Bir kadının gözünü ne kör edebilirdi?
Evlat acısı mı, aşk acısı mı?
Bir anneyi evlat acısı gözünü kör edebilirdi ama Hevi için kesinlikle düşmanı olduğu amcasının oğluna duyduğu aşk, kadını bilinmez duygulara teşvik ediyordu.
Kadın yanıyordu ama kendiyle beraber adamı da yakıyordu. Hibir zaman bir erkeğe, birine boyun eğmeyen kadın sevdasına karşı ne yapacağını kestiremiyordu. Onun yenilgisi Ezman'a değildi. Onun yenilgisi içinde bulunan saf ama tehlikeli sevgiydi. Kimse anlamazdı onu.
Anlamayacaklardı da.
Az önce duyduklarını hala sindiremeyen Hevi şu an karşısındaki adamın alnına dayadığı silahıyla hiç tereddüt etmeden adamın öfke kusan suratını izledi.
O an kendisini gördü.
Öfkeliydi adam! Zira Hevi kadar değildi.
Ezman ne olduğunu anlamaya çalışır vaziyette öfkeyle bakarken Hevi ise öğrendiği gerçeklerin bedelini ödetmek için öfke kusuyordu.
Sokağın ortasında düşman olduğu sevdiği adamın alnına silah dayamıştı Hevi. Buna hangi kadın cesaret ederdi?
Eraslan aşiretinin Hevi Hanımağası ederdi!
Sesleri duyan herkes evlerinden dışarı çıkmış iki düşman ailenin etraflarında çember oluşturmuşlardı. Tıpkı yıllar önce olduğu gibi bu sokak Eraslanların kavgasına bir kez daha şahit oluyordu.
Hevi'nin arkasında ailesi, Ezman'ın arkasında ailesi. Herkes şu an da adeta donmuş gibiydiler.
Ama herkesin ortak bir düşünceleri vardı: Hevi'nin sınırlarının asla olmadığı!
Hükümet gibi kadındı, Hevi...
Derler ya hani ' masaya yumruğu koyması yeter' diye Hevi de öyleydi. Kadın bastığı yeri titretir, geleni geri püskürtürdü.
Allah kimseye Hevi gibi düşman vermesindi. Zira kazanan çoktan belliydi.
Boşuna mı Hanımağa diyorlardı?
"Zinar ağa! Bu deli, oğlumu vuracak! Bir şey yapın!"
Zeyno hanımın endişeli sesi ile Zinar Ağa bir adım öne attığında Erdal babasının kolundan tutarak durdurdu.
"Bekle Bav," dedi sesli bir nefes verirken.
Babasının karşı çıkmasını istemiyordu. Çünkü biliyordu babası bir adım atarsa karşı taraftaki Aram Ağa da bir adım atacaktı ve ortalık daha çok karışacaktı.
İki düşman aile birbirine girecekti, daha önce olduğu gibi.
Hevi ve Ezman sanki etraflarında kimse yokmuş gibi birbirlerinin gözlerinin en derinine, içlerindeki tüm öfkeyle bakıyorlardı.
Onlar için şu an dünya durmuştu.
Ya hep! Ya hiçti!
Zeyno hanım, gözyaşları içerisinde korkuyla Hevi'nin titremeden silah tutan eline bakarken Eza ise annesinin koluna girmiş annesi gibi ağlıyordu. O da Hevi' den, yapacaklarından aşırı korkuyordu.
Ama kimse bir şey yapmıyordu. Hiç kimse.
"Ne bekliyorsun, Hevi?"
Sakin tonda konuşan Ezman, alnına dayatılan silahla karşısındaki çıldırmış kızı izlemeye devam etti. Bu duruma alışık bir adamdı. Kendi kafasına silah dayayan adam, bir başkasının kafasına silah dayamasından mı korkacaktı?
Üstelik bu kişi karşısındaki kadınsa gözü kapalı kabul ederdi.
Şakaklarında ki damarları belirgin bir hal alırken, "Yüreğin varsa sıkmadan indirmezsin silahı! " Diyerek bir adım attı.
Genç kızın damarına basıyordu Ezman. Genç kızın ne kadar çıldırdığını görmüştü ve adı kadar emindi, Hevi isterse sıkmadan indirmezdi silahını da. Lakin Ezman artık o kadar bu durumdan sıkılmıştı ki ve Hevi'nin ciddi anlamda bir şeyler yapmasını istiyordu. Adım atmasını, bu işin tamamen bitmesini istiyordu.
