2 BÖLÜM ☀

1711 Kelimeler
​Sırt çantamı çıkarıp havaalanındaki bir sandalyeye oturdum. İçini açtığımda bir miktar para ve telefonum vardı; arka cebimde babamın adamının verdiği kağıt vardı. Adres yazıyordu. Onu da çıkarıp çantama koydum. ​Yavaş adımlarla havaalanının çıkışına geldim. Taksi gördüğümde taksiye doğru gittim. İçinin boş olduğunu gördüğümde sevindim ve hemen içine yerleştim, çantamdaki kağıdı taksiciye uzattım. Kağıdı incelerken kaşlarını kaldırıp beni süzdü. Sonra arabayı sürmeye başladı. Ne yaptığını anlamasam da merak da etmedim. ​Yol boyunca etrafı inceledim. Ara sokaklara girerek bir tabelanın önünde durduk. "Bundan sonrasını yürüyeceksin kağıdını al" deyip kağıdı bana uzattı. Ne kaba bir şoför! 'Tam evin önüne getirsen ne olur ki sanki!' diye düşündüm. Parayı uzatıp indim. Adım atar atmaz burnuma gelen koku midemi bulandırdı. Duman kokuyordu acaba birinin evi mi yandı diye düşündüm. Ben dumanın kokusundan etkileniyordum. Dumana alerjisi olan belki de tek insandım. ​Taksi hızlı bir kalkışla yok oldu. Bende tabelaya baktım. "Harabe" yazıyordu. Harabe ismi gerçekten de fazla uyumluydu. Yavaş adımlarla eski evlere baka baka yürümeye başladım ben evi nasıl bulacaktım? Kağıdı açtığımda harabe 551 numaralı ev yazıyordu. Ve ben ürküyorum burada mı yaşayacağım ben, ortalık sessizdi neyse ki etrafta insanlar yoktu. Eski evlerin numarasına baktığımda 100, 106 diye artıyordu sayılar git gide büyüyordu bir otel odası gibi, sanki oda numaramı arıyordum. İki yol ayrımına geldiğimde merdivende oturan çocuğa döndüm. Bu da iyi bir şeydir. ​"Canım 551 nolu ev nerede?" Küçük erkek kaşlarını çatıp ayağa kalktı. Resmen ürkmeme sebep olmuştu. Bu sokak çok karanlıktı. "Soldan git ilerde ki ev" deyince kafamı olumlu anlamda salladım. Sorun bende miydi acaba? Yoksa bunlar fazla mı ürkütücüydü? ​Sola yönelip hızlı hızlı yürüdüm sokak yürüyüşümün bir an önce bitmesini istiyorum. Sanki her adımda yer sallanıyordu. Bir kaç kişi yanımdan geçti kimseyle göz göze gelmemeye özen vererek yürüdüm. Çünkü bu bakışlar kesinlikle normal değildi. Ara bir sokağın önünden geçerken bir erkek grubunun kavga ettiğini gördüm. ​Bir anda durdum. Kaçmam gerekmez miydi? Kavga eden mavi gözlü birine takılı kaldım. Mavi gözleri bir denizi andırıyordu. Vücudu kasılmıştı. Hayatımda gördüğüm en yakışıklı erkeklerden biriydi. Ve benim ona baktığım gibi bakışlarını yüzümden ayırmıyordu. Bana sanki beni tanıyormuş gibi bakıyordu. Bakışı bu sokaktakilerden farklıydı. Onda farklı bir şeyler vardı. Hani bazı şeyleri hissedersiniz ya sonum olacak gibi hissederdi. Bir karanlık kuyu ve beni içine çekecek gibi... ​Bana uzun bir bakış attıktan sonra burnunu çekip karşısındakine yumruk attı. Karşındaki yere serilirken benim gözlerim hayretle açılmıştı. Çok korkmuştum ve hızlı adımlarla hatta kaçarak küçük çocuğun gösterdiği eve girdim. Nefesimi düzene sokup biraz sakinleşmeye çalıştım. Galiba böyle şeyleri artık sık sık görecektim. ​Bir apartmandı ilk kat mı diye baktığımda 550 yazıyordu neyse ki az kaldı bir numara sonra evi