Diş macununu fırcaya boca ederek suya tuttum. Ağzıma götürdüm ve fırçalamaya başladım. Saat on üç civarıydı ve ben yeni uyanmıştım. Geri zekalı adam yüzünden gece uyuyamamıştım. Yaptığı piçlik yetmezmiş gibi bir de beni görmezden gelmişti. Ağzımı temizledim ve fırçayı yıkadım. Ellerimi ve yüzümü de yıkadıktan sonra kuruladım. Mutfağa girdiğimde pencereden yansıyan güneşli gün çok canımı sıktı. Sonbahar güneşisin sen kendine gel!
Dolabı açarak sütü aldım. Kendime bol kase bal bademli mısır gevreği hazırladım. Kasem ve kaşığımla içeri geçtim. Dün gece kanepeye fırlattığım telefonum bana göz kırpıyordu. Şeytan icadı! Aldırış etmemeye çalışarak kanepeye kuruldum. Afiyetle gevreğimi yedim zira en son yirmi dört saat önce yemek yemiştim. Piç kurusunun attığı mesajdan sonra ne vaktim kalmıştı ne de iştahım. Zaten bütün gecem sinirden kudurmakla geçmişti. Kendisini bir şey zanneden ukala dümbeleği!
Bir şişe bira alarak odaya döndüm. Lanet olsun! Telefonu elime alarak ne yazdığını tekrar okudum. Dün gece okuduğumda da hiç hoş şeyler yaşanmamıştı. Ev sahibimle tartıştıktan sonra eve girmiş, yeni oyuncağımı açmış ve paketinden çıkartılmadığına emin olmuştum. Yazık görünce nasıl şok oldu adam kim bilir. Akşam televizyonda zap yaparken gelmişti mesaj. Yemek yapmaya üşendiğim ama aç olduğum anlardan birisinde. Gelen bildirim sesiyle çok da merak etmeden açmıştım telefonu.
öpülenkurbağa---- Bana o güzel ellerinle hazırladığın yemeği yerken bir anda neden bu önümdekiler yerine seni yemediğime şaşıp yerimden kalkıyorum.
Hı? Ne bu adam? Neyse okuyalım bakalım.
öpülenkurbağa---- Dizlerime serdiğim peçeteyi parmak uçlarımda tutarak şaşkın bakışların eşliğinde yanına gelerek sandalyeni pek fazla güç kullanmadan kendime çeviriyorum.
öpülenkurbağa---- Dizlerimin üzerine çökerek tek hamlede çıtçıtlı gömleğini açıyorum. Immm üzerindeki dantelli su yeşili sutyenin dolgun göğüslerini dışarıya taşırmış.
Sutyenime bakma ihtiyacı hissediyorum. Ay yok yeşil değil. Kurbağaya bak sen. Yazarlığını konuşturuyor.
öpülenkurbağa---- Kalp atışlarının hızlandığını dilimi o taşan memelerine değdirdiğimde anlıyorum ve artık dudaklarımı da devreye sokarak memeni morartacak emiyorum.
öpülenkurbağa---- Başın arkaya düşerken bir elimle bacaklarını ayırıyorum. Ah bebeğim artık nefes alışverişlerinde hızlandı.
öpülenkurbağa---- Önden klipsli sutyenini ustalıkla açıyorum ki arkadan da olsa emin ol onda da ustayımdır. Gözlerindeki şehveti görmek istiyorum.
Ben de tişörtümün yakasının açıkta bıraktığı tenimle oynamaya başlıyorum. Off! Of!
öpülenkurbağa---- Dizinin üzerine çıkmış eteğini kalçandan yukarıya kaldırarak kilotlu çorabına bakıyorum. Hayır seni soymayacağım. Üzerinde kıyafetlerinle olman sana da bana da daha fazla zevk verecek biliyorsun.
Bilmem mi? Şerefsizin evladı işi biliyor.
öpülenkurbağa---- Masanın üzerindeki bıçağı alarak az önce kenara koyduğum peçeteyi dizlerime örtüyorum. Seni kesmeyeceğim ama zevkten öldürebilirim.
öpülenkurbağa---- Bıçağın ucunu kilotlu çorabına takarak yırtmadan önce seni izliyorum. Henüz sana dokunmadım bile ama boşalmak üzere olduğunun farkındayım.
öpülenkurbağa---- Hafifçe yırtılan çorabı, bıçağa kenara atarak parmağımı takıp yavaşça çekiyorum. Çıkan sesle eş zamanlı olarak kulaklarımı o tatlı seksi sesin dolduruyor.
İnliyorum. Mal gibi bir mesajla inliyorum. Daha hiçbir şey başlamamışken üstelik.
öpülenkurbağa---- Ahh bebeğim. Güzelim. Sutyeninle takım olan dantelli külotun sırılsıklam olmuş. Sen benim için ıslandın mı? Başını sallıyorsun.
Ben de başımı sallıyorum.
Ekranı kaydırsam da devamı yok. Üstelik çevrimdışı gözüküyor. Ne yani burada bitti mi? Allah'ın belası! Nasıl biter ya? Ben böyle tam gaza gelmişken hem de. Off bir ateş bastı beni.
Ard arda mesajlar sıralasam da bakmıyor. Aktif oluyor ama görüldü atmıyor. Lanet olasıca adam!
Ah ha! Yeni dostumu denesem mi? Bu ateş böyle kalamaz. Koşarak odama gidiyorum. Orada bırakmıştım. Paketi kaptığım gibi yatağın üzerine kuruluyorum. Çıkartıyorum ve fişi prize taktığım anda olanlar oluyor.
Siktir. SİKTİR!!!
Bizim yaşlı binanın elektriği benim dildoyu kaldıramadı. Ne kötü bir gece bu ya!
Aklıma gelenlerle mesajlara giriyorum ve başlıyorum saydırmaya. Geri zekalı! Bak yine cinlerim tepeme çıktı. İçimde atamadığım bir enerji var ve ben onu küfürlerle atacağım galiba!
Hülyakoç----Allah belanı versin!
Hülyakoç----Taş ol e mi? Nefret ediyorum senden!
Hülyakoç----Bütün gecem sana beddua etmekle geçti. O mesajın devamını atmazsan yemin ediyorum yayınevini basar Kemal denen adamın bıyıklarını yolarım!
Hülyakoç----Tek tek ve cımbızla!
Uygulama açık beklemeye başladım. Hala görmemişti. Öğle molasında falan olmalıydı. Hiç mi merak etmez insan canım. Art arda elli tane mesaj gelmiş! Salonda volta atmaya başladım. Hala görmemişti. Yok bu böyle olmazdı. Görüntülü arama atsam? Hemen simgeye dokundum. Reddetti. Olsun artık görecekti.
Gördükten sonra bir süre yazması için bekledim ama nafile. Yazmadı.
Hülyakoç----Bunu sen istedin!
Odama koştum. Montumu ve çantamı kaptığım gibi çıktım evden. Adımlarım seri, bedenim dik ve kararlıydım. Kemal numarayı bana vermek zorundaydı! Hatta arttırıyorum adresini de verecekti.
Zile bastım. Yerini öğrenmiştim artık. Bir süre bekledim. Bir dakika! Ne bok yiyorum ben ya? Olduğum yerde durmak aklımı başıma getirmiş olacak. Kendini rezil ediyorsun Hülya! Kendine gel! Hızla ardıma bakmadan uzaklaştım. Kendimi bir kafeye atarak kahve istedim. O gelene kadar da kurbağayı tacize devam edebilirdim.
İnternete girerek ahlaksız bir gif buldum. Kadın ve adam asansördeydi ve kadının boynunu yalıyordu. Boydan boya! İndirerek Kurbağa'ya gönderdim.
Hülyakoç----Seninle şöyle olabilirdik!
Gördü! Oha!
öpülenkurbağa---- Yayınevine gelen sen miydin?
Nerden biliyor? Üstelik gife de hiçbir şey yazmadı.
Hülyakoç----Sen nerden biliyorsun ki yayınevine geldiğimi?
öpülenkurbağa---- Oradaydım. Eğer zile basıp kaçmak yerine yukarı çıksaydın beni de görecektin! - gülmekten yan yatan surat–
"SİKERİM BÖYLE İŞİN BELASINI!" öfkeyle kalkarak ellerimi masaya vurdum. Ya ama ya! Nasıl olur böyle bir şey? Yukarı çıkmaktan vaz geçen aklımın ta anasının amı!
"Hanımefendi iyi misiniz?" sese döndüğümde garsonla göz göze geldik. Kafedeki bütün başlar bana dönmüştü. Biraz coşmuştum galiba. Her şeyin bokunu çıkartmayı sevdiğim için bunda da aynısı olmuştu.
"İyiyim teşekkürler." Yerime oturarak telefonuma uzandım. Parmaklarım klavye üzerinde uçuşmaya başladı.
Hülyakoç----Piç kurusunun tekisin! Biliyorsun değil mi?
Garsonun bıraktığı kahvemden yudumladım. Harika! Enfes bir tadı var. Damağım şeneldi.
öpülenkurbağa---- Ödeştik! Sen de bana aynını yapmıştın.
Hülyakoç----Hayır ya! Aynısı değil. Senin elinde benim hakkımda her şey var. Ama ben adını bile bilmiyorum. Haksızlık.
öpülenkurbağa---- Böylesi daha güzel değil mi? Eğleniyoruz işte. Macera oluyor ikimize de.
Hülyakoç----Böyle maceranın ta ebesini!
öpülenkurbağa---- Sevişirken de böyle küfret! Ben seni getirirken dudaklarından küfürler dökülsün.
Hülyakoç----Yine mi yarım bırakacaksın beni? -burnunu silen surat-
öpülenkurbağa---- Sen bana yapmazsan ben de yapmam. Senin yüzünden dün bütün gün önümde keser sapıyla gezdim.
Hülyakoç----Yaaaa -kalpli göz, yıldızlı göz, sırıtan surat- o kadar var mı?
öpülenkurbağa---- Bilmem. Buna bir gün sen karar verirsin.
Piç!
öpülenkurbağa---- Anlaşalım. Bir daha birbirimize böyle şeyler yapmayalım. Ben öyle kalmak istemiyorum. Üstelik bir kadını yarım bırakmak namıma yakışmıyor.
Hülyakoç----Anlaştık. Bir daha böyle hileler yok. Bu macera devam ettiği sürece keyifli sohbetler gerçekleştireceğiz.
Bir yandan kahvemden içip bir yandan yazıyordum. Anlaşmamıza sevinmiştim doğrusu. Cidden çok tehlikeli bir adamdı. Gerçi o kitabı yazan adam seni her türlü götürür Hülya.
öpülenkurbağa---- O halde akşama şu yarım kalmış işi tamamlayalım.
Hülyakoç----Seve seve. -otuz iki diş sırıtan surat-
Akşamı zor ettim. Biraz sonra mesaj atacaktı ve bütün günün patlaması nihayete erecekti. Yatağımda uzanmış biramı yudumlarken geldi mesaj.
öpülenkurbağa---- Selam. Biliyorum söz verdim ama arkadaşlar çok ısrar etti. Onlarla birlikte dışarı çıkacağım dönüşte görüşürüz.
Hülyakoç----Sen bilirsin!!!
Diyerek ona bir fotoraf daha attım. Yuh be! Daha ilk günden ekti şerefsiz!
Telefonumu yatağın üzerine atarak ayaklandım. Ne güzel hazırlamıştım kendimi. Odada gezinmeye başladım. Şifonyerin üzerine bıraktığım bira kutusunu alarak büyük bir yudum aldım. Enerji yüklenmiş gibi hissediyordum. Son yudumu da aldım. Boş bira kutusunu diğerlerinin yanına götürdüm. Kule yapıyordum. Son beş kutu daha lazımdı sonrasında harika bir sarayım olacaktı. Bunları bir ara atmam lazım. Evi de toplamam lazım. Kanepeyi de silmeliyim. Harika! Böylelikle enerjimi de atmış olurum. Kova, bez gibi ihtiyaçları almak için banyoya yöneleceğim sıra telefonum çaldı. Acaba o mu?
Yatağa atlayarak telefonun üzerine uçtum. No! O değil. Arkadaşım Burcu arıyor. Açarak kulağıma götürüyorum. Sırt üstü dönüyorum.
"Selam. N'aber güzelim?" gereksiz mutlu.
"İyidir kanka senden?" arkadan müzik sesleri geliyor. Kesin beni de çağırmak için aradı.
"iyi bende. Senin evin altındaki bardayız. Kalk gel hadi." Hiç reddedesim yok.
"Tamam."
"Ya kızım hemen niye reddediyor-" Şapşal! "Tamam o zaman. Burak'ın çalışmaya başlayacağı yayınevinin sahibi falan da burada. Üstelik adam bekarmış."
Bekarmış derken ki iması gözümden kaçmadı. Niye herkes beni bu kadar azgın görüyor? Kaç gündür yaptım mı fuckbuddy? Allah kahretmesin Hülya! Kurbağa ne? Kalkarak giyindim. Deri bordo bir pantolon üstüne ekru bir boyunlu body giyindim. Apartmandaki geçişi kullanacağım için mont vs. Almam gerekmiyordu. Küçük bir çantaya anahtar, para ve telefonumu koydum. Hafif bir makyaj yaptım ve boynuma taşları olan büyük bir kolye ve birkaç da demir yüzük taktım. Saçlarımı tarayarak ensemde bir topuz yaptım. Şekil vermek şuan zulüm.
Aşağı indiğimde mekan iyice kalabalıklaşmıştı. Saat dokuzu geçmişti ve gençler ufaktan ufaktan doluşmaya başlamıştı. Başımı uzatarak etrafa bakındım. Burcu ve Burak'ı görmek zor olmadı. O da beni gördü ve gel gel yapmaya başladı. Oha! Onlarda orada. Burak'ın anlaştığı yeni yayın evi Kurbağanın ki mi? Lan siktir! Kurbağa Burak çıkmasın. Öğk! Ay yok be! Kitap yeni değildi ki. Oh be! Valla biran ödüm koptu. Kendime gelerek ilerliyorum. Tabi Kemal, Çetin, Narin ve dün de gördüğüm adamın yüzünde imalı bir sırıtma var. Bu yazar bunlarla yakın mı? Her boku nasıl biliyor bunlar?
"Merhaba," diye bağırarak selam verdim. Çetin bir garip bakıyordu. Anlamasam da bir derdi var gibiydi. Dün adamı çok fena haşlamıştım. Kesin bozuk atıyordu. Arayı kötü tutmasam iyi olacak. İlerde lazım olur belki.
"Biz resmi olarak tanışmadık Hülya. Nazik ben," diyen kadın elini uzatmıştı. Önce onunla ardından diğerleriyle tanıştık. Kemal ve bıyıkları beni gördüğünden beri sırıtıyordu. Kesin yazarla en samimi olan o. Ve her şeyi biliyor! Piç erkekler!
"Dün için kusura bakma. Biraz moralim bozuktu." Sırıttı.
"Sorun yok. Ev sahibiniz biraz huysuz galiba ."
"Adam haklı aslında." Üzerine doğru eğildim. Gürültüden dolayı bağırmak zorunda kalıyorduk. Nefesi bira kokuyordu. Yüzü yakından daha çekici gelse de dikkat etmemeye çalıştım. Dudaklarına yapışmak istemezdim. "Dindar bir adam ve apartmandaki bütün daireler kerhane gibi, evin altında bir bar var ve her gece açık. Kiracısı da yaramaz bir kız."
Biliyorum der gibi baktı. Tabi dün gece icraatlarımı öğrenmişti. Ah bebeğim onlar ne ki? Bir de bunun görünmeyen yüzü var.
"Haklı tabi ama diğer insanlara da saygı duymalı. Böyle davranarak sadece kendisini yıpratır." Ev sahibimin yıpranışları pek ilgimi çekmiyordu. Konuyu değiştirmek için ortaya sordum.
"Siz buraya sık geliyorsunuz galiba? Dün de buradaydınız. Daha önce gördüğümü hatırlamıyorum."
"Önce ki gün de ben gördüm Narin'leri. Yine burada buluşacaklardı." Burak da konuşmaya dahil olmuştu.
"Ooo! Siz maşallah benden çok buradasınız."
Gülüştük. Önceki gün gelemedikleri için dün geldiklerini, bugün de Burak için geldiklerini söyledi Kemal.
"Off! Dm işi çok keko ya! Geçen bir tanesi bana uçak resmi atıp altına da beraber uçalım mı yazmış?" Burcunun sözlerinden sonra bir kahkaha furyası sarmıştı bizi...
"Bizim patrona da çok yürürler dm'den."
Gözümün içine bakarak söylüyordu Nazik. Bir şey mi anlamam gerekiyordu? Patronları benin kurbağa olabilir mi acaba? Mantıklı. Benim bir yayınevim olsa takma adla kitap basardım. Üstelik bu kitap da aynen onun yazdığı gibi olurdu.