1 Ocak 2022 İzmir
Ellerimi sıkıca tutan eller beni güvende hissettiriyordu. Hayatım boyunca, asla sevilmeyeceğimin kanaatine varırken öyle olmadı. Beni seven biri çıktı, sonunda bana değer veren bir kul karşıma çıktı.
"Bebeğim benim." diye mırıldandı saçlarımı okşarken.
"Seni seviyorum." dedim içimdeki duyguları gizlemeyerek. "Evleneceğiz değil mi?" diye sorduğumda bir kaç saniye boyunca ses çıkarmadı.
"Tabi evleneceğiz kızım, ben seni hiç bırakır mıyım?" dedi kulağıma mırıldanarak. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atarken, artık her şeyden emindim. O beni seviyordu, ben onu seviyordum, biz evlenip aile olacaktık.
İki gündür sevdiğimin evinde kalıyordum, annem biliyordu. Evleneceğimizi söylemiştim anneme, her şeyden haberdardı. O'da içten içe mutlu oluyordu, benim mutlu olduğumu gördükçe her saniye daha da seviniyordu. Aslında burada kalmamı pek istemiyordu ancak kıramadı beni.
"Mahperi..." diye mırıldayan Berat'ın elini sıkıca tuttum. "Efendim?" dediğimde boynuma yavaşça burnunu sürttü. Vücuduma dalgalanan ılık bir heyecanla titredim, sertçe yutkunup nefesimi yavaşça üfledim.
"Sana hayatının en güzel duygusunu yaşatmamı ister misin?" dediğinde anlamayarak kaşlarımı çattım. "O ne demek?" dediğimde tekrar boynumda hissettiğim dudaklarla, kendimi tutamadım.
"Kendini bana teslim et." dedi sakince. "Nasıl?" diye tekrarladım.
"Sadece bana bırak." dediğinde başımı sallayarak ona onay verdim. Üzerime çıktığını hissettiğimde yutkundum, bir yanım korkarken bir yanımda deli gibi onu hissetmek istiyordu.
Dudakları boynumda kıvılcımlar bırakırken, ellerimi yavaşça Berat'ın boynuna sardım. Dudakları boynumu ele geçirmişken, üzerimdeki tişört ve pantolonu çıkartmıştı. Utançla omuzlarına tırnaklarımı geçirdim, dudaklarım aldığım hazdan titrerken üzerimdeki son kalan parçaları da çıkartmıştı.
Kadınlığımda hissettiğim organla yutkunup gözlerimi kapattım. "Acıyacak mı?" diye sorduğumda alt dudağımı ısırıyordum. "Biraz, sonra zevkini hissedeceksin." diye yanıtladıktan sonra erkekliğini önce yavaş sonrasında sertçe içime itmesiyle atacağım çığlığı anlamış gibi dudaklarıma yapıştı.
Çığlığım dudaklarında kaybolurken, içimde bir kaç kez hareket etti sonrasında ise ılık sıvısını bırakarak geri çekildi.Yaşadığım acıyla dudaklarım lal olmuş gibi, suskunlaşmış nefes alış verişimi düzene sokmaya çalışıyordum. Açıkçası acıdan başka hiç bir şey hissetmedim.
Bir saat boyunca yattığımız yataktan beni kaldırdı, beni kucağında taşırken nereye götürdüğünü merak ediyordum. "Nereye götürüyorsun beni?" dediğimde güldüğünü hissettim.
"Banyoya. Duş aldıracağım sana." dediğinde gülümseyip başımı utançla omzuna yasladım. Çıplak olduğumun farkına varırken, içimdeki utanç duygusu gittikçe tutuşuyordu. Yanaklarım ve dudaklarım yanmaya başladı. "Evlendiğimizde de bana hep böyle mi bakacaksın?"
"Bakacağım tabi, karım olacaksın." emin bir şekilde konuştu.
"Ama... Ben böyle utanıyorum, sen bana bakmak zorunda değilsin ki."
Vücudumun soğuk zeminle buluşmasıyla titredim, suyu açıp beklemeye başladı. "Çok güzelsin, çok..." diye mırıldandı. Dudaklarım kıvrılırken, yaşadığım duygularla başımı eğdim.
Gözlerimi bahane etmiyor, her zaman yanımda oluyordu. Bana destek oluyordu ve ben bu durumdan oldukça memnundum. Su dolmaya başladığında bulunduğum yerin küvet olduğunu anlayaraktan sırtımı yasladım. Sıcak su ağrıyan kasıklarıma iyi geldikçe mayışıyordum.
Beni bir bebek gibi yıkamasına izin verirken elleri kasıklarıma hem masaj yapıyor hem de bacak aramı temizliyordu. Beni yıkayıp havluyla kuruladıktan sonra kıyafetlerimi giydirdi.
"Seni eve bırakmamı ister misin Mahperi?" dediğinde dudaklarımı büzdüm.
"Ama ben seninle vakit geçirmek istiyorum." diyerek ona sarıldım.
"Biliyorum canım, ama dinlenmen gerek." dedi sakince. "Biraz ağrın olabilir."
"Peki madem, iki gün sonra beni tekrar almaya gelirsin değil mi?"
"Gelirim."
Elimi tuttuğunda kalbim az önce olanlar sayesinde hızlı hızlı atıyordu. Ayakkabılarımı giymemde yardımcı olup, arabasına yerleştirdi. Emniyet kemerimi takıp, onu yan koltukta hissetmemle kendimi koltuğa yasladım.
Zaten evlerimiz çok uzak değildi ancak ben görmediğim için yürümeme izin vermiyordu. Kendisi beni arabayla bırakıp alıyordu, böylece kolayca buluşabiliyorduk. Telefonum vardı ancak sadece birbirimizi arıyorduk, mesaj yazamıyordum.
Araba durduğunda geldiğimizi anladım. Arabadan çıkmama yardımcı olarak beni kapının önüne kadar götürdüZ "Gerisi sende bebeğim, ben şimdi gidiyorum kendine dikkat et." dudaklarımda hissettiğim dudaklarla gülümsedim.
"Seni seviyorum, sende kendine dikkat et. Akşam ararsın, görüşürüz." dediğimde bir cevap alamadım, araba sesiyle yüzüm düşerken dediklerimi duymamış olmasına üzülmüştüm. Kapıya elimdeki bastonla vururken kapı sesi saniyesinde kulaklarımı doldurdu.
"Geldin mi kızım?" diyen annem koluma girmiş bana destek olmuştu. "Geldim anne." diye mırıldandım.
Ayakkabılarımı çıkartmamda yardımcı olduğunda, yutkundum. Bu yaşta hala onlara muhtaç olmak epey zor olduğu kadarda utanç vericiydi. "Aç mısın?"
"Hayır anne. Beni odama götürür müsün? Uyumak istiyorum."
"Tabi, gel bakalım menekşem." diyerek koluma girdi. Onun yönelmesiyle bende yürüyordum, beni yatağa oturttuktan sonra üzerime pijamalarımı giydirdi. "Senin neden yüzün düşük? Bir şey mi oldu aranızda?" diye sordu annem.
"Yok anneciğim, ne olacak? Sadece yorgunum." dedim bir şey belli etmemeye çalışarak.
"Tamam Mahperi'm. Sen dinlen, akşam yemek yeriz." dedi. Odamdan çıktığını kapıyı kapatmasıyla anladım.
Kendimi yatağa halsizce bırakırken, birde kalbimde hissettiğim duygular çok naifti. Uzun süredir ilk defa böylesine hissediyordum, üstelik mutluydum hem daha ne isteyebilirdim ki? Hayatımda bir adam vardı, beni seviyordu. Ben ve o çok mutluyduk.
♠️
Haftalardır telefon bekliyordum. Berat'ın beni gittiği günden beri aramaması içimde boşluk duygusu yaratırken korkum git gide artıyordu. Bunlar yetmezmiş gibi mide bulantılarım beni daha çok strese sokuyordu.
"Hey Siri, Beratı ara." dedim telefona.
"Berat aranıyor." kalp atışlarım artmaya başladı, parmak uçlarıma kadar titriyordum. Telefon bir kaç kez çaldıktan sonra açıldığında yutkundum.
"Alo Berat?" dedim titreyen sesimle.
"Ne var?" katı çıkan sesiyle, bozguna uğradım.
"Neden haftalardır aramıyorsun? Bir sorun yok değil mi sevgilim? Çok özledim, ne zaman buluşacağız?" derince yutkundum.
"Bir sorun var." Dediği anda gözlerimi anlamsızca kırpıştırdım. "Ne sorunu?" diye fısıldadım.
"Sorun şu ki, ben seni istemiyorum Mahperi." demesiyle kalbim sanki bir anlığına atmayı durdurdu, gözlerim yavaştan dolmaya başladı.
"Ne demek istiyorsun sen Berat? Kendine gel Allah aşkına." titrek sesimi düzeltmeye çalıştım, olmadı yapamadım.
"Ben kendimdeyim Mahperi. Beni duydun, seni istemiyorum. Ben başkasıyla evleneceğim, seninle değil."
"Berat... Ne dediğinin farkında mısın sen?! Bana o kadar söz vermiştin, evleneceğiz demiştin. Seni seviyorum dedin bana, şimdi ne diyorsun sen berat?!" sesimi yükseltirken, hâlâ kendimi durduruyordum. Hayır, şimdi ağlamak istemiyordum.
"Ne duyduysan o Mahperi. Hâlâ anlamadın mı? Seni sevmiyorum, seninle evlenmeyeceğim sen benim için hevestin, geçiciydin. Şimdi geçti gitti, hevesimde bitti. Beni daha fazla rahatsız etme, sen yoluna bak ben yoluma bakayım." her yutkunmaya çalıştığımda, boğazımdaki yumru buna engel oluyordu.
"Berat saçmalama, bak ne dediğinin farkında değilsin. Sen kafayı yem-"
"Mahperi! Senin gibi bir körle evlenmeyeceğim, ben seni kullandım attım! Bir çöpten farklı değilsin artık benim için. Ben sana layık değilim, sen bana layık değilsin. Davul bile dengi dengine anlamıyor musun?" dizlerimin üzerine düştüm, donuklaştım.
"Aşağılık herif!" diye çemkirdim. "Adi pisliğin önünde gidenisin, ben sana inandım! Allah kahretsin ben sana inandım, sana tüm duygularımı verdim ben! Ben... Ben kendimi sana teslim ettim." yaşadığımız o günü tekrar hatırladım, sanki her şeyi yeni algılar gibi parmaklarım dudaklarımın üzerinde durdu. Ağlamaktan dolayı acıyan gözlerimden, damlalar akmaya devam ediyordu. En sonunda ise ona karşı öfkemi, zehirimi kustum. "Sözünden dönen orospu çocuğu demiştin değil mi? Orospu çocuğu seni." diyerek telefonu bir köşeye fırlattım.
Sinirden vücudum zangır zangır titrerken acıyla çığlık attım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, üzerimdeki kıyafetleri çekiştiriyordum.
'senin gibi bir körle evlenmeyeceğim.'
Ciğerlerim acıyla kavrulup tutuşuyordu, Berat'ın her dediği cümle kalbime ok darbesi gibi saplanmış, yara izini bırakmıştı. Binlerce defa körlüğüme lanetler okudum, sözde evlenecektik biz.
Evlenecektik.
Ben onunla hayaller kurarken, meğersem o başkasıyla hayaller kurmuş. Ben onunla kurduğum hayalleri gerçekleştirmek için çabalarken, o ise bana söylediği her şeyi başkasıyla gerçekleştirecekti. ''Ben kör değilim! ÇokBen iyileşeceğim!'' diye bağırdım öfkeyle.
Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan aşağı süzülürken yaşadığım acıyı ve zorluğu bedenim kaldırmıyordu.
''Mahperi! Dur kızım, kalk yerden ne yapıyorsun sen? Ne oldu kızım? Dur yalvarırım yapma!'' annemin sesi kulaklarımı doldurdu.
''O beni terk etti anne! O beni yarı yolda bıraktı, körüm diye beni sevmedi annem. Anne benim ne suçum vardı; ne günahım vardı da, ben böyle sınanıyorum anne? Anne ben ne zaman aydınlığa kavuşacağım, ne zaman senin o güzel yüzünü göreceğim? Ne zaman hasret kaldığım o güneşe bakabileceğim, ne zaman aynadan kendime bakabileceğim söylesene anne! Susma, söyle.'' tüm bağırtılarım kulak tırmalıyordu.
''Menekşem, dur ne olursun. Yapma, zarar veriyorsun böyle kendine.'' dedi annem. Beni göğsüne bastırdığında hıçkırarak ağlamayı sürdürüyordum. ''Gel, kalk elini yüzünü yıkayalım.'' dedi şefkat dolu sesiyle. Beni yerden kaldırdığında hâlâ ağlamaya devam ediyordum, koluma girip beni banyoya götürdüğünde dudaklarım titriyordu.
''Görmek istiyorum artık, karanlığa mahkum yaşamak istemiyorum. Bıktım artık, böyle yaşamaktan bıktım! Baksana, siz olmadan ben bir hiçim. Ya! önümü göremiyorum ben, daha önümü göremiyorum!'' dedim boğuk çıkan sesimle. ''Ben kendimi göremeyip sevemezken, neden bir başkası beni sevsin ki?'' diye sordum anneme.
''Öyle deme benim menekşem, öyle deme. O şerefsize ben göstereceğim gününü, benim kızımı kimse üzemez! Onun evini başına yıkacağım, seni bu hale getirdi ya bak gör! Nasıl ağzına sıçacağım onun. İt herif!" diye sinirle homurdandı annem.
Nefesim tıkanır gibi olurken, annemin beni sıkı tutmasıyla onun sesleri git gide boğuklaşıyordu.
♠️
''Kızımın neyi var doktor?'' annemin sesiyle kendime gelirken, onları dinlemek için gözlerimi açmamıştım. Son olanları hatırlamıyordum, sanırım yaşadıklarım ağır gelmiş, kısa bir baygınlık geçirmişimdir diye geçirdim içimden.
''Zümre hanım, kızınız üç haftalık hamile.'' duyduğum yanıt yüzünden bir kaç saniye boyunca ne olduğunu algılayamadı zihnim. Bedenimi bir anda korku esir aldı, tüm vücudum uyuşarak titremeye başlamıştı, hamileydim. Berattan hamileydim. Hayır! Böyle bir şey olamazdı, olmamalıydı.
''Ne diyorsun sen doktor?! Ne hamileliğinden bahsediyorsun sen? Yanlış test sonucudur, karışmıştır! Benim kızımın hamile olması imkansız.'' babamın sesi kulaklarımı doldurduğunda, korkum daha fazla artmaya başladı. Yattığım yerden çarşafı sıkarken, utançtan gözlerimi açmayı istemiyordum.
''Halil bey, kızınızın kan testinde üç haftalık hamile olduğu görüldü. Yanlış yada testin karışmış olması imkansız. Geçmiş olsun ayrıca hayırlı olsun."
Gözlerim korkuyla açılırken ''A-anne.'' diyerek yutkundum. Panikten dolayı tüm vücudum yandı tutuştu, kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bir an tekrar bayılacağımı sandım. Bastıramıyordum, bu kadar hızlı atmasını durduramıyordum. Kalp krizi geçirecek raddedeydim. Beni sevmeyen bir adamın bebeğini taşıyordum içimde.
Daha terk edilmeyi hazmedemezken birde bebek ortaya çıkmıştı. ''Anne hah? Ne annesi lan ne annesi?! Kimden bu bebek, kimden peydahladın?'' diye kükreyen babama karşı bir şey diyemedim.
''Baba açıklayabilir-'' derken sözümü kesip daha çok bağırmaya başladı.
''Neyini açıklayacaksın, bu bebeğin nasıl ortaya çıktığını mı açıklayacaksın? Yüzümüzü kararttın, bizi rezil ettin. Ulan sen kör halinle daha önünü bile göremezken, bu çocuğu nasıl yaptın?!''
''Halil yeter! Bağırıp durma kıza, hesap sorulacak birisi varsa Mahperi değildir. O berat olacak ittir, benim kızımı kandırıp ortada bırakmış. Sende bir baba olarak kızını korumalısın, ondan hesap soracak birisi varsa eğer o'da Allahtır!" annem araya girdi, beni korumak için babama karşı geldi.
''Zümre sen karışma.''
''Ne demek karışmam?! O senin kızınsa benimde kızım, ona bu kadar yüklenemezsin! Tamam yaptığı hatayı savunmuyorum fakat dediklerine dikkat edesin bey, ayıptır ayıp! Sen kızına nasıl bunları söyleyebilirsin?! Bu hatayı tek başına yapmadı bilesin, bu hatayı yaparken yanında bir kişi daha vardı ha onuda bilesin! Dediğim gibi hesap sorulacak birisi varsa o Berat itidir. Mahperi değildir, şimdi bağırıp gürlemeyi kes. O senin öz kızın, ha üvey kızın olsa dahi bağıramazsın!" Annemin sesi her ne kadar çatallı çıksa bile, dik durmak için var gücüyle savaşıyordu.
''Anne, ne olmuş kardeşime?'' abimin sesini duyduğumda artık tutamadım kendimi. Hıçkırarak ağlamaya başladım, utançtan yerin dibine girmek istiyordum. Olayların buraya kadar geleceğini düşünemeyerek bir hata yapmış şimdide o hatanın bedelini ağır ödüyordum. ''Oğul, kız kardeşin hamile.''
''Ne?'' abimin şaşıran sesiyle çarşafı yüzüme kadar çektim.
"Gidin buradan." diye fısıldadım. "Lütfen gidin, çok utanıyorum. Yalvarırım gidin, bana acı çektirmeyin."
''Duydun işte oğlum, Berat iti kız kardeşini kandırmış. Evleneceğiz demiş, karım yapacağım seni demiş. Sende üstüne gitmeyesin zaten perişan oldu baban yüzünden.'' dedi annem.
''Ne haliniz varsa görün!'' diyen babamın sesi kesilmişti. Kapının sertçe çarpmasıyla gittiğini anlayarak daha çok ağlamaya başladım. ''Tamam anne, ben kız kardeşimle konuşacağım merak etme.'' dedi abim. Yanımda hissettiğim varlığıyla kendimden iğrenmeye başladım, özelliklede abime karşı utanç duyuyordum.
''Mahperi'm, benim güzelim. Çıkar bakayım başını o çarşaftan, göster bana o güzel yüzünü.'' dedi abim.
''Gö-göstermeyeceğim.'' diye mızmızlandım. Hıçkırmam, konuşmama engel oluyordu.
''Benim güzel kardeşim, gel konuşacağız sadece. Ben seni kırmaya dökmeye, üzmeye sövmeye gelmedim.'' dediğinde başımı çarşaftan çıkarmıştım.
''Anne burada mısın?'' dedim hıçkırırken. ''Buradayım güzel kızım.'' dedi elimi tutarken.
''Özür dilerim, özür dilerim. Başınızı eğdim, utanma sebebiniz oldum, yüzünüzü kara çıkarttım. Önce körlüğümle, sonra bu bebekle başınızı yaktım. Böyle olsun istemezdim,çok utanıyorum.'' dedim burnumu çekerken.
''Mahperi, böyle konuşma. Sen utanılacak bir şey yapmadın, sen değil o it herif utansın asıl.'' annem hiç yargılamadan şefkatle konuşuyordu bana karşı.
''Aldıralım mı bebeği? Sonra, sonra belki başka bir yere giderim anne. Bu bebeği istemiyorsanız eğer aldıralım.'' dedim içim yanarken. Bu sefer konuşan annem değil abimdi.
''Mahperi, saçma saçma konuşma. Bak güzel kardeşim, canımdan bir parçam. Bak; sen benim her şeyimsin, minik kızım sayılırsın, bana abilikten sonra yeri geldi babalığı öğrettin. Benim çocukluğum seninle, senin çocukluğun benimle geçti. Sen utanılacak bir şey yapmadın, her şeyi o orospu çocuğu yaptı. Sen hiç bir zaman bizim yüzümüzü karartmadın, bizi rezil etmedin. Hem...'' dedi abim, elini karnımda hissettim.
''bebeği aldırırsan bu acıyı kaldırabilecek misin Mahperi? Bu vicdan azabını sırtında taşıyabilecek misin? Allah’ın verdiği canı almaktan bahsediyorsun, yapabilecek misin bunu? İyice düşün taşın, kararını ver. Bebek aldırmak o kadar kolay değil kardeşim.”
''Abi, ben daha önümü göremiyorum. Bu bebeğe nasıl bakacağım?''
''Bak...'' dedi abim uzun süre sessizlik oldu. ''Her zaman diyorsun ki, karanlığa mahkum oldum. Aydınlığa kavuşmak istiyorum, belki de bu evlat senin aydınlığa kavuşman için bir işarettir? Belki hemen aydınlığa kavuşamazsın ama bu minik karanlığına mum yakar. Bak babam istediği kadar bağırsın dursun. Eğer sen bu bebeği doğurmak istersen ben senin arkandayım, annem arkanda. Seni buradan göndeririz, ben sana destek çıkarım. Kimse sana karışamaz.” dedi abim.
Ellerimle abimin tam olarak nerede olduğunu çözdükten sonra önce ellerimi omuzların koydum sonraysa sıkı sıkı tutundum. ''Abim... İyi ki varsın, iyi ki senin gibi düşünceli abiye sahibim.''
''Güzel kardeşim benim...''