Umarım bölümü seversiniz. Keyifli okumalar 🖤
3.GÖZ
Reva, kendini içkiye verip Lale Karayev'in cümlelerini belki bininci kez düşünürken saçlarını karıştırdı. Kadının yazdıkları o kadar içine işlemişti ki, silip atması çok ama çok zordu. Resmen zihninde onun hiç duymadığı çığlıkları yankılanıyordu, diğer yandan da ufak ve her şeyden habersiz, annesinin öfkesiyle büyüyen Kuzey...
Dışarı çıkıp soğuk havada bir sigara yakarken, ensesini yalayan ürpertiyle kollarını kendine sardı. Sigarayı, iki yanağında göçük oluşturacak kadar derin çekerken, yanına gelen Volkan endişeli görünüyordu.
-Reva? İyi misin sen?" Elini kızın sırtına koyup kendisine dönmesini sağlarken, sorun olmadığını gösterircesine baş salladı Reva. Yeşil gözleri, her şeyi saklamakta ustalaşmıştı artık...
-İyiyim Volkan. Ben gidiyorum, bar sana emanet." Genç adamın kaşları şaşkınlıkla havalandı.
-Bu kadar erken mi?" Reva genelde hastayken bile işinin başında durmaya çalışırdı, ama şimdi hasta değilken, üzgün değilken, kafasının karışıklığı yüzünden çekip gitmesi çok garipti. Bir şey söylemeden topuklularıyla yürüdü ve sigarayı sıkıştırdığı parmaklarını rastgele havada salladı görüşürüz der gibi.
O arabasına binip evinin yolunu tutarken, Kuzey de öfkeyle önündeki kum torbasını yumrukluyordu. Sonunda zincirinden kopan torba gürültüyle yere düştüğünde bir tekme savurdu ve matarasına ilerledi. Göğsü hızla inip kalkıyordu, bir miktar ılık suyu ağzına akıttı ve matarayı yere bırakarak odanın sağındaki boks standına yürüdü, adam şeklindeki hedefe kaldığı yerden vurmaya devam etti.
İri kasları her hareketinde kasılıp balon gibi şişiyor, dirseği düz bir hal alınca da gevşeyip hemen sonrasında yeniden geriliyordu. O kendinden geçmiş gibi hedefi yumruklarken, tekmelerini savurmayı ihmal etmezken, vücudundan süzülen terler altındaki spor şortuna sızıyor, kumaşa karışıp kayboluyordu.
-Efendim!" Ercan üçüncü kez seslenince anca duyan Kuzey, başını hızla ona çevirdi. "Gelebilir miyim?" Kafa sallayarak ağırlık aletine doğru ilerlerken, aldırmamış gibi spor yapmaya devam ediyordu. Elindeki eldiveni düzeltip, demiri tutarken başıyla işaret verdi konuşması için. "Psikolog, ısrar etsek de hiçbir şey söylemedi." Adam siyah gözbebeklerini kendisine ölümcül şekilde çevirip düzenli nefesler aldığında telaşla ekledi. "Ama birtakım şeyler öğrendik."
-Girizgahı kes. Sadede gel." Ercan, sadedin de onu çok mutlu etmeyeceğini bilse de söylemek zorundaydı.
-Reva Hanım'ın önceden yaşadığı mahalleyi bulduk. Ama...Hiçbir iz yok. Kimse onu tanımıyor." Kuzey, ağırlığı yerine bırakırken alayla güldü ve Ercan'ın bir adım gerilemesine neden oldu.
-Ercan, Savaş Devran'ın kapattığı çeneleri açamadık diyorsan seni öldürmemem için bir neden ver. Psikolog size tehditle bilgi vermediyse onu hırpala..." aklına gelen detayla küfredip avucunu oturduğu deri koltuğa yapıştırdı. "Kadındı. Doğru. Kahretsin. Başka bir bilgi yok mu? Kimse tanıdığını söylemedi mi?!" Ercan kafasını sağa sola sallasa da içeri giren Vural heyecanlı ve sevinçliydi.
Eğer ölmek için öncülük istemiyorsa iyi bir haberi olmalıydı. Diğer türlü odaya asla böyle giremezdi.
-Kuzey Bey, yaşlı bir kadın Reva Hanım'ı tanıdığını söyledi. Ama silahımı görünce kapıyı kapattı ve açmadı." Kuzey, dudağının bir köşesini kıvırırken, köşedeki havluyu alıp boynuna astı ve Vural'ın omzuna vurdu aferin der gibi.
-Gidip konuşalım o zaman." Ercan, cevabından korktuğu bir soruyu sormak zorunda kalmıştı.
-Ne zaman efendim?" Kuzey, ona uzun bir süre baktıktan sonra yaklaştı ve tepeden bakmaya başladı. Boynundan süzülen ter damlaları göğsünden karın kaslarına doğru akıyordu.
-10 dakika. Eminim hanımefendi silahsız insanlara karşı misafirperverdir." Cümlesinin sonunda Vural'a da imalı imalı dik bakınca genç adam hemen başını öne eğdi. Ve Kuzey gider gitmez sıkıntıyla mırıldandı Ercan.
-Bu hiç hayra alamet değil." Kuzey'in kendine izin verdiği saatte Reva yüzünden dışarı çıkması demek, kıza olan öfkesinin hala yerini koruduğunu ve intikam ateşiyle dolduğunu gösterirdi. En son böyle öfkelendiği zaman...
Hiç iyi şeyler olmamıştı.
Tam da 10 dakika sonra hazırladıkları arabanın kapısını ne ara duş aldığını anlamadığı Kuzey'e açtı ve normalde önemsiz işler için spor giyinirken bu sefer takım giydiğini fark etti. Adam, açılan kapıdan girmek yerine kapattı ve elini uzattı.
Ercan bir onun eline bir de yüzüne şaşkın şaşkın bakınca gözlerini devirmeden edememişti.
-El ele tutuşmayacaksak anahtarı ver." Yalnız gitmek istediğini daha açık söyleyemezdi. Ercan anahtarı avucuna bırakır bırakmaz siyah renkteki jeepine bindi ve arabayı çalıştırırken camı yarıya kadar indirdi. "Lale Hanım ne zaman geliyor?" Öylesine şimdiye odaklanmıştı ki Kuzey'in sorusunu duyamadı başta bu yüzden Vural yanlarına gelip onun yerine cevapladı.
Anne değil, Lale Hanım...
-Lale Hanım, salı günü öğle saatlerinde Türkiye'ye gelmiş olacak." Genç adam kafasıyla onaylayıp arabayla gözden kaybolurken, sersemlemiş görünen Ercan'ın koluna vurdu Vural. "Ercan, kendine gel lan." Kirpiklerini kırpıştıran Ercan kuruyan boğazını yutkunarak yumuşatmaya çalıştı. "N'oluyor sana?"
Fazla duygusal görüneceğini bilse de konuştu adam.
-Kuzey Karayev, her zaman böyle değildi Vural." Dedi sesi titrerken. "Tanıdığın birinin gözlerinin önünde değişmesi çok garip." Ercan'ın babası Asaf Karayev'in adamlarından biriydi, yani Ercanla Kuzey dip dibe büyümüş sayılırlardı. Ve Kuzey, o zamanki her erkek çocuğu için -kendisi dahil- örnek gösterilen bir genç adamdı.
Azerbaycan'daki tanıdık bu aileyi takip eden birçok kişi onun gibi olmak isterdi. Asaf Karayev'in servetine hiçbir şekilde tenezzül etmeyen ve ayakları üzerinde durmak için çabalayan Kuzey Karayev gibi yetişmek...
Annesi Türkiye'ye çok nadir gelirdi çünkü yaşadığı tüm kötü anılara rağmen Azerbaycan, Türkiye'den daha yuva gibi olmuştu geçen yıllarda kendisine. Belki aşk anlamında olmamıştı ama insan anlamında iyileştirici yanları vardı bu güzel ülkenin. Ve ailesini kaybettiği ülkeye geri dönmek de istememesi diğer etkendi.
Lale Hanım, asla Kuzeyle kalmak istememiş yıllardır yanında olan yardımcısıyla tek başına Azerbaycan'da yaşamaya bu nedenlerle karar vermişti. Ve Kuzey, tıpkı annesinin elini ilk kez tutmak istediği zaman red yediğinde duyduğu gibi, bu yaptığına da saygı duymak zorunda kalmıştı. Bir insana kendini zorla sevdirmeyeceğini ilk öğreten kişinin annesi olması acıydı.
Yine de onu hep düzenli olarak görmek istiyordu, çünkü Kuzey biliyordu ne kadar kendisinden nefret ederse etsin o annesiydi. Ve ailesine gerekli önemi göstermeyen adam, hiçbir zaman gerçek bir adam değildi. Babası ne kendisine ne annesine sevgisini göstermemişti, belki de bu yüzden kadın kimseyi sevmiyordu ama o sevgisini, saygısını eksik etmemişti asla. Tek ailesi annesiydi, onu kaybedemezdi. O kişi hiç ailesi olmak istemese bile...
-Kuzey Karayev'i ne değiştirdi senin kadar iyi bilmiyorum Ercan, ama eskiye bakmak yerine onu kabullenmek zorundasın." Vural'ın söylediği şey doğruydu, eskiye bakmak sadece adamın yaşadıklarına üzülmesine ve şuanki halini kabullenememesine neden oluyordu.
-Ben kabulleneceğim ama onun bile okuyamadığı defteri okuyan Reva, onu tekrar değiştirecek mi orasını göreceğiz..."
•••
Kuzey, arabadan inip mahalleyi incelerken, hava kararmasına rağmen ev önünde oturan birkaç kız aralarında fısıldaşarak onu süzmeye başlamıştı. İçlerinden bir tanesi çekinmeyip göz de kırparken onlara aldırmadan Vural'ın söylediği eve doğru ilerledi adam.
Mahalle şehre oldukça uzaktı, daha çok yazlıkların biriktiği güzel tatil beldesinin arkalarında kalmış ücra mahallelerinden biriydi, hatta belki en kötüsü... Her yer harabeydi ve burada değil hayat sürdürmek, yaşamak dahi çok ama çok zor görünüyordu.
Yaptığı yolculuk gelene kadar saatin geç olmasına yol açsa da bu saatten sonra dönecek hali yoktu Kuzey'in. Elini ahşap kapıya yumruk yapıp tıklatırken, kapının arkasından yaşlı kadının sigaradan dolayı pürüzlü duyulan sesi geldi.
-Kim o?!" Kısık sesle de ekledi. "Gecenin bu saatinde..." kapısı o kadar güvenliksiz ve inceydi ki, Kuzey bir tekme savurarak bile çok rahatlıkla içeri girebilirdi. Ama o anda en son istediği şey 70 yaşındaki tek bilgi kaynağının korkudan ölmesiydi.
-Kuzey." Dedi sadece ama bunun yeterli olmadığını düşünürken ekledi. "Reva'nın arkadaşıyım." Kapı hafifçe aralandı ve tombul suratlı ihtiyarla karşı karşıya geldi Kuzey. Hava sıcak olmasına rağmen kadın bileklerine kadar gelen beyaz geceliğinin üzerine ek eliyle ördüğü şalı atmıştı omuzlarına.
-Ne istiyorsun?" Diye sordu huysuz bir ses tonuyla. Artık bu kapı önü muhabbetten sıkılan Kuzey, arka cebindeki kese kağıdını çıkardı ve para dolu torba kadının dikkatini çekerken ekledi.
-Biraz konuşmak istiyorum. Karşılığını vereceğim." İhtiyar kaşlarını çattı öfkeyle.
-Para vererek benden bilgi alacaksın? Kim oluyorsun sen? Defol buradan! Saygısız köpek!" Kapıyı kapatacağı anda, Kuzey elini araya koyup tuttu ve kapanmasını engelledi.
-Zor yoldan yapmak istemiyorum. Evini basacak halim yok, birkaç bilgi istiyorum." İhtiyar ondan kurtuluşun olmadığını fark edince kaşlarını çatmayı bırakmadan konuştu.
-Sabah gelen adamlar senin köpeklerin değil mi? Ne istiyorsunuz bizim mahallemizden?" Kuzey, alaylı bir şekilde güldü.
