Öyle Bir Kardeşim Yok

2074 Kelimeler
Evin Çağlar. Umut elindeki telefonu Ayaz'a gösterdiğinde içime bir korku düştü. Ayaz her şeyi öğrenebilirdi. Ayaz, Umut'a "Şifresini biliyor musun?" diye sorduğunda Umut başını salladı. Ayaz, "Bunu bizim telefoncuya götür. Şifresini kırsın" dedi. Şifreyi biliyordum. Savaş! Narin, Savaş'a olan aşkının göstergesi olarak koymuştu. Umut telefonu alıp giderken Ayaz bana döndü. "Sana son bir şans veriyorum. Bana gerçeği anlat. Bildiğin her şeyi. Yoksa..." Sustu. Yüzüme doğru eğilerek, "Narin'den beter duruma düşersin" dedi. "Bildiğim her şeyi anlattım" dedim. İçimdeki suçluluk gittikçe büyüyordu. Her şeyi bildiğim ve sustuğum için cezalandırılmayı hak ediyordum. Narin'i zorlayan da, abimi olay yerinden gönderen de bendim. Ayaz, "Benden günah gitti" diyerek kapıyı açtı. Kapının eşiğinde durup, "Telefon geldiğinde yalan söyleyip söylemediğini anlarız" dedi. Kapıyı üstüme kapatıp gitti. O gittikten sonra tüm direncim kırıldı. Dizlerimin üstüne çöküp ağlamaya başladım. Narin saatlerdir ameliyat masasındaydı, ailem bir kere bile beni arayıp sormamıştı. Çocukluğumun kahramanı olan adam benden nefret ediyordu. Narin bana yalan söylemiş, arkadaşlığımızı ailesinden gizlemişti. Belki de haklıydı. Ailelerimiz arasındaki düşmanlığı bildiği için benimle arkadaş olduğunu söylememiş olabilirdi. Karanlık bir odada tek başımaydım. Başıma neler geleceğini bilmiyordum. Hangisi daha çok canımı yakıyordu? Söylemek zorunda olduğum yalanlar mı? Hayranı olduğum adamın benden nefret etmesi mi? Yoksa ailemin benden yüz çevirmesi mi? Zaman ilerledikçe içimdeki kaygılar korkuya dönüşüyor, nefes almamı zorlaştırıyordu. Göğsümün üstünde büyük bir ağırlık vardı. Telefonum çaldığında umutlandım. Ekranda Narin'in numarasını gördüğümde irkildim. Şifre kırılmıştı. Sonra Ayaz elinde telefonla kapıda belirdi. Gözlerindeki nefret nefesimi kesti. "Narin'in konuştuğu son kişi sensin." Ne diyeceğimi bilemedim. Elimdeki telefonun ekranına baktı. Narin yazıyordu. Narin'in telefonunu bana çevirip, "Arkadaşım olduğunu söylemiştin," dedi. Telefonu gözümün içine sokacaktı neredeyse. "Bak bakayım. Lanet olası ismin yazıyor mu?" Narin, Savaş'la aşklarını gizlediği gibi benimle arkadaşlığını da gizlemişti. Ayaz'ın karşısında gittikçe küçülüyordum. "Şimdi hangi yalanı söyleyeceksin?" Saçımdan tutup kaldırdı. Boğazımı sıkıp gözlerimin içine öfkeyle baktı. "Onunla tesadüfen karşılaştığını söylemiştin değil mi? Yoksa onu oraya çağırıp öldürmeye mi çalıştın?" Nefes alamıyordum. Yüzüm morarmaya başlamıştı. "Öldürmek istesem neden ambulansa haber vereyim," diye mırıldandım. Ayaz'ın duyduğundan emin değildim. Boğazımı bırakıp telefonumu kurcalamaya başladı. Öksürük krizine girmiştim. "Şerefsiz abinin telefonu kapalı," diye söylendi. Bir numara daha çevirdi. "Kemal," diye dişlerinin arasından hırladı. "Ben Ayaz Karaaslan, kızın elimde. Erkekseniz karşıma çıkar onu elimden kurtarırsınız. Sizin gibi kancık olmadığımı bilmeniz için arıyorum. Kız kardeşime olanların hesabını tek tek soracağım.” Babamın ne dediğini duymuyordum. Gözlerim buğulanmış, hıçkırık tutmuştum. Kapının ardından Umut'un sesi heyecanlı geldi. "Abi, doktorlar ameliyattan çıkıyor," diye haber vermeye gelmişti. Ayaz telefonumu cebine koyup, "Dua et Narin'e bir şey olmasın," dedi. İçime bir umut doğdu. Narin kendine gelip her şeyi itiraf ederse rahatlardım. Ayaz odadan çıktığında peşine takıldım. Ameliyathanenin kapısına vardığımızda doktorlar çıkmaya başlamıştı. Dilber Hanım, İbrahim'e tutunarak zor ayakta duruyordu. Hasan Ağa göğsünü kabartıp doktorun karşısına geçtiğinde, doktor gülümseyerek rahat bir tavırla, "Hasan Ağa, Allah'a şükür başarılı bir ameliyat geçirdik. Korkulacak bir şey yok," dedi. Dilber Hanım dua ederken Hasan Ağa'nın gergin yüzü açılmıştı. "Allah razı olsun doktor." Doktor, Hasan Ağa'nın koluna hafifçe dokunarak, "Narin Hanım'da bebeği de iyi, başını fena çarptığı için gözetim altında tutulacak. Kendine gelinceye kadar yoğun bakıma alacağız," diyerek yoluna devam etti. Kimse doktorun son söylediklerini duymamıştı. Hepimiz taş kesilmiştik. Narin gebeydi. Dilber Hanım baygınlık geçirip yere yığıldı. Hasan Ağa'nın kaşları çatılmıştı. Umut ağzı açık doktorun arkasından bakarken, Ayaz'ın gözlerinden şimşek çakıyordu. O an anladım - bu sadece bir trajedinin başlangıcıydı ve her şey daha da karmaşık bir hal alacaktı. Hepimiz şaşkınlık içindeydik. Narin, Savaş'tan gebe kalmıştı. Ayaz kendini toparlayıp üzerime yürüdü. "Biliyor muydun?" diye sorduğunda sesi uzaktan geliyor gibiydi. "Hı... Ne?" dediğimi hatırlıyorum sadece. Kendime geldiğimde Ayaz kolumdan sürükleyerek beni hastaneden dışarı çıkarıyordu. Hastanenin önü çok kalabalıktı. İnsanların şaşkın bakışları altında Ayaz'ın peşinden koşar adım gidiyordum. Aracın kapısını açıp beni içeri fırlattı. Ayaz direksiyona geçip arabayı gazlarken tek kelime etmedi. Onun suskunluğu düşünmem için bir fırsattı. Narin'le Savaş'ın bu kadar ileri gideceklerini tahmin etmemiştim. Onları korumak için susmuştum ama şimdi... Şimdi durum çok farklıydı. Ayaz'a her şeyi anlatsam Narin'le Savaş'ı öldürmekten vazgeçer miydi? Narin'le arkadaş olduğumu söylediğimde küplere binen bu adam, ikisi arasında olanları öğrendiğinde hiçbir şey olmamış gibi kabul etmezdi. Susmayı tercih ettim. Aynadan Ayaz'a baktım. Belli etmese de yıkılmıştı. Gözünden sakındığı kız kardeşi evlilik dışı bir ilişkiden gebe kalmıştı. Hem de düşman gördüğü ailemden biriyle. Doktorun söyledikleri aklıma gelince içimden "Narin kendine geldiğinde itiraf etsin" diye geçirdim. Söylemezse o zaman her şeyi itiraf ederdim. Narin gebe olduğunu biliyor muydu? Sanmam. Bilseydi Savaş'tan ayrılmaya karar vermezdi. Savaş onu aldatmış mıydı? İç çektiğimde araç hızla durdu. Başımı koltuğa çarptım. Aklım dolu olduğu için nerede olduğumu unutmuştum. Ayaz kapıyı açıp sert bir şekilde kolumdan tuttu. Hiçbir şey demeden beni sürüklemeye devam etti. "Ayaz abi..." dedim ağlamaklı bir sesle. "Yemin ederim gebe olduğunu bilmiyordum." Ayaz durup gözlerini üzerime dikti. Karanlıkta bile parlıyorlardı. İçindeki karmaşa yüzüne yansımış gibiydi. Bir müddet öylece durup baktı. Sonra tekrar kolumdan sıkıp çekmeye başladı. Depo gibi bir yerin kapısını açıp beni içeri çekti. Ellerimi ve ayaklarımı bağlarken, "Seninle sonra ilgileneceğim," dedi. "Ayaz abi... Ben bir şey yapmadım," dedim. Beni bağlamasına gerek yoktu. Hiçbir yere gitmezdim. "Aklını başına alıp her şeyi itiraf edinceye kadar burada kalacaksın." Karanlık dar bir odada kalmam yetmiyordu, üstüne bir de hayvan gibi bağlanmıştım. "Abi... Narin..." dediğimde çenemden tutup, "Sus! Öyle bir kardeşim yok artık!" diyerek beni susturdu. Daha bir saat önce Narin için dünyayı ateşe veririm diyen adam yoktu. Kardeşine karşı olan sevgisi bu kadar çabuk mu nefrete dönmüştü? * Ayaz'ın beni bağladığı yer zifiri karanlıktı. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. İçeriden ağır, pis kokular geliyor, duvarlardan fare sesleri yankılanıyordu. Dizlerimi karnıma doğru çekip taş zeminin üzerinde kıvrandım. Kendi kendime söylenmeye başladım: "Nasıl yaparsın Savaş? Evlenmeden nasıl ilişkiye girersin? Bizi hiç düşünmedin, kendini de mi düşünmedin? Sadece seni değil, Narin'i de bebeğiyle beraber öldürecekler." Ayaz'ın yüzündeki o buz gibi ifadeden çok korkmuştum. Sadece onun değil, tüm ailesinin tavrı değişmişti. El bebek gül bebek büyüttükleri tek kızları hamileydi. Kimden olduğunu bile bilmiyorlardı. Kızlarını gözden çıkaranlar, bana ve Savaş'a neler yapmazlardı ki? Karanlıkta gözlerimi kısıp etrafı seçmeye çalıştım. Her ses beni ürpertiyor, her koku midemi bulandırıyordu. Soğuk taşlar sırtıma batarken, içimdeki korku giderek büyüyordu. Buradan çıkmamın tek yolunun doğruyu söylemek olduğunu biliyordum, ama bunu yaparsam Savaş'ı ve Narin'i nasıl koruyabilirdim? Zihnimde binlerce düşünce dönüp duruyordu. Ayaz'ın son bakışı, Umut'un yüzüme tükürmesi, Hasan Ağa'nın soğuk sesi... Hepsi bir kabus gibi beynime kazınmıştı. Bu karanlık odada, tek başıma, ne yapacağımı bilemez haldeydim. *** Ayaz Karaaslan. Narin'in gebe olduğunu duyduğumda kanım dondu. Bize bunu nasıl yapabilirdi? Yıllarca üstüne titrediğimiz kız kardeşimiz, onurumuzu, şerefimizi, namusumuzu ayaklar altına almıştı. Kemal'in dölüne hak ettiği cezayı verecektim ama önce namusuna leke getiren kardeşimden hesap sormalıydım. O küçük yalancı her şeyi biliyordu, bundan emindim. Birini koruduğundan da şüphem kalmamıştı. Evin'i konağımıza götürüp bağladıktan sonra hastaneye geri döndüm. Babamın nasıl karar vereceğini merak ediyordum. Annem fenalık geçirmişti, durumunu öğrenmek istiyordum. Narin'i detaylı bir şekilde araştıracak, bu işin peşine düşecektim. Onu da, karnındaki piçi de artık istemiyordum. Hastaneye vardığımda anneme serum takmışlardı. Elini tutup avuçlarıma aldım. "Anne," diyerek yanına oturdum. Kirpikleri ıslaktı. Sanki içimden geçenleri biliyormuş gibi elini çekti. "Kızıma zarar vermeyeceksin," dedi. "Narin uyanıp gerçeği öğreninceye kadar bir şey yapmayacağına söz ver." "Anne... Narin namusumuza leke sürdü. Başımızı öne eğdi. Biri duyarsa..." dediğimde, "Ayaz!" diyerek sözümü kesti. Sesi titriyordu. "O senin kız kardeşin." "Benim öyle bir kardeşim yok," dedim. "Bizden ne kötülük gördü de bize bu utancı yaşattı?" Babam yanımıza gelip, "Ayaz, benimle gel. Annen yorgun, onu daha çok üzme," dedi. Ayağa kalktığımda annem kolumdan tuttu. "Narin'e bir şey yapmayacaksın. Önce ona bunu yapanları bul." Annemin kolumu tutan ellerini sıktım, öpüp yüzüme sürdüm. "Bulacağım." Babamı bir adım gerisinden takip ettim. İkimiz koridorda yalnız kaldığımızda, "O kıza ne yaptın?" diye sordu. "Onu depoya kilitledim." "Narin'in..." dedi, sustu. Babama da ağır gelmişti. "Narin'in bebeği kimden olduğunu öğreninceye kadar bu rezilliği kimse bilmeyecek." O sırada İbrahim ve Umut da yanımıza geldiler. İbrahim, "Baba, bebeği bilen herkesi tembihledim. Kimse bir şey demeyecek. Bu şimdilik aramızda bir sır olarak kalacak," dedi. Babam hafifçe sendeledi. Kalp rahatsızlığı vardı. Son zamanlarda çocuklarının başına açtığı işler, yaşlı bedenine ağır geliyordu. "Ayaz, Kemal'in kızı neydi ismi?" diye sordu. Dişlerimi sıktım. O küçük yalancının adını dahi anmak istemiyordum. Umut araya girerek, "Evin. İsmi Evin, baba," dedi. Babam, "Kıza karşı dikkatli ol. Eğer masumsa bir de başımıza başka bir bela açılmasın. Başımızda yeterince sorun var," dedi. "O kaltak her şeyi biliyor. Birini korumaya çalışıyor, bundan eminim." İbrahim, "Ölümü göze alacak kadar kimi koruyor olabilir? Kimin için kendinden vazgeçsin? Öfkeyle hareket etme kardeşim." "Abi!" diye hırladım. "Öfkeyle hareket etseydim şimdi ne Narin ne de o sürtük hayatta olurdu." Umut, "Abi, bu Evin denilen kız, Narin'i gebe bırakanı tanıyor bence." Biraz duraksadı. Sonra, "Evin'in abisi Savaş var ya. O şerefsiz bu işin içinde olabilir mi?" diye ekledi. "Onu aradım, telefonu kapalıydı. Ulaşamadım. Babasını arayıp kızın bende olduğunu haber verdim." Babam, "Elinizde kanıt olmadan peşin hüküm vermeyin. Çağlar ve Tekin aileleriyle aramız iyi değil. İki aşiret bize karşı birleşirlerse işimiz zor." İbrahim, "Ayaz, Kemal ne dedi?" diye sordu. "Şerefsiz kızını korumak için tek bir şey bile demedi." Babam, "Belki olanlardan haberi yoktur. O da emin değildir." Ailemin iyi niyetli hali beni çileden çıkardı. Herkes anlayışlı davranmaya çalışırken, içimdeki öfke katlanılmaz bir hal alıyordu. Onlar ne kadar sakin kalmaya çalışsa da, ben biliyordum - bu işin altında çok daha büyük bir ihanet yatıyordu. Onları dinlemeyecektim, kendi bildiğimi yapacaktım. Dördümüz ayak üstü koridorda ne yapacağımızı konuşurken İsmet Ağa, arkasında oğlu Bülent'le koridorun ucunda belirdi. İsmet Ağa, "Selamünaleyküm Hasan Ağa. Kusura kalma, şehir dışındaydım. Narin kızımızın başına gelenleri duyar duymaz ayağımın tozuyla geldim," dedi. Babam, "Aleyküm selam İsmet Ağa. Estağfirullah. Düşünmen bile yeter," diye karşılık verdi. Bülent'e ters ters baktım. Bu adamı oldum olası sevmezdim. Sırıtarak, "Ayaz, geçmiş olsun, Allah şifa versin," dedi. "Sağ ol," dedim kısaca. İsmet Ağa, "Yapabileceğimiz bir şey var mı Hasan Ağa?" diye sordu. Babam, "Allah razı olsun. Narin şimdi iyi," dedi. İsmet Ağa babamın koluna girerek kısık bir sesle, "Öğrendiniz mi? Bu bir cinayet mi yoksa kaza mı?" diye sordu. Bu adam bir şeylerin peşindeydi. Kemal korkusundan gelememişti. Evin'i almak için onu göndermiş olabilirdi. Babamın yüzü sinirden kızarınca araya girdim. "Hâlâ araştırıyoruz İsmet Ağa. Ama yakında öğreniriz." İsmet Ağa bana dönüp, "Bir görgü tanığı varmış diyorlar," dediğinde niyetini anladım. Kemal onu göndermişti. Ama İsmet'in Kemal'le ne işi olabilirdi? Babamın dediklerini düşündüm: Çağlar ve Tekinler bize karşı birleşirlerse işimiz zor demişti. İkisi asker arkadaşıydı diye biliyordum. Sırf asker arkadaşı oldukları için İsmet bize karşı Kemal'i korumazdı. Başka şeyler dönüyordu. Göğsümü kabartarak, "Evet, bir görgü tanığı var," dedim. "Ya ondan ya da Narin kendine geldiğinde gerçeği öğreneceğim. Ve bu işin içinde, dışında, kıyısında, kenarında kim varsa tek tek hesap soracağım," diye ekledim. İsmet sesimdeki tehditkâr tonu anlamış gibi ürperdi. İsmet Ağa gözlerini kısıp bir hesabın içine dalarken, Bülent, İbrahim abime döndü: "Miray tamamen iyileşti." Yumruklarımı sıktım. Bana göz ucuyla bakarak devam etti: "Hayırlı iş ertelemeye gelmez." Yıllar önce Umut'a araba sürmeyi öğretiyordum. Miray aniden yola çıktığında Umut panikledi. Frene basmak yerine gaza basınca kıza çarptı. Hem Umut'un yanında ben vardım hem de ehliyeti olmadığı için suçu üstlendim. Tekinler şikayetçi olmadı. Bunun yerine kan parası istediler, bir de Miray sakat kaldığı için "ya kızınızı vereceksiniz ya da kızımızı alacaksınız" diye şart koştular. Narin çok küçüktü, çok ağladı. Bülent denilen şerefsizle evlenmesin diye sakat kalan kızlarıyla evlenmeyi kabul ettim. En başında olayı üstlendiğim için daha sonra Umut'a yıkmak istemedim. Kardeşlerimi korumak için sevmediğim, üstelik sakat bir kızla evlenmeye razı oldum. Miray aylarca komada kaldı, belden aşağısı tutmuyordu. Sürekli erteleyip durdum. Ama artık kaçış yoktu. Verdiğim sözü tutmanın zamanı gelmişti. Narin'in bu olayı olmasaydı önümüzdeki ay nişanlanacaktık. İbrahim, "Böyle bir günde söylenecek söz mü bu Bülent? Ailemin ne halde olduğunu görmüyor musun? Kız kardeşim komadayken..." dediğinde, "Söz verdiğim gibi bu nişan zamanında yapılacak," diye sözünü kestim. Umut mahçup bir şekilde başını eğerken İbrahim üzülerek baktı. Babam, "Narin komadayken düğün falan yapamayız," dedi. İsmet Ağa, "Siz Bülent'e bakmayın. Ne zaman uygun görürseniz düğünü o zaman yaparız," dedi. Kararlı bir şekilde, "Önümüzdeki ay nişan olacak İsmet Ağa. Düğüne de Narin'in durumuna göre karar veririz," dedim. Babam, "Olmaz! İnsanlara bizi rezil mi edeceksiniz?" İsmet, "Hasan Ağa haklı gençler. Narin'in durumu belirsizken düğün, nişan mevzusu insanlara bizi alay konusu yapar." Bülent'in üzerine yürüyerek, "Seni densiz! Burası ne yeri ne zamanı," diye ekledi. Bülent başını eğerek, "Özür dilerim baba," dedi. Daha fazla bu saçmalığa tahammül edemedim. Narin artık umrumda değildi. Kiminle düşüp kalktığını öğrenmek ve hesabını kapatmak istiyordum. "Narin'in durumu ne olursa olsun," dedim sert bir şekilde, "Söz verdiğim gibi önümüzdeki ay nişan olacak." Bülent lafı açtığına pişman olmuş gibi geveleyince, "İtiraz ederseniz vazgeçerim," diye lafı ağzına tıktım. Hepsi şaşkınlıkla bana bakarken içlerinden sıyrılıp dışarı çıktım. O küçük yalancıyı saatlerdir depoya kilitlemiştim. Gidip ne halde olduğuna bakacak, her şeyi öğrenecektim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE