3 bolum
Merdivenlerden ağlayarak inen genç kadın gözyaşları yüzünden dengesini zor sağlıyordu. Velhasıl her an merdivenlerden yuvarlana bilirdi. Bir şekilde otelden çıkıp görevliye taksi çağırmasını istedi. Makyajının akması umrunda değildi. Görevli taksiyi çağırınca teşekkür edip aceleyle bindi. Taksici üç dakikadır bekliyordu. Sonunda dayanamayıp deminden beri ağlayan genç kadına
"Nereye gideceğiz kızım?" Sordu.
Feriha transtan çıkıp çantasından telefonu çıkarıp ekran kilidini açtı numarayı kaydırdı. Bir kaç çalışta açtı
"Alo yakışıklı?" Dedi sorarcasına. Sesi çatallaşmıştı ağlamaktan.
"Bebeğim. Ne oldu? " tedirgin olmuştu iyice. Sesi çok kötü geliyordu.
"Sana gelmek istiyorum" dedim tek nefeste
"Bekliyorum" hiç konuşmadan kapanmıştı telefon.
Genç kadın taksiciye adresini verip bakışlarını İstanbulun karanlık yollarına dikti. Ne yapsa istemeyecekti onu kocası. Gerçi istemesi için bir şey yapmamıştı ama en azından saygılı ola bilirdi. Her fırsatta aşağılamayıp görmezden gelmeye bilirdi. İçine düşen kor ateş gibi ağlamasını daha şiddetlendiren son sözleri aklından hiç çıkmıyordu.
'Sinirimi bozuyorsun' sözlerini hatırladıkça gözyaşları artıyordu.
"Geldik kızım" taksi şöförünün sesini duyduğunda kendine gelmişti.
"Bekleyin ücreti şimdi getiriyorum" deyip indi arabadan.
Demir kapıyı açıp patika yoldan ilerleyip büyük kapının önünde durdu. Kapı çalmadan açıldı.
"Aman Allah'ım bu ne hal Feriha?" dedi dehşete düşmüş ifade ile.
"Anlatacağım Eren dışarda taksi bekliyor ücretini öder misin?" deyip yorgun adımlarla eve girdi.
Ayağındaki topuklulardan kurtulup yalın ayaklarla salona girdi.
Eren taksiye parasını ödeyip geri döndüğünde Ferihayı koltukta oturur halde buldu. Gencecik kız yaşlanmış gibiydi. Yorulmuştu. Yanına yaklaşıp kendine çekti. Feriha hiç itiraz etmeden kollarının arasına girip koynuna sokuldu. Saçlarının arasına öpücük kondurup okşadı. Ağlamıyordu artık, sadece susuyordu.
"Üzerini değişmek ister misin?" sordu kadifemsi sesiyle. Sesi o kadar yatıştırıcıydı ki derin nefes alıp onaylar anlamda sesler çıkardı sadece.
Susup ayağa kalktı ve genç kadını kucağına alıp odasına yürüdü. Odaya girdiklerinde "Banyo?" sorusuna karşılık "Evet" dedi nihayet sesini çıkarmıştı.
"Neyin nerde olduğunu biliyorsun bebeğim. Giyeceklerini yatağa bırakıyorum" deyip kıyafet dolabına yöneldi. Feriha kafasını sallayıp banyoya girdi. Aynanın önüne gelip aksine baktı. Korkunç gözüküyordu. Rimeli akmış gözleri kızarıp şişmişti. Dudaklarını ısırıp acısını içinde tutmaktan hafif morarmıştı. Aynadaki dağılmış kadına bakıp acı acı gülümsedi.
"Bundan sonra ruhumu ezmene izin vermeyeceğim Barlas Karaman" dedi kararlılıkla. "Kalbimi zehrinden kurtaracağım" evet bir karar vermişti ve arkasında duracaktı.
Üzerindekilerden usulca kurtulup kabine girdi ve suyu ayarlayıp bedenini ılık suyun altına bıraktı. O lansmana giderken ne düşünmüştü hiç br fikri yoktu. Sadece görümcesi ve Rafetin ısrarları karşısında gitmeyi kabul etmişti.
Bedenini ıslattıkran sonra Saçlarını yıkamak için şampuana uzandı. Ceviz büyüklüğünde eline sıkıp saçlarına götürdü ve köpürterek yıkadı. Bu işlemi iki kez tekrarlayıp saçlarını duruladı. Sıra bedenine gelmişti her zaman Erende duymayı sevdiği sedir ve yeşil limon kokulu duş jelini alıp life sıktı ve bedenini o kokuya buladı. Bedeni ruhunun aksine rahatlıyordu. Gülümseyerek kendini o eşsiz kokuya bıraktı. Yıkanıp kabinden çıktığında yakışıklısının siyah bornonzunu geçirdi üzerine. Siyah havlusunu da alıp saçlarına doladı ve kapıyı açıp çıktı banyodan. Eren Feriha hariç kimseye izin vermezdi banyosuna girmeye. Hatta eve getirdiği kadınlarla asla kendi yatağında sevişmezdi. Onun için başka bir odası vardı ki Ferihaya asla izin vermiyordu o odaya girmeye.
Kurulanıp Eren'in yatağa bıraktığı eşofman altı ve tişörte baktı. İç çamaşırı yoktu ki onsuz kendini bayağı rahatsız hissediyordu. Adımlarını odanın köşesinde duran şifonyere yöneltti. Çekmeceyi çekip baktığında hazine bulmuşcasına gülümsedi. Elini atıp gir renk 'Tomy Hilfiger' markalı iç çamaşırını alıp bacaklarından geçirdi. Eren'in marka kıyafet takıntısı karşısında kafasını iki yana sallayıp güldü.
Eşofman altını ve tişörtü -sütyensiz de olsa- üzerinde geçirdi. Ayaklarına da yatakta sonradan gözüne çarpan çorabı geçirdi.
Saçlarını tarayıp her zaman yanında taşıdığı lastik tokasıyla topuz yaptı ve odadan çıktı. Eren'in odası zemin katta olduğu için yukarı çıktı merdivenlerle. Mutfağa doğru yürüdü. Ordaydı sırtı kendisine dönük kahve yapıyordu.
"Sıhhatler olsun küçük hanım" hoş sesi kulaklarına dolduğunda gülümsedi. Ses çıkarmamıştı ama geldiğini hissetmişti arkadaşı.
"Teşekkür ederim yakışıklı" deyip mutfak sandalyesine oturdu.
Eren kahve dolu kupaları masaya bırakıp kendisi de oturdu ve sabırsız bir sesle
"Anlat" dedi.
Genç kadın sıcak kahvesinden yudum alıp boğazından geçmesine izin verdi. İyi hissetmişti kendini. Kahve iyi gelmişti. Bir kaç yudum daha aldıktan sonra Eren'in kendisine diktiği delici yeşillerinden rahasız bir şekilde kıpırdanıp kaçışı olmadığı için konuşmaya karar verdi
"Kocamla aram iyi değil" dedi direkt. İçtiği kahve boğazında kalan genç adam öksürük krizine girdi. Feriha kalkıp sırtına vurdu
"Helal helal yakışıklı. Yavaş ol öleceksin" dedi sakince.
Kendine geldikten sonra genç adam "Ne saçmaladığının farkında mısın sen?" dedi hırlayarak.
Her zaman dup duru olan yeşil gözleri bu sefer ateş saçıyordu.
"Evet evlendim hemde evli bir adamla. Bebek için. Adam benden nefret ediyor her seferinde hislerini yüzüme vurmaktan da çekinmiyor" dedi. "Buraya gelmeden önce davet etmediği lansmana gitmiştim. Bana seni burda görmek istemiyorum deyince bende çıktım sana geldim" omuz silkip kahvesini yudumladı.
Eren duyduklarını hazmetmek için kendine uzun bir zaman tanıdı. Bu kızın neden böyle bir işe kalkıştığını anlamaya çalıştı. Ama başaramadı. Sonunda zamana bırakıp hikayeyi tam anlamıyle dinleyeceğine dair bir not attı aklının köşesine. Sonunda suskunluğu bitirip
"Adam sana kapılmaktan korkuyor sadece. Hepsi bu" dedi tek nefeste.
Kaşlarını çattı genç kadın "Hayır o benden nefret ediyor. Karısına aşık hemde deliler gibi. Bir görsen ona bakarken nasıl parlıyor o siyah gözleri" iç çekti.
"İkinizde salaksınız" yumruğunu sıktı "O dangalağın ağzını yüzünü dağıtmak istiyorum." diye tısladı.
"Neden?"
"Benim bebeğimi üzdüğü için" yumruk yaptığı elini açıp uzandı ve genç kadının yanağını okşadı ve güven verircesine gülümsedi. Gülümserken yanağında beliren gamzesini seviyordu genç kadın. Ve o çukurlara dokunmaktan kendini alamıyordu. Uzaktan her ne kadar cilveleşir gibi görünselerde düşünceleri tamamen masumdu ikisininde.
Kendini beğenmiş bir şekilde elini hafif uzun açık kahve renkli saçına geçirip dağıttı ve gülümseyip
"Biliyorum bebeğim çok yakışıklıyım" dedi.
Feriha okşadığı çukuru bırakıp omuzuna yumruk geçirdi
"Ve de çok ukalasın" dedi.
Yerinden kalkıp genç adamın yanına gitti kucağına oturup yüzünü boynuna gömdü. Gecikmeden kollarını bedenine sardı yakışıklısı. Saçlarını öpüp
"Aç mısın?" sordu.
"Evet ama birlikte yapalım dışardan söylemeyelim" dedi.
"Olur küçük hanım nasıl isterseniz"
*****
"Ahh Tanrım üstüm başım domates suyu oldu" deyip üzerindeki beyaz tişörtü başından çıkardı Eren. Yaptıkları sarmaları ocağa koyup pişmesini beklerken dolaptan aldığı domatesi ısırırken suyu üstüne fışkırmıştı.
"Yavaş olsana zaten senin hepsi" gülüyordu genç kadın.
İki saat önceki halinden eser yoktu. Çok mutluydu. Eren Alsancak onu mutlu etmeyi çok iyi biliyordu.
"Çok konuşma bebeğim yoksa domates suyu banyosu yaparsın" tehdit etti elindeki domatesi sallayarak.
"Aman aman kalsın yakışıklı" dedi elini kaldırıp.
Yemek piştikten sonra yemişlerdi. Sofrayı kaldırıp bulaşıkları makineye dizerken kapı çaldı. Feriha
"Ben açarım" deyip yıkadığı elini kurulayıp kapıya gitti. Eren kafasıyla onaylayıp işine devam etti.
Genç kadın kapıyı açınca karşısında gördüğü kişi ile küçük dilini yutuyordu az kalsın. Beş dakika bir birilerini süzdüler. Sonunda genç kadın sesini bulup
"Barlas bey" dedi cılız sesle. Beklemiyordu kendisi arayacağını beklemiyordu. Hatta eve gelmediği için sevineceğini bile düşünmüştü. Ama şimdi karşısında duruyordu. Onlar bakışırken Eren geldi elini havluyla silerek kim olduğuna bakmadan
"Kim o bebeğim?" diye sordu.
"Bebeğim?" sordu tek kaşını kaldırarak Barlas. Geldiğinden beri ilk kez konuşmuştu. Yalnış anlamıştı belli ki durumu. Sinirli siyah gözlerini karısının üzerindeki erkek kıyafetlerinin ve yanındaki üstsüz yakışıklı erkeğin üzerinde dolaştırdı. Yumruğunu sıkarak "Neler oluyor burda?" sordu. Sesi kızgın demir gibi can yakıyordu.
"Bu kim?" sonunda Barlası farkeden Eren sakin sesle sormuştu.
"Barlas Karaman...." derin nefes alıp devam etti "Kocam" dedi.
Feriha Eren'e kavga çıkmaması için başıkları ile yalvarıyordu.
Barlas içinde çağlayan volkanı bastırıp derin nefes aldı ve "Arabada bekliyorum beş dakikan var" dedi.
Eğer hakkı olsaydı o adamın ağzını burnunu kırardı kapıda. Tabi hakkı olsaydı.
Feriha elbisesini ayakkabısını çantasını bir poşete koyup Erenle vedalaştı. Ondan bir ton nasihat dinleyip yanağını öptü ve çıktı evden. Arabaya bindiğinde Barlas bir şey söylemeden arabayı çalıştırdı. Genç kadın dışarıyı izledi bir süre. Yolu izlemekten sıkılıp kocasına çevirdi kafasını. Direksiyonu tutan ellerinin eklemleri bembeyazdı. Belli ki sinirliydi ama kendisine bir şey demiyordu. 'Ona ne ki benim nerde olduğumdan' diye geçirdi içinden.
Yüzüne baktı bu sefer. Allahı var Barlas Karaman çok yakışıklı adamdı. Başka zaman başka şartlar altında olsalardı aşık bile olabilirdi ona. Siyah saçları asilikle alnına dökülmüştü.
"Nasıldı?" sorusuyla afalladı genç kadın.
"Ne nasıldı?" sordu.
"O adamla çok eğlendin mi?" sinirli olduğunu sesine kattığı alay tınısı bile saklayamıyordu.
"Evet" dedi kısa ve net. Evet eğlenmişti çok gülmüştü arkadaşıyla.
Araba aniden fren yaparak durdu. Öyle ki eğer kemeri bağlı olmasaydı Feriha çoktan camdan fırlamıştı dışarı.
Barlas kafasını sinirle ona çevirip "Ha bu kadar da yüzsüzsün yani öyle mi?" sordu.
"Anlamadım?"
"Ben sana o adamla sevişmen hoşuna gitti mi diye soruyorum sen utanmadan evet diyorsun" kafasını iki yana salladı. Evli bir adamın ikinci karısı olmaya gelen bir kadın için gayet doğaldı bu.
Soruyu yalnış anlamıştı. O yüzden evet demişti genç kadın. Bedenini kocasına döndürüp "Ben Eren'i sizden çok çok önce tanıyorum ve o benim sadece arkadaşım, abim. Kaldı ki biriyle sevişmeye zatı aliniz sağolsun bana öyle bir tecrübe yaşattınız ki seks denen şeye tövbeliyim sayenizde" dedi. Kocası kaşlarını çatmıştı son söylediklerine. Canını o kadar yakmıştı demek. Ağzını bir şey söylemek için açtı ama demeden kapattı. Ne deyecekti ki. Canını yaktığım için affet mi? Affetmezdi ki. Biliyordu.
Yeşil ile siyah birleşmişti. Ayrılamıyordu. Boğuluyorlardı bir birilerinin gözlerinde. Barlas bakışlarını ayırmadan cebinden telefonu çıkardı. Ekrana bakmak için bakışlarını ayırdı sadece. Birini çaldırıp ahizeyi kulağına götürdü.
"Evet baba benimle. Biz bir kaç gün bir yere gideceğiz. Evet balayı diyelim baba. Hadi iyi geceler herkese" deyip kapattı telefonu.
Kaşlarını çattı genç kadın
"Ben eve gitmek istiyorum" dedi sinirle.
"Bende sana bayılmıyorum küçük. Yarın aşılama var o yüzden bir kaç gün eve gitmeyeceğiz" dedi. Duydukları bir nebze olsun rahatlattı kadını. Neyse ki dokunmayacaktı kendisine.
Genç adam arabayı çalıştırdı. Orta hızla sürerek bir hastanenin önünde durdu. Genç kadın ona fırsat vermeden indi ve kocasını beklemeye başladı. Kocası arabadan inip kapıları kilitledi ve hastaneye doğru yürümeye başladı. Arkasından karısı. İçeri girdiklerinde asansöre doğru yürüdüler. Asansör geldiğinde binip iki yabancı gibi bir birilerine uzak durarak istedikleri kata geldiler. Asansörden çıkıp bir odaya doğru ilerlediler. Kapıda Baş hekim Macit Karaman yazıyordu. Bir Karaman daha. 'Barlasın nesi oluyor acaba?'düşündü genç kadın.
Barlas kapıyı çalmadan içeri girdi ve kapıyı karısı da girsin diye açık bıraktı. İçeri girdiğinde baş hekimin yaşlı değil de gayet genç birisi olduğunu gördü. Onları görünce gülümsedi Rafete benziyordu adam.
"Hoşgeldiniz Barlas bey" saygı gösterisi olduğu açık olan bu selamlama gülümsetmişti genç kadını.