-Bu çöplükten ne isteyebilirim? Yok olsa umrumda olmaz." İhtiyarın artık öfkeden yanak kasları seğirirken, kapı iyice açıldı ve arkasından orta yaşların üstündeki kızı göründü.
-Anne, kim bu beyefendi?" Kuzey, kendisine nefretle bakan kadına kıyasla daha ılımlı görünen kızına bakarak konuştu.
-Bu mahallede zamanında yaşamış biri hakkında bilgi almak istiyorum. Kötü bir niyetim yok ve karşılığını da vereceğim." Kız önce adamı sonra arabasını incelerken, kafa salladı ve annesinin kolunu tutarak onu geri çekti.
-Buyrun. İçeri gelin." Sonunda bu ihtiyarın inadından kurtulmuştu. İçeri başını eğerek girmek zorunda kalırken, ayakkabılarıyla ilerleyecekti ama ihtiyar sopasıyla yere vurdu.
-Höst ulan! Ayakkabılarını çıkarsana içeri uğursuzluk taşıyacaksın!" Kuzey, bir an o ciddi mi diye dik dik bakınca kızının ikisi arasında kalmaması ve bu işin ayağına dolanmaması için çıkarmak zorunda kaldı.
-Daha ne kadar uğursuzluk gelecek buraya. Bir çöplükte yaşıyorsun." Dedi kadının duyabileceği bir sesle. İhtiyar sanki sarayda yaşıyormuş da bu lafı duymuş gibi şaşkınlıkla baktı ona.
-Küstah olduğun kadar kaba ve acımasızsın da! Yazık, senin annene acıdım şimdi." Kuzey, buna hiçbir şey demeden onun orta yaşlardaki kızının arkasından içeri giderken kadın onun yüzündeki ifadeden kendisinin de pek nazik bir şey söylemediğini fark etti. Belli ki... Annesi hakkında çocuk yaralıydı. Kuzey'in aksine o merhametli bir kadındı ve hızla arkasından gidip salona giren adamın yanına geldi. "Bir şey içer misin evladım?"
Köpekten sonra evladım demesi...
-Ruh hali geçişleriniz benimkinden bile hızlı ve garip." Dedi delikanlı ama yine de yaşlılara kötü davranmak -düşmanı değilse- pek tarzı olmadığından omuz silkti. "Bir çay alırım."
-Ahsen sana ballı zencefilli bir süt yapsın, bırak çayı bu saatte, uykun kaçar." Aslında bu saat onun için akşam sayılırdı ama belki de çayları yoktu, bu yüzden kafa salladı Kuzey zaten amacı içecek değildi. Kızı mutfağa doğru gidince, kendisine laf soktuktan sonra daha ılımlı davranmaya başlayan ihtiyarla yan yana oturdu eski kanepeye. "Senden pek hoşlanmadım ama kaba davranmak istemedim. Kusura bakma. Seni şu pis heriflerden sandım."
-Hangi pis herifler?"
-Yok mu şu ilerdeki pavyonda pis işler döndüren takım elbiseli ayyaş adamlar. Onlardan..." genç adam buna sessiz kalıp sadece başını sallarken -pavyon dediği barsa kendisi de bu işlerin içindeydi üstelik pis sayılan işler yapıyordu- kadın merakla fısıldadı. "Ee, niye geldin? N'apacaksın Reva'yı?" Sararmış ufak alt dişleri ince dudaklarının her hareketinde gözüküyordu, yanakları dudaklarının iki yanından boynuna doğru sarkıyor ona sevimli bir hava katıyordu. Beyaz saçları sımsıkı bir şekilde arkasında toplanmıştı.
-Benim hakkımda bir şeyler öğrendi." diyerek açıkça konuya giriş yaptı Kuzey. "Ben de onun hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum." İhtiyarın kaşları kıvrıldı.
-Neden ona sormuyorsun?" Sorduğu soru gayet yerindeydi, şüpheci gözleri de Kuzey'e hala tam olarak güvenmediğini gösteriyordu.
-Geçmiş hakkında konuşmayı sevmiyor. Ama öğrenmeden..." intikam alamam, demek yerine sesine farklı bir ton ekleyip devam etti. "Ona gerçekten yakın olamam." Bu cümleyle beraber ihtiyarın yüzü aydınlandı.
-Reva'ya aşık mısın yoksa?!" Kuzey'in kaşları hızla çatıldı, şuan birçok şey hissediyordu ve en büyüğü öfkeydi fakat içlerinde aşk falan yoktu! Ama yine de aşırı bir tepki vermemeliydi yoksa ihtiyar yine huysuzlaşacaktı.
-Hayır, biz..." ne diyeceğini bilemedi, biraz lafı ağzında gevelemiş oluyordu. "Arkadaşız? İş ortağı gibi." Yalanın daniskası. Hangi arkadaşını asansörde parmaklamış, hangi iş arkadaşının elinden kulübünü almaya çalışmıştı Kuzey? Hiçbirinin. O arkadaş edinmezdi. Uzun zamandır edinmiyordu. Çünkü hayatta kendi hariç güvendiği kimse ama hiç kimse yoktu. Bu insanı ayakta tutardı ve beklenmedik darbelere karşı hep korurdu.
Asla hayal kırıklığı olmazdı, üzüntü, acı olmazdı, ihanet olmazdı... Yalnızlığın güç olarak kişiliğe yansıdığı en büyük örnekti Kuzey. Edindiği tek arkadaşlar her hafta düzenli olarak aldırttığı kitaplardı, okumayı severdi çünkü cahil biri olup ortalıkta insanlara parasıyla caka satması anca babasının yapacağı türden bir iş olurdu.
Elleriyle öldürdüğü babasının...
-Ah anladım, anladım..." ihtiyar geçmişe giderken kızı getirdiği sütü Kuzey'e verdi. Genç adam ayıp olmasın diye içer gibi yapmış dudaklarına götürmüştü ama süt içecek hali yoktu! O diğer çocukların annesinin getirdiği sütü kendi annesi getirmiyor diye bir kez bile süt içmemişti hayatında. "Reva, hemen şurada, karşı evde annesiyle yaşıyordu. Ev sahipleri onlardı ama yıllardır hiç kimse gelip gitmedi, hep kilitli durur. Tabii bazen evsizler bahçelerindeki döşeğe doluşur ama içi boştur." Ahsen de koltuğa oturdu ve annesi duraksayınca devamını getirdi. Çünkü adamın elindeki para onları uzun zaman idare edebilir hatta kış için yakacak bulmalarını sağlayabilirdi.
-Babası yoktu Reva'nın. Yani vardı da annesi Reva'ya hamileyken onları terk etmişti sanırım. Zaten annesi de anne değildi..." Kuzey, kaşlarını çatarken elindeki bardağı ortadaki alçak, ortası cam şeklinde yuvarlak eski masaya bıraktı.
-Nasıl anne değildi?" İhtiyar, iç çekince başını ona doğru çevirdi ve kadının gözlerinin yer yer delikler olan halıda bir yere takılı olduğunu gördü. Sanki o anda, o eski günlerin içine girmişti.
-Reva'yı hiç umursamazdı. Kız okula gitmiş, okuldan gelmiş, karnı aç mı tok mu... Hiç bakmazdı. 14 yaşından beri çalışmaya başladı Reva, kendi harçlığını temiz şekilde çıkarmak ve boğazlarından haram para geçmemesi için, ama annesi..." biri duyacakmış gibi kısık sesle devam etti. "O pis işi hiç bırakmadı." Kuzey bunu soracaktı ki Ahsen, annesine kıyasla daha yüksek sesle konuştu.
-Hayat kadınıydı annesi, aynı zamanda pavyonda şarkıcıydı, evlerine girip çıkan hiç belli olmazdı." Genç adamın kaşları havalandı. Bir an 14 yaşındaki Reva'nın odasının kapısını nasıl kilitleyip, çömelerek seslere kulak tıkadığını görür gibi oldu.
Kendisi gibi annesiz büyümüştü demek ki... Anneleri görünürde vardı ikisinin de ama hiçbir zaman onlar için orada olmamışlardı.
-Reva o adamlar gittikten sonra annesiyle hep kavga ederdi ama dayak yemek dışında bir şey yaşanmazdı. Bu yüzden ona bizimle kalmasını teklif ettim. Şeyden sonra..." dudaklarını yalarken, koyu kahverengi gözlerini Kuzey'in siyah gözlerine çevirdi yaşlı kadın. "Adamın biri ona saldırmaya çalıştıktan sonra."
Genç adamın çenesindeki bütün kaslar kasılmıştı.
-Annesi adamı sürdü tabii ama Reva için biz de korktuk, kimi kimsesi de yoktu. Arkadaşları vardı ama hiçbir kızın ailesi, annesi hayat kadını olan bir kızı evine almazdı. Annesinin... Çalıştığı gecelerde Reva'nın bize gelmesini sağladık. Çok gururluydu, kapısına kadar gidiyorduk onu getirebilmek için." Ahsen son cümlesinden sonra sessizleşirken, ihtiyar gülümseyerek devam etti.
-Bir lokma bile yemezdi, sadece şu köşede, senin oturduğun yerde oturup gecenin bir vaktine kadar kitap okurdu. Ve o gece gelen adam her kimse o gittikten sonra da sabahı beklemeden evine giderdi." Kuzey, meraklı ve tedirgin bir şekilde sordu.
-Hırçın olduğu için mi yoksa sizinle mi anlaşamazdı?" Kadın sanki fillerin burnu aslında p***s mi sorusu sormuş gibi gözlerini iri iri açarken şaşkınlığı birkaç saniye sonra anca atıp neşeyle güldü.
-Hırçın mı hayır..." gülerek elini havada rastgele salladı. "Hiç hırçın değildi, bizi de severdi. O çok gururlu bir kızdı, düşüp kalsa kimsenin yardımını istemezdi. Reva mahallenin en uysalı, en neşelisiydi ve kendi halinde biriydi." Kuzey, utanmasa ağzı açık duracaktı. Reva ve uysallık? UYSALLIK ve Reva? Neşe? Kendi halinde olmak? "Arkadaşları onu çok severdi."
-Arkadaşları dediniz ama mahallede kimse onu tanımadığını söylüyor." Ahsen bariz bir şekilde gerilip yerinde kıpırdarken, ihtiyar düşünceli bir halde kafasını salladı.
-Biz o dönem Kayseri'ye gitmiştik, akraba ziyaretine. Her ne olduysa o yaz oldu. Reva, aniden ortadan kayboldu, annesi de ölmüş." Torbaları buruşmuş ve şişmiş gözlerini kıstı iyice. "Mahallelinin dediğine göre bir adam gelip Reva'nın tüm izini silmek için para vermiş. Annesinin kırıklarındandır dediler ama inanmadık. Kızcağız aniden ortadan kayboldu gitti. Herkes de onu tanımadığını söylüyor o zamandan beri. Ama sen görmüşsün, buna çok sevindim bak. İyidir inşallah..."
-İyi şuan, merak etmeyin. Nasıl bir adammış o adam, tarif falan ettiler mi?" Kadını söylemesini bekliyordu ama Ahsen araya girdi, söyleyebilirdi çünkü kendilerine para falan verilmemişti zaten.
-Yeşil gözlü, uzun boylu, iri yapılı, hali vakti yerinde görünen bir adammış. Birkaç kişi isminin Savaş olduğunu söyledi ama üzerinden 6 sene geçti, şimdi kime sorsam hatırlamam der. Zaten hali vakti yerindeyse buradakiler ne bilsin herifi..." Savaş Devran.
Elbette o silerdi bu izleri. Hatta emindi ki şu yaşlı kadının burada olduğunu bilse onların da konuşmaması için elinden geleni yapardı. Reva'nın geçmişini, bu geçmişi konuşabilecek
kişilerin ağzını kapatarak saklıyordu, dostları konuşmayınca mahalleli zavallı kızcağızı hiç konuşmazdı, zaten daha bu kadarı bile kızın yaşadıklarının ne kadar ağır olduğunu gösteriyordu.
-O adamlar, Reva'ya hiç..." cümlenin devamını getiremedi, boğazında bir şey ona engel olmuştu. "Dokundular mı?" İhtiyar, sıkıntıyla iç çekti.
-Bir tanesi dövmüştü saygısızlık etti diye, elinden zor aldık. Bir tanesi de işte o saldırandı, gencecik kıza dokunmaya kalkmış, ama kurtuldu, zaten ondan sonra hep bize çağırmıştık. Bir şey olduğunu sanmıyorum, en azından biz buradayken olsa bilirdik. Reva'nın şanssızlığı babasının olmaması mıydı dersen annesinin olmasıydı derim evladım." İçeri gözlerini ovuşturarak giren ufak kız yüzünden ayaklandı Ahsen.
-Anneciğim, uyandın mı sen..." kız, bukle saçları arasından Kuzey'e bakarken, parmağıyla gösterdi genci.
-Bu ağabey kim?" Annesi elini indirip ayıp olduğunu söylercesine "şşş" diye susturacakken, Kuzey ona doğru elini uzattı.
-Gel bakalım." Kız, biraz çekinse de evlerine aldıkları misafir sayısı çok az olduğundan onun da aileden olmasa bile -hiçbiri böyle fiyakalı giyinmiyordu- iyi bir misafir olduğunu düşündü. Yanına gidip elini onun avucuna bıraktı. "Kuzey ben, sen kimsin?"
-Seda." Sesi Ahsen'den de ihtiyardan da yüksek ve tiz çıkıyordu, yemyeşil gözleri Kuzey'e Reva'yı hatırlattı. Onun hakkında öğrendikleri üzücüydü, bunu ona karşı nasıl kullanır bilmiyordu bile, o birkaç fobi ya da rezil olay öğrenmeyi düşünmüştü, ama şimdi birinin onu dövdüğü, saldırmaya çalıştığı düşüncesi kanını donduruyordu.
-Memnun oldum küçük hanım, bu saatte uyumanız gerekmiyor mu sizin?" Kız kafasını "Evet" dercesine sallarken hiç çekinmeden ağzını timsah gibi açıp esnedi ve bir yandan da Kuzey'in elini tutmaya devam etti.
-Sen çok yakışıklısın." Dedi aniden genç adamı geldiğinden beri ilk kez gülümseterek. "Tek mi geldin annenlerlen mi?" Gülümsemesinin sorduğu soruyla bozulmasına izin vermedi delikanlı, diğer elini de kızın elinin üstüne kapatıp baş parmağıyla okşadı.
-Tek geldim." Anladığını gösterircesine başını salladı ufaklık ve fark ettiği detayla ciyakladı.
-Aaa elindekisi de ne..." adamın elinin üzerindeki dövmeyi sanki lekeymiş gibi ufak bodur parmaklarıyla sürterek çıkarmaya çalışırken, Kuzey onu biraz kendine doğru yaklaştırdı ve dövmeyi daha yakından görmesini sağladı.
-Dövme." Pusulanın sivri göstergelerinde ufak işaret parmağını gezdirdi Seda.
-Nasıl yapılıyor?" Dedi saf bir merakla, annesi onu çok konuşmaması için uyaracaktı çünkü kızın omzuna dokunmuştu ama Kuzey sorun olmadığını gösterir gibi gözlerini kapatıp açtı kadına bakarak.
-İğneler ve mürekkeple." Kız yüzünü buruşturunca iğnelerle arasının hiç iyi olmadığını anladı, çoğu çocuk gibi.
-İğneden çok korkarım. Ama ben de istiyorum anne! Hem de Kuzey ağabeyinkisinin aynısından." Ahsen, iç çekerek "bir bu eksikti" bakışı atarken, ninesi de gülerek kızın buklelerini okşamıştı. Kuzey, bu noktada otoritenin araya girmesini sağladı.
-Ben yirmi sekiz yaşındayım. Sen de o yaşa gelince yaptırırsın, yoksa sana kesinlikle yasak." Tek kaşını kaldırarak Seda'ya ciddiyetle baktığında kız elini hemen çekti ve suçluymuş gibi ellerini arkasında birleştirdi.
-Şey...Peki Kuzey ağabey." Annesi, onu yatağa yatırmak için kucakladığında da gitmeden el salladı. "İyi geceler, yine gel."
-Olur, gelirim." Diye yalandan bir söz verdi Kuzey ve ayağa kalktı. "Ben gideyim artık." İhtiyar onu geçirmek için bastonundan destek alarak ayaklandığında kapıya doğru ilerlemişti ama yaşlı kadın seslendi.
-Kuzey! Bekle biraz..." yavaş adımlarla ufak televizyonun altındaki dolabı kurcaladı ve bir albüm çıkardı. Birkaç sayfanın sonunda bulduğu iki fotoğrafı jelatinden çekip çıkardı ve adama doğru ilerledi. "Bunu al. Reva'ya verirsin, olur mu?" Kızın artık buralara geleceği inancını kaybettiği için adama veriyordu.
Kafasını sallayarak fotoğrafları aldı delikanlı ve evden çıkmadan önce vestiyere para torbasının yanına Seda'nın eğitimi için çek bırakarak sessizce gitti.
•••
İki fotoğraf. Geçmişinden şimdiye kalan iki fotoğrafı vardı. Onu fotoğrafta bulması hiç uzun sürmemişti. Birinde sarı saçları tam tepesinde toplanmıştı, incileri görünecek şekilde kameraya gülümsüyordu ve fotoğrafa, üzerindeki formaya, köşedeki fileye bakılırsa bu voleybol maçından sonra çekilmişti. Diğerinde ise yaşlı kadının hemen karşısında, onlara ait olan evin önünde, çekilmişti. Fotoğrafta üç kız yan yana yüksek yamuk duvarda oturmuştu ve Reva'nın yüzünde bu sefer sadece hafif bir tebessüm vardı.
İhtiyar haklıydı, çok uysal ve sıradan görünüyordu. Eğer o zaman Kuzeyle karşılaşsa o manyak bakışlarını hiç dikmezmiş gibi, kendinden bu kadar emin olmazmış gibiydi. Çok saf ve çocuksuydu. Hoş, kendisinin geçmişi de ondan farklı sayılmazdı.
Kuzey de bir ara temiz kalbi her şeyin üstünde tutan, sürekli gülümseyen, uysal olan, o salak erdemli insanlardan biriydi. Dayanamayarak telefonunu eline aldı ve evine girmeden önce yanıtlanan aramada karşı tarafı beklemeden konuştu.
-Yarın görüşelim." Reva, bunu hiç beklemiyordu. Bir an tuzak sandı ama öyle olsa Karayev buluşma teklif etmezdi. Televizyonun sesini kapatıp, ellerini saçlarında gezdirdi o karşısındaymış gibi kaşlarını çatarken.
-Olur. Bara gel yarın öğlen." Kuzey söylediğine bir şey demeden kapattığında ekrana tuhaf tuhaf baktı Reva. Aynı şekilde genç adam da şaşkındı, ne garip biriydi neden görüşmek istediğini bile sormuyordu.
Oysa asıl nedeni belliydi, Kuzey de onun geçmişine tıpkı kızın kendisininkine yaptığı gibi burnunu sokmuş ve öğrenmek istemeyeceği kadar üzücü şeyler öğrenmişti.
Emindi, Reva da o günlükte ona acıyacak şeyler bulmuştu, sonuçta günlüğü okumasa da annesinin kendisine olan sevgisizliğini kelimelere döktüğünü tahmin edebiliyordu. Şimdi ikisi de bu eylemlerinden pişmandı ve genç adamın yapacağı şey netti.
Kulübün peşini dolayısıyla Reva'yı tamamen bırakacaktı. Bu savaşı daha başındayken sonlandıracaktı.
İkisi de geçmişte yeterince hırpalanmamış gibi birbirine zarar veriyor, vermeye devam ediyordu ve daha da ortaya çıkacak gerçekler onlara gerçekten zarar verecekti. Çünkü yıllar sonra ilk kez vicdan yapan Kuzey, bundan oldukça rahatsızdı. Rüzgar'ın dediğini şimdi anlayabiliyordu, aldığı hasarlar fiziki değil ruhsaldı, Reva'nın geçmişini öğrendikçe ona karşı bu kadar katı kalamazdı. Kalamıyordu.
O annesinin gördüğü şiddetti sonlandırmak için babasını öldürmüş bir adamdı, şimdi bu kızın geçmişinde yaşadıklarına, gördüğü şiddete üzülmemek elde değildi.
Günü her zamanki kadar sıradan ve rutin geçerken sonunda beklediği an gelmişti. Ama bara girdiğinde Reva'nın orada olmadığını öğrendi ve Volkan denen -kendisini görünce cin görmüş gibi beyazlamıştı- adamın dediğine bakılırsa kız hâlâ evdeydi.
Onun kendisini ekmiş olduğu düşüncesiyle arabasına binen Kuzey aldığı adresle yola çıktı ve yol boyunca da öfkesini korudu. İyi bir şey yapacakken bile bu hatun hep zıttına gitmese olmuyor muydu? Ne inatçı ne huysuz bir şeydi böyle!
Arabayı doğru düzgün park bile etmeden apartmana girdi ve asansörle yukarı çıktı. Sonunda kapının önüne gelmişti ve zili uzun bir süre çalarak sabırsızca bekledi.
-Reva.." Sesi oldukça hırçındı ama karşındaki Reva değildi. Başını aşağı eğmek zorunda kalmıştı çünkü kapıyı açan ufak tefek bir kızdı. Sarı saçları soluk beyaz teninin üzerine dökülüyordu ve yemyeşil gözleri birebir Reva'nınkiyle aynı renkteydi. Ama Reva'nın aksine bu ufaklık da diğer herkes gibi gözlerini kaçırıyor, tedirgin bir şekilde kendisine bakıyordu. Galiba dünya üzerinde yüzüne uzun uzun bakabilen tek kadın Reva olacaktı.
-İçeride uzanıyor." Onun içeri geçmesi için geri çekildi ama genç adam hiç kıpırdamadı, karşısındaki ufaklığa dikti simsiyah gözlerini. O kadar bariz bir sinir fark etti ki Eva, bir saniyede gözlerini birkaç kez kapatıp açmıştı.
-Randevudan kaçmak için mi? Arayıp söylemeye tenezzül etmedi mi?" Reva, Eva gelince adamı aramayı tamamen unutmuştu, telefonunun dolabın üstünde olduğu görünce tam onu arayacakken kendisinin geldiğini anladı Eva da.
-Şey...Hayır ondan değildir eminim, o hasta." İşte şimdi o öfke buhar olup uçmuştu. İri bedeniyle kapının ufak eşiğini hemen geçerken Eva biraz daha çekilmek zorunda kaldı. Ne kadar dev bir adamdı, kendini koca bir ağaç gölgesinin altında hissetmişti.
-Nesi var? İyi mi şimdi?" Ayakkabılarını o kadar hızlı çıkardı ki, sarışın daha ağzını açamadan koridorda hızlı hızlı yürümüştü. Eliyle ona odayı işaret ettiğinde Kuzey koşarak odaya girse de kendisi içeri giremedi, sadece kapıdan izledi.
Ablasının kızmasını istemiyordu. Ablası... Evdeyken kendine hatırlattığında, gülümseten bir detaydı. Ama şimdi onun tepkisinden çok korkuyordu, galiba kardeşi olduğunu söylemek için çok yanlış bir zaman seçmişti.
-Reva..." mırıldanarak kızın vücudunu kendisine çeviren adam, gözleri yarı aralık olan kızın alnında duran işe yaramaz kurumuş havluyu ittirip avuçlarıyla dokundu yüzüne. Alev alevdi.
-Ku..Kuzey..." Reva, gördüğü suratı bir süre sonra anca tanıyıp sayıklar gibi ismini söylerken, üzerindeki örtüyü ittirip onu hızla kucakladı adam.
-İyisin, yavrum." Ablasının ellerini onun boynuna sardığını fark edince kenara çekilerek kapıdan geçmeleri için yer verdi Eva. "Anahtarları alıp sen de gelebilir misin?" Tam kafasını sallayarak onaylayacaktı ki, öksürerek başını salladı Reva reddedercesine.
-Ha..Hayır Kuzey, o gelme-gelmesin..." Nedenini sormaya vakti yoktu bu yüzden dudaklarını birbirine bastırarak, bu cümleye oldukça üzülen, hatta gözleri dolan Eva'ya baktı.
-Merak etme, iyi olacak, iyi edeceğim. Tamam?" Gözlerini kapatıp açarak kendisine güven verdiğinde, başını salladı sarışın.
Ama iki dakika sonra omuzları düşük bir şekilde camdan onların bir jeeple gidişini izlerken gözlerine dolan yaşlar, sarışının yanaklarına taşmıştı.
Kuzey, hızla Reva'yı arabaya bindirirken kemerini bağlamayı unutmadı ve arabayı çalıştırdığı sırada eliyle alnını bir kez daha kontrol etti.
-Reva." dedi güçlü ve yüksek bir ses tonuyla. Sarı saçları alnına koyulan havludan dolayı biraz ıslanmıştı. "Gözlerini kapatma, bende kal." Çenesini tutarak kızın yüzünü kendine çevirdi ve Reva'nın aralık da olsa gözlerini açtığını görünce arabayı harekete geçirdi.
-Nereden...Biliyorsun evimi?" Zar zor inler gibi soru sormasına hiç şaşırmadı Kuzey, bu halde bile takıldığı detay gerçekten tuhaftı. Bu kızın tuhaflıkları artık ona normal gelmeye mi başlıyordu?
-Bulmak zor olmadı." Reva gözlerini yine kapatır gibi olunca elini tuttu. "Şş, aç gözlerini." Huysuz bir şekilde kaşlarını çatsa da onun dediğini yaptı kız, çünkü uykuya çekilmemesi gerektiğini biliyordu, özellikle bu kadar ateşi varken.
-Oyala beni o zaman." Dedi kuruyan dudaklarını diliyle ıslatırken. "Ya da boşver yavaş sür, yolda ölürsem sen de benden kurtulursun." Kuzey cümlesi biter bitmez kaşlarını çatarak ona baktı.
-Ölünce savaşamayız, sen bana diri lazımsın Devran." Reva, gözlerini bir anlık dinlendirirken gülümsedi. Elini Kuzey'in bacağına koydu ve yeşillerini ona çevirdi yeniden.
-Merhametli halin de ayrı seksi." Genç adamın çatılı kaşları düzeldi ve hastaneye oldukça yaklaşırlarken yeniden eliyle onun alnına dokundu, alnı bile eline göre ufaktı ki uzun parmakları biraz sarı saçlarına giriyordu. Gerçekten ateşler içindeydi ve bu daha da hızlanmasına neden oldu. Hastanenin girişine geldikleri anda kızı kucaklayarak içeri koşturdu ve gördüğü ilk hemşireye yöneldi.
-Ateşi var...çok fazla." Kadın onu sedyeye yatırmasını söylerken, başka bir görevli Kuzey'e seslendi.
-Giriş işlemlerini yaptırın, biz hastayla ilgilenelim." Siktir, Reva'nın kimliğini unutmuştu. Kendi kimliğini çıkarıp sekreterliğe doğru ilerledi.
-Hanımefendinin kimliği yok muydu?" Kadının sorduğu soruyla ne diyeceğini bilemezken, bu yakışıklı ve varlıklı olduğu her yerinden belli olan adama gülümseyerek kimliğine baktı görevli. "Kuzey Bey... Ben sizin adınıza giriş yapayım o halde. Sanırım acilen geldiniz." Aslında şuan bu sohbet bile onu çok sıkmıştı ama kendi çalışanı değilse insanlara bağırıp çağıran heriflerden değildi.
-Evet. Öyle yapın, ben kimliğini getirtirim birazdan." Kadın işlemleri kolaylıkla halledip bir doktor yönlendirince Ercan'a Reva'nın evinden kimlik almasını ve sekreterlikteki işleri halletmesini söyleyen bir mesaj attı.
Kızın yanına, odaya, girmeden koridorda uzun süre beklerken sonunda doktor dışarı çıkınca merakla yanına geldi adamın.
-Ağır bir grip yaşamış. Ateşini düşürdük, şimdi kendisine ilaç verdik uyuyor. Alınması gereken ilaçlar burada." Elindeki kağıdı Kuzey'e verdi. "Düzenli kullansın. Kendine dikkat etmesi lazım, dinlensin, bol sıvı tüketsin ve sağlıklı şeyler yemeye özen göstersin. Geçmiş olsun." Genç adam elini uzattığında gülümseyerek sıktı.
-Teşekkürler doktor." Doktor da ona gülümseyecekti ama sağ elindeki dövmeyi gördü ve sonra onun yüzünü nereden hatırladığı aklına geldi.
-İ..İşimiz bu Kuzey Bey. İyi günler." Yanından hızla ayrıldığında göz devirdi Kuzey, tamam hakkında çıkan haberler iyi değildi, eh dünya meleği bir herif de sayılmazdı ama şu "Kuzey Karayev" isminin teşekkür ettiği doktor için de öcü etkisi yaratmaması gerekirdi! Hoş böyle olmaları daha iyiydi, insanların ondan uzak durmaları...
Odaya girdiğinde Reva'nın, adamın dediği gibi uyuduğunu gördü. Sarı saçları beyaz yastığa yayılmıştı. Her ne görüyorsa uykusunda kaşlarını çatmıştı ve arada kafasını oynatıyordu. Onun yanındaki koltuğa çökerken masadaki gazeteleri karıştırdı Kuzey, ama hepsi eskiydi ve onları çoktan okumuştu. Sıkılıp tekrar gözden geçirdiği gazeteleri yerine bıraktığında başını yeniden Reva'ya çevirdi.
Yaşlı kadın söylediğinden beri onun dayak yediği düşüncesini aklından atamıyordu. Belki de o yüzden bu kadar hırçındı, dik başlıydı ve asla uslanmıyordu.
Ama öyle olsa kadın neden o zamanlar için kıza uysal desindi ki? Mutlaka o yaz onu değiştiren bir şey olmuştu... Ama ne? Ormanla ilgisi var mıydı? İçini kaplayan sıkıntıyla gözlerini kızın dövmelerine çevirdi.
Pusula dövmeli eli istemsizce kızın sağ kolunun içindeki yılan dövmesine dokunurken yavaşça indirdi ve ince bileğini tuttu. Eli, tokadı geçirdiği an ne kadar acı verse de kendi eline göre çok ufaktı. Esmer tenine tezat kız oldukça süt beyazdı, tırnakları da siyah ojelerle kaplanmıştı. Baş parmağını hafifçe onun avucuna sürttüğünde kızın kıpırdadığını fark edince hızla elini çekti ve yerinden kalktı.
Bir iki dakika sonunda yeşiller aralanırken, önce odayı taradı sonra da Kuzey'i buldu.
-Karayev..." sesindeki pürüzü gidermek için öksürdü ve hafifçe doğrulmaya çalıştı ama adam omzuna dokunarak onu engellemişti.
-Kalkma hemen." Kafasını sallayarak kendini yeniden yastığa bıraktı ve bir süre Kuzey'e baktı. Aniden gülmeye başladığında genç adam kaşlarını çatmıştı ama o kadar uzun süre ve neşeli gülmüştü ki, yüzündeki sert ifade saniyeler içinde yumuşadı. "Niye gülüyorsun?" Diye sormaktan alıkoyamadı kendini.
-Dün bana ölüm tehditleri savuruyordun. Geceleri uyuyamayacaksın dedin, şimdi uyanınca seni görmek biraz komik geldi." Kuzey gözlerini devirdi ve aklına doktorun söylediği şey gelince kapıya doğru yürüdü.
-Sana yemek getirmelerini söyleyeceğim. Doktorun yemen gerektiğini söyledi." Elini kapı koluna koymuştu ki hızla doğrulup ellerini havada salladı Reva.
-I ıhh, sakın, gel şuraya. Hastane yemeği yiyeceğime ölürüm daha iyi!" Kuzey ona ciddi misin dercesine dik dik bakınca omuzlarını kaldırıp indirdi. "Tatsız, tutsuz, yavan oluyor. Hamburger çekti benim canım."
-Neden hastalandığına şaşırmamak lazım. İğrenç fast foodla doyarsan olacağı bu." Söylenerek yeniden kalktığı koltuğa oturduğunda Reva ona kaşlarını kaldırarak baktı.
-Hamburger sevmeyen tek insanı buldum sanırım." Kuzey'e uzaydan gelmiş gibi gözlerini kısarak bakarken, ellerini yatak kenarına koyup ona doğru eğildi bir kobay inceleyen profesör edasıyla. "Seninle neden anlaşmadığım belli oldu. Hamburger sevmeyen herifle nasıl anlaşayım?" Bunu söylemişti ama Kuzey'i hamburger yerken hiç hayal edemiyordu, bunun için fazla elegant" bir adamdı, gerçi kalın dudaklarına sos bulaşırken ve onu yalarken hayal edebiliyordu bak... Tamam hormonları eski haline döndüğüne göre iyileşmişti. "Beni buraya sen mi getirdin?" Dedi sırf onun ağzından duymak için.
-Leylekler." Diye alaylı bir cevap veren Kuzey'e göz devirdi gülümsemesini bozmadan ama adam devam etti. "Bugün görüşecektik. Gelmeyince evine bakayım dedim, sonra da o küçük kapıyı açtı." Reva korumacı bir tavırla kaşlarını kaldırdı.
-Eva. İsmi Eva Çiçek." Kuzey de gözlerini kısarak bu benzerliği kafasında tarttı.
-Eva , Reva... Kardeş falan mısınız? Arkadaşın olacak birine benzemiyor." Öyle ya, kapıyı açan kız oldukça ufak ve sessiz bir tip gibi gözüküyordu, Reva'nın onunla arkadaş olduğunu düşünmek biraz garipti.
-Kardeşiz." Dedi kısık bir sesle. "Yani öyleymişiz. Bugün öğrendim." Kuzey, buna ne diyeceğini bilemedi, Reva üzerindeki örtüyü itip ayaklarını yataktan aşağı sarkıttı ve genç adama alttan alttan bakmaya başladı. "Sana bir sır borçluydum. Bunu pek kişi bilmiyor...kardeş olduğumuzu yani." Yeşillerinde derin bir samimiyet vardı. "Annenin özeline burnumu soktuğum için üzgünüm Kuzey, sadece senin canını çok sıkacak bir şeyler bulmak istiyordum bu kadar özele girmek istemedim. Ve eylemlerimden pek pişman olan bir tip değilsem de, ilk defa yaptığım bir şeyi hiç yapmamış olmak istedim."
-Evet yapmamalıydın. Ama ben de Elvin Devran'a yani senin annene bulaştım ve seni ormana bağladım." Reva, alt dudağını aşağı kıvırıp kafa sallarken önemsiz bir detaymış gibi ekledi.
-Aynen, yani ben seni uyuşturup, seks kasedini çektirdikten ve saatini çaldıktan sonra onu yapman biraz normaldi sanki." Kuzey'in gözlerinin içi istemsizce güldü onun bu haline.
-Evet. Manyağın tekisin." Reva, ayağını onun dizine vurarak kaşlarını çattı.
-Yaptığımı geriye alacak bir icadın yoksa çeneni kapat." Ona kendi lafıyla karşılık vermesi Kuzey'in kıvırdığı dudağı iki yana germesine neden olmuştu. "Sanırım birbirimize çok benziyoruz ve sorun bu."
Daha doğru bir tespit olamazdı, ikisi de birbirinden aşağı kalamıyorlardı ve sürekli bir saldırı halindelerdi. Oysa şimdi bir hastane odasında karşılıklı oturuyorlardı. Bir süre sessiz kaldıklarında ayağa kalktı genç adam.
-İstersen çıkış işlemlerini yapayım, seni evine bırakırım." Reva kafa salladığında tam kapıya gidecekken aniden bileğine sarılan parmaklarla duraksadı. Siyah gözleri, yeşillere çevrilirken elini onun bileğinden çekmemişti kız.
> part 2