Rıfat bütün gece hiç uyumamıştı. Nasıl böyle bir hata yapabilirdi? Nasıl o şerefsizin yapabileceklerini tahmin edememişti? Nasıl? Nasıl bu kadar beceriksiz olabilirdi! “Allah benim belamı versin!” Eline aldığı vazoyu duvara fırlatmıştı. Gürültüyü duyan Melek koşarak salona girmişti “Ağabeyi! İyi misin?” diye sordu korkuyla. Rıfat koltuklardan birine oturarak saçlarını çekiştiriyordu. Delirmek üzereydi. Canından çok sevdiği kardeşi, gözünden sakındığı cennet kokulu karısı… ikisini de elinden almıştılar. Kurtarmalıydı… İkisini de sağ salim, kılına bile bir zarar gelmeden kurtarmalıydı. “Ağabeyi…” Melek tekrardan ağabeyine seslenmişti. Saat sabahın dördüydü. Dün gece daha önce buralarda görmedikleri bir araba konağın kapısına onu yarı baygın bir halde bırakıp gitmiştile

