayrıca... kadın resmen sizi öptü ya!"
Gülerek devam etti:
— "Vallahi Komutanım, o kızı öptükten sonra yüz ifadeniz... Atilla'nın götünü arı sokunca yarı çıplak koşması vardı ya, hani o bakış... aynısı sizde vardı!"
Tuğra sertçe döndü:
— "Miran koçum..."
— "Efendim Komutanım?"
— "Götünü seviyor musun?"
— "Valla Komutanım, seviyorum da... kızlar daha çok seviyor. Erkekte göt önemliymiş, öyle diyorlar. Niye sordunuz?"
Tuğra bakışlarını kısıp ağır adımlarla yaklaştı:
— "Bir daha konuşmaya devam edersen... bir götün kalmayacak. Mayın döşerim şimdi gözünün içine. Sus! Çekil gözümün önünden."
Tam o sırada Hayri yanlarına geldi. Miran’ın ensesine okkalı bir şaplak indirip bağırdı:
— "Canına mı susadın lan gevşek!"
Ardından Tuğra’ya döndü:
— "Komutanım, siz bakmayın buna. Yarım akıllının teki. Hiç de öyle bakmadınız kıza. Oğlum, sizi bana sayı olarak verdiler. Geçin oturun, tepemi attırmayın!"Kaybol lan hadi!
— Emredersiniz Komutanım.
Deyip beraber oturdular.
Aradan geçen dakikalar içinde koşarak gelen iki doktor ve bir hemşire ameliyathaneye girmişti. Ne kadar soru sorsalar da cevap alamayan Tuğra ve Siren Timi üyeleri birbirine baktı. Bir şeylerin ters gittiği belliydi ama ne olmuştu?
Herkes kendi köşesine çekilmiş, korku ve endişeyle bekliyordu. Özellikle Tuğra… sanki kalbini biri sıkıyor, her an cam kırıkları kalbine saplanacak gibi hissediyordu. Aralıksız dört saattir ameliyathanenin kapısını izleyen Tuğra, sonunda beklediği doktorların çıkışına tanık oldu. Üç doktor karşısına dikildi.
— İçerideki kadın yaşıyor mu? – diye sordu Tuğra.
Doktorlardan iri yarı ve uzun boylu olanı yanıtladı:
— Merak etmeyin, hastamız hayata tutundu. Ameliyat sırasında büyük bir komplikasyon yaşadık, hatta hastayı kaybettik. Ancak hastamız bu savaşın böyle bitmesini istemedi ve geri döndü.
Miran hemen atladı:
— Nasıl yani “kaybettik, geri döndü?” Dizi mi çekiyoruz burada?
Atilla da sitem etti:
— Benim civatam boş arkadaşım, sussana sen bi, he? Sussana!
Cesur lafa karıştı:
— Peki, görebilir miyiz?
— Maalesef göremezsiniz. Yoğun bakıma alacağız ve 24 saat gözetim altında tutmamız gerekiyor. Yoğun bakımda şu an görüş mümkün değil. İyi günler.
Doktorlar ayrıldıktan sonra Ekin konuştu:
— Komutanım… en azından hayatta. İyi değil mi? Artık bizden çıktı, gitsek iyi olacak. Biliyorsunuz, yarın görev var.
— Tamam koçum, siz gidin, dinlenin. Burası bende. Emir-komuta sende Ekin.
— Emredersiniz Komutanım!
— Duydunuz beyler!
Herkes ilerlerken Miran yine yanıma geldi:
— Komutanım, kader çizgisine iyi bakın. Bir milim yanına bile kaymıyor. Belki de kader sizi yazacaktır… bunu bir düşünün.
Deyip uzaklaştı. Tuğra, içten içe:
> “Bir öpücükle nereye vardık ya?” diye söylendi ve sandalyeye kendini bıraktı.
---
2 Ay Sonra
Artık bu lanet hastaneden kurtulduğum için şükrediyorum. Bu iki ay içinde albay beni birkaç kez ziyaret etmiş ve görevime yeniden başlamam için gerekli protokolü başlatmıştı. Arabamı da buraya getirip bıraktıkları için şanslıyım; taksiyle uğraşmayacaktım.
Eve gelmiş, biraz televizyon keyfi yapmış, ardından hastanede kaldığım süre boyunca yapamadığım kişisel bakımlarımı tamamlamıştım. “Dünya varmış be,” diyerek kendime bir kahve yaptım. Yarın O.S. başı olacağımdan giyecek kıyafeti ayarlamak iyi olacaktı. Siyah kumaş pantolon, beyaz kalın askılı crop, siyah blazer ceket ve siyah stilettolarımla kombinim hazırdı. Çantamı da hazırlayıp kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Sabah hazırlanıp yolumu karargâha çevirdim. Kapıdaki görevli askerlere savcı kimliğimi gösterip giriş yaptım. İlk rotam albayın odasıydı. Kapıyı tıklatıp “Gel,” komutuyla içeri girdim. Girmemle birlikte albay ayağa kalktı:
— Savcım, hoş geldiniz. İlk karşılaşmamız pek iyi gitmemişti ama bu kez iyi başladı gibi görünüyor.
El sıkışıp koltuktaki yerimi aldım.
— Evet Albayım, ilk karşılaşma pek iç açıcı değildi ama bu kez iyi olacak diye düşünüyorum. Artık resmî olarak görev başındayım. Vatanım için elimden gelenin fazlasını yapacağınızdan hiç şüpheniz olmasın.
— Zaten sizden şüphemiz yok, savcım… Serin deseniz kâfi, Albayım.
— Peki Serin. Sana burada kendine ait bir oda ayarlayamadık. Ama iznin olursa, Siren Timi’nin komutanı olan Tuğra Yüzbaşı’mızla aynı odayı paylaşmanızda bir sakınca var mı? Yoksa sana özel bir oda ayarlamaya çalışırım.
— Ne diyorsunuz Albayım! Benim için sorun değil. Yüzbaşıyla aynı odayı paylaşabilirim. Katıldığım timin komutanını daha iyi tanımama yardımcı olur. Eğer Siren Timi buradaysa tanışmak istiyorum.
— Saat altı gibi burada olurlar, savcım… yani Serin.
— Tamam o zaman, ben izninizle kalkayım, Albayım.
— Peki. Yine konuşuruz, Serin Hanım.
El sıkışıp odadan çıktım. Nöbetçi erden odanın yerini öğrenip içeri girdim. İki masa, iki dolap, iki sandalye vardı. Sıradan bir odaydı işte. Benim olduğunu belli eden boş masaya geçip oturdum. Eşyalarım benden önce gelmiş, koliyle masaya bırakılmıştı. Eşyalarımı bir bir yerleştirdim. Boş oturmaktansa görev aldıkları operasyonların raporlarını okuyarak tim hakkında ufak bir analiz yaptım.
Okuduğum raporlara göre gayet başarılı bir timdi. Tuğra Yüzbaşı'nın görevlerde aldığı kararlara ben de aynı kararı verirdim. Ama bazı görevler için aynı şeyi söyleyemem çünkü bazı kararlar büyük riskler barındırıyordu. Yine de aldığı kararları sorgulamıyorum çünkü sonuçlar başarıyla sonuçlanmış. Fakat bundan sonra çok daha dikkatli kararlar vermek zorundayız.
Kapının tıklatılmasıyla içeri bir er girdi.
— “Savcım, Siren Timi erken döndü. Haberim olsun demiştiniz.”
— “Tamam, teşekkürler.” dedim gülümseyerek.
Er çıktıktan hemen sonra albayın postası geldi.
— “Savcım, Siren Timi bir saat sonra toplantı odasında olacak. Albayım sizin de katılmanızı istedi.”
— “Tamamdır, teşekkürler. Çıkabilirsin.”
---
Tuğra – Helikopterde
Görev bitmişti. Helikopterle yuvaya dönüyorduk. Herkes görev sonrası rehavetiyle sohbete dalmıştı. Ancak kulak kabarttığım bir konu dikkatimi çekti.
Miran, uzattığı bacaklarından birini kendine doğru çekip dizini kırdı:
— “Komutanım, bizim time bir savcı katılacakmış. Biliyor muydunuz?”
— “Umarım kıl bir adam çıkmaz ya...” diye devam etti.
Cesur hemen lafa atladı:
— “Ben de duydum ama erkek değilmiş. Kadınmış. Savcı baya konuşuluyordu.”
Kapalı olan gözlerimi açtım, karşımdaki Miran’a baktım:
— “Biliyorum koçum, haberim var. Ama kim olduğunu ben de bilmiyorum. Gidince göreceğiz.”
Miran kıkırdayarak:
— “Komutanım düşünsene… Ya sizi öpen kız savcımızmış ve bizim time geliyormuş!”
Bu lafla birlikte Ekin, Miran’ın kafasına sağlam bir şaplak indirdi:
— “Oğlum, sen niye hiç akıllanmıyorsun! Silahın ensende, pantolonun inik, boxer'la ormanda koştuğun yetmedi mi? Kırmızı balık şarkısıyla koştuğun da cabası! Bi' sussana artık!”
Hayri lafa karıştı:
— “Komutanım?”
— “Söyle Joker.”
— “Şimdi siz sihhiyesiniz ya… Benim ar damarım çatlamış olabilir mi?”
— “Kesin patladı zaten. Minicik beynin vardı, artık o da gitmiş sende.”
— “Ulan Joker, o koca çeneni açtın ya... Eğer bu söylediklerin doğruysa, seni inek çanıyla, kırmızı kalpli donunla karargâhın etrafında koşturmazsam, bana da Katran demesinler!”
Miran, olacakları bildiğinden ellerini açtı:
— “Allah'ım, vallahi şaka yaptım! Bu manyak... Ohm ohm yani… Amonyak! Yani muhteşem yakışıklı komutanım demek istedim. Yapmaz, lütfen. Sen beni onun gazabından koru, amin.”
Tuğra hariç herkes bir ağızdan:
— “Amin!”
Helikopter sonunda üsse indi. Herkes üstünü başını değiştirip toplantı odasında albayı ve yeni savcıyı beklemeye koyuldu.
---
Serin – Toplantı Öncesi
Toplantı saati gelip çatmıştı. Gitmeden önce makyajımı tazeleyip odadan çıktım. Adımlarım net, bedenim dimdikti.
Kapıda albayla karşılaştık. Önce ben, ardından o girdi.
Odada görevle ilgili fikirler konuşulurken bizim gelişimizle tüm tim ayağa kalktı. Albayın komutuyla oturdular. Ben hâlâ ayaktaydım, albayın yanında yer aldım.
— “Evet Siren, zaten bildiğiniz üzere timinize bir savcı atandı. Artık görevlerde sizinle yer alacak. Savcım, siz kendinizi tanıtın; ardından görevinizi açıklayayım.”
Başımı hafifçe sallayıp konuştum:
— “Teşekkürler Albayım. Ben, Türkiye Cumhuriyeti Terörle Mücadele Savcısı Serin Soykan. Artık saha görevlerinde beraber yer alacağız.”
Herkesle tek tek göz teması kurmuştum. Ancak bir yüz... zihnimde sisli bir hava bıraktı. Üzerinde durmadım. Sessizce benim için ayrılan sandalyeye oturdum. Kimse konuşmuyordu; hepsi sadece bana bakıyordu.
Albay görevi anlatmaya başladığında dikkatle dinledim. Notlar aldım. Sonunda albay ayrıldı.
Karşımda duran yüzbaşı konuştu:
— “Yüzbaşı Tuğra Koç. Siren Timi’nin komutanıyım. Görevin detaylarını ve tanışma faslını dinlenme odasında yapalım, buyurun savcım.”
Bakışlarında bir gariplik vardı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ya da gelişimden hoşnut olmamış gibiydi.
Koridorda ilerlerken bizi gören askerler selam veriyor, ben de başımla karşılık veriyordum. Sonunda dinlenme odasına geldik. Oda, ne büyük ne de dardı. Siyah deri L koltuk, orta boy bir televizyon, birkaç sandalye, bir ocak, çaydanlık ve dolap... sade ama düzenliydi.
Koltukta yerimi alıp sessizliği bozmak adına gülümsedim:
— “Rahat olabilirsiniz. Görev dışında lütfen samimi olun.”
İlk tepkiyi Miran verdi:
— “Hoş geldiniz savcım. Ben Astsubay Kıdemli Başçavuş Miran Kılınç, kod adım Joker.”
— “Teğmen Cesur Mahir Kaftan, kod adım Kırlangıç.”
— “Üsteğmen Hayri Galip Kural, kod adım Matkap.”
— “Üsteğmen Attila Vural, kod adım Karaca.”
— “Kıdemli Üsteğmen Ekin Uraz Zamir, kod adım Radar.”
Tuğra zaten kendini tanıtmıştı:
— “Yüzbaşı Tuğra Koç, kod adım Katran.”
Ben de tekrar ettim:
— “Benim saha kod adım Sis.”
Tam bir sessizlik olmuştu ki Cesur aniden “Mööö!” diye bağırdı.
Tuğra göz ucuyla Miran’a döndü:
— “Koçum kalk bakalım. Ne yapacağını biliyorsun.”
Miran korkulu gözlerle bakıyordu:
— “Ama komutanım...”
— “Hadi. Giyin ve gel buraya. Emir tekrarı yaptırma bana asker!”
Miran selam durdu:
— “Emredersiniz komutanım!”
Ve hızla çıktı.
Merakla sordum:
— “Nereye gitti bu Miran?”
Ekin güldü:
— “Merak etmeyin savcım. Gelir şimdi.”
Herkes gülmeye başlamıştı. Ancak birkaç dakika sonra gördüğüm şey beni hem öfkelendirdi hem de hazırlıksız yakaladı…