Bölüm 3

1206 Kelimeler
Bendeki değişimi hemen havada kapmıştı Kemal. Nazik'in yanımızda olmasına bile önem vermeden soru yağmuruna tutmaya başlamıştı. Ne diyebilirdim ki? Birkaç kere daha o bara gidersek Nazik'in dedikleriyle parçaları birleştirirdi. İsmi hatırlayamadı Nazik. Onların dalga geçmesini arkada bırakarak masama gittim. Beklenen yağmur gelmiş etraf karanlığa bürünmüştü. İçimdeki kötü düşünceler yine gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Bu havaları sevmiyordum. Otokontrolümüzü kaybedebileceğimiz bir yağmur araba kullananlara sıkıntı verebilirdi. Evet bu benim kötü yanımdı. Arabaları sevmiyordum. Bu havaları sevmiyordum. Sevdiğim şeyler çalışmak. Çok çalışmak... Okuduğum saçma sapan kitabın her anında Hülya'yı düşünmeden yapamadım. Cinsel içerikli kitaplar patlamaya hazır beni sıkıntıya sokuyordu. Kemal ve Nazik çalışmaya dönmüş saat öğlen olmuştu. Karnım acıkmamıştı. Zaten Nazik'te sadece iki öğün besleniyordu. Kendisini kilolu gördüğü için diyetsiz bir günü yoktu. Bence bu da onun geçmişinde yaşadığı birtakım travmalardan dolayıydı. "Neden ayrılıyormuş Burak?" biran aklıma gelen soruyla Nazik'e seslendim. Sol çapraz masamda Kemal, sağ çapraz masamda Nazik oturuyordu. Durup dururken sorduğum soruyla önce anlamaz bir şekilde baktı bana. Sonra haaa diyerek gülümsedi. Bakın yine aynı gülümseme. "Tek kelime edeni boğarım." Şiddet yanlısı biri olmadım hiçbir zaman. Her kavgamı hukuki yollarla hallederim. Yumruk atamadığım için değil. Çok iyi dövüşürüm. Spor salonunda gecemi gündüzüme kattığım dönemlerim oldu. Şimdi de her güne sporla başlarım. Kaldığım rezidanstaki spor salonunun daimi üyesi bir tek ben varım. "Gezi yazılarından sıkılmış. Aslında çalıştığı dergi bu işin en üst noktası ama istifasını vermiş. Tabi insan sevdiği işi yapmalı." Öyle. Benim hayat felsefemdi bu. "Ne yapmayı düşünüyor?" işte şimdi biraz mahcup olmaya başlamıştı bizim Nazik'imiz. "Kitaplara gömülmek istiyormuş. Editörlük yaparken aynı zamanda aklında olan bir kurgusu varmış onu kağıda dökecekmiş." "Buraya mı çağırdın?" yeni gelen editörlerden biri şehir dışına yerleşeceği için bizden ayrılacaktı. Ondan dolayı aklına gelmiş olmalıydı. Ama yine de bize sormalıydı. "Ne zaman gelecek." Diye ekledim. "Ben gel dedim de kendisi kabul etmedi. Size emir vaki olsun istemiyor. Belki sen ararsın." Onu istemesindeki sebebi tam olarak anlamamıştım. Adam alanında gerçekten iyiydi. Bizde de başarılı olurdu. Bilmiyordum. Çocukla aynı okuldan mezun olmuştuk ama hiçbir zaman diğerleri kadar samimi olmamıştık. Gerçi burada çalışan diğer insanlarla da Kemal ve Ergün gibi samimi değildim. "Tamam ben ararım." Dedim. Görüşmekte fayda vardı. Yayın sektörü biraz acımasızdı. Kalifiyeli eleman alacaklarına, yeni edebiyat mezunu alarak staj ayağına hiçbir ücret ödemeden ya da çok düşük bir bütçeyle çalıştırıyorlardı. Burak gibi bir adamı almaları demek ödemesinin büyük olması demekti. Yağmur şiddetini arttırırken akşamüzeri gelmişti Ergün. Nazik'in dediklerini onaylayarak anlattı. O da kızmıştı direk bizimle çalışması için teklifine. Mahcup olmuş bir şekilde özür diledi benden. Toplantı odasında konuşuyorduk. Nazik içeri gittiğinde söze girmişti. Karısı hiç büyümeyen bir çocuk gibiydi. Ona kızacak ve darılacak değildim. "Onu bunu bırak Ergün. Bu adam birinden hoşlanmış." Masanın üzerindeki silgiyi kafasına fırlattım ama sağlam refleksleri vardı. Silgiyi havada kapmıştı. "Hiç itiraz etme bebeğim. Yalan söylemezsin sen." "Allah Allahhhh. Neler oluyor sana Çetin?" Bendeniz cinselliği temel alan Satır İçi Şehvetin yazarı. Kadınlardan umudu keseli üç sene olmuş bekar ve aşka inanmayan biri olarak bu durum onlardan önce bana garip geliyordu. "Aşka inancını yerle bir edecek birini buldun demek." İtiraz ederek arkama yaslandım. "Ben sadece cinsel çekim gücüne inanırım Ergün. Cinsel istek varsa aşk vardır. O istek biterse aşk biter. O zaman aşk ne? Birini sevecek kadar yakın olamadım ama o kız öyle değil. Hülya'dan dolayı değil bu." "Oooo. Adını da biliyorsun." Kemal'den kaçmayacaktı tabi ki. "Kapa o çeneni Kemal. Bak bu konunun dallanıp budaklanmasını istemiyorum. Hayatımda birini istemiyorum. İsteseydim bir seneden beri gözlemlediğim kızla tanışırdım." "Bence konu yeni açılıyor kardeşim. Geçmiş olsun." Ergün omzuma gayet samimi ve bana acır bir şekilde vurunca yüzümü buruşturdum. "Seni de kaybettiğimize göre sıra Kemal'de." Ne dersem diyeyim onları ikna edemeyecektim. Henüz kendimi bile ikna edemezken bunu yapamayacağımı biliyordum. Kemal'in sıkıntıları bizimkinden daha farklıydı. Hayatına üç kere gerçek anlamda kadın sokmuştu ama üçünde de feci şekilde aldatılmıştı. Her seferinde ona mı denk gelirdi? Gelmişti vallahi. Kadınlara güveni sıfırın bile altındaydı. Bu saatten sonra kalbini yerinden sökebilecek birine ihtiyacı vardı. Nazik hazır olunca herkes dağılmıştı. Benim halletmem gerek kitabın son elli sayfasına geldiğim için burada çalışmaya karar vermiştim. Herkesten önce geldiğim gibi herkesten sonra çıkmaya özen gösterirdim. Kucağıma zıplayarak çıkan Çiçek'ten başka kimse kalmamıştı. Tekir kediye Çiçek ismini veren Nazik'den başkası değildi. Çalışanlar buradan ayrılmadan gelmezdi yanıma. Diğerlerinin yanına gitmekten de hoşlanmazdı. Sanki burası onundu da biz sadece misafirdik. "Kaldık mı baş başa kızım?" Saat on bire kadar çalışmıştım. Sona yaklaşmışken artık dikkatimde dağılmaya başlamıştı. Gözlerimi ovuşturarak sandalyemde esnedim. Tam bu anda telefonumun ışığı yandı. Göz ucuyla bakıp metne geri dönecekken gördüğüm bildirimle gözlerim yuvalarından çıkmıştı. Telefonu hemen elime aldım ama o kadar çok heyecanlanmıştım ki telefon elimden kaydı. Sandalyenin ucuna çarparak masanın az içine girmişti. Eğilip hızla kalktım. "Siktir!" Bu seferde kafamı fena halde çarptım. Dengemle oynamıştı kadın. Bildirimi açtım. Hülya Koç seni takip etmeye başladı. Sapık değilim demiştim ama gittiğimiz barın apartman girişinden girdiğim için Hülya'nın soyadını öğrenmiştim. Yanlışlıkla... Hemen bildirimi açtım. Bu hesabı takip etmesi için benim sahte bir isimle yayınladığım kitabı okumuş olması gerekirdi. Aman Allah'ım ben ne yaptım!!! Bir an paniğe kapılmıştım da önemli olan o değildi ki. Ben yazdıklarımın arkasındaydım. Acaba o yazdıklarımı yaşayabilecek kadar cesur muydu? Öpülenkurbağa, hesabını takibe alıp paylaştığım edepsiz metinleri tek tek beğenmeye başlamıştı ama peş peşe değil. Aralarda süreler vardı. Onları da okuyor olmalıydı. Dokuz milyona yaklaşmıştı takipçilerim. Takip ettiğim sadece yayın evi ve editörüm vardı. Editörümde güya Kemal'di. Kocaman bir yalanı yaşarken Hülya'nın hesabına girdim. Gizliydi. İstek göndersem mi diye düşünürken yanlışlıkla istek göndermiştim bile. Sonra hemen geri aldım. Sonra yine gönderdim. Lanet olsun bu ne biçim bir kısır döngü olmuştu böyle? En son istek gönderilmiş halde bırakmıştım. Masamın üzerindeki yığına başımı göndüm ve mesaj sesiyle kafamı kaldırmadan telefonu görüş hizama soktum. Hülya--Selam öpülenkurbağa. Neden beni taciz ettiğini öğrenebilir miyim? Taciz mi? Taciz yok. Yanlışlık var. Acaba o ne anlamıştı? Aklımı severdim ama sabahtan beri aletimle hareket ettiğim için sanırım ondan da nefret etmeye başlamıştım. Tüm cesaretimi toparlayarak, ki oldukça az kalmıştı, cevap yazmaya karar verdim. Öpülenkurbağa--Taciz mi? Gerçeği söylemek gerekirse profiline bakarken istek gönderdim. Sonra bir aptal gibi isteği çekip geri gönderdim. Ne kadarına inanırsın bilmiyorum ama gerçek bu. Dürüst olmayı severim ;) Daha güzel şeyler yazabilirdim. Sıkıntıyla yerimden kalktım. Bedenimi kapalı camın önüne götürmem bir mucize olmuştu. Bacaklarım pelte kıvamına gelmişti. Hülya--Tamam. Sana inandım bay doğru. Arkadaşlık isteğini kabul edersem beni silecek misin? Bir an silecek misini başka bir şey olarak okudum. Oha! Öpülenkurbağa—Kesinlikle hayır. Bunu sana yapamam. Camı açarak yağmurdan sonra temizlenen havayı ciğerlerime çektim. Cevap gelmemişti. Acaba ben mi duymadım diyerek telefonu kontrol ettim ama yoktu. Daha fazla çalışamayacaktım. Bu kafayla imkansızdı. Telefonumu alarak masa lambamı kapattım. İçerileri de kontrol ederek, alarmı kurdum ve çıktım yayın evinden. Evime doğru yürürken telefonum titredi. Önce isteği kabul ettiğini gördüm sonra mesajını. Fotoğraflarına eve gidince bakacaktım. Kısa günün güzel kârı... Daha şimdiden nefesim hızlanmaya başlamıştı. Hülya—Yazıklarını okudum. Bir kısmını... Kimliğini gizlemekte haklısın ama ortaya çıksan çok daha fazla hayranın olabilir. Öpülenkurbağa—Ya çok çirkin biriysem. Hem gizemli olan her zaman daha çok sevilir. Hülya—Nedense çirkin biri olduğunu düşünmüyorum ve tecrübesiz... Bu üç nokta neyi ima ediyordu? Yazdıklarım hoşuna gitmiş miydi? Okurlarımdan çok fazla mesaj alırdım. Bazen Kemal sırf makarasına tek tek okurdu. Şu bir gerçekti ki, okurken mastürbasyon yapan çok insan vardı. Kadınından erkeğine... Hülya'da yapmış mıdır acaba? Bindiğim asansör bana dar gelmeye başlamıştı. Sıkıntıyla soludum. Lanet olsun. Bu duygu ölümüm olabilirdi. °|°
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE