Mardin’in dar sokaklarında sabaha karşı esen rüzgâr bile gizliydi o gün. Taş duvarlar susmuştu, kubbeler dua yerine fısıltı taşıyordu. Ve o sessizliğin içinde iki siluet belirdi: Ezdînşêr ve Serhat. Üzerlerindeki toz, yorgunluk, çaresizlik… Saklandıkları yolda tek bir adrese çıkıyordu: Şahbar Hanım’ın konağı. Geniş avlulu, yüksek taşlı, cumbalı bir konaktı. O evin kapısı, yıllardır açılmamıştı onlara. Ama şimdi başka çareleri yoktu. Serhat bir an duraksadı. “Bu kadın bizi alır mı?” diye sordu fısıltıyla. Ezdînşêr başını kaldırdı. “O benim teyzem… Kadınlığı bir kenara, doğunun kendisi gibi serttir. Ama kan bağını kolay silmez.” Kapıyı çaldılar. Bir süre ses çıkmadı. Sonra ahşap kapı gıcırtıyla aralandı. Karşılarında dimdik duran bir kadın… Saçlarında yaşanmışlık, gözlerin