"Hoşbuldum kuzen" Macitin gösterdiği yere oturdu. Akabinde Ferihaya döndü elini uzattı
"Hoşgeldin yenge" adamın gülümsemesi bulaşıcı ve içtendi. Feriha da ona gülümseyerek
"Hoşbuldum" dedi.
"Otur yenge " karşısındaki koltuğu işaret etti.
"Operasyon ne zaman kuzen?" sordu genç adam.
"Yarın dokuzda." deyip Ferihaya döndü "Sana bir kaç soru soracağım yenge"
"Tabi buyurun" Macite baktı. Bir kere bile kocasına bakmamıştı içeri girdiğinden beri.
"En son ne zaman regl oldun?" sorduğu soru karşısında kıpkırmızı kesildi.
"Şey" utanıyordu
"Utanma Ferihacığım bu soruları sormam lazım" dedi.
"İki hafta önce" dedi nihayet.
"Çok güzel tam zamanı. Sabaha az kaldı isterseniz burda bir odada kalın birde gel git olmasın." teklifini etti.
"Tamam kuzen"
"Ben size kalacağınız odayı göstereyim" dedi.
*****
Barlas yatağa yatmış mışıl mışıl uyuyan karısını izliyordu. Uyurken ne kadar masumdu. Uyanıkkende masumdu ya o ayrı mesele. Bakışları dolgun dudaklarında fazla oyalandığında 'tadı nasıl acaba' diye düşünmeden edemedi. Sonra sinirle kafasını sallayıp 'kendine gel Barlas Karaman' dedi. Düşüncelerinden sıyrılmasına sebep olan kapıya baktı. Gelen Macit'ti.
"Neden uyumuyorsun kuzen?" sordu genç adama.
"Uykum yok" dedi sert sesle. Kendine kızmıştı düşündükleri için. Kuzenine patlıyordu.
"Kızma ama harbiden de salaksın abi" dedi Ferihaya bakarak.
"Ne diyorsun lan sen?" ayağa kalktı sinirle Macitin yanına yürüdü.
"Şu güzelliğe baksana. Tadını çıkara çıkara hamile bırakacağına hangi yola baş vuruyorsun" dedi Ferihayı göstererek.
"Ben Meleğime asla ihanet etmem Macit"
"Feriha da senin karın ama"
"Hayır sadece bebeğimi doğuracak kadın. İkisinin arasında fark var." elini saçına geçirip çekti ve umursamadan gaddarca "Keşke doğumda ölse de kurtulsam " dedi.
*****
Operasyondan sonra Polonezköydeki evine gelmişlerdi. Yazın gelmesine az kaldığı için her taraf yem yeşildi. Genç kadın balkona çıkmış ciğerlerini temiz hava ile şenlendiriyordu. Hafif esen rüzgar saçlarını savuruyordu arkaya doğru. Sabahtan beri bir kelime bile konuşmamıştı kocası ile. İki yabancı gibilerdi evin içinde. Aşılamanın sonucu bir sonraki regl döneminde belli olacaktı.
Arkasında duyduğu ayak sesiyle kocasının da balkonda olduğunu anladı. Konuşmanın tam zamanıydı. Kocasını göre bilmek için ona döndü. Gözlerine bakarak
"Ben ayrı evde yaşamak istiyorum" dedi genç kadın.
"Ne saçmalıyorsun sen?" kaşlarını çatıp dudaklarını düz çizgi haline getirdi.
"Yalnız kalmak ve göz zevkinizi bozmamak için ayrı ev istiyorum" hala diretiyordu Feriha.
Yumruklarını sıktı Barlas. Bu kadın tüm sinirleri ile oynamayı nasıl da başarıyordu. Bu asi, dikbaşlı küçük kızı dizlerine yatırıp pataklamak vardı şimdi.
"Ne o rahat edemiyor musun bizim yanımızda?" sordu alayla. Sinirini yutmak zorunda kaldığı için patlamaya hazır bomba haline geliyordu iyice.
Feriha onu duymazlıktan gelip
"İstediğiniz oldu, buraya geliş amacımı yerine getirdim. Bakarsınız belki Allah dualarınızı duyar ben de doğumda ölürüm ha?" boğazında takılıp kalan yumruyu yutmak o kadarda kolay değildi.....
Duymuştu işte her şeyi duymuştu....