Ne olacaksa olsun diyordu adam.
"Gözümü bile kırpmadan yaparım, bunu biliyorsun Ezman! "
Asla dik duruşundan ödün vermiyordu.
Asla!
Sevgisi ile ezmeye çalışanı kadın yerdi! Diri diri yer, tükürürdü geri.
Ezman, sinirli bir gülüş sergiledi.
Genç kızın koyu kahverengi gözlerinde gözleri kesişirken dişlerinin arasında tısladı, sinirle.
"Ne kadar gözü kara biri olduğunu bilmem mi, HANIMAĞAM!"
Hevi, kendisiyle oynayan genç adamın dalgacı sesiyle, avuçlarında sıktığı silahın ucunu adamın alnının çatısına sert bir şekilde uyarırcasına vurdu.
"Kız istemişsiniz!"
Tüm herkes bu anı bekliyordu. Gelecek olan soru sorulmuştu kadın tarafından. Acı ama gerçek.
Bu sözleri acıyla söylemişti Hevi.
Canı o kadar yanıyordu ki canını yakanın sevdiği adam olması daha çok kahrediyordu kendisini.
Düz ifadeyle yanıtladı genç kızı.
"Evet, istedik."
Titrek bir nefes koydu Hevi .
"Kim… O kız kim?"
Anlayamıyordu Hevi. Hangi kız kendisini ve sevdasını bilmesine rağmen Ezman'a evet diyordu. Hangi kız yürek yemişti?
Hevi, aşkı yüzünden tüm genç kızların diline düşmüştü. Herkes Hevi Hanımağa’nın, Ezman Ağa’ya kör kütük aşık olduğunu biliyordu. Kim, nasıl cüret ederdi böyle bir duruma?
Hevi 'nin yapacaklarından korkmuyorlar mıydı?
İşte o cesur kızı merak etmişti.
Genç kızın sabırsız sesi ile gözlerini kıstı Ezman. Bakışlarıyla genç kızın yüz ifadesini tartarken kısa bir an kızın arkasında duran amcasına gözleri takıldı. Çenesini sıktı ve ortaya bombayı attı.
"Amara."
Gözleri sulandı, yutkunamadı Hevi.
"Amara..." İsmi tekrar etti Hevi.
Yüzü buruşurken beyninde yankılandı, bu isim. Birkaç saniye tepki veremedi. Yedirememişti. Bunu ona nasıl yaparlardı?
Bir insan ne kadar yara alabilirdi?
Ezman, genç kızın ilk defa bu kadar çaresiz olduğunu hissetti. Bakışları değişmiş, acı çekiyordu Hevi bu durumla boğazı çaresizce düğümlendi.
Gözlerinin içi dolmuş ama bir damla yaş akmıyordu. Zor tutuyordu kadın kendini.
"Bav, ablamı alayım mı?" "diye babasının kulağına doğru fısıldadı, Argeş.
Şu an herkes onları izliyordu ve ablasının daha fazla adının çıkmasını, herkesin dilinde olmasını istemiyordu. Rahatsız oluyordu bu durumdan Argeş.
Aram Ağa, oğlunun sesiyle bakışlarını, Zinar Ağa’dan çekerek oğluna kısa bir bakış attı.
" Bekle. "
Argeş sinirle soludu." Bav yapma. Elimden bir kaza çıkacak bak!" Kanı deli akan genç, kendine zor hâkim oluyordu.
Sert bakışlarını oğluna bir kez daha yöneltti. "Argeş, bekle dedim!"
Zinar Ağa ve oğlu Erdal aynı şekilde karşı taraf gibi tetikte beklerken hala karşılıklı hesaplaşan gençleri izliyorlardı.
Bir kan davası daha yaşayamazlardı.
Hevi , sonunda geri bir adım attığında hâlâ Ezman Ağa’nın alnında tuttuğu silahı çekmemişti. Donuk bakışları genç adamın üzerinde gezinirken tasvip etmeyen bir tonda mırıldandı.
"Yakıştıramadım sana Ezman Ağa..."
Öfkeyle kaşlarını çatan Ezman, burnundan soludu.
Hevi, yüzünü buruşturarak sözlerine devam etti:
"Beni alt etmek için, en yakın arkadaşımı seçtin demek!"
İşte bunu beklememişti.
Sevdiği adam bu kadar da düşman olamazdı kendisine. Bu kadar da canını yakmak için uğraşamazdı!
Sevmek suç muydu? Suçsa da niye bu kadar zalimce bir ceza verilmişti kadına.
"Kes sesini Hevi! " diye dayanamayarak kızgınlıkla çıkıştı, Ezman.
Hevi , tekrar bir adım öne adımlayıp elindeki silahı indirerek bu sefer adamın tam kalbine isabet etti. Bu yaptığı hareket ile etrafta ki herkes korkuyla bağırdıklarında Ezman kalbine isabet eden silahı tutan kadının elinden sıkıca tuttu.
"Hevi, bu seferde vurmazsan Allah şahidim seni ben vururum!" Küllüyyen yalan! Asla kıyamazdı ki ona.
Ufak çaplı tehdidine tebessüm eden Hevi , adamın kalbine silahın namlusunu delik açar gibi bastırdı.
Tıpkı kendi kalbi gibi adamın kalbini derin derin, ağır ağır yakmak istedi kadın. Belki başarıyordu ama ne Ezman tek bir şey yapıyordu ne de adamın sert mimikleri oynuyordu.
Her zaman böyleydi, düşmanlıkları başladığından itibaren Ezman kendisine bakmaktan kaçınır nefrete dönüştürürdü bakışlarını.
"Merak etme Ezman Ağa... ben seni vuracağım ama kalbinden…ahtım olsun!"
Bir yemin daha içti kadın. Adam zaten kalbimden vurdun diyemedi.
Can evinden vurulmak nasılmış misliyle ödetecek gösterecekti kadın. Bir gram sevgi dilenmeye mahkûm olacaktı. Ya yaşayacak ya ölecekti Ezman.
Zira bundan sonra Hevi Hanımağa avına daha da odaklanmıştı!
Bakışlarını genç adamın üzerinden hızla çekerek bu sefer etrafında toplanan ahalinin üzerinde dolaştırdı ve tekrar herkesin duyacağı şekilde bağırarak konuştu:
"Herkes duysun. Hevi Hanımağa , Ezman Ağa’nın kalbinden vuracak!"
Herkes şaşkınlıkla genç kızı izlerken, Ezman öfkeden kudurmuş şekilde öne bir adım atarak genç kızın üstüne yürüdü. Hevi izin vermeyerek silahın ucuyla adamı geriye iteledi.
Gözlerinin içi lav gibiydi, çenesi bir bıçak gibi sert adamı deşmek, yakmak istiyordu.
"Dur orda! "
Derin nefes alarak dişlerinin arasında tısladı.
"Seni kendi silahınla vuracağım, Ezman ağa!"
Daha sonra silahını havaya kaldırıp havaya tek el ateş ederek, adamın gözlerinin içine baktığında, acıyla tekrar fısıldadı.
" Bu da sana sözüm olsun!"
Son kez adamın öfkeli bakışlarında dolu gözlerini gezdirirken devam etti.
"Hevi Hanımağa'nın sözü senettir!"
Birkaç saniye adamın değişen bakışlarına baktıktan sonra ağır ağır arkasını döndü. Kendisine başını iki yana sallayıp üzgünce bakan babasının bitap düşen bedeniyle karşılaştığında acıyla gülümsedi.
&&&&&&
O büyük günün ardından iki gün geçmişti. Hevi bir kez bile Ezman’ın karşısına çıkmamıştı. Hatta şirketten eve geliş ve dönüşlerinde bile karşılaşmamak için işten giriş ve çıkış saatlerini ona göre ayarlamış ve babasıyla dinginlik içinde şirkete gidip evine geliyordu.
O günden sonra adı yine dillere destan olmuş herkes o günkü yaptıklarını konuşup kulaktan kulağa yaymıştı. Bir kız olarak yaptıkları çoğu insan tarafından ayıplanmış, çoğundan ise takdir görülmüştü.
Bir adam, bir kadının peşinden koşup ona etmediğini bırakmayıp adına 'sevdasının peşinden koşuyor erkek adam.' Denilirdi ama kadının yaptığınaysa gurusuzluk olarak isim takıp konuşuyorlardı.
O ne yapmıştı ki?
Hevi kime boyun eğmişti?
O sadece sevmiş sevdasının arkasında durmuştu. Herkes konuşuyordu ama ona ne çektiğini ne hissettiğini soran yoktu!
Kaç insan sevdasını dile getiremeden hayallerine, hayatına veda etmişti. O dile getirdi diye suçlu olmuştu. Sırf seviyorum dedi diye suçlanmış hüküm kesilmişti kadına.
Aram Ağa, o gün kızına tek kelime etmemiş lakin sonrasında Hevi’yi artık düşmanlarından uzak durmasını keskin bir dille söyleyerek uyarmıştı.
Peki Hevi bunu yapacak mıydı?
Hevi , Ezman’dan uzak durabilecek miydi?
Bu artık gurur meselesi de değildi bu inada binen bir dava meselesi olmuştu, Hevi için...
O yüzden pes etmeyecek aksine savaşacaktı! Şu an sevdiği adam kendisine düşman gibi bakıyorsa bunun tek nedeni kendisiydi.
Odasında bilgisayarın başında duran genç kız, gelen mailleri kontrol ederken kapısı çalındı.
"Gel."
İçeriye giren Heval, genç kızın yorgun halini izledi.
"Kolay gelsin gülüm."
Gülümseyerek kendisine bakan kıza döndü Hevi. "Spas dikim delal.* (Teşekkür ederim güzellik)"
Heval, kapı ağzındayken, "Senin kızlar geldi. Avluda seni bekliyorlar "dedi ve gülümsedi.
Hevi, unuttuğu gerçekle elini hızla alnına vurarak" Ah! Nasıl unuturum yahu, "dedi kendine kızarken.
Heval, içeriye girerek genç kızın karşısında durdu.
"Müsait değilsen gönderebilirim."
Hevi, genç kıza bakarken ayaklandı. Başını iki yana salladığında, uzun saçlarını arkasında topladı.
"Olmaz Heval. Planı bozmak yok. Zaten az bir şey kalmıştı."
Heval dudaklarını büktü. "Yorgunsun sen ama... "
Kendisini her zaman düşünen ve kendisi için endişelenen kızın yanaklarına uzanıp öptü.
"Gulâ mın. *(gülüm) Sen söyle onlara benim odaya geçsinler geliyorum."
Heval başını sallayarak odadan çıktığında Hevi üstünü değiştirmek için dolabına yöneldi.
Rawşan, eğitim aldıkları odayı incelerken yanındaki Helin'e bakarak konuştu.
"Ben de böyle bir oda yapacağım kendime. Baksana her çeşit müzik aleti var."
Hayranlık dolu sesi odanın içerisinde gezindiğinde yanındaki Helin ve Sosin de aynı şekilde odayı inceliyorlardı. Ne zaman buraya gelseler hepsinin havası değişiyordu.
Hepsi de Hevi Hanımağa'nın özel odasında olmaktan büyük keyif alıyorlardı.
" Erbaneyi*(def) öğrendik Hevi Hanımağa sayesinde. Sıra saz da."
Helin'in sesi ile Rawşan gülümseyerek başını salladı.
"Hanımağam da olmasa valla gelişemezdik kızlar ."
"Babam benim buraya gelmemden memnun değil ama Hevi Hanımağa sağ olsun ikna etti. Ah yoksa ben bu odadan mahrum kalacaktım."
Kızların arasında söylenen Beril, alt dudağını dişlerken bakışlarını karşında ki ney aletine çevirdi. Onu öğrenmek için çıldırıyordu.
" Öf zaten bizimkilere kalsa kızlar evden çıkmasın, okula gitmesin, ev işi yapıp dursun derler. "
Helin'in acı sözleriyle odadaki on kız da başını sallayıp onayladılar.
"Kızlar, "diyerek odaya giren kadının sesiyle kızlar hemen ayaklandılar.
" Hoş geldiniz, "Diyerek kızlarda gözlerini çevirdi Hevi.
Kızlar tebessüm ederek, genç kızı izlediler. Şu an karşılarında duran kadın, onların rehberi olmuştu.
" Hoş bulduk Hevi. "
" Hadi geçin, oturun bakalım."
Hevi kızlarla sedire oturup sohbet etmeye başlarken, Heval elinde çay tepsiyle içeri girerek ortamı daha da bir harlamıştı. Hevi kızlar sayesinde biraz da olsa kafasını dağıtmıştı.
"E hadi bakalım başlayalım."
Kızlar hevesle genç kızı izlerken Hevi arkasını dönerek duvarda asılı olan müzik aletlerine baktı.
"Erbane öğrenmeyen kadın kalmasın!"
Genç kızın sözleri ile hepsi gülümsedi. Hevi eline erbanesini alıp kızlara döndü.
&&&&&
"Ezman, yarın sözlünü alıp çarşıya çıkın."
Zeyno hanım, bugün telefondan konuştuğu dünüründen sonra oğluna dönüp gerekeni konuşmuştu.
Ezman elindeki çay bardağıyla annesine bakıp başını usulca salladı.
"Amara kızım ne isterse onu alın, tamam mı, kure min *(oğlum)?"
Ezman annesinin üzerinde olan bakışlarını görünce, elindeki çay bardağını yere bırakarak sıkıntıyla ayaklandı.
Eza, ağabeyinin ardından bardağı hemen alıp tepsiye koydu.
"Tamam ana. Her şey istediğiniz gibi kusursuz olacak merak etmeyin."
Zeyno hanım, oğlunun ifadesiz sesi ile başını iki yana üzgünce salladı.
"Oğlum biz bir söz verdik. Hevi'ye de dikkat et bir aksilik olmasın sonra."
Ezman burnundan soluyarak annesine diklendi.
"Onun adını anmayın bir daha!" Bu evde onun adı anılsın istemiyordu.
"Zeyno hanım, edi bes e!* (artık yeter)" diye oturduğu yerden atıldı Zinar ağa. Karısının oğlunun üzerine gidip daha fazla kudurmaması için susturdu. Çünkü oğlunun yanlış bir şey yapmasından korkuyordu. Zaten zor zapetmişlerdi.
Hevi zaten zorluyordu kendisini.
Babasının annesini susturmasıyla rahat bir nefes veren Ezman, "Ben odama çıkıyorum." diyerek bir şey demelerine izin vermeden odadan çıktı. Zinar ağa giden oğlunun ardından karısına dönüp bariton sesiyle tekrar uyardı.
"Bu oğlanın üzerine daha fazla gitmeyin. Düğün hele olsun önce."
Eza ve Erdal babalarına hak vererek annesine baktılar.
Zeyno hanım herkesin bakışlarının üzerinde olmasından rahatsız olarak "Ne dedim ki sanki? Amara'nın annesi aradı, o da korkuyor Hevi'nin yapacaklarından. Sonuçta kızıyla arkadaşlardı."
Zinar ağa "Fesuphanallah." diyerek başını salladı.
"Hevi, haşa Allah değil. Hiçbir şey yapamaz! Ortalığı velveleye vermeyin!"
"Geçen yaptıklarını ne çabuk unuttunuz," diyerek isyan etti Zeyno hanım.
Herkes tekrar sus pus olurken Zinar Ağa öfkelenerek "Zeyno, artık o kızın adını bu evde duymak bile istemiyorum! "Keskin sözlerini söyledikten sonra kızı Eza'ya döndü.
"Keçâ mın,*(kızım) bana bir çay daha koy."
Eza, babasını ikiletmeden hızla ayaklanıp önündeki boşalan bardağı aldı. Erdal ise ortamın kasvetli havasından bunalıp ayaklanmıştı.
"Ben de çok yoruldum bugün, gidip yatacağım."
"Git iyice dinlen yavrum. Bu aralar çok yorulacağız. "diyen annesiyle başını sallayıp odasına çıktı.
Zeyno kadın, herkesin odadan çıkmasıyla kocasına döndü.
" Ezman, düğün uzasın istemiyor. "
Bakışlarını TV 'den çeken Zinar ağa karısına döndü tekrar." Eyi bizde uzamasından yana değiliz zaten. "
" Haftaya düğün olsun diyor," dedi hemen sonra.
Zinar ağa duyduklarıyla kaşları çatıldı. "Daha söz, nişan yapılmadı Zeyno kadın?" sinirlenen kocasıyla omzunu silkti.
"Valla Ezman elinizi çabuk tutun dedi."
Zinar Ağa oflayarak başını iki yana salladığında, Eza elindeki çay bardağıyla odaya girmişti.
&&&&&&
Ezman, odasına girip ışığı açtığında, bakışlarını odasında gezdirdi bir süre. Sıkıntılı bir şekilde odasının içine girip gömleğinin düğmelerini açmaya başlarken, derin nefesler veriyordu.
Üzerindeki gömleği çıkardıktan sonra bakışları penceresine değdi. Perdesi hafif çekilmişti. Oraya doğru üstü çıplak yürüdüğünde karşı konağa gözleri değdi. Işıkları kapalı konağın sadece avlusu aydınlıktı.
Hevi'nin odasının balkonu tam penceresine bakıyordu. Bunu Hevi'nin bilerek seçtiğini biliyordu. Tıpkı her gece odasına gelirken Hevi'nin balkonda oturup kendisini izlediği gibi. Ama bu akşam balkonda değil Hevi, ışığı bile yoktu, sönüktü.
Oysa bu saatlerde hep açık olurdu.
Buna her ne kadar şaşırmış olsa da Ezman, geçen günkü konuşmaların etkisi olabileceğini düşündü.
Perdeyi çekip banyoya doğru yürüdü bu sefer Ezman. Onu rahatlatacak tek şey, duştu şu an!
Hevi , karanlık odada balkonun kapısının ardından gizlenmiş bir şekilde karşı konağı izlerken sevdiği adamı görmüştü. Perdeyi hafif çekip üstü çıplak bir şekilde balkonuna baktığını görünce tuhaf hislere kapılmıştı.
Birkaç saniye durduktan sonra tekrar perdeyi çekip gitmesine an be an şahit oldu.
Ezman'ın gitmesiyle saklandığı yerden çıkarak balkona girdi. Balkonun korkuluklarında elleri gezinirken derince iç çekti.
Bakışları sevdiği adamın penceresinde bir sürü dolanırken iç çekerek mırıldandı.
"Seni kalbinden vuracağım, dedim ama sen kalbimden vuralı çok oldu Ezman."
Gözleri dolu şekilde kesik bir nefes verdiğinde tekrar fısıldadı acısını.
"Umuduma gökyüzü olacaktın Ezman, nefesimi kesen adam oldun! "
&&&&&
Yeni bir gün doğmuştu. Belki de yeni umut doğacak bir sabaha uyandı. Yatağından asla içinden kesilmeyen umuduyla ayaklanıp banyoya girdi.
Adı gibi yeni günün kendisine umut getirmesini diledi. Umuda inanan biriydi Hevi. Sonuçta umut oldukça mucizeler çiçek açardı.
Bunun bilincindeydi. Umudu olmasaydı bunca sene nasıl beklerdi Hevi?
Henüz hiçbir şey için geç değildi. Henüz Ezman evlenmemişti. Henüz Hevi'nin gökyüzü masmaviydi.
Banyodan işlerini hallederek çıkan Hevi , üzerine giyinmek için bir şeyler seçti dolabından. Üniversiteye başladığı günden beri pantolon giyinmeye başlamıştı Hevi.
Babası her ne kadar bu dar paçaları giymesine karşı çıkıp hoşlanmadığını her seferinde belli etse de, Hevi'nin bir kaç tatlı hallerine kıyamıyordu.
Hevi pantolonlarından mavi kot olanını eline alarak üzerine de giymek için beyaz bir bluz seçmişti. Şaşılacak bir hızda üzerini giyinip makyaj aynanın karşısına geçip oturdu.
Dalgalı, aynı gözleri gibi çikolata kahve olan saçlarını salık bırakarak, gözlerine de her zaman ki gibi sürmesini çekti. Dudaklarına da renk katsın yüzüne diye vişne aromalı nemlendiricisini sürerek son kez aynada kendine baktı.
Gözünün kenarında çok istediği deq*(geleneksel dövme) modeli vardı ama sırf Ezman sevmediği için yapmaktan vazgeçmişti. Oysa kendisine çok yakışacağını biliyordu Hevi.
Ezman ne hızma ne de deq severdi. Bunu kız kardeşi Eza ‘ya söylerken duymuştu Hevi. O yüzden her ne kadar sevip istese de hiçbirini yapmamıştı.
Sevdiği adamın sevdiği ne varsa onu yapmak istiyordu Hevi. Ama o kadar sert bir mizaca sahipti ki Ezman, Hevi bazen ne sevip sevmediğini anlamakta güçlük çekiyordu. Lakin o kadar sene adamı takibe almıştı ki, artık tepeden tırnağa adamın her şeyini çözmüştü.
Hevi emindi annesi Zeyno Hanım bile Ezman'ı bu kadar iyi tanımıyordu.
Ayağa hızla kalkan Hevi saçlarına elleriyle şekil verdikten sonra, makyaj masanın üzerinde ki parfümünü eline aldı.
Lavanta kokusu.
Ezman bu kokuyu çok seviyordu. Hevi de artık sevmişti. Artık kendi kokusu lavanta olmuştu.
Zaten Ezman ne seviyorsa Hevi otomatikman onu seviyordu. Hevi de olan her şeyi de Ezman seviyordu tabi bir zamanlar bu böyleydi.
Adam kadının hayatına girdiği an Hevi'nin sevdikleri de değişmişti her şey Ezman olmuş iliklerine kadar sever olmuştu adamı. Bir adam nasıl sevilir kadından öğrenilmeliydi.
Önce boynuna sıktı parfümü sonra iki elinin bileklerine sürüp parfümünü yerine bıraktı. Daha sonra aşağıdan kendisine seslenmesini duyunca hızla seke seke odasından çıktı.
Merdivenleri büyük bir keyifle inerken avluda kahvaltı yapan babasının yanına giderek yanağından öptü.
"Rojbaş, * yakışıklı ağam (Günaydın)"
Aram Ağa ağzına tıktığı ekmeği çiğnerken kızının boynunda asılı duran kollarını gevşeterek gülümsedi.
Ağzında ki ekmeği yuttuktan sonra, "Hayırdır Hanımağam? Bu neşenizi neye borçluyuz?" dedi ve bakışları kızının giydiği pantolona giderken kaşları çatılmıştı.
Hevi, babasının bakışlarının gittiği yeri görünce dudaklarını büzdü.
"Hem sana demedim mi, şirkete gittiğin günler giyme bu çirkin şeyleri."
"Ama babacığım, ben her gün resmi giyinmekten sıkıldım. Biraz rahat takılayım ne olmuş?"
Eline aldığı tandır ekmeğine tereyağını sürerken yanına çayını doldurması için gelen Heval'e bakışlarını kaldırıp göz kırptı.
"Hemen de şirinlik yap zaten," diyerek gülümseyen Aram ağa, çayını yudumladı.
Hevi zaferle gülümseyip elindeki ekmeği dudaklarına götürüp bir ısırık aldı.
"Argeş nerde kaldı? "diye sordu Aram ağa. Hevi çiğnediklerini yuttuktan sonra omuzlarını silkti.
" Valla dün gece de eve gelmedi, görmedim. "diye açıklama yaptı.
Aram ağanın kaşları çatıldı." Ne demek eve gelmedi? "
Önündeki kaçak çayını dinginlikle eline alıp dudaklarına götürdü. Dün gece kardeşi geç geleceğine dair mesaj atmıştı kendisine ama sabaha kadar gelmeyeceğini hiç düşünmemişti.
"Allah’ım sen sabır ver bana." sabır çeken babasına bakıp yemeğine devam etti. Kardeşi ergen arkadaşlarıyla takılmaktan eve gelmeyi unutmuştu belliki.
"Merak etme Bav. Ben onun kulağını çekerim."
Kızının neşeli sesiyle bir kez daha sabır çekti Aram ağa.
"Allah’ım ben ne ettim de bana böyle kaçık evlatlar verdin."
Hevi işaret parmağını kaldırıp eksik söyleyen babasını durdurup düzeltti.
"Bir de akıllı ve çok güzel bir evlat eklemeyi de unutma."
Dalgacı sesine karşın, kızına gözlerini kıstı Aram ağa. Hevi kahkahasını bastırdı.
"Yav şaka, valla ha şakaydı," diyerek tekrar kahkaha attı Hevi.
Aram ağa başını iki yana sallayıp kahvaltısına dönerken Hevi'ye bir mesaj geldi. Genç kız masanın üzerindeki telefonunu eline alarak mesajı okudu.
Okudukları hiç hoşuna gitmemiş olacaktı ki kaşları çatılmış yüzü düz bir ifadeye dönmüştü.
"Hayırdır, kötü bir şey mi?" diye sordu Aram ağa. Kızının mesajı okurken ki yüz ifadesinden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
Hevi okuduklarını tekrar tekrar okurken boğazı düğümlenmiş, bakışları kilitlenmişti.
Gelen mesaj da ise şu vardı;
"Ezman ağam ve Amara Hanım çarşıya gelmişler, Hanımağam."
"Hevi çi bu?"* (ne oldu?) diye tekrar pürüzlü sesiyle sordu yaşlı adam.
Hevi hızla ayaklanarak, yüzünü sabit tutmaya çalıştı.
" Yok bir şey bav, çarşıda birkaç işim vardı, sen tek gidersin şirkete değil mi? "
Aram ağa bir şeylerin ters gittiğini hissederek "Hevi ne olduğunu söyle çabuk! "dedi bakışlarını sert tutarak.
Hevi gülümsemeye çalışarak babasına yaklaşıp yanağına uzandı.
" İnan yok bir şey bav. Sadece çoktandır istediğim bir bileklik vardı gelmiş onu alacağım . "
İnanmayarak kızını izlerken, Hevi tekrar babasına sarılıp yanağından öptü.
"Beraber gider alırız, oradan şirkete geçeriz."
"E baba, bunun içinde benimle gelme çarşıya. Hem ben çocuk muyum? Arabamla gider, sonra şirkete dönerim merak etme. " diyerek itirazda bulundu Hevi .
Aram Ağa, kızını yalnız bırakmaya korkuyordu. Yine bir delilik yapacak diye ödü kopuyordu. Zaten iki gündür kızının değişen hal ve hareketlerini gördükçe hiçte hayra alamet olduğunu sanmıyordu. Tekrar itiraz edecekken Hevi önce davranarak itiraz etmişti.
"Söz bir saate dönerim yanına."
El mecbur başını salladı Aram ağa. Hevi ise babasının tekrar sorgulamaması için odasına koşturup çantasını ve arabasının anahtarını alarak aşağıya indi.
Tekrar babasına bakarak "Hadi şirkette görüşürüz ağam, "dedi ve dış kapıya doğru yürürken arkadan babasının sesini duydu.
" Dikkatli kullan Hevi."
Arkasını dönüp babasına sinsice bakarak güldü." Senden iyi şoförüm bunu unutma ağam. "
" Gördük seni geçen sefer az kalsın hızdan dolayı kaza yapacaktın dînê!* (deli)"
Hevi, babasına dil çıkarıp güldükten sonra tekrar önüne dönerek kapıdan çıktı. Az ileride gölgede duran passatın yanına adımlayarak derin bir nefes aldı.
Babası haklıydı. Geçen sefer aşırı hızdan az kalsın canından olacaktı. O yüzden iki aydır babası arabayı kullanmasına izin vermeden kendi şoförlüğünü yapmıştı. Ama artık arabasını özlemişti. Biraz korkuları olsa da sürecekti artık.
Arabasının kapısını açarken gözlerine saçlarında duran güneş gözlüğünü indirip taktı. Ağzındaki sakızı ile bakışlarını Ezman’ların konağına götürüp baktığında, kafasını iki yana kütletti.
O konağı başlarına yıkmamak için kendini zor tutuyordu.
Şoför koltuğuna geçip oturduğunda, derin bir nefesi alırken zaman tanıyordu kendisine.
Sakin kalması gerekti. Gittiği yerde gayet cevabını verecekti.
Aracı çalıştırmaya başlarken tekrar telefonunu eline alarak mesaj bölümüne girip adamına yazdı.
"Neredeler?"
İki saniye içinde geri dönüş alan Hevi , okudukları karşısında yutkundu.
"Kuyumcudalar, yüzük seçiyorlar, hanımağam. "
Tekrar gün yüzüne çıkan öfkesiyle direksiyonu tutan elleri sıklaşırken derin nefes aldı ve arabayı sokaktan çıkardı.
Gaza öyle basıyordu ki aklındakiler yüzünden aracın tekerlerin altında ki taşlı toprak zemin çığlık ata ata direniyordu.
Burnunu dikerek dikiz aynasına bakışlarını çevirdiğinde tısladı.
"Eceliniz olmazsam bana da Hevi Hanımağa demesinler!"
Bakalım Hevi, onların karşılarına çıkarken, ne yapacaklardı?