bulacaktım. Kirli merdivenlere dikkat ede ede yukarı çıktım sonunda 551 numaralı evi bulduğumda yavaşça ilerleyip kapıyı çaldım. ​Bir süre bekledikten sonra beklemekten sıkılmıştım. Telefonumun sesini duyduğumda çantamı açıp telefonumu çıkardım Bora arıyordu. Telefonu meşgule atıyordum ki kapı açıldı. Bakışlarımı karşımda ki uzun saçlı kadına çevirdim gözleri benim gözlerimin aynısıydı saç rengimiz de aynıydı ama o saçlarının uç kısımlarına ucuz bir sarı rengine boyamıştı. Zamanın yüzünde bıraktığı izler vardı üstünde bornoz vardı. Neden geciktiğini anlayabiliyorum. ​"Sen Rabia olmalısın" deyince gözlerine baktım hiçbir tepki yoktu. Çok soğuktu, hatta o kadar soğuktu ki elimdeki telefonu gösterip "Açmam gerekiyor girebilir miyim?" diye sordum. Kafasını olumlu anlamda sallayınca konuşmak istememe rağmen telefonu açtım. O silmeye çalıştığı ama silemediği ağır makyajı, "Kimsin sen kim?". ​"Aşkım hatta mısın?" Telefonu kulağıma götürüp içeri adım attım. İğrenç bir parfüm kokusu vardı. O kadında kendini odasına atmıştı, bende salona geçip dağınık etrafa baktım. İçki şişeleri bile vardı, ben burada mı yaşayacağım gerçekten?. ​"Rabia sen iyi misin?" Kendime yer açarak koltuğun ucuna oturdum ve telefona yanıt verdim. "İyiyim Bora neden kötü olayım ki" dedim yüzümü buruşturup. Çünkü ev gerçekten de hurdalığa benziyordu. ​... ​"Ev biraz karışık sorun olmaz dimi?" kafamı hayır anlamında salladım. "Peki neden bu kadar dağınık?" diye sorduğumda yüzünde bir sırıtışla yanıma oturdu. "Sen detaylara takılma yavaş yavaş birbirimize alışacağız bu arada ilerde sağdaki oda senin". Sen şuna dağınık ve sabahlara kadar eğlenen bir kadınım desene annecim. Aklımdan geçenleri söylememek için kendimle savaşıyorum. ​... ​Dışarıyı seyrettikten sonra küçük odama bir bakış attım. Bavullarımdaki kıyafetleri dolaba yerleştirmem gerekiyordu. Bavulumu açıp yarım saat sürmeden dolabıma kıyafetlerimi yerleştirdim. Karnımın acıktığını hissettim. Ama odamdan çıkmak istemiyorum. Yatağımın yanına geçip kenarına oturdum. ​Elimdeki formaya bir bakış attım siyah etek ve gri tişörtten oluşuyordu. Birinci dönemin ortalarında okul değiştiriyordum. Kapının açılma sesini duydum. Kapı açılınca siyah diz kapaklarına kadar bir elbise giyinmiş annemi gördüm. ​"Benim işe gitmem lazım gece geç gelirim mutfakta yemek olmayabilir para bıraktım ilerdeki bakkaldan alırsın bir şeyler dikkat et kendine" deyip kapıyı kapatıp çıktı. Cevap vermemi beklememişti bile. Hangi işte çalıştığını merak etsem de çok konuşmakdan pek hoşlanmazdım doğru sözcükler doğru kelimeler. ​Uçaktan indiğim gibi evi temizlemiştim ve vücudum yorgun düşmüştü. Saat bayağı ilerlemişti. Odama girdim ve üstümdekileri çıkarıp siyah eşofman ve yünlü kazağımı giyindim. Ev soğuktu, daha doğrusu Ankara çok soğuktu. Yatağımın içine girip yorganı kafama kadar çektim. Uzun ve yorucu bir gün geçirmiştim. O yüzden hiç düşünmeden uykuya dalmıştım. Bu benim için şaşırtıcıydı. ​Sabah gözümü açtığımda saat 06:00 olmuştu. Pek uykuyu sevmediğimden erkenden uyanmıştım, peki okula ne zaman gidecektim? Biraz üşesem de yataktan kalkıp dolabımın yanına gittim. Askıya astığım eteği ve tişörtü giyindim. Hava gerçekten soğuktu. Tişörtü eteğin içine sokup kısa eteğimi biraz düzelttim. Dolabımdan siyah polarımı alıp giyindim. Eteğimin altına da kalın uzun çoraplarımı giyinip ayaklarımın üşümesini engelledim. Beyaz spor ayakkabılarımı da giyindim. Saçımı da tepeden toplayıp saldım. Hafif allık ve rimel sürdüm. ​Düzgün bir görünüm elde ettiğimde odamdan çıktım, annem salonda uyuyordu, üstünde bir battaniye vardı. Saate baktığımda yediye geliyordu, hazırlanırken zaman hızlı geçmişti. Uyandırıp uyandırmamak arasında kalsam da koltuğun yanına gelip başında dikildim. Elimle koluna dokunuyordum ki gözleri açtı. Gözlerini ovuşturarak doğruldu. "Günaydın" deyince bende "Günaydın" dedim. İlginç bir kadındı, çözmekten yorulmaya başlamıştım bile. ​"Erkenden kalkmışsın yemek yiyelim, işe gitmem gerekiyor" deyip doğruldu. "Gideceğim okul nerede, ben çıkacağım anca bulurum zaten" deyince kafasını salladı ve "Aşağıdan sola dön ve otobüse binip ilk durakta in, karşında olacak adını hatırlamıyorum" deyince kafamı olumlu anlamda salladım. Ve odama girip şişme montumu üstüme geçirdim. ​"Kahvaltı yapsana" deyince mutfağa gidip çay koymakta olan anneme baktım. "Gerek yok ben hallederim, ben çıkıyorum" beni süzüp kafasını salladı. "Para lazımsa söyleyebilirsin, bir de temizlik için teşekkürler" deyince "Önemli değil" diye mırıldanıp evden çıktım. Merdivenleri dalgın dalgın indim. ​Sola dönüp otobüs durağını buldum, burası sabahları çok da kötü değilmiş aslında. Sokakta kimse yoktu. Durağa geldiğimde birkaç kişi vardı, sigara içen biri vardı benim dumana karşı alerjim vardı, yine midem bulanmıştı. Bir süre daha o dumana maruz kaldığımda midem daha çok bulanmaya başladı. Neyse ki otobüs geldi ve ben içeri girdim, nasıl gireceğim ben? Herkes bir şeylere basıp duruyordu. Uzun süre durunca bana ters ters bakmaya başladılar. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. ​"Kızım akbiline basıp geçsene" diyen amcaya baktım. Ne akbilinden bahsediyor bunlar? "Ben para ödesem olur mu?" Gülme sesleri duyduğumda Neye güldüklerini anlamadım. "Tamam ben basarım ama git kendine akbil al bu otobüslere parayı öyle ödüyoruz küçük hanım," diyen amcaya mahcup bakışlar atıp "Teşekkür ederim," deyip otobüse girdim. Birkaç kişi vardı. Bir koltuğa yerleşip telefonumu çıkartıp kulaklığımı takıp müzik dinledim. Ve telefonumu sessize aldım. ​Otobüs durduğunda annemin dediği aklıma geldi ilk durak indim. Neden otobüse bindim bilmiyorum çünkü kısa bir mesafeydi. Hemen otobüsten inip karşıdaki okula bir bakış attım. Kahverengi rengi vardı. Büyük ama eski bir okuldu. Karşıdan karşıya geçmem gerekiyordu. Bir süre yeşil yanmasını beklediğimden sıkılmıştım bir ara kendimi yola atmayı düşünmedim değil zaten insanlar kırmızıda geçiyordu. Ama ben geçmem bir intihar olur benim için. Ya bir sürücü hızlıca gelip bana çarparsa başka işim yokmuş gibi hastaneyle uğraşamam. Ben saçma şeyleri düşünürken yeşil yandı bende karşıya geçtim. Okulun girişinde ki görevli beni süzüp kaşlarını kaldırdı. Bende soğuk bakışlarla ona baktım. İlkez mi öğrenci görüyordu? ​Yavaşça okul sahasına girince ilgiyi kendime çekmiştim. Bütün herkes bana bakıyordu çok mu belli oluyordu yeni olduğum. Bende boş boş ileriye bakıyordum kimseyle göz göze gelmeden adımlarımı hızlandırdım etraftan gelen sesler hoşuma gitmiyordu. Benim hakkımda ki yorumlar... göz önünde bulunmaktan hoşlanmazdım ama babamdan dolayı bütün bakışlar üstümde olurdu normalde de. ​Okulun içine girdiğimde ortalık da daha az kişi vardı. Rahatlamıştım doğruyu söylemek gerekirse. Birinci kattaki oda isimlerine baktığımda müdür odası filan yoktu bende ikinci katta çıktım. Okul eskiydi ve yıpranmıştı. Eski okulum saray gibiydi bunun yanında. Müdür odasını bulduğumda kapıyı çalıp içeri girdim. Koltukta oturan önündeki belgeleri imzalayan bir adam vardı müdürdü herhalde. Uzun süre odada olmama rağmen beni fark etmemişti. ​"Hocam ben yeniyim," dediğimde bakışlarını üzerime çekmiştim çok şükür. Beni süzüp nöbetçi diye bağırdı. Sesten dolayı kulağımı kapatmam gerekti. Bir süre sonra bir erkek odaya girdi "Efendim müdür bey" dedi. Bakışlarıyla beni gösterdi. ​"Şu kızı 12-C ye götür, yeni " çocuk yeni kelimesini tekrarlayarak beni süzdü sonra "Tamam ben ilgileniyorum " diyerek dışarı çıktı bende peşinden dışarı çıktım. Çocuğu süzdüğümde uzun boylu ve esmerdi. "Selam ben Çağlar senin rehberin olacağım senin adın ne?" Sıcakkanlı biriydi. "Rabia... Rabia Kırca" dedim. Kafasını olumlu anlamda sallayıp yürümeye başladı bende peşinde tabi. "Neden bu okuldasın pek güzel değildir emin ol" "sadece zorundanlık.." ​"Öyle gerekti." diyerek kestirip attım o da daha fazla kurcalamadan beni bir sınıfın önüne getirdi. "İyi şanslar "deyip kapıyı çalıp benimle birlikte içeri girdi bütün gözler bana odaklanmıştı. Bu durumdan ne zaman kurtulacaktım acaba? ​"Hocam arkadaş yeni "deyip beni gösterdi. Bende boş boş yere bakıyordum. Bu dünyaya ait olmadığım çok belli oluyordu. "Tamam boş bir yere otur sen çık." kafasını olumlu anlamda sallayıp bana göz kırpıp sınıftan çıktı bende arkaya doğru ilerledim tek boş yer en arkadaki çocuğun yanıy dı. Oraya gidip sıranın başında dikildim. "Oturabilir miyim? "Diye sorduğumda kafasını kaldırıp gözlerime baktı. ​Bu o gözlerdi kavga ederken bana bakan kişi yine aynı soğuklukla bana bakıyordu. Vücudum kasılmıştı. Bu gözler de ilginç bir şey vardı gözlerinin içine beni hapsediyordu. Bir kez baktığımda gözlerimi çekmem imkansızdı. Sonsuz bir deniz sonsuz bir gökyüzü. Sonsuzum gibi.. ​Oturmama izin vermese de yada birşey söylemese de ben oturup kafamı sıraya koyup ona döndüm beni inceliyordu. Tıpkı ilk karşılaşmamızda ki gibi. Benimle bir sorunu mu var diye düşünecektim ama onu ilkez gördüğüme adım gibi eminim. İlk defa gördüğün biriyle aranda nasıl sorun olabilir ki? ​Gözlerimi ondan çekip bir boşluğa çektim. Beni izlediğini biliyordum ve bu çok ürkütücüydü. Aklımdan geçen tek soru ise... SEN KİMSİN..